Mavi Tüy

1)      Kutsal indiana topraklarında doğmuş, Fort Wayne’in doğusundaki mistik tepelerde yetişmiş bir usta gelmişti yeryüzüne.

2)      Usta dünyayı indiana’nin okullarında ve yetişkinliğinde de otomobil tamirciliği mesleğinde öğrendi.

3)      Ancak Usta başka ülkelerden başka okullardan ve yasadığı başka yaşamlardan da çok şey öğrenmişti. Bunları hatırladı ve hatırlayınca da, akıllı ve güçlü oldu, diğerleri onun gücünü gördüler ve kendisine akıl danışmaya geldiler.

4)      Usta kendine de bütün insanlığa da yardımcı olacak güce sahip olduğuna inanıyordu ve buna inandığı için bu kendisi için geçerli oluyordu. Diğerleri onun gücünü gördüler ve dertlerinden ve hastalıklarından kurtulmak için ona geldiler.

5)      Usta her insanın kendini Tanrı’nın oğlu olarak görmesinin doğru olduğuna inanıyordu ve buna inandığı için de öyleydi. Çalıştığı garajlar, atölyeler onun bilgeliğini, onun elinin temasını arayanlarla , dışarıdaki sokaklar sadece o geçerken gölgesinin üstüne düşmesini ve böylece yaşamlarının değişmesini isteyenlerle doldu.

6)      Kalabalıklar yüzünden ustabaşılar ve dükkan sahipleri onun da Devamını oku “Mavi Tüy” →

Eski Çağ Büyücüleri

Dj’nin CC’ye öğretmekte olduğu her şey eski çağ büyücüleri olarak andığı kişiler tarafından tasarlanmış ve gerçekleştirilmiş.

Eski çağ büyücülerinin en büyük başarıları;  uygulamaya dönüklük ve somutluğu vurgulayarak büyücülük yapıları kurmak olmuş. Çağdaş büyücüler ise aksine sağlıklı zihinleri ve gerekli gördüklerinde büyücülüğün akışını düzeltebilecek yetenekleriyle ünlenmiş kişiler…

Rüya görme öncülleri Eski çağ büyücülerince kendiliğinde tasarlanıp geliştirilmiş olup Rüya görmeyi açıklamanın ve anlamanın anahtarıymışlar.

Somutluk Nedir? Büyücülüğün uygulamaya dönük yanı. “Zihnin uygulamalar ve tekniklere saplantı derecesinde kilitlenmesi, insanlar üzerinde bırakılan yersiz etki.”

Soyut Nedir? Özgürlük arayışı. İnsanoğlunun elinden geldiğince her şeyi saplantısızca algılama özgürlüğü.

Günümüz büyücüleri için geçmişin değeri yok mudur?

Elbette değeri var. Sevmediğimiz, o geçmişin tarzı. Kişisel olarak ben, düşüncenin enginliğinden hoşlanırım, zihnin karanlık ve sapkın oluşundan tiksinirim. Ne olursa olsun bugün bildiğimiz ve yaptığımız her şeyi ilk keşfeden ve yapan onlar. Eski Çağ Büyücülerinin en önemli hünerleri nesnelerin erkesel özünü algılamak. (temel öncül)

Günümüzde büyücüler yaşam boyu Devamını oku “Eski Çağ Büyücüleri” →

Zümrüdü Anka kuşu

İbranca “Anak”, uzun boyunlu dev, gerdanlık takmak, boğmaktan. Mitolojik bir dağ olan Kafdağı’nda yaşadığına inanılan mitolojik bir kuş.

Batı’ da M. Ö. V. yy’ dan itibaren mitolojik anlatımları başlayan Anka kuşu Hıristiyanlıkta yeniden dirilmenın sembollerınden biri olarak görülmüştür. Araplar arasında Anka hikayesi Semender ile karıştırılır. Semender de bazen kuş olarak tasvir edilir. Çin mitolojilerinde dans ve müzığın icadıyla ilgili bir kuş olarak tasvir edilir. İran mitolojisinde Simurg’un yeri Kafdağıdır. Hem ruhun ölmezliğinin hemde yeni yılın simgesi olarakda düşünülür.

Kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesiymiş… Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe, onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelmişler. Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri varmış. Amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmekmiş.

Hüthüt söze başlamış ve Hz.Süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların Simurg adında bir padişahları olduğunu söylemiş. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatmış. Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşmüşler.

Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan kafdağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekiyormuş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Zamanla yorulup, düşenler ve hastalananlar olmuş. Hepsi de, Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varıp “kendilerince geçerli çeşit çeşit mazeretler söylemeye” başlamışlar.

Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan, o güzelim tüylerini bahane etmiş –oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış-;

Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

Baykuş yıkıntılarını özlemiş;

Balıkçıl kuş bataklığını;

Dudu kuşunun arzuladığı abıhayatmış;

Tavus kuşunun amacı cennet;

Kazın mazereti su;

Kekliğin aradığı mücevher;

Hümânın nefsi kibir ve gurur;

Doğanın sevdası mevki ve iktidar;

Üveykin ihtirası deniz;

Puhu kuşunun aradığı viranelerdeki defineymiş…

Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar vermiş. Simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatmış. Hüthüt şunları söylemiş:

Simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu?
Simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu?
Burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar görünür.
Simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir.
Kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatimiz kalmadı.
Onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil.
O, yüce lûtfuyla bir ayna icat etti.
O ayna gönüldür; gönüle bak da, onun yüzünü gönülde gör!

Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları anbean azalıyormuş. Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde Simurg’u aramak için yola koyulmuşlar.

VADİLER MERHALELER

1.Vadi İstek

2.Vadi Aşk

3.Vadi Marifet

4.Vadi İstigna

5.Vadi Vahdet

6.Vadi Hayret

7.Vadi Yokluk (Fenâ)

BEKÂ (Ebedilik)

Yedi vadiyi aşana kadar, kimi yorulduğu için çeşitli mazeretlerle kafileden ayrılmış, kimi ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolmuş, ya aç susuz can vermiş, ya yollarda kaybolmuş, ya denizlerde boğulmuş, ya yüce dağların tepesinde can vermiş, ya güneşten kavrulmuş, ya vahşi hayvanlara yem olmuş, ya ağır hastalıklarla geride kalmış, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılmış.

Kaf dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki, Simurg Anka, “otuz kuş” demekmiş. Onların hepsi de Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş .

30 kuş, anlar ki, aradıkları sultan, kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculukmuş.

Kuşlar Simurg, Simurg da kuşlarmış.

Görünen otuz kuş, Simurg’un kendileri olduğunu anlayınca; Artık ortada ne yolcu kalmış, ne yol, ne de kılavuz… Çünkü, hepsi BİR’miş.

Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır…

minelva

ah! Her şey bir kez olur yalnızca,
Bir kez olmalıdır kanımızca…”
—Bitmeyecek öykü-(uyulala)

…
Kapını kapat. Lütfen. Kilitle. Kontrol et. Kontrol et. Emin ol. Alınabilecek tüm tedbirleri al. Dua et. Uyu. U y u.
…

Sizi daha önce de gördüğüme yemin edebilirim. Varlığımdan duyduğum mide bulantısını hafifletiyor sesiniz. Sakinleşiyorum. Sakinleştiğimi düşünüyorum. Sakinleştiğime inanıyorum. s a k i n l e ş i y o r u m. vangelis, 1492. o n d ö r d ü n c ü y a ş. M a y ı s ı n o n d o k u z u. Hayır bu benim doğum günüm değil. B ü y ü k b i r a l a n d a t o p l a n ı y o r u z. O k u l ç a ğ l a r ı m ı z d a. Y ü z l e r c e y i z.
Yüzlerce el
Yüzlerce kol
Yüzlerce ayak
Yüzlerce bacak
A y n ı a n d a ö ğ r e t i l e n i s t i k a m e t t e s a l ı n ı y o r u z.
Yüzlerce baş
Yüzlerce göz
Yüzlerce düşünce
A y n ı a n d a i z l i y o r b i z i ö ğ r e t i l e n i s t i k a m e t t e.
Ellerimizde uzun mavi kurdeleler var. En çok bunları seviyoruz. Biz nereye kurdeleler arkamızda. Rüzgârda salınıyorlar. Ya da rüzgârımızda. Tiril tiril ışıl ışıl, öğle güneşinde. Sinirlerimizi yoran. Canımızı yakan. Görüşümüzü sınırlayıp terleten. Çok ama çok susatan öğle güneşinde katil olmak yerine dans ediyoruz. Bir yerlerde bir kıtanın sonsuza dek unutulmasının keşfedilmesinden daha iyi olacağını bilmeyen adamlar, tacirler ilerliyor mavi bir göğün altında tiril tiril ışıl ışıl öğle güneşinde…

—bu kokuyu daha önce duymuş muydun diye sordum.
—sanmıyorum.
—Aslına bakarsan ben de öyle düşünmüştüm. Çok nadide bir baharat.

K o k l u y o r u m. D e ğ i ş i y o r k o k u. B e n d u y m a d a n ö n c e k i d e ğ i l a r t ı k. P e k i d u y d u ğ u m mu. Koklamayabilirdim.

—tadına bakmalısın.
—h a y ı r.

Tırnaklarımı yememek için kendime söz vermediğim için yiyor olmaktan rahatsızlık duymuyorum. bu size mide bulandırıcı gelebilir. yine bu yeterli temizlik( siz hijyen diyorsunuz buna) alışkanlıkları edinememişim gibi görünebilir size. Birincisi ben ellerimi çok sık yıkarım tabi bu yeterli değil sizin için ama ben de kokunuzdan nefret ediyorum midemi bulandırıyorsunuz. Bunları söylüyor muyum size. Tabi ki hayır. Zarafetin doruklarında mütemadiyen mütebbessim incelikli davranışlar gösteriyoruz birbirimize. N e k a d a r da g ü z e l i z. Tıpkı b i r b i r i m i z i z.

Daha önce de buradaydım ama sanırım o zaman şurada başka bir ev vardı.
Duvarları kırmızı
Perdeleri mavi
Perdeleri mor
Perdelerin ardındakiler mavi
Perdelerin ardındakilerin sanıyorum iki kişiydiler ellerindeki içecekler kırmızı.

B u s e r i n l i ğ i s e v i y o r u m. H e n ü z s a b a h o l m a y a n s e r i n l i ğ i. Ç o k k ü ç ü k t ü m. B ö y l e s e r in bir gece yıldız vardı çok gökyüzü siyah yakın ve yaldızdandı. Toprak bir yolu adımlıyordum. Başım göğe değecek sanmıştım. Sonra hiç öyle bir gökyüzü g ö r d ü ğ ü m ü h a t ı r l a m ı y o r u m.

Bu saatte uyuyor olmalısın.hatta rüya bile görmelisin.ne şimdi bu.uyuyamıyorum filan.bitki çayı iç, ılık süt iç bir şeyleri say, serin, derin ve dingin, huzurlu bir yer düşün, üzülme ararım tabi hangisini içeceğinden eminsin di mi sonra merak ederim bak.en iyisi sütle iç sen yine de hem miden de zarar görmez di mi bir de yüzünü yıka diycem ama iyice dağılacak uykun saati kurma çok kötü oluyor insan sabah sabah.tamam.bence sen yine say.iyi geceler…………

K u s u y o r u m a ğ z ı m d a n y e ş i l b i r s ı v ı y l a akı yor zi h n i m.k u s t u m s a nı r ım y ine kusucam nefesimi tu tuyorum.sayıyorum……

Mavi kurdeleler….
Ne güzel salınıyoruz.
Bizi bu halimizle kelebekten ayıran pek az şey.
Adımlarımızı. Dönüşlerimizi saymak zorundayız
Hata yapmamak için.
Yüzlercesi içinde
U N U T U Y O R U M . K a r ı ş t ı r ı y o r u m h an g i s e s h a n g i s a y ı y d ı. Korkunç ve korkunç g ü l ü n ç b i r his. d u r u y or u m. K ı s a b i r a n. K ı s a cık b ir a n kurdelelerin arasında kalıyorum inanılmaz güzel ve bu halimle beni kozadaki böcekten ayıran pek az şey…

Ilık suyla günde en az iki kez bir pamuk yardımıyla yapacağınız pansuman yaraya iyi gelecektir.

Hangi yaraya
Pek çok yaraya
Ilık su.

Parmaklarımın arasındaki pamuğu sıkıp suyun neredeyse yere damlamadan buhar oluşunu izliyorum.gazlı bez kokuyor ve üstelik bu midemi bulandırıyor.

A s f a l t t a u p u z u n k o ş u y o r u m . U ç u r t m a u ç u r a c a ğ ı z a b l a m ı z l a..

Rüzgâr yok ki.

B e n i m d i z l e r i m k a n ı y o r.

Küçük kız.küçük kız. Ne aptallık. Rüzgâr yok ki. D i z l e ri m kanıyor çok. Eve götürüyorlar.uçurtma önde gidiyor. Kuyruğu yerde….

Karanlığı ellerimle yokluyorum. Yerlerini bildiğim objeler yer değiştiriyor sanki.ilerliyorlar.

Sana o kadar çok kızgınım ki diyor minelva bir daha asla sorularına cevap vermeyeceğim.bir daha asla çağırdığında gelmeyeceğim.bana bir ölü muamelesi yapmanı izledim sessizce. Son bulur sanıyordum. Ama bak daha az önce kirpikdiplerimi boyadın.s i y a h a. Dudaklarıma çizgiler çizdin. Siyah. Sesimi kullanarak bağırdın bana ve kovdun beni.üstelik gelmeyebilirdim.acı çektiğini düşünmüştüm.

Saçlarımız uzuyor.saçlarımız uzuyor hızla.bir kadını diğerinden ayıran saçları,gözleri ve kokusudur diyorum saçlarına gidiyor elleri.

Çalıyor (telefon)
Cevap verilmiyor(telefona)
Fişi çekiliyor(telefonun)

Kaplanların kafeslerini de göreceğiz. Elimizde kağıt helva.korkarsak gizleniriz.korunuruz.gizli gizli bakarız.kafeslere çok yaklaşmayız.kızdırmayız öyleyse kaplanları.burayı seviyoruz.sonra renkli kuşlar var.göründükleri kadar uysal olmadıklarını biliyorum ben.ama zararı yok. K a f e s t e l e r.kağıt helva yiyoruz.

Bütün olanları geriye dönüp anlatacak olsaydım toprak kokusuyla başlardım.

H e y k e l i m i y a p m a k l a t e h d i t e d i y o r b en i…n e kadar gülünç. N e kadar saçma! Tanrım! Uğraşacak daha iyi işlerim var benim.ben minelva. Adımı söyleyerek gidebilirim. Ancak ben istediğim kadar olurum ve burada ölümünü seyretmek inan ki acıtmıyor bile….

Uzun mavi bir öğleden sonra yüksek dikdörtgen bir pencereden bakıp yağmur yağacak diyorum…

Çok ama çok dolu yağıyor.büyük bir fırtına ve dinmek bilmiyor.büyük dolular pencereye vuruyor.endişeli izliyoruz.annem çok hızlı bir el devinimiyle pencereyi açıyor.avucunda birkaç dolu tanesi.rüzgarla birlikte ıslanıyor sanki yüzüm.annem ablama birkaç tane dolu veriyor.i z l i y o r u m. Evin ilk kızına yedirilirse geçeceğine inanılıyormuş.sonra diniyor gök.bir tesadüf olsa gerek ama ben yine de büyüleniyorum.sonra bir daha hiç üçümüz dolu yağarken pencereden bakmıyoruz.

M i n e l v a. M i n e l v a. Gerçeküstü olan ,yaşamak diyorum.geçip gidiyor koridordan.yüzüme bile bakmıyor.

Bu yaraları seviyorum.kabukları kırmızıdan kahverengiye dönüyorken bir yarayı yeniden kanatmak için en uygun zamandır.sonrası geç olacaktır ve kuşkusuz kişiliğinize paralel alacağınız yaraların da izleri değişik şekillerde ve büyüklüklerde olacaktır.izler. izler hiçbir işe yaramaz.sanıldığı gibi öyle hatırlatıcı,acıtıcı kudrete de sahip değildirler.gerçek ve kudretli olan yaranın kendisidir.

Kabuğu önce hafifçe kaldırıyorum canım acıyor sonra net bir hamleyle çekip ayırıyorum ölü deriyi.yarı saydam koyu.bir süre duruyor elimde.bunu kendime ben yaptım.bekledim tenimin iyileşmesini.- O zaman ne yapıyormuşuz…daha dikkatli oynayıp öyle koşmuyormuşuz.sonra bak …..

Sesleniyorum.çınlıyor sesim kulaklarımda. Miiiinnnnnnnnnnneeeeeeel……

. Çok hızlı yürüyordum.benden daha hızlı yürüyen iki adam ölü bir kediye sesleniyor.ben sadece bir kez baktım. B e n s a d e c e b i r k e z b a k t ı m o n a d i y o r u m. Ne şimdi bu.komik mi. Ölü bir kediye sesleniyorsunuz.eğleniyormusunuz.

H a y ı r k o r k m u y o r u m…

Uzun.hiç bitmeyecek denli uzun bir öğleden sonra.sona eriyor.kurdeleleri alıyorlar bizden.bu kadar işte.bir seyirliktiniz.bir daha asla tekrarlanmayacaksınız.bunu bilmek garip.bunu bilmek başta incitici.bunu bilmek çok sonra huzur verici aslında.

Korktuğumu düşünüyor minelva.saçlarını kesiyorum.hiç ama hiç konuşmadan izliyor.soğuk sulara sokuyorum başını.bir i k i ü ç nefes b i r i k i ü ç ilaçlarımı içtim ilaçlarımı içtim.bitkiçaylarımı,ılık sütlerimi,içtim.saydım. s a y ı y o r u m.su soğuk.b ir i k i ü ç nefes b i r i k i ü ç gözleri minelvanın sanırım iki büyük hava kabarcığı artık.b i r i k i ü ç ..burada ölümünü b i r seyretmek inan i k i acıtmıyor bile.