Helal Olsun!

Geç kalınmış olsada, başlangıç hiçte fena değil.

Doğuya yatırıma süper teşvik geliyor
Fabrikayı kurana arazi ve enerji devletten..

Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) Toplantısında, öncelikle yeni yatırım teşvik sisteminin ele alındığı, ayrıca istihdamın artırılmasına yönelik önlemlerin de değerlendirildiği bildirildi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın makamından yapılan yazılı açıklamada, dünkü Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısına, kurul üyesi bakanlar Devlet Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün yanı sıra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ile ilgili kurumların üst düzey yöneticilerinin katıldığı bildirildi.

Toplantıda öncelikle yeni yatırım teşvik sisteminin ele alındığı belirtilen açıklamada, yeni yatırım teşvik sisteminin en temel unsurlarından olan bölgelerin ve desteklenecek büyük projelerin tespiti ile uygulanacak yardım yoğunluklarına ilişkin temel çerçevenin belirlenmesinde çok önemli ilerleme kaydedildiği ifade edildi.

Açıklamada, yeni teşvik sistemine ilişkin çalışmaların kısa süre içinde tamamlanmasının hedeflendiği kaydedildi.

Toplantıda, küresel krizin işgücü piyasasında ortaya çıkardığı olumsuz etkilerin sınırlandırılması ve istihdamın artırılmasına yönelik önlemlerin de değerlendirildiği belirtilirken, söz konusu önlemlerle ilgili gerekli mevzuat çalışmalarının önümüzdeki hafta başına kadar tamamlanması konusunda ilgili kurumların görevlendirildiği ifade edildi.

Medya kazası

Olayın kahramanları İETT Genel Müdürü ve bir süredir İstanbul’un altyapısına uygun olmayıp arıza yaptığı, yokuşlarda kaldığı için medyanın gündeminden bir türlü inemeyen metrobüsler.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tartışılan metrobüslerle ilgili topu taca atıp,“gereken açıklamayı üretici firmanın yapacağını” söylemişti.
Sonunda, Hollandalı firma Philelas şirketinin üç üst düzey temsilcisi 20 Mayıs Çarşamba günü Feriye Lokantası’nda basının karşısına çıktı.

Hayli gergin ortamda gelişen basın toplantısında, söylenenler kadar konuşmacılarınen ufak bir gülümseme belirtisi göstermeden konuşmaları da dikkatlerden kaçmadı.

20 adet Phileas metrobüs garajda tamir için beklerken, konuşmacılar, arızalarınİstanbulluların “balık istifi” binmelerinden kaynaklandığını iddia ediyorlardı.

Üç gün sonra bu kez İETT Genel Müdürü Mehmet Öztürk medyayı ikna edebilmek için onlarla birlikte Metrobüs turuna çıkmayı teklif ediyordu.

Nitekim çıkıldı da. 

Müdür beyin metrobüs “aklama” turu bir komediye dönüşüyor ve bu trajikomikhadise Pazar günkü gazetelere yansıyordu.

“Ha Brütüs ha Metrobüs”
“Metrobüste ‘fıkra’ gibi Aklama”
“Aldırma Müdür Aldırma”
“İETT Müdürü savunurken, metrobüs yine arıza yaptı”
“İETT Müdürü’ne metrobüs şoku”
“Genel Müdürle metrobüs turuna çıktık, rampada arızalı aracı bekledik

SONUÇ
Genel Müdürle metrobüs turuna çıkan gazeteciler, rampada aynı hattaki aynı model bir aracın arızalanması ile yolda kalıyorlardı.

Deneme turu öncesinde basın mensuplarına aldıkları metrobüslerin özelliklerini vegüzelliklerini ballandıra ballandıra anlatan Müdür bey, gazetecilerle çıktığı turda bir başka metrobüsün bu “hain” arızası karşısında şok oldu.

Durumu kurtarmaya çalıştıkça metrobüs kazasının fren izi daha da derinleşti…

Genel Müdür Mehmet Öztürk, “fıkra gibi” aklama çalışmasında, önce arızalanan diğer aracın başka bir marka olduğunu söyleyerek, gazetecileri ikna etmeye çabaladı.

Ardından, aynı marka olduğunu kabul etmek zorunda kalınca bu kez, “Arıza yok, yanlış düğmeye basılmış” diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. 

Genel Müdür sonunda  “Bu araçların kendisini yorduğunu ve bıktırdığını”söylerken, yepyeni bir projeyi de açıklayıverdi  medyaya.  İETT’nin yeni projesi,TUBİTAK ile birlikte çalıştıkları hidrojenli  yeni bir araba projesi  imiş.

Bu arada durak ise ana baba gününe dönmüş, kuyruklar almış başını gitmişti… 

Olup biteni görüntüleyen gazeteciler, haberlerini yazarken, Müdür beyin “Pişman değiliz, kaynak olsa yine alırız” sözlerini de metinlerine eklemeyi ihmal etmediler…

—————————————————–

Unutmayın… medya kazası can almaz… itibar alır…

TÜM YAZILAR için erişim adresi: www.medyafobi.com 

kararların zamansızlığı

Yaşlıca bir bayan evindeki koltuğunda oturup uzun uzun geçmiş hayatını gözden geçirip iç çekerken birden bir peri karşısına çıkıverir ve ona 3 dilekte bulunabileceğini söyler.

  • Hemen ””Peki”” der yaşlı kadın.

  • ””Çok Zengin olmak istiyorum””.

Peri bir el hareketiyle kadının koltuğunu som altına çevirir.

  • ””ikinci olarak”ta güzel ve genç bir prenses olmak istiyorum”” der.

Birden başında paha biçilemez bir tacı olan dünya güzeli bir prenses oluverir.

  • ””üçüncü ve son olarak ne istersin”” diye sorar peri.

O sırada yaşlı köpeği ağır bir şekilde kafasını kaldırır ve zayıf bir hırıltıyla “haaavv” sesi çıkartır.

Prenses çok sevdiği köpeğine bakar ve şöyle der;

  • ”Kopeğimi yakışıklı bir prense dönüştürebilirmisin?””.

Tam o anda, şimdi güzel bir prenses olan yaşlı kadının önünde dünyada hiç kimsenin görmediği kadar yakışıklı bir prense dönüşür yaşlı köpek.

Hemde hiç kimsenin hayal bile edemeyeceği kadar yakışıklıdır prens.Kadın ona büyük bir hayranlıkla bakar ve o anda ona aşık oluverir.
Prens ona doğru yaklaştığında kadının heyecandan dizleri titremeye başlar.Prens ona doğru eğilir ve dudakları neredeyse kadının kulağına değecek şekilde usulca şöyle fısıldar;

  • ””Eminim şimdi, zamanında beni hadım ettirdiği için çok pişmansındır””…

bize yanlış çeviriler mi veriliyor?

“Sarah Bernhardt öylesine büyük ünü olan, huşu uyandıran bir oyuncuydu ki, Kuzey Amerika’ya yaptığı turnelerde, tek kelime ingilizce bilmediği halde hiçbir temsilinde kesinlikle tek bir bilet bile kalmazdı. Oynadığı her oyunu, Shakespeare, Moliere, Marlowe ya da her neyse hep fransızca, yani birkaç tane 18. yy. Amerikalısı dışında kimsenin anlamadığı bir dilde oynardı. Tiyatroya gidenlere, ingilizce izleyebilmeleri için oyunun librettosu verilirdi. Evet, yer göstericilerin en azından bir kaç kez, yanlış librettoyu, yani sahnelenmekte olandan tümüyle farklı bir oyunun metnini verdikleri de olmuştu. Ama yine de, tüm söylentilerden öğrendiğimiz kadarıyla, onca büyük kalabalıklar içinde bir tek kişi bile çıkıp da bu konuda herhangi bir şey söylememiş ya da şikayette bulunmuş değildi. Üstelik hiçbir eleştirmen yazısında bu çelişkiden söz etmedi.

“Biz bugünün insanları yaşama bakıyor, ondan bir anlam çıkarmaya çalışıyoruz; genellikle, yabancı bir dilde anlatılıyor gibi gelen bir “gerçeği” gözlüyoruz – ama yanlış librettolar verilmiş hepimize. Metin olarak incil verilmiş bize. Ya da Talmud ya da Kuran. Bize verilen, Time dergisi ve Reader’s Digest, günlük gazeteler ve 18:00 haberleri; bize verilen, okul kitapları, gülünç komediler ve tahrif edilmiş tarihler; bize verilen psikolojik öğütler, kültler, seminerler, reklamlar, satış taktikleri ve üstatların, satılmış bilim adamlarının, eylemcilerin ve devlet başkanlarının saygın bildirileri. Ne yazık ki, bu çevirilerin hiçbiri, var olan gerçek tiyatroda olan bitene belli belirsiz benzemekten öteye gidemiyor ve çoğu da tehlikeli bir şekilde yanıltıcı. Olağanüstü karmaşık bir trajikomedinin iç içe girmiş entrikalarını, bir kabere ya da bir çocuk oyununun librettosuyla izleyip anlamaya çalışıyoruz. Ve birisinin çıkıp da yönetime bu konuda fırça çektiğini duydun mu?”

Tom Robbins – Sirius’tan Gelen Kurbağa

ne dersiniz? yanlış metinlerden mi takip ediyoruz yaşamı?

Rüzgar gülü

 Zahirden gelir kodu zehirden gelir pili

Düşün ki engel iken yelkeni

Hız verdirir, yol aldırır tekneye

Rüzgar deyip geçemem haza büyücü işi

Velakin yelkeni akledene ne demeli

Çekinik genler sekiz döl uyuyanlar

Şeker gibi tuz gibi eriyip karışanlar

Koku gibi ses gibi dağılıp kaynaşanlar

Törpü törpülendim, elendim de elendim

Bilemediysem de dişe gelir bişey

Yüreğimden dinlemeyi öğrendim.

Duygunun adını rüzgar koymuşlar

Bulamazsan onu, yerine zihin takmışlar

Pata pata pıtı pıtı pata pıta gider tekne

Olur rüzgarı olanlara şahane vesile

Bu motorun yakıtı hep gelir mi dersin

Ya bu yakıtın ilk sahibine ne dersin

Tıkılmış kalmış, katmanlı ata duyguları

fosil olmuş, yakıt olmuş çalıştırır motoru

yarıştadır hala girse de toprağa pekala

ümitsiz bu yarış, bırak kendini ver sıranı rüzgara

kendine acımanın adı alçak basınç alanı

kibirlenenlerin tadı yüksek basınç alanı

oldu mu sana rüzgarcık al gülüm ver gülüm

Ha döner de döner rengarenk rüzgar gülüm.

 

Sa

16.05.09 –Beylerbeyi