Boğaz Çalma

Yerel lehçelerde boğaz çalma, hollu, hada gibi adlar verilen edim, türkü söylemede sesin özel teknikle kullanılmasıdır ve yalnızca belli yörük aşiretlerinde görülür. toros dağları boyunca yaşayan aşiretler arasında yaygın olmakla birlikte başka aşiretler böyle birşey bilmediklerini belirtirler. boğaz çalmada iki ayrı teknik kullanılır. birincisinde, işaret ve orta parmaklar boğaza dik ve bitişik tutulur, vibrato istendiğinde hafifçe vurulur, ikinci teknikte, başparmak boğazın ön yüzüne ya da yanlara bastırılır (kimi zaman işaret ve orta parmaklar da öteki yana bastırılır) ve ezgide perde değişimi için aşağı-yukarı hareket ettirilir. güney anadolu’da yaşayan yörüklerde ikinci teknik daha yaygındır. birinci teknik ise ender görülmekle birlikte, bosna’da iki boğayı döğüştürmek için sığırtmaçların söylediği deleganje ezgileri ile benzerliği bakımından önem taşır.boğaz çalmanın bir başka önemli özelliği başlıca kadınlara özgü olması ve evlenme çağma kadar yapılmasıdır. cinsiyet sınırlamasına ilişkin tek istisna burdur’a bağlı aziziye köyünde yaşayan sarıkeçili’lerde görülmüştür. buradaki sarıkeçili’lerde hem oğlanlar hem de kızlar boğaz çalarlar.

Genelde boğaz çalma herkesin katıldığı müzik etkinliklerinde yer almaz, daha çok birbirinden uzak iki taraf arasında iletişimsel amaçlarla yapılır. bu, bir çadırdan ötekine mesaj gönderme olabilir, hatta çayırda hayvan otlatırken. bir kız çoban, uzaktaki bir erkek çobana ilgi duyması halinde. duygularını boğaz çalarak ifade edebilir. ayrıca oyun. yarışma, atışma gibi nedenlerle de çocuklar kendi aralarında boğaz havaları söylerler. ek olarak, antalya bölgesinde eskiden kınama ve taşlama içerikli sözleri olan boğaz havalarının bulunduğu da belirtilmiştir. ezgi adları genellikle sözlerde geçen yer ya da kişi adlarından alınır. her sözün ayrı bir ezgi ile söylenmesi zorunluluğu yoktur, bu nedenle aynı ezgiyle söylenen bir kaç parça farklı türküler olarak kabul edilir. cinsel bir çağrışım taşıması ve çocuklukla ilgili bir bağlamı olması nedeniyle genç kızların boğaz çalmayı evlenince bırakmaları beklenir, bu nedenle boğaz çalma çocuk ve gençlere özgü bir müzik türüdür. ancak çalgı çalan müzisyenler boğaz ezgilerini heryerde çalarlar, kimi zaman dans müziği havasına bile sokarlar. boğaz çalmanın kimi özellikleri aşiretten aşirete, hatta aynı aşirete bağlı değişik gruplar arasında bile değişir, bu farklılıkların bazısı aşiretler arasında kültürel farklar ile ilişkilidir.

boğaz havası için yer ya da aşirete göre değişen üç farklı terimin kullanıldığı anlaşılmaktadır. antalya, ısparta, denizli üçgeni arasında yaşayan karakoyunlu ve yeni osmanlı aşiretlerinde edim için “boğaz çalma”, tek tek parçalar için de “boğaz havası” terimi kullanılır. ancak aynı bölgede yaşayan sarıkeçililer’de, “türkünün eski adı” diye tanımladıkları “hada” terimi vardır. öte yandan. adana bölgesinde yaşayan karakoyunlular ve anamur akine köyündeki yörükler de “hollu” terimini kullanırlar.

Tınısal tasarım olarak boğaz çalma temelde kaval sesini taklit etmeye yöneliktir ve bu nedenle boğaz çalma terimi, ‘söyleme’ yerine ‘çalma’ kelimesini kullanarak edimin doğasını iyi betimler. konya’da yaşlı bir kadın çocukluğunda boğaz havası söyleyen bir gençkızın sesinin bir çobanın çaldığı kavaldan ayırdedilemez olduğunu anlatır. çoğunlukla gençkızların boğaz çaldığı gözönüne alınırsa, sonuç olarak bu edimin, çalgı çalmanın erkeklere özgü olduğu yerlerde, kadınların kaval çalanlara yanıt vermek için boğazlarını bir çalgı gibi kullanmaları olduğu söylenebilir.

bu cd’de olduğu gibi, bugün boğaz çalanların çoğunlukla yaşlı insanlar olması edimin artık bırakıldığını gösterir, bu da yörüklerde geçim uğraşlarının değişmesinin bir sonucu olarak görülebilir. pek çok yörük bugün geçimini hayvancılıktan başka alanlarda kazanmakta, hayvancılığı sürdürenler ise bu işi yaylaya çıkmak yerine besihanelerde yapmayı yeğlemektedir.”

 

-alıntıdır-

Kaynak bulunamamıştır, tanıyan haber verirse seviniriz.

Boğaz çalma’nın daha önce bahsettiğimiz “gırtlak müziği” ile de bir ilişkisi olabilir diye  sanmaktayım. Çünkü her ikisi de kuzey Asya’dan çıkıp dağılıyor dünyaya. Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1009

ISLAK ŞEHİR

sen aklıma düşünce,
yalnızlığın kapıları açılır yüreğimde,
kalabalıklarda yalnızlığımı,
yalnızlığımda kalabalıkları yaşatırım.
sen aklıma düşünce,
asırlık bir gramofonun
sessiz çığlıkları
bir tokat gibi çarpar yüzüme.
sen aklıma düşünce
yağmurlar yağar
düşlerimin çırpındığı bu şehirde,
soluklanmak için dururum
sarhoşluğundan sendelediğimde,
bir diken filizlenir
ayaklarımın bastığı yerde,
filiz ben olur ben filiz,
uzanıveririm ellerine
ah! yar…
öyle bir zamanki
ne gider ne de bekler.
ölüm rutubet kokan
unutulmuş bir kitaptır
beni seyir eyler,
anlamadım kimin lütfu,
zaman mı kimsesiz,
yoksa kimsesizlerin zamanı mı bu?
sen aklıma düşünce,
sevdan yaralı bir güvercindir
can verir ellerimde,
ve geç kalmışlığın
dayanılmaz acısı yüreğimde.
yeşerttiğin binbir baharla
buluşurum içimdeki sende,
o an tanrı bile basitleşir gözümde.

Kenan Şentürk

İÇİNDEKİ HAYVANI ÖLDÜR

Yeni bir fikir, yeni ve aynı zamanda genç bir fikre ihtiyacı olduğu besbelli yaşlı ve yorgun dünyanın ve insanlığın.

Bir şeyleri tamamiyle değiştirebilecek, akıllara yeni ufuklar açabilecek, fildişi kulelerden savunulmaya ihtiyaç duymayacak, yeryüzündeki tüm canlıların özlemle bekledikleri ve annelerin bebeklerini ilk kez kucaklamaları gibi zihinlerini ona açacakları yepyeni bir fikir.

Peki ama ne? Nasıl bir fikir? Hangi fikir dramatik olduğu kadar gülünçte olan bir oyunun oynandığı salondaki dünya insanını kaçamak uykusundan uyandırabilir?

İnsanın içindeki hayvanın, taleplerinin ardıarkası kesilmeyen, yedikçe daha fazla acıkan ve daha fazla isteyen hayvanın taleplerinin böyle akıl almaz boyutlara ulaştığı bir dönemi kayıt altına almışlar mıdır tarih yazıcıları bilemiyorum.

insanın, içindeki hayvana koşulsuz teslim olduğu, insanlığın rezillikler içinde yaşadığı, kepazelik ve rezalet krallıklarının kurulduğu, halefler çıkıp gelse; seleflerinin suratlarına hiç çekinmeden tükürecekleri bir çağın daha yaşandığına ve kayıt altına alındığına inanmıyorum. Ve şunu çok merak ediyorum: "İnsan ne zaman, doğduğu andaki saflığıyla birlikte ölecek?" Saflığını korumaya gereksinimi olmadan ve saflık utancın bir veçhesi görünümüne bürünmeden.

Evet, kesinlikle böyle bir fikir kurtarabilir ve bu fikir kurutabilir ancak insanlığın sürüklendiği bataklığı.

Nasıl ki maddenin yapıtaşı atom ise dünyanında yapıtaşı insandır. Atom değişime ihtiyaç duymadığı halde onu formundan koparıp değiştirerek ve dönüştürerek farklı formlara sokan insan, gelişmeye ihtiyaç duyduğu halde bunu gerçekleştirmekten aciz mi kalacak?

"Geleceğin dünyası isabetli bir yargıya bağlı" diyen Marshall'ı haksız çıkarmıştır tarih fakat insanlığın farklı açılımlara ihtiyaç duyduğu bir çağda, "Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur" diyen Einstein'ıda haksız çıkarmalıdır insanlık, yaşanılası bir dünya için aklından tüm önyargıları silerek ve dilendirilmekten dahi kaçınılan fikirlerin tomurcuklanmaları için bilincinin uçsuz bucaksız topraklarında uygun zemin yaratarak.

 Hiçbir şüpheye gerek kalmaksızın bu fikirdir yepyeni bir dünya yaratacak olan.

 İnsanın içindeki hayvanın vahşi taleplerini törpülemek, minimize etmek, onu kontrol altına almak ve gerekirse etkisiz hale getirmek.

Çok merak ediyorum, insan ne zaman doğduğu andaki saflığıyla birlikte ölecek?
                              Kenan Şentürk - 13.04.2009

Sen Kimsin?

Tanri ile bir konusma

Adamin biri öldükten sonra cennete girmek istemis.

Tanri ona gülerek bakmis ve söyle bir sohbete baslamislar.

“Sen kimsin?” diye sormus Tanri.

“Ben Markus Schmidt’im” diye yanit vermis adam.

“Ich senin ismini sormadim, sadece senin kim oldugunu sordum”, diye yanitlamis Tanri.

“Ben üc cocuk babasiyim” diye yanit vermis adam.

“Ben senin kac cocugun oldugunu sormadim, sadece kim oldugunu sordum” demis Tanri.

“Ben memurum” demis adam.
“Ben senin meslegini sormadim, sadece kim oldugunu sordum” demis Tanri.
“Bir seven adam, ailesine sadik kalan ve affeden biri.”

“Ben senin hangi özelliklerinin hosuna gittgini sormadim, sadece kim oldugunu sordum, demis Tanri.

Ondan sonra adam susmus.
Bir kac dakika suskunluktan sonra: “Sen busun” demis Tanri.

Alintidir, Almancadan tercüme ettim.

BAKALIM NE OLACAK

Bogazici’nin Karadeniz Bogazina yakin Anadolu yakasinda, deniz kiyisi ustunde bir cayevi… O cay evinin hemen butun musterileri, hep o semtin insanlari olduklarindan ve oraya sIk sIk geldiklerinden birbirlerini tanirlar. Cogu da emeklidir. Emekli olunca konusmalari dogal olarak gecim sIkintisi, pahalilik, surekli zamlar vb konular ustune oluyor.
O sabah da yine her zamanki gibi once ev dertlerinden baslayip ulkenin sorunlarindan konusmaya gectiler. Hukumet enflasyonu yuzde otuzda tutacagina soz vermisti, oysa yuzde sekseni buldu. Yuzde seksen, ha? Peki ne olacak? Almanya ya, Fransa’ya, Isvec’e isci gonderdik, yine yetmedi; ta Arabistan’lara, Avustralya’lara isci gonderdik, yine yetmedi. Simdi de Sovyetler Birligine isci gonderilecekmis. Gitmeye istekli isciler oyle yigilmislar ki, sira kapmak icin birbirlerini ezmisler. Allah Allah!… Yahu, komunist Rusya ya bile isci gonderecekler ha? Paranin komunisti, fasisti, dini imani olur mu arkadas, para paradir, gelsin de nereden gelirse gelsin. Ben komunistin parasini alip cami yaptirdiktan, kuran kursu actiktan sonra bir gunahi yok ki… Ustelik sevabi bile var.

Peki bunun sonu nereye varacak birader? Allah sonumuzu hayir eylesin!

Efendim, memleketin butun gelirleri, aldigimiz dis borclarin yillik faizini odemeye bile yetmiyormus. Deme yahu… Amerika’dan aldigimiz borclarla, salt eski borclarin faizini bile zor oduyormusuz. Allah Allah… Bu gidisin sonu nereye varir dostum?

Ayemef diye uluslararasi bir kurulus var ya hani… Evet, iste o uluslar arasi para fonu mu ne… Uluslararasi demek, ne demek?

Amerika demek… Iste bizim kendi memleketimizde nereye ne yapacagimiza, neyi nasil yapacagimiza, neyin nasil yapilacagina, fabrikamiza, yolumuza, her seyimize, her seyimize o karar verirmis… Yok yahu… Bak bunu bilmiyordum. .. Peki, boyle giderse ne olur…

Her gun, her aksam hep bu konular konusulur… Her konusmada ayni sozlerle sasarlar! Yok yahu!… Allah Allah!…

Cayevindeki emekliler birbirlerine hep yanitsiz kalacak ayni soruyu sorarlar:

-Peki, ne olacak boyle? Bekleyelim gorelim. Bakalim, ne olacak?

-Bunun sonu nereye varir boyle? Hep merak ediyoruz. Dur bakalim, ne olacak?

O sabah yine hic bikip usanmadan ayni konular konusuldu ve cayevindeki herkes birbirine ‘Dur bakalim, ne olacak?’ dedi.

Gun gormus, donem gecirmis, eski Tophane Askeri Sanayi Mektebi’nden yetmise, yetmisini cok askin bir eski isci emeklisi,

-Dur bakalim, ne olacak deyip duruyorsunuz da, bana bir akrabamizin basina gelenleri animsattiniz. . dedi.

Baslar ona yoneldi. Akrabasinin basina geleni merakla sordular. Bu ilgiyi bekleyen isci emeklisi de olayi soyle anlatti.

Hani hukumetimiz darda kalip dunya cenneti Bogazici’nin en guzel tepelerini, korularini, yerlerini, petrol zengini Araplara satiyordu ya… Iste o sira bir Arap zengini cikti ortaya, Seyh mi Prens mi, yoksa hepsi birden mi, oyle bir sey. Adi Ebul-Fatik El-Miski. Bogazici’nin seyrine doyum olmaz tepelerden birini satin almis. Oraya artik kosk mu, konak mi, saray mi, iste oyle bir sey yaptiracak. Derken bu Ebul Fatik, bir Turk kiziyla evlenme sevdasina dusmus. Hangi Turk kizi oldugu belli degil, yeter ki Turk kizi olsun… Elbet Arap ölcülerinde guzel de olacak.

Ebul-Fatik icin satin alacagi tepeyi arayip bulan komisyoncular, bu kez de ona kiz aramaya baslamislar. Ebul-Fatik’in aradigi kizda aradigi kosullar var: Genc olacak, kiz oglan kiz eline erkek eli degmemis olacak ve gayette saf olacak. Bu zamanda Istanbul’da boyle kiz bulmak kolay mi? Ebul-Fatik da zaman da para da cok, ille de aradigini bulacak. Aracilar, ismarlanan kizi araya dursunlar, Ebul-Fatik da bir yandan cat pat Turkce ogreniyor ki, evlenecegi kizla ‘yat, kalk, uzan, don’ falan filan gibi kendisine gerekli olan bir kac soz konusabilsin.

Ebul-Fatik’a cok kiz gostermisler. Arap hinogluhin, oyle her kizi da begenmiyor. Sut beyaz tenli, lahmacun bedenli, kalcalari enli bir lokum olacak. Sonunda bulunan kizlardan birini cok begenmis. Iste biz Ebul-Fatik’i bu iliskiyle tanidik. Cunku, Ebul-Fatik’in ayilip bayilarak begendigi kiz, bizim hanimin uzak bir akrabasinin kizi… Kiz tam da Ebul-Fatik’in istedigi gibi, on yedi yasinda, kuran kursunda yetismis, akca pakca, yandan carkli kalcalar… Safligina gelince, aptaldan bir parmak yukarida saf… Ebul Fatik’i da bir gorseniz, korkudan dudaginiz ucuklar. Kizin babasindan yasli. Insan kiligindaki bu cirkinlik anitini goren biri oyle sasmis ki, iki elini gokyuzune kaldirip ‘Hey kurban oldugum Allah, sen nelere kadir degilsin..’ diye saskinligini belirtmis. Ustelik memleketinde uc mu, bes mi – kesin sayisi saptanamadi- karisi oldugundan bu kizi hukumet nikahiyla degil, imam nikahiyla alacak. Her neyse efendim, bu Ebul-Fatik, kizla evlendi.

Saf kiz, cok yoksul bir ailenin cocugu oldugundan, evlenip de o lukse, o gorkeme kavusunca cok mutlu oldu. Kocasinin adi Ebul Fatik el-Miski cok uzun oldugundan, kizin ailesi ana kisaca Fitik amca diyor. Hem de Fatik Bey deyince, Arabin adi azbucuk Turkcelesmis oluyor. Kizin kendinden alti yas kucuk bir oglan kardesi var, kizin tersine cin mi cin. O, Fatik Amca diyemediginden Fitik Amca demeye basladi. Fitik Amca asagi, Fitik Amca yukari…

Biz de hanimla iki kez evlerine gittik. Bogazin tepesindeki o kosk yapilana dek, Nisantasi’nda luks daire satin almis, daireyi de kizin ustune yapmis. Biz Fitik Amca’yi orada tanidik.

Gel zaman git zaman… Bundan sonra olanlari bana hanim anlatti. O da, Fitik amcanin genc karisindan duymus. Cunku kadin olup biteni her onune gelene anlatiyormus.

Fitik Amcanin guzel ve kucuk karisi sokakta hep carsafla geziyor. Fitik Amca cok kiskanc oldugundan, gencecik karisinin kadin akrabalariyla bile sIk gorusmesini istemiyor. Iyi ama, Fitik Amcanin evde olmadigi zamanlar kizin cani sIkiliyor. Kiskanc Amca, bir yandan da karisini eve hapseden koca izlenimi vermek istemiyor cevresine. Karisina guvenen bir koca gorunumunde. .. Iste bu yuzden, kendisinin evde bulunmayacagi iki gun karisina alisveris icin, cok uzaklara gitmemek kosuluyla, sokaga cikabilecegini soyluyor. Genc kadin buna cok seviniyor, ama sokakta ne yapsin tek basina? Sinemaya gidip gidemeyecegini soruyor. Fitik Amca uzun uzun dusunuyor. Karar vermek kolay degil. Gitme dese, karisina baski yapmis olacak. Git demeye de ici elvermiyor. Birlikte gitmeleri hic uygun degil. Sonun da soyle diyor:

-Avet… Musade var… Velakin avvalden ben gorecek, bilahara sen…

Fitik Amca, o dolaylardaki sinamalarda oynanan butun flimleri seyredip ‘Hazreti Omer’in Adaleti’ adli yerli filimi gorebilecegini soyluyor. Necmiye… Genc kadinin adi. Gidiyor sinemaya… Fitik Amcanin ici pirpir… Ertesi aksam eve donuyor. Oh, sukur Necmiye evde.

-Necmiyaa?

-Efendim.

-Ne yaptin ben yokken?

Necmiye yanayakila anlatmaya girisiyor!

-Ah,sorma…

Nasil sormasin, meraktan catliyor.

-Ne oldu Necmiya?

–Oyle bir sey geldi ki basima, sastim sastim kaldim.

-Ne geldi basina?

Necmiya saf saf anlatiyor!

-Senin soyledigin sinemaya gitmek uzere carsaflandim.

-Sok guzel.

-Ciktim sokaga

-Avet?

-Yolda giderken bir herif sokuldu yanima?

-Bir harif?

-Evet… Ben gidiyorum, o da yanimda gidiyor. Ben gidiyorum o da gidiyor. Dur bakalim, ne olacak, diye merak ettim.

Fitik Amca cok bozulur ama, karisina belli etmemeye calisarak o da sasmis gorunur!

-Allah allah.. Ban da sok merak ettim. Du bakalim n’olecak?

-Ben gidiyorum, o gidiyor… Boooyle yanimda. Dibimden ayrilmiyor. Dur bakalim n’olacak diyorum icimden…

-Fasuphanellah. .. Du bakali n’olecak?

-Bileti aliyorum, o senin dedigin sinemaya girdim,adam da girmez mi?

Bu kez Fitik Amca atik davranip karisindan once sordu:

-Ve minelgaraip. . Du bakali n’olecak? Sonra?

-Sonra ben oturdum. O da yanimdaki bos koltuga oturmaz mi?

-Hayret! Du bakali n’olecak?

-IsIklar sondu, filim basladi.

-Eeee anlat Necmiyaa?

-O herif elini bacagima atmaz mi?

-Ne diyorsun, velacaip…

-Carsafimin eteginin altindan elini sokmaz mi? Aaa! Sastim kaldim…

-Ne yapacak?

–Bilmem ben de onu merak ediyorum ya… Dur bakalim, n’olacak diye bekliyorum.

-Vallahi ban da merak ettim yahu… Du bakali n’olecak, diye bekliyorum.

-Sonra o herif orami burami karistirmaya basladi. Dogrusu cok merak ettim. Sen olsan

merak etmez misin?

Fitik Amcanin gozlerinden atesler saciliyor ama, karisi o denli saf ki, kizsa, hic yakisIk almayacagi icin o da karisina uyup soruyor!

-Nacmiya, du bakali n’olecak?

-Sonra ‘Hazreti Omer in Adaleti’ bitti. Lambalar yandi. Ben kalktim, o da kalkmaz mi?

-Sonra, harif da?

-Evet.

-Velacaip ve minelgarip.. . Du balali n’olecak?

-Ciktim sinemadan, o da cikti. Ben yuruyorum, o da yanimda yuruyor.

-Aman Necmiya, vallahi sok merak ettim. Du bakali n’olecak?

-Ben de merak ediyorum. Ben koseyi saptim.

-Harif da sapti mi?

-Sapti.

-Anlat sabuk Nacmiya, sok merakli.

-Bizim apartmanin kapisindan girdim, herif de girdi. Dur bakalim, n’olecak diye merak

icindeyim.

Fitik Amca ter icinde…

-Sonra?

-Bizim kata ciktim, herif de cikti.

-Vay harif vay!…

-Cantamdan anahtari cikarip bizim dairenin kapisini actim, girdim iceri, o da girmez mi?

-Harif da yallah iceri?

-Evet

-Du bakali n’olecak… Aman anlat sabuk Nacmiya…

-Eve gelince yatak odasina girip elbet soyundum. O da soyunmaz mi?

-Ne diyorsun Nacmiyaa… Du bakali n’olecak?

-Soyununca yataga girdim. Olur sey degil, o da benimle yataga girmez mi?

Fitik Amca kizgin demirle daglanmis gibi haykirir:

-Ayvaaaaah! Du bakali n’olecak?

-Ben de yatakta ne olacak diye merak ediyorum.

–Aman Nacmiyaa, vallahi meraktan satlayacak ban… Soyle sabuk, ne oldu Nacmiya?

-Hiic canim… Bir sey degilmis, ben de bosu bosuna merak etmisim.

Boncuk boncuk ter dokuyordu Fitik Amca.

-Yok yahu… Peki, ne oldu Nacmiyaa? Ne yapti?

-Aynen senin her gece yaptigini…

Beyninden vurulmusa donen Fitik Amca ne yapsin simdi? Karisi o denli saf ki, basina kotu bir seyin geldiginden bile haberi yok ki… Dogse olmaz. Kovsa olmaz.

Erkeklige toz kondurmamak , yigitlige krem surdurmemek icin Fitik Amca soyle der:

-Amaaaaan Nacmiya, ban da muhim bisey zannediyordum. Du bakali n’olecak diye bosuna merak etmisim. Velakin hic mohim degil.

Olayi anlatan yasli isci emekcisi,

-Iste boyle arkadaslar, diye sozu bagladi, butun bu olup biteni kadin saf saf her onune gelene anlatiyormus. Bizim hanim da kendisinden duymus.

Titreyen elindeki kahve fincanini masaya koyan bir memur emeklisi,

-Yahu, hic anlayamadim, dedi, sen simdi bu olayi ne diye anlattin? Kel mana?

Isci emeklisi,

-Her gun burada laflayip laflayip da sonunda ‘Dur bakalim, n’olacak?’ diye merak edip soruyorsunuz ya, iste sizi meraktan kurtarmak icin ne olacagini anlattim.

Cayevindekilerden bir kahkaha koptu.

Isci emeklisi ekledi:

-Velakin hic muhim degil.

AZIZ NESIN