Kartal İstanbul’un simgesi mi?

‘İstanbul patlamaya hazır bir malzeme’

     Çizgi romanın ünlü ismi Enki Bilal, İstanbul’da sergi açtı. Sanatçı, ‘Avrupa’da büyük şehirler gitgide birbirine benziyor. İstanbul’da her şeye rağmen farklılık var’ diyor

 Çizgi romanın yaşayan efsanelerinden, eserleri müzayedelerde satış rekorları kıran, aynı zamanda sinema filmleriyle de dikkat çeken Enki Bilal, İstanbul’da. Sanatçının orijinal eserlerinin yer aldığı sergisi Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’nda izleyiciyle buluşuyor.
 ‘Kartal İstanbul’un simgesi’
Bu sergi için Enki Bilal özel bir afiş çizdi.  Sanatçı, merkezde bir kadın, arkasında kartal ve fonda caminin yer aldığı afişi nasıl tasarladığını şöyle anlatıyor:
“Kartalı seçtim çünkü İstanbul’un simgelerinden biri. Merkeze kadını yerleştirdim; kadını her şeyin çözümü olarak görüyorum. Erkeklerin beceremediği, yapamadığı şeyleri kadınların tamamlayacağına çok inanıyorum. Kurtuluşumuz kadınlarda.”
 Kendini bir ‘hikaye anlatıcısı’ olarak nitelendiren ve “Çizgi roman insanların içindekileri kâğıda dökmesine yarıyor” diyen Bilal’in sergisi 2 Mayıs’a kadar izlenebilir.

http://sanat.milliyet.com.tr/Sanat/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1077903&Date=01.04.2009&b=Istanbul%20patlamaya%20hazir%20bir%20malzeme&ver=41

Kartal İstanbulun simgesi mi gerçekten? Bunu bilmiyordum, ne zaman nasıl olmuş?

Ölmek güzeldir

Gazetelerde Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili yazılar şiirler görüyorum da düşünmeden edemiyorum.

Ölüm ne güzel şeymiş meğerse. Eğer o insan ölmeseydi bütün bunları –özel meraklıları dışında – asla bilmeyecektik.

Bir insan ölüyor ve onunla ilgili ne kadar güzellikler varsa güneş gibi doğuveriyor. Hiç satmayan ve bu yüzden sefalet içinde ölen Van Gogh’un tabloları o öldükten sonra birden kıymet arzediyor.

Sıradan insan öldüğünde bile hemen herkes ağız birliği etmişçesine “İyi insandı” diyor.

İyi insan olmak için ölmeye ne gerek var oysa? Bir sanatçının eserlerinin kıymete binmesi için illa da ölmesi şart mı?

Galiba ölmeden olmuyor, ölünmeden eserlerin kıymeti bilinmiyor, iyi insan olunmuyor.

Ve biz ölenleri daha çok seviyoruz nedense ve onların eserlerini.

Ve ölmesi için daha nicelerini bekliyoruz kendilerini ve eserlerini sevmek için.

Akbabalar gibi yani…

Manipülasyon

ZİHİN YÖNLENDİRENLER- Herbert Schiller 

Amerika Birleşik Devletleri’nde medya menajerleri, imajların ve haberlerin yaratılması, işlenmesi, rafine edilmesi ve bunlara riyaset edilmesi; dolayısıyla inaçlarımızı ve tutumlarımızı, sonuç itibariyle davranışlarımızı belirleme işini kendilerine iş edinmişlerdir. Sosyal gerçekte karşılığı olmayan mesajlar ürettiklerinde, medya menajerleri zihin menajerleri olup çıkmaktadırlar. Gerçeğin farklı algılanmasına, yaşamın gerçeklerinden yoksun bırakılmış zihinlerin oluşmasına neden olan mesajlar zihin menajerleri tarafından kasıtlı olarak üretilirler. Bunlar manipülasyon amaçlı mesajlardır. Paulo Freire, “insan zihninin manipülasyonu bir çeşit fetih aracıdır” der(9). Toplumsal güç ve iktidarı elinde bulunduran seçkinler, kitleleri kendi amaçları doğrultusunda kullanmak amacı ile bu yönteme sıklıkla başvururlar.

Manipülatörler, egemen düzenin koşullarını açıklayan, meşruiyet kazandıran, bazen methiyeler döktüren mitleri kullanarak, seçkin azınlığın çıkarları doğrultusunda düzenin devamını sağlamak için halkın rızasını alırlar(10). Bunun için fark ettirmeden onları manipüle ederek rızasız rıza üretimini gerçekleştirirler. Manipülasyon, baskı yöntemleri ile istenilen sonuçların alınmasının mümkün olmadığı durumlarda kullanılan bir yöntemdir. Bu durum genellikle eşitsiz sosyal bölüşümün bir sonucudur.

ABD’de manipülasyon bir numaralı sosyal denetim aracıdır. Manipülasyon işinde çalışacaklar toplumun en akıllıları arasından seçilir, bunlara yüksek ücretler ödenir. Bu gelişmeler, ‘Serbest Pazar’ ekonomisinin ilkeleri ile uyum içindedir. Manipülasyonla bir yandan çoğunluğa, olup bitenlerde kendisinin de aktif bir şekilde yer aldığı duygusu aşılanır, diğer yandan ise, bu insanların, gelişmenin imkanlarından yeterince faydalanmasının- rıza üretimi ile- önü kesilmeye çalışılır(13).

Manipülasyonun pek çok yolu vardır. Haber akışını denetim altında tutmak, beyinleri amaca uygun ideallerle doldurmak, bu yollardan en etkin olanıdır. Pazar ekonomisinin prensipleri bu alanda çok işe yarar. Yazılı ve sözlü basına sahip olmak bu nedenle çok önemlidir. Bunlar manipülasyon sürecinde aktif olarak kullanılan araç ve gereçlerdir(14). Sahip olunan gazete ya da televizyon kanalı kendi çıkarları doğrultusunda çalışmak zorundadır. Televizyon kanalları, gazeteler, radyolar, yayınevleri vb. ya holdinglere bağlı ya da bunlara aittirler.

Sovyetler Birliği’ne, Pepsi Cola’nın varışı, Kuzey Amerika’nın tüketim ideolojisinin en son semptomlarından birisidir. Amerikan kültür endüstrinin ürünleri, kendilerine özgü spesifikasyonlarla donatılmış, ögeleri kültürün motifleri ile süslenmiştir. ABD içinde ve dışında, okuyan, izleyen, dinleyen, insanlar, bu süslenmiş kültürel öğelere özendirilirler(16).

Zihin yönetimi endüstrisi, bilinç paketleme işi ile insanları, ikna etme yoluyla kontrol etme ve yönlendirme tekniğini çok iyi kullanmaktadır. Bunun için beş temel mitten yararlanılır. Bunlar:

Bireyselcilik ve kişisel tercih miti,

Yansızlık miti (manipüle edilenlerin olayların tabii akışında akıyor olduğunu sanması gerekir),

Değişmeyen insan doğası miti (insan doğasının saldırgan yanının ve değişmezliğinin ön plana çıkarılması),

Sosyal çatışmanın olmadığı miti,

Medya pluralizmi miti (enformasyon seçimi ile ilgili yanılgı sürdürülür).

George Geroner, “Esas mesele kitle iletişim organlarının özgür olup olmama meselesi değildir. Esas mesele kim tarafından? Nasıl? Hangi amaçla? Denetim mekanizmasının uygulandığı ve bunun etkisinin ne olduğudur?” der(38). Çünkü seçkinlerin çıkarı, sosyal gerçeğin göz ardı edilmesini ve statükonun sürdürülmesini gerektirir. Kitle iletişim araçlarının birbirinden bağımsız olarak ilettikleri enformasyonel malzemenin ve kültürel mesajların benzerliği, iletişim sistemlerinin bir bütün olarak ele alınıp incelenmesini gerektirir.

Medya iki yönlü ve sürekli olarak gelişmektedir. Ticari kurallara göre çalışmaktadır ve geliri itibari ile de reklamlara bağımlıdır. Gerek yapısı, gerekse destekçileri itibari ile genel ekonomiye bağlıdır. Medya, başlı başına bir endüstridir. Biri diğerinden bağımsız çalışan birimler bütünü değildir. Farklı ürünler sunmaz. Verdikleri imajlar ve mesajlar, tasarımları ve hedefleri itibari ile amaçları diğer işletmelerden farksızdır. Bu amaçlar, kârlılık ve özel mülkiyet esasına dayalı tüketim düzeninin kabulünü ve devamlılığını sağlamaktır(40).

Televizyonun en etkili yayın organı olduğu ve toplumun değer yargıları üzerinde etkisi olduğu bilinir. Diğer medya araçları gibi statükonun güçlendirilmesine katkıda bulunduğu inkâr edilemez. Doğduğu günden itibaren her Amerikalı, bu araçlardan kendisine verilen kendi ülkesi ile ilgili enformasyon akışını, bilinçli ya da bilinçsiz olarak emmektedir. Bu enformasyon onun referans çerçevesini oluşturur. Ülkesi ile ilgili her türlü değerlendirmesini bu referans çerçevesine göre yapmaktadır. İletişimin iddia edildiği gibi çoğulcu olması halinde, bu referans çerçevenin olmaması ve sokaktaki Amerikalı tarafından güvenilir bulunmaması gerekirdi.

Bilinci Biçimlendiren Teknikler

Bilinci biçimlendirirken iki teknikten yararlanılmaktadır. Bunlardan birincisi, iletişim formudur. Mitler, insanlara hükmetmek için kullanılmaktadır. Kültürel mitler, halkın bilincine ustaca yerleştirildiğinde insanlar manipüle edildiklerinin farkına bile varamamaktadır. Bölünmüşlük ya da odaklama terimi ile de adlandırılan bu teknik, ABD’de enformasyon ve haber akışında çok sık kullanılan bir formattır. Enformasyon iletiminde görülen bölünmüşlük, tüketim ekonomisinin her bir boşluğu reklamlarla doldurma ihtiyacının bir sonucu olarak yoğunluk kazanmaktadır. Her türlü haberin, her türlü enformasyon akışının arasına reklamların sokulması, halkın bütünü kavramasını zorlaştırmakta, böylece rahatça manipülasyon yapılabilmesine de olanak sağlanmaktadır.

İkincisi ise, enformasyonun güncelliğidir. Güncellik olgusu bölünmüşlüğe hız kazandırmaktadır. Olup bitenlerden anında haberdar kılma olgusu, enformasyon sisteminin manipülasyon gücünü artırmaktadır. Haberlerin güncel olması, ömrünün uzun olamaması, olayların kavranmasını güçleştiren bir başka faktördür. Haber, geçimini bu işten temin edenler için bir emtiadır. Bu nedenle haberi ilk iletip yayına sokan bu işten kazançlı çıkar. Zihin menajerlerinin nihai hedefi izleyiciyi (okuru ya da dinleyiciyi) pasifize etmektir. Pasiflik eyleme geçmeyi engelleyen bir durumdur. Bu medyanın ve düzenin düzenbazlarının ulaşmak için uğraştıkları bir durumdur. Çünkü pasiflik, statükoyu sürekli kılacaktır. Pasiflik, kendi kendini besleyen, katılımcılığı engelleyen, bir durumdur. Gelişmiş Pazar ekonomilerinde pasifliğin bir fiziksel, birde entelektüel olmak üzere iki boyutu vardır. Bunların her ikisi de zihin yönetim sisteminin menajerleri tarafından sömürülmektedir(50). Özellikle televizyon yayınları zihin yönetimi ve bireylerin pasifize edilmesi konusunda çok etkilidir. Özü kasıtlı olarak emilip alınmış programlarla ve araya sıklıkla giren reklamlarla bireyin zihni uyuşturulmaktadır.

Manipülasyonun Enformasyona Yansıması

Manipülasyonun enformasyona yansıtılmasının çeşitli boyutları vardır. Bunlar:

Bilgi endüstrisinin hükümet boyutu: Hükümetler enformasyon yapımcısıdırlar ve yerine getirmekle yükümlü oldukları görevlerin doğal sonucu yapıp ettikleri enformasyon olarak medyaya kaynak teşkil eder. Bu nedenle devlet, kendi mesajlarını, kendi çıkarları doğrultusunda ve kendi çizdiği çerçeve içinde basın kuruluşları aracılığı kamuya iletir.

Bilgi endüstrisinin ordu-şirketler ilişkisi boyutu: Hızla büyüyen bilgi pazarı kendisini sömürecek birçok uzmanın, özel sektörün ve askeri kurumların işbirliği ile hareket etmektedir. Amerikan askeri, Amerikan ekonomisinin hamisi konumundadır. Amerika, kendi çıkarları ile çatışan ülkelerdeki farklılıkları kışkırtarak iç çatışmayı alevlendirir. Daha sonrada demokrasi adına müdahalede bulunarak kontrolü eline geçirir. Bu durum Amerikan ekonomisinin çıkarları doğrultusunda işleyen bir anlayışa sahiptir.

Eğlence ve rekreasyon yoluyla statükonun güçlendirilmesi boyutu: Rekreasyon yoluyla iletilen mesajlar, bir yandan biçim ve içerik yönünden hoş ve eğlendirici olmaları nedeniyle yoğun izleyici çekerek ticari kazanç sağlarken, diğer yandan bilinçli bir şekilde statükonun devamını sağlamayı amaç edinmiş şekilde kodlanmış propaganda araçlarıdır. Amerikan kültür endüstrisi, tüm dünyaya pazarladığı paket programlarla hem para kazanır, hem de Amerikan ideolojisinin propagandasını yapar.

Seçim endüstrisi ve kamuoyu oluşturma ve araştırma boyutu: İster siyasi isterse ticari amaçlarla yapılıyor olsun, kamuoyu araştırmaları, insanların tercihleri ve alışkanlıkları hakkında güç ve iktidarı elinde bulunduranlara bilgi temin etmeye yarar. Kamuoyu araştırmaları, uygulama esnasında uygulanan bireyi, daha sonra ise, kamuoyuna açıklanması ile kamuoyunu manipüle etme fonksiyonu işlevi görür. Ayrıca, egemen güç ve iktidarın hoşuna gitmeyen aykırılıkların ortaya çıkmasında da rol oynar.

İkna teknikleri ihracatı boyutu: Medyanın denetimi az sayıda kuruluşun elindedir. Bu şirketler aynı zamanda elektronik ürün pazarını da ellerinde bulundururlar. Enformasyon sürecinin hemen hemen tamamı reklam endüstrisi tarafından yönetilmektedir. Reklam endüstrisi ise, tüketim maddesi ve hizmet üreten belli başlı ulusal şirketler tarafından desteklenmektedir.

Yeni bir zihin yönetim boyutu: Amerikan yerel kuruluşları, dünyanın her tarafına el atarak dev büyük şirketler şeklinde küresel ekonomiyi kendi denetimleri altına almışlardır. Uluslar arası iletişimin ve enformasyon akışının hem üretimini hem de dağıtımını ellerinde bulundurarak, zihinlerin şekillenmesinde, dünya fotoğrafının oluşmasında etkili olurlar.

Sonuç ve Değerlendirme

Herbert Schiller’in, Zihin Yönlendirenler adlı kitabında; küresel ekonominin işleyiş mantığı çok iyi betimlenmektedir. Dünya ekonomik yapısının işleyiş şekline bakarsak; Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri ürettikleri malları ABD’ye ihraç etmektedir. Buna karşılık ABD, bu ülkelerin başka büyük pazarlara açılmasına engel olmakta ve dünyadaki enerji kaynaklarını kendi denetiminde tutmaktadır. Amerikan medya yöneticileri, ülke içinde ve dışında istedikleri etkiyi yaratabilmek için yoğun ve bilinçli bir çaba içinde çalışmaktadır. Amerikan kültür endüstrisi, Amerikan kültürünü dünyaya pazarlayarak, hem ticari anlamda kazanç sağlamakta, hem de kendi ideolojisinin propagandasını yapmaktadır. Çıkar uyuşmazlığı olan durumlarda ise, ihtilaflı olunan ülkedeki farklılıklar öne çıkarılmakta ve taraflar kışkırtılmaktadır. Bunun sonucunda ortaya çıkan çatışmaya, demokrasi adına müdahale edilerek denetim ele geçirilmektedir. Böylece ABD, -ekonomisi, hükümeti ve ordusu işbirliği içinde- dünya egemenliğini sürdürmeye çalışmaktadır.

 

SCHILLER, Herbert, (1993), Zihin Yönlendirenler, Çev. Cevdet Cerit, Pınar Yayınları, İstanbul.

http://www.yeniakademya.org/toplum_zihinyonlendirme.htm

İyi kandır ki gerçek olsun

Sen tohum ektiğin için ağaç çıkıyor değil, bir ağaç varsa milyonlarca da tohum vardır.Neden sonucu takip ediyorsa, sonuç da nedeni takip eder. Zincir böyle işler.O zaman bu bir çembere dönüşür- istediğin yerden başla; ister nedeni yarat, ister sonucu. Ve sana söylüyorum, sonucu yaratmak daha kolay çünkü sonuç tamamen sana bağlı; neden o kadar sana bağlı olmayabilir. Yalnızca belli bir arkadaşımın yanında mutlu olabiliyorum dersem, o zaman mutluluğumu; bu arkadaşa, onun orada olup olmamasına bağlamış olurum. Eğer belli bir zenginliğe ulaşmadan mutlu olamam dersem, mutluluğum o zaman, dünyaya, ekonomik duruma ve diğer her şeye bağlı olur. Bu istediğim gerçekleşmeyebilir. O zaman da ben mutlu olamam.

Neden benim ötemdedir. Sonuç ise içimde. Neden etrafımda, durumlarda, dışımdadır. Sonuç ise benim ta kendimdedir. Sonucu yaratabilirsem, neden de onu takip edecektir. Mutluluğu yani sonucu seç ve bak bakalım ne oluyor..Tüm hayatın bir anda değişecek ve etrafında mucizelerin gerçekleştiğini göreceksin çünkü, sonucu yaratmış olacaksın ve nedenlerde onu takip edecek..

Sorun ne?niye seçemiyorsun? Neden bu yasa üzerinde çalışamıyorsun? Çünkü zihnin, bilimsel düşünce tarafından eğitilmiş zihin, tümüyle diyorki; mutlu değilken mutlu olmaya çalışırsan, bu göstermelik olacaktır. Mutlu değilken mutlu olmaya çalışırsan bu sadece rol yapmak olacaktır, gerçek değil.Bilimsel düşünce bunu söyler, gerçek olmayacak sadece rol yapıyor olacaksın. Ama biliyorsun ki; hayat enerjisinin kendi işleyiş biçimi var. Kendini tamamen vererek rol yapabilirsen, bu gerçeğe dönüşecektir. Bunun tek püf noktası; oyuncunun orada olmamasıdır. Role kendini tamamen kaptırırsan, gerçekle arasında hiçbir fark kalmaz. Yarım yamalak rol yaparsan, işte o zaman göstermelik olur.

Dans edeceksen, şarklı söyleyeceksen, mutlu olacaksan tüm kalbinle ol..kendini hiç tutma, rolün içine dal, rol yapma eyleminin kendisine dönüş, oyuncuyu oyunun içinde erit ve bak bakalım neler oluyor. O gerçeğe dönüşecek; onun kendiliğinden gelmekte olduğunu anlayacaksın, o anda anlayacaksın ki; aslında kendi başına oluyor. Ama kendini tamamen vermediğin takdirde bu gerçekleşmez.

Sonucu yarat, tamamen onun içine gir ve gör ve izle..

Osho; Benim Yolum, 49-51

Not: Oyun/Kandırış kuramına bir teyid de Osho’dan gelmiş 🙂 Bakınız : https://blog.sonsuz.us/?p=187

İkna yani inandırılma yani KANDIRMA!

Gerçek bir öğretmen bizi kandırabilendir. İkna ila kandırmanın aynı şey olmadığını iddia edecekler olacaktır-daha önce oldu- Kandırma kelimesi bize  çok kötü bişeymiş gibi öğretilen çıkar sağlama ile ilişkili görülmektedir. Oysa ikna bildiğimiz anlamda zihinden zihine bilgi aktarımı ile yapılan bir öğretme değildir. Şüphesiz bir aydırma işlemidir.

Yaşamımızın hemen her anında yaptığımız budur ve aslında nefret ettiğimiz şey kendimizi ortaya koyduğumuz ve kandırığa dayanan mevcudiyetimizdir. Gerçek denen şeyin tam olarak kandırılmayla oluştuğunu, rollerin kusursuz icrası olduğunu biliyoruz.

Rolümüzü iyi oynayamadığımızda karşıdaki “kendini kandırma!” diye bizi uyarır. Aslında söylediği şudur farkında olmadan: “kendini tam kandıramamışsın bu sebeple beni ikna edemiyorsun”.  Bazıları “kandırma kelimesinden iğreniyorlar, sanki onu yok ettiklerinde mutlak bir gerçekle karşılaşabileceklermiş gibi!

“Mutlak gerçek”, oldukça uzun süren harika bir tam kandırıştı, geçti gitti. Artık bu kadar rahat değiliz.

Kendimizden nefret ediyoruz, bizim bilinen son uygarlığımız maalesef bu temele dayanıyor!  İnsan sürekli nefret ettiği bişeyleri tekrar ediyorsa kendini sevemez herhalde! Ya her nefeste kandırmaktan vazgeçmeli ya da nefret edilecek bişey yapamazmış kabulunden! Her ikisi de bize huzur buldurur, aynı kapıya çıkarlar. Evet öğretmen ikna eder ve hem de bu bir kandırıştır; çünkü öğretmenin bu ikna işleminde menfaati var! Bu bir bayrak yarışıdır, yerine bayrağı taşıyacak birini bulamazsan ölemezsin ya da dinlenemezsin 🙂 Bu elini yakan bişeydir, en kısa zamanda onu başka bi ele tutuşturmalısın, yoksa kül olacaksın! Eh işte öğretmenin menfaati de buradadır. Basit ve bilinen kural: Ver kurtul! Ve lakin bu yanan eli kim alacak? Kim o yarışa çıkabilmişti, kaç kişi ve bunlardan kaçı yeterince hızlı ve dayanıklıydı?

Bir Kadını Öldürmek kitabında yazdığım gibi:

Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir.

O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil.

Basın ve sekin!…

Bütün bunlar boşluğa basamak dizmekten başka bişey değil.

İkinci not:  Şimdi de “boşluk” kelimesinden iğrenecekler var biliyorum ve çok normal. Biz varlığız, varlığımızı yokluğumuzla kazanıyoruz. Tabidir ki Boşluğa karşı doluluğumuzu müdafa etmek gelecek içimizden 🙂

Zihin Kontrolü mü?

Kötü anıları silen ilaç geliştirildi

Hollanda’nın Amsterdam Üniversitesi’nden bilim adamları, insan hafızasındaki acı ve korku veren, kötü anıları silen bir ilaç geliştirdiğini açıkladı.

AA Güncelleme: 16:56 TSİ 20 Şubat 2009 Cuma
LONDRA – İngiltere’de yayımlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre, bilim adamları geliştirdikleri ilacın özellikle kötü olayların ardından ortaya çıkabilen “travma sonrası stres bozukluğu”nun tedavisinde olumlu etki yaratabileceğini düşünüyor.

Hollandalı bilim adamları, kötü anıların genellikle kalp hastalarında kullanılan “beta bloke edici” ilaçlarla silinebildiğini öne sürüyor.

Hayvanlar üzerinde yapılan denemelerde, ilacın beyindeki kötü anıların canlanma mekanizmasına müdahale edebildiği görüldü. İlaç daha sonra 60 kadın ve erkek denek üzerinde denenirken, bu kişilere gösterilen fotoğraflarla önce hafızalarında rahatsızlık verici anılar oluşturuldu, sonra da bu anıların aynı fotoğraflar gösterilerek canlandırılmasına çalışıldı.

Deneklerin bir bölümüne ilacın kullandırıldığını, diğer gruba ise placebo verildiğini belirten uzmanlar, ilacı kullanan grubun korku uyandıran fotoğraflar karşısında az tepki verdiğini, diğer grubun tepkilerinin ise daha güçlü olduğunu belirtti.

Bir gün sonra ilaç kullandırılan deneklerin ilacın etkisinden çıkmalarından sonra aynı teste tekrar tabi tutuldukları, yine ilacı kullanan grubun, placebo kullanana göre çok daha zayıf tepki verdiği tespit edildi.

Bilim adamları, bu testler sonucunda ilacın kötü ve ürkütücü anıları silmekte etkili olduğu sonucuna vardı. Bilim adamlarına göre ilaç kötü anının yeniden canlanmasını önlüyor ve beynin bu anıyı tekrarlamasının önüne geçiyor.

ETİK TARTIŞMALARA YOL AÇACAK
İngiliz uzmanlar ise ilacın İngiltere’de büyük bir etik tartışmasına yol açacağına işaret ediyor. Uzmanlara göre, pek çok kesim, insanı insan yapanın yaşadığı acılar olduğunu ileri sürerek, ilaca etik açıdan karşı çıkacak.

Uzmanlar, ilacın ayrıca, insanların hatalarından ders alma imkanını da ellerinden alacağına işaret ediyor ve bunun da zararlı psikolojik etkilerini hatırlatıyor.

St. George’s Üniversitesi Tıp Etiği Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Daniel Sokol, “Kötü anıları hafızadan kazımak bir siğili ya da et benini yok etmeye benzemez. Bu, insanı anılarından kopararak, kişiliğini değiştirir. Bazı durumlarda faydası dokunabilir, ama genelde anıları silmenin şahıslar, toplum ve insanlık üzerindeki yıkıcı etkilerinin iyi hesaplanması gerekir” dedi.