İnsan Kalıbı

 Birleşim noktasına destek veren farkındalıkta ustalaşmadır. ” Biz belirli bir konumda sabitlenmiş birleşim noktalarından ibaretiz. Bu hem düşmanımız hem de dostumuz; iç söyleşimiz ve kayıtlarımız. Bir savaşçı ol! İç söyleşini kesip, kayıtlarını yapıp bir kenara at. Yeni görücüler kayıtlarını yapıp onlara gülerler. “Kayıt olmazsa birleşim noktası özgür kalır.”

Don Juan, kaydımızın en dayanıklı yanlarından biri olan Tanrı fikrinin, birleşim noktamızı orijinal yerine bir ultra Japon yapıştırıcıyla bağlayan büyük bir güç olduğunu, başka büyük yayılımlar bandıyla başka bir gerçek dünya birleştireceksem, birleşim noktamı tüm bağlarımdan koparıp, hiçbir yardım almadan İNSANIN KALIBINI görmem gerektiğini söyledi. İnsan kalıbının ne olduğunu sorduğumda, birçok kez onu görmene yardımcı oldum; “İnsanın kalıbı, organik yaşamın büyük bandı içinde, sadece insanın kozasında görülebilen devasa bir yayılımlar demetidir. Ayrıca görücülerin kendileri için bir tehlike olmadan görebildiği Kartal yayılımları parçasıdır. Farkındalıktaki ustalaşmanı perçinlemen için son aşama algı engelini yıkman ve bunun için de yeterince erke toplaman gerekir. Yeniden canlanma yolculuğu yap. Bu konuda öğrettiklerimi anımsamaya çalış.

DJ devam ederek, yeni görücülerse insan kalıbının bir yaratıcı olmayıp, aklımızın almayacağı çeşitli insansı sıfattan oluşmuş, düşünebildiğimiz bir örnektir. Kalıp bizi hiçbir şeyden yarattığı için, kendi imge ve benzerliğiyle yaptığından değil biz onun bizi damgaladığı şey olduğumuzdan tanrımızmış, insan kalıbına karşı secdeye durmamız kibir ve insani öz merkezcilikten başka bir şey değilmiş.

DJ’nin açıklamaları beni endişelendirerek rahatsız etmeye başlamıştı. Sonra sözünü kesip Tanrının varlığına inandığımı söyledim.Don Juan’sa Tanrıya inanmamın herkes gibi kulaktan dolma dayanakları olduğunu, görme eylemini içermediğini, kalıbı gören herhangi bir kimse bile otomatikman onun Tanrı olduğunu sandığını söyledi. Yeni görücülerin şans eseri görmeyi kenara bırakıp, insan kalıbını istedikleri zaman görme yetisine ulaştıklarını, bu nedenle” Tanrı dediğimiz şeyin erki olmayan statik bir insanlık prototipi  olduğunu gördüklerini söyledi. İnsan kalıbı hiçbir şartta bizim adımıza müdahale edip bize yardımcı olmaz bizi cezalandıramaz yada ödüllendiremezmiş. Biz basitçe onun mührünün ürünü ve onun imgesiymişiz. İnsan dediğimiz belirgin lifçik türü unsuru bir araya toplayan bir “Dökme kalıbıymış.”

 Ona neden insan kalıbını her zaman eril olarak gördüğümü sordum.  “Bunun birleşim noktanın o zamanlar yeni konumuna yapışık kalacak kadar değişmez olamadığından ve yana doğru insanın bandına kaydığından, engel bir duvar ve insan kalıbı da insandan başka bir şey olmazdı. Sen kadın olsaydın kalıbı bir kadın olarak görecektin.” Diye cevapladı… ” İnsan kalıbını görmenin iki yolu vardır: Birleşim noktasının kayışı yana doğruysa kalıp insan olarak görünür. Kayış insanın bandının ortasına doğruysa kalıp ışıktır. Bugün yaptığının tek değeri birleşim noktasının orta bölümde kaymış olmasıdır.

Hayattan Ne Öğrendim – Can Dündar

Hayattan ne öğrendim?

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.
Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım. Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim..
İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi… Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini…
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu… Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

CAN DÜNDAR

Bu güzellikte ve zenginlikte bir siteye girerken sizlerle hayatı iyi ifade eden bir yazıyı paylaşmak istedim.
Hepinize yürekten bir merhaba
selam ve sevgiler
Ebru Dündar

Psikoloji Testi

Aşağıdaki testi çözüp, cevaplarını kaydedin. Hatta yorum olarak yazarsanız daha eğlenceli olur. Bir müddet sonra şıkların puan değerlerini ve ne anlama geldiklerini yorum olarak ekleyeceğim. O zamana kadar iyi testler.

  1. Aşağıdaki ifadelerden hangisi sizin için daha cazip?

    a. Canımın istediğini yapabilmek
    b. Mükemmel bir aileye sahip olmak
    c. Seçtiğim kariyerde başarılı olmak

  2. Sezgilerinize ne ölçüde güvenirsiniz?
    a. Çok fazla
    b. Her zaman değil ama zaman zaman sezgilerime dayanarak davranırım
    c. Mantıksal bir açıklama getirebilmek her zaman daha önemli

  3. Aşağıdaki ifadelerden sizi en iyi tanımlayan hangisi?
    a. Meraklı, soru soran
    b. Düzenli
    c. Ciddi, gayretli

  4. Aşağıdaki seçeneklerden hangisi sizi en çok heyecanlandırıyor?
    a. Büyük Kanyon gibi doğal mucizeler
    b. Taj Mahal gibi insan yapımı anıtlar, mabetler
    c. Domingo veya Pavarotti gibi yetenekler

  5. Gezegenimizi nasıl yok ettiğimizle ilgili olarak ne sıklıkta endişe duyarsınız?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Pek değil

  6. Aşağıdakilerden hangisi sizde hayranlık uyandırır?
    a. Bir kuşun uçuşu
    b. Bir çitanın hızı
    c. Bir aslanın gücü ve cesareti

  7. Bireysel hedefler belirler ve onlara sadık kalır mısınız?
    a. Hayır, doğru zamanın geldiğini hissetmem gerekir
    b. Zaman zaman, ancak oldukça esnek ve geri dönülebilir planlar
    c. Evet, sonuca ulaşmanın en etkili yolu

  8. Dakik olmak sizin için ne kadar önemli?
    a. Hiç değil
    b. Zaman zaman
    c. Çok önemli

  9. Katılmış olduğunuz sınavlarda sizi en çok hangisi zorlar?
    a. Konsantre olabilmek
    b. Heyecanımı kontrol edebilmek
    c. Başarılı olabilecek miyim endişesi

  10. Yeterince zamanınız olduğunu varsayarsak, hangisi sizin için daha çekici?
    a. Resim yapmak
    b. Golf oynamak
    c. Spor salonunda fitness yapmak

  11. Hangi ifade sizi daha iyi anlatıyor?
    a. Karmaşık
    b. Memnun
    c. Detaylara önem veren

  12. Açıklamakta zorlandığınız rüyalar görür müsünüz?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Çok az veya hiç

  13. Hangi ifade sizi daha iyi özetler?
    a. Sıra dışı
    b. Aklı başında
    c. Sabırlı

  14. Ne sıklıkta elinize geçen kâğıtlara bir şeyler karalarsınız?
    a. Çok sık
    b. Bazen
    c. Hiç

  15. Aşağıdakilerden hangisi sizi daha çok rahatsız eder?
    a. Kurallar
    b. Kabalık
    c. Yetersizlik

  16. “Aklıma gelen yeni bir fikri hayata geçirmezsem eğer asla rahat edemem.” ifadesi sizin için ne ölçüde geçerli?
    a. Çok
    b. Az
    c. Hiç

  17. Uzun bir süre boyunca aynı proje üzerinde hiç ara vermeden çalışmak
    sizin için
    ne kadar zorlayıcı olabilir?
    a. Çok
    b. Az
    c. Hiç

  18. Emeklilik ile ilgili sizi en çok ne endişelendirir?
    a. Emeklilik ile ilgili hiçbir şey beni endişelendirmiyor.
    b. Yaşlanmak
    c. Boşluğa düşmek, zamanımı nasıl geçireceğimi bilememek

  19. Hatalara yaklaşımınız ile ilgili hangi ifade daha doğru?
    a. Hatalar yaşamın bir parçasıdır ve bizi biz yapan deneyimlerimiz yapmış olduğumuz tüm hataların toplamıdır.
    b. Hiç hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır.
    Bu da en kötü hatadan daha tehlikelidir.
    c. Hepimiz hata yaparız, ancak başarılı insanlar daha az hata yapanlardır.

  20. Hangi sözcük sizi daha iyi açıklıyor?
    a. Filozof
    b. Barışçı
    c. Pratik

  21. “Yapacak çok iş, ancak çok az zaman var” deyişi için ne düşünüyorsunuz?
    a. Katılıyorum, hepimiz boğulabiliriz.
    b. Daha yapmak istediğim çok iş var ama asla yetişemediklerim için endişelenmiyorum.
    c. Kesinlikle katılmıyorum, sonuçta iyi bir plan çözümleyici olacaktır.

  22. Okulda en başarılı olduğunuz ders.
    a. Resim, müzik
    b. Beden Eğitimi
    c. Matematik

  23. Sonuçları doğru zamanda elde edebilmek için sizce zaman zaman kızgın ve öfkeli olmak gerekli mi?
    a. Hiçbir koşul altında
    b. Duruma göre bazen gerekebilir
    c. Evet

  24. Arkadaşlarınız sizi anlatmak için hangi ifadeyi tercih ederlerdi?
    a. Yaratıcı
    b. Cana yakın
    c. Güvenilir

  25. Önemli bir karar almanız gerektiğinde..
    a. Tek başıma karar alırım
    b. Sonuçtan etkilenebilecek ilgili kişilerle görüşürüm.
    c. Uzman görüşüne başvururum.

  26. Ofiste kâğıtlarla aranız ne kadar iyi?
    a. Birsinin arkamı toplaması gerekir
    b. Düzenli olabilmek için kendimi zorlarım
    c. Son derece düzenliyimdir.

  27. Aşağıdaki ifadelerden hangisi size daha yakın?
    a. Vizyoner
    b. İstikrarlı
    c. İş odaklı

  28. Enerjinizin büyük bir kısmını işinize mi harcıyorsunuz?
    a. Asla, iş dışında yaşayabilmek için çalışıyorum
    b. İşime daha çok zaman ayırıyorum
    c. Hayatımın bu döneminde önce iş

  29. Aşağıdaki ifadelerden hangisi sizi daha iyi açıklıyor?
    a. Duygusal
    b. Kararlı
    c. Agresif

  30. Tatil kararınızda hangi seçenek sizin üzerinizde daha etkili olur?
    a. Muhteşem manzara
    b. Deniz, güneş ve kum
    c. Eğlence

Hayal Tozu Gölgecisi

Sadık beyin öykü kitabını yavaş yavaş sindire sindire okudum. Pek çok roman yazdıktan sonra öykü yazmak ve öykü kitabı çıkarmak bence her yazarın harcı değil. (Bu konuda bi aralar yazmıştım, bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=491 ) Roman öncesi öyküler ile roman sonrası öyküler arasında bence farklar var, bunları açıklamaya çalışmayacağım, okurlar kendi kanılarını çıkarsınlar.

Ben Hayal Tozu Gölgecisini çok beğendim, umarım şansı açık olur. Öyküler arasından seçim yapmak çok zor; çünkü her biri ayrı konularda ve farklı uçurtmalarla havalanmış, gerçi ortak noktalarını görmek de olası benim açımdan; yaşanmışlığın pozitife havalesi!

Yine de okurken merak/onaylama/şaşkınlık sinyallerimi maksimum harekete geçireni sanırım Dünya Hrönir Cumhuriyeti oldu. Bu öykü adeta Yeni Dünyada olmasını istediklerimiz kampanyamızın içeriğinin harika bir tarifle pişirilmişi gibi (kampanya için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=328 ).

Bu harika öykünün sonu şöyle bitiyor:

Bir dakika… Bunları yazarken masamın üzerinde beyaz bir zarf belirdi. Açıyorum. Yarın sabahtan itibaren hrönir gerçekliğinin yeni cumhurbaşkanı ben olacakmışım. Bugün mahallenin çöplerini toplayan takımdaydım.  Dün ne iş yaptığımı ise hatırlamıyorum.

Ve kitap da şöyle bitiyor:

Öykü yazmak beynin olumlu anlamda çocuklaşması, gençleşmesidir. Mucizevi Ö vitaminidir. Kararında doz alınırsa yüreği ve beyni genç tutar…

Nasıl kağıtları, camları ve bazı metalleri yeniden dönüşüm için biriktiriyorsak, öykülere de aynı işlemi yapmalıyız. İyi öykülerin bir satırını bile ziyan etmeden daha yeni, özgün, umut ışıyan ve özgürlük titreşimli satırlara dönüştürmeliyiz. Ö vitamini yüklü selam ve sevgilerimle.

Kutluyorum sevgili Yemni.

PEKİ, O ZAMAN HANIMEFENDİYE YOLU GÖSTER ALEX

Sokağı geçince dur. Sokağı geçince bekle. Saatine bak. Şapkanı düzelt. Saatine bak. Y. Uğur Eczanesine bir film yıldızı edasıyla ilerle.Camekanın önünde dur. Bekle. Saatine bak.ilaçların isimlerini oku.en çok bir bebek pudrasının adıyla ilgilen. Gelmeyeceğini anla. Aynı istikamete gelişinden daha hızlı ilerle. İlerle. Sinirlen. Ve bir daha ona sakın inanma…

“Peki, o zaman hanımefendiye yolu göster Alex “ ellerim cebimde olmalı mı. Yoksa bir elim dirseğimde diğer elim çenemde bir duruş daha mı etkili olur. Deneyelim.” Peki. o zaman hanımefendiye yolu göster Alex. “pencerenin önünde dışarıyı seyrediyormuş gibi yaparak, en sevdiğimiz tablonun önünde durup konuğumuza sırtımızı dönüp, “peki. o zaman… “yüzlerce kez hayali bir konaktan kovuyoruz hanımefendiyi..kendimize kahve hazırlıyoruz sonra. Kitaplarımıza dönüyoruz. Hanımefendi bir hayalet değil. Sanrımız . illüzyonumuz. Sırrımız hiç değil. Üç yıl önce talihsiz bir rastlantıyla isminiz ? diye soran bendim evet ama her şeyi berbat eden de oydu. Talihsiz bir rastlantı? Ne kadar klişe. Şöyle demeliyim. Üç yıl önce korkunç bir yanlışlıkla isminiz diye soran bendim. –bu kısmı değişmiyor- evet ama her şeyi berbat eden de oydu. Bir bakalım. Sıralayacak olursak:

• Şehir kütüphanesinden sayesinde sonsuza dek kovuldum. Yalancı ; üç gün sonra getireceğim. Ama biliyorsun çok önemli. Tamam canım endişelenme. Kitap benim üstüme kayıtlı. Tamam dedim. Sonra. Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyin. Ateş saçan gözler. Nefes alışlarda düzensizlik.

• Tatil için çok önce parasını ödediğim gidiş –dönüş biletlerime bakıp “yaa oraya gidip ne yapacaksın bütün yaz çekilir mi o sıcak hem de ne, börtü böcek toplamak için. Hıh” demişti evet.!tanrım ve ben gitmekten vazgeçtikten sanırım dört gün sonra bana tatil fotoğraflarını yollamıştı. Not: burası harika, senin için bir böcek buldum, dönünce görüşürüz. Peki ben ne yaptım? Döneceği güne kadar fotoğraflara ilkel bir fotomontajla kendi yüzümü yapıştırıp yapış yapış sıcakta hava durumu haberlerine gömülüp gerçekten gitmekten vazgeçmemi haklı çıkaracak ya zaten çok sıcak ben dayanamazdım dememi sağlayacak bir derece aradım. Peki buldum mu. Hayır!

• Doğum günümü çok büyük bir alışveriş merkezinin şeffaf asansöründe havada asılı kalarak geçirmeme neden olduğu yıl 93’dü sanırım (artık çok popüler birisin burada demişti bir de) bütün gün asla satın almayacağım şeyleri almış olmaktan bile mutsuz sayılmazdım bir bakalım 12 kişilik tequilla kadehi belki yarın büyük maya olmeca gelir esprisiyle ki biz tequilla içmiyorduk. Bir adet mini kamp piknik seti + 8 taksit, akıllı leke çıkarıcı diye gerçekten saçmalık abidesi bir kimyasal falan filan ama önemli değildi çünkü Efsun hanım bunları önemserdi bir gün lazım olduğunda bulunsun isterdi ulu toplayıcı. Aldıklarımızın parasını ödeyip bagaja yerleştirdikten ve tam eve gidecekken neyi unuttuğumuz. çilekli dondurma ama bütün bir hafta bu film için bu hayali kurmuş olduğu yapış yapış ne olur alalım mıları ve tekrar ışıklar kalabalık, kalabalık sesler, kasa, kasiyer kız, kızın mutsuz yüzü ve simli pembe uzun tırnakları, 5.95lira para üstleri, fişler, çok yoruldum asansörle inelim miler ve benim yardım bağırışlarım, yardım gecikince öfke bağırışlarım. Lunaparkta asılı kalmış dönme dolap hissinin ters yüz edilmiş hali( çünkü bu kez yüksekte olmanıza karşın izlenen sizsinizdir. İzlenen. işaret edilen.Gülünen,”salak” denilen, beklenen, izlemekten sıkılınan, gidilen, yenileri tarafından izlenilen…) iyi ki doğdun’larım ne demezsin’lerim..

• Tetanoz olduğuma ve delirerek öleceğime iyiden iyiye inanmaya başladığım iskeleden denize bakma hikayesini anlatmayacağım bile.
– ……vs.

Ekim ayının 23’ü yıl 1990; kahramanımız küçücük minicik bir çocuk parkında oturup kum havuzunu izler. Kırmızı kürekler, mavi kovalar, kumlar kumlar. Ve işte merhaba! Oturabilir miyimler. Kendinden emin bir serinkanlılık. Gülümsemeler, mahalle fırının simitlerinin artık güzel olmayışları, buranın simitlerinin daha… falan filan. Gülümsemeler. Neden bu kadar sessiz oluşum. Çocukluğunun geçtiği evin bahçesindeki duvar duvarın ardındaki deli adam (adı Yahya’ymış. Dev gibiymiş. Şimdi düşününce satir’e daha çok benziyormuş. duvara bile yaklaşmaları yasakmış.Çok korkmuş hepsi.uslu uslu durmuşlar, duvara da hiç yaklaşmamışlar.) falan filan. Gülümsemeler pis geveze ve Bir sorunumun mu olduğu? Hayır benim biraz uykusuz olduğum aslında genelde sorunlu biri olmadığım.Benim mi hayır hiç olmadı öyle yasaklı bir yerim.Hayır vardı, yani bahçemiz ama öyle ağaçlar, meyveler, kamelya, çaydanlık, lastik top, (meyveler ağaçlar kamelya çaydanlık lastik top, kamelya meyveler ağaçlar çaydanlık lastik top, çaydanlık kamelya meyveler ağaçlar lastik top, bütün olasılıkları denemiş olduğumdan bir kez daha emin olmak istiyordum sadece) İşte…. İsminiz? Bunu sormamış olsaydım o herhangi biri olacaktı işte öyle. Ağaç? Hangi Ağaç Şu üstünde kalan son bir iki yaprağa tutunan ağaç. İsminiz. Söylediği her şeyi dinlediğim ve ona değer verdiğim izlenimini yaratacak sonra hakikaten ona değer vermeme ve sayesinde değersizleşmeme neden olacak her şeyi başlatacak soruyu ben sordum ve her şeyi mahfeden o oldu. Sessizce kalkıp gitmem gerektiğini söyleyebilirdim. Hem kaba da olmazdı bu. Yani gerekirse teşekkür ederdim. Sohbet için. Sohbet? Anlattıklarınız için ? Böyle söylenmezdi. Tamam şöyle diyebilirdim; sohbetiniz için teşekkür ederim ama gitmem gerekli. Peki, ben ne yaptım İsmini sordum; o, mahallesini, marketin cingöz kardeşinin bütün gün yan gelip yattığını, kasaptaki çırağın biraz akıldan yoksun ama zararsız bir çocuk olduğunu fakat yüzünden bir an bile silinmeyen tebessüme birkaç dakikadan fazla bakılınca sinir bozucu olmaya başlayıp pek de güven vermediğini bu yüzden dükkâna girmeden alışveriş tutarını ortalama olarak hesaplayıp para üstünü ayarlayıp sadece birkaç dakika çocuğa bakıp ortalama beş dakikada dükkândan çıkmasının gerekliliğini çünkü çok korkutucu görünmeye başladığını, falanı filanı anlattı. Birlikte kahve içiyoruz. İşte! hızla dekoru değişen bir oyun gibiyiz. Ve ona entomolojiden bahsediyorum o aaaa bu harika böcekbilim derken; hamamböceklerinin dişilerinin çiftleşme için salgıladıkları “feromon” özel kokusunu Amerika’da büyük bir üniversitede laboratuar ortamında saptamayı başaran Japon master öğrencisinden, bu kokunun yeni ve daha etkili böcek ilaçlarının yapımına yarayabileceğini düşündüklerinden bahsedip ( birbirimizi sonsuza dek hatırlamamıza yarayacak kokularımızı düşünüyordum) telefon numaralarımızı kaydedip şehir kütüphanesine bazen birlikte gidebileceğimizi düşünüyoruz.. Küçük defterin arkasına özenli fakat abartısız bir yazıyla Efsun Hanım 3501494 yazıyorum. Gülümsüyor. Efsun hanım. Pis düzenbaz!

Gel pisi pisi Alex pisi pisi…Alex pencereden içeri giriyor. Kısık gözlerinin yemek yerken yüzüne ne kadar mutlu bir ifade verdiğini düşünüyorum. Efsun Hanım’ın düzenbazın biri oluğuna sen de benim kadar inanıyorsun değil mi Alex. Şıpırtılar, kıtırtılar. Beni hiç önemsemedi. Küçücük bir dil hızla mama kâsesine değerek pembe bir ağızda yok olan. Enkazından çıkartılacak bir kara kutuydum onun için. Okudu okudu. Anlattı anlattı. Peki, sonra uykulu bir ses tamam geleceğim. Gelmen gerektiğini biliyorsun. Ya tamam mutlaka geleceğim, hayır beklemen gerekmeyecek. Uykulu gülümser, sıkılırsan ilaçların adını oku der Efsun Hanım.

Üç yıl boyunca söz verir unutur, hatırlatılınca gülümser aaaaa ya çok özür dilerim der, elini hızla alnına götürüp nasıl unuturum diye kendisine sorar. Üç yıl boyunca özür diler Efsun Hanım, önemli değil derim ben. Birlikte geçirdiğimiz yıllar boyunca çok önemserim onu dinlerim. Anlarım. Dinlerim. Anlatırım. Dinlerim. Susarım. Dinlerim. Unuturum. O hep gelir ben beklerim, o hep gelmez ben beklerim bu’yumdur ben, “uysal” der o bana.

Sokağı geçince dururum. Sokağı geçince beklerim. Saatime bakarım. Şapkamı düzeltirim. Saatime bakarım. Y. Uğur Eczanesine bir film yıldızı edasıyla ilerlerim. Camekanın önünde dururum. Beklerim. Saatime bakarım. İlaçların isimlerini okurum, en çok bir bebek pudrasının adıyla ilgilenirim. Gelmeyeceğini anlarım, içinde hastanenin verdiği tarihlerin ve tahlil sonuçlarının olduğu zarfı ikiye katlar ceketimin iç cebine yerleştiririm fısıltıyla yağmur yağacak derim ve aynı istikamete gelişimden daha hızlı ilerlerim. İlerlerim. Sinirlenirim. Ve bir daha ona inanmam….

Efsun hanım üç yıl boyunca yetmiş iki kez beklendiği yere gelmemiş, doksan üç kez verdiği sözü unutmuş, bunların sadece otuz altısını yerine getirmiştir ve son anda gelmekten vazgeçip uyumuştur. Böyle olmuştur.