DÜŞÜNCEMİZİN TEMELİ

bir kaç şey gözlemledim çok toparlı bir yazı olmadı yinede paylaşmak istiyorum

kendi bilgiçliğimizin temelinde olan nedir? Nasıl oluyorda kendimizi bir konuda etkin hissedebiliyoruz?
size soruyorum , bir konuya dahil olduğunuzda , özünüzden ,düşüncenin oluşum sürecine kadar , nelerin üzerine kurulu bir mekanizma rol oynuyor?
herkes bunu başarılı bir şekilde mi gerçekleştiriyor, eğer gerçekleştiriyorsa bilgi kirliliği nerden çıkıyor?
forumda baya yoğun tartışmalar yaşandı ,yaşanan bu sorunların temelinde ben bu bahsettiğim konularında var olduğunu düşünüyorum,( düşünmeye başladığım yerde kendi üzerine dönüşümlü bir yazı oldu) bu forumla da sınırlı bir konu değil
ben çevremde bir çok özgüven bombasıyla da karşılaşmaya başladım.

kendi adıma kendimi herşeyde söz sahibi görmüyorum benim için düşünce bir teorinin üzerine oturmalı, eğer bir düşünce ortaya çıkıyorda bu herşeyden önce sistematik ve en gelişmişi kovalayan olmalıdır ama yeni tarz bilgeler, bilgeliklerinin ölçümünü pratik üzerinden yapıyorlar, ozaman gerçekleşen şeyler gerçek olanlar mıdır? kendi adıma bunun böyle olmaması gerektiğini idda ediyorum. daha önce yazmıştı hakikat yüzde elliden küçüktür, neden mi çünkü toplumunda hakikati arama uğraşı yok .
işte bu bilgeçliğin temelindeki özgüvenin nedenleri ortaya çıkarmak istiyorum,
şimdi ben şunuda idda etsem butün bu yapılanlar bilinçli yapılmıyor yapan ne yaptığının farkında değil, bilgeçte bana diyecek ki sen neyi nasıl yaptığının veya başkalarının bilinçsizliğinin nitelemesini nasıl yapıyorsun,sen ne kadar bilgesin ki ,?
bir referans problemi mi var burda , işte niyet devreye girer bu noktada ,benim kendimden emin olmam gerekir , bu gerçekten ciddi bir uğraştır, ama insanlar için kendinden emin olmak o kadar zor değil değil artık neden mi çünkü bahsettiğim şey pratikte karşılık gören, kendinden kolayca emin olmaktır.bu vasif karşısında ne yapılabilir?

Hıdırellez- Hızır ile İlyas

Hıdırellez benim çocukluğumun en güzel anılarından biridir.Günler öncesinden sokakta yakacağımız ateşin malzemelerini toplamaya başlardık o gece yağmur yağmasın diye dua ederdik ve olur da bir aksilik olmasın ve annem gece yarısına kadar izin versin sokakta kalmama diye…

Hıdırellez kaynağı kesin olarak bilinmeyen ama islamiyet öncesi Orta Asya Türk kültürüne ait olduğu sanılan sonralarda bir çok kültürde de kutlanan bir doğanın canlanması bayramıdır.

Her yıl 5 Mayısı 6 Mayısa bağlayan gece Hızır ile İlyas’ın buluştuğu ve dolaşarak insanların dileklerini gerçekleştirip bolluk ve bereket dağıttıklarına inanılır.Hızır ile İlyas ölümsüzdürler.Hızır toprak ve yeşili,İlyas ise denizleri suları temsil eder.

O gece herkes niyetini bir kağıda yazarak ya da çizerek bir gül fidesinin altına bırakır.Sabah güneş doğarken gülün altından alınan dilek denize atılır.Bazı yerlerde o gece yakılan ateşin üstünden dilek dileyerek atlanır ki bu çocuklar için bir şenlik bir bayramdır.Hıdırellezin; UNESCO’nun ‘İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi’ne alınması için çalışmalar yapılmaktadır.

Doğanın yeniden canlanmasının kutlandığı bu gecede; herkesin hem kendisi hem de dünya için dilekleri zamanın önüne geçmiş Hızır ve İlyas tarafından toplanır mı bilemem ama kalabalıkların aynı anda aynı şeye inandıkları ve istedikleri bu anlar sihirlidir bence…

5 Mayıs gecesi temiz kalplerinizle dilek dilemeyi unutmayın 🙂

Şartlanma

Şartlanma sizce nedir?

Şartlanma nasıl olur? Şartlanma olumlu denilen yaratıcı kısımdamı yer alır, yoksa olumsuz denilen yıkıcı kısımdamı yer alır?


Kendimce;

Şartlanma denilen hal, doğumumuzdan itibaren elbet ki etkili değildir, pek çoğumuzun bildiği üzere… şartlanma çocuğun, çevresini anlaması, bu dünyanın bir üyesi haline gelmesi adına, bizlerinde isteyrek veya istemeyerek yaptığı bir durum bir koşuldur.

Dövüş sanatlarından karatede bilindiği üzere beyaz kuşaktan başlanıp, siyah kuşak 10. danda son bulur. 10. dan sonra, Japon felsefesine göre, hiçbirşey değilim, hiçbirşey bilmiyorum düşüncesi yattığından tekrar beyaz kuşak alınır.

Ne alaka bu şimdi sucu?

Şartlanma bizlerin bilmeden yaptığı ve olumlamalardan ibaret değilmidir? Daha küçükken sobaya yaklaşma elini yakarsın gibi kesin netleştirmeler çocuğun hayatını kurtarır çocuğun yaşamını kolaylaştırır gibi düşünce yapıları ile yapılmaktadır. Tabii ki çocuğu harekete geçiren ebeveynler, doğumundan sonra, diğer insanlar gibi yapmamak adına kendilerine hatalı ya da doğru olan yeni şartlamalara sebep olurlar ve kendi çocuklarının dünya üzerinde ki en kusursuz varlık olduğunu düşünüp çocuğun sıradan bir insan olmaktan çok dünyayı kurtarmak amacı ile doğduğunu varsaymasını istemeden sağlarlar.

Şartlanma olmasaydı ne olurdu?

Sanırım şartlanma denilen hal daha doğrusu bize tecavüz gibi gelen fakat kendimizin ihtiyaç duyduğumuz şartlama görsel ve sesler var olmasaydı şu anda farklı bir mantık ve evren kavramı içinde olmamız olasıydı? Peki ya yüzyılların sorusu benim gördüğüm kırmızı senin gördüğün kırmızı ile aynımı sorusuna götürmekte ise? O halde bana dikte edilen koşul ile sana dikte edilen farklı ise, o halde ben ve sen farklı evrenler içinde yer almıyormuyuz? O halde bunu insan en basitinden daha öncesinde düşünce olarak farketmemiş fakat başka bir isim olarak görmüştürki din ve tanrı kavramlarını var etmiştir? Peki ya tanrı varmıdır? nedir tanrı dendiği vakit saçma veya mantıklı gelen kısım?

Şartlanma denilen hal bana göre çok dandik ve saçma bir konu olmasının yanı sıra en zıt hali ile, çok öz bir konu olarak gelmekte…

Sokakta yürürken, bir sürü insan sesi, taşıt sesi, inşaat sesi, müzik sesi birsürü ses duymak haricinde, farklı kokular farklı görüntüler beynime işlemekte. Bunu en aza indirmek adına kendi seçtiğim sesleri kulaklığım ile dinlemek bana keyif verirken aynı zamanda hayalperest insansın gibi yeni yönlendirme çabalarınada kapı açmakta… Eğer özgür bir birey olmak istemekte ve öyle olduğunuzu düşünmekte iseniz, olumlu ya da olumsuz başka bir kimseyi yargılamanın anlamsızlığını farketmiş olmanız gerekmektedir… Bunda zorunlusunuz veya başka birşey dememekteyim… Bu zorunluluk ile kendi kendinize yapacağınız bir durum değildir, sadece görmektir asıl olan kanımca…

Çok dağıtıp çok süslemekten vazgeçerekden, şartlanma denilen halin her türlü adına öğreti ya da bilim denilen haller ile kesin çözüme ulaşılıp ulaşılmadığını söyleyebilecek veya bu konuda tartışabilecek bilgilendirebilirim, sinerji yapalım günümüz değişik olsun be sucu diyebilecek olan dost ve düşmanları selamlaıyorum:):D:D Ayrıca etik kurul istemiyorum:D:D:D

İtiraf (L’aveu)

İtiraf (L’aveu)

“Lenin kalk artık, bunların hepsi çıldırdı!”

Filmin sonunda bir grup öğrencinin duvara yazdıkları yazı böyleydi…
İtiraf, Artur London’ın kendisine isnat edilen asılsız suçlamalarla aylar süren sorgulama ve düzmece bir mahkemede geçen yargılama sürecinin ayrıntılarıyla anlatıldığı nefis bir eser. Ayrıca Stalinci Sovyet bürokrasisinin bir karabasan gibi komünistlerin üzerine çöktüğü karanlık bir döneme dair ışık tutan da bir belge.

Çekoslovakya’da dışişleri bakan yardımcılığı görevindeyken bir gün arabasını kesen gizli polislerce apar topar tutuklanır ve gözaltına alınır London. Ardından bitmek bilmeyen bir sorgulama süreci başlar…
London’ın, yargılama süreci boyunca kendisi hakkında önceden verilmiş bir karara, yani “Troçkist ve emperyalist casuslardan müteşekkil bir örgütün şefi olarak devlete karşı gizli bir komplo kurduğu” iddiasını kabul etmeye zorlanması; aslı astarı olmayan ifadelerin altına imzalar atmak suretiyle bütünüyle “kurgusal” bir iddianın içine itilmesini okumak insanın gerçekten kanını donduruyor. Aylar süren hücre hapsinde London aç, susuz ve uykusuz bırakılır; şiddete maruz kalır, tartaklanır…

1915 yılında dünyaya gelen London henüz on beş yaşlarındayken komünist faaliyetlere başlar. 1937–39 yıllarında İspanya iç savaşında Stalin’in kontrolündeki Uluslararası Tugaylarda eşi ile birlikte faşizme karşı savaşır. London ayrıca Nazi toplama kampları deneyimini de yaşamıştır. Stalin’e olan hayranlığını gizlemeyen London ne acıdır ki, aynı Stalinci rejimin kurbanı olur, bedel öder. Böyle bakıldığında Stalinci “temizlik” operasyonu sadece Troçkistlere yönelik değil ama bir o kadar eski kuşak komünistlere hatta Stalincilere karşı da uygulamaya sokulur! Elimde şu an Troçki’nin “İhanete Uğrayan Devrim”(*) adlı eseri var. Kitabın kapağına hayatlarını devrimci mücadeleye adamış, Rus devriminin önemli mimarlarından 8 devrimcinin resimleri yerleştirilmiş. Her bir resimde şu bilgiler yazılı: Krestinski, öldürüldü; Rikov, öldürüldü; Zinoviev, öldürüldü; Kamanev, öldürüldü; Rakovski, hapsedildi; Yagoda, öldürüldü; Radek, hapsedildi; Buharin, öldürüldü… Hadi bunlara bir başka ismi daha ekleyelim: Lev Troçki, sürgün edildi ve daha sonra Meksika’da Stalin’in bir ajanı tarafından kafasına vurulan bir kazma ile katledildi! Listeyi uzatmak mümkün…

Artur London’un İtiraf (L’aveu) adlı bu eseri Costa Gavras tarafından 1970’te filme de alındı.
Tarih bilincimizin oluşması ve tarihin bir daha tekerrür etmemesi için bilinmesi gereken bir tarih kesiti diye düşünüyorum.

(*) Yazın Yayıncılık, 3. baskı / Mayıs 1998, İstanbul.

Gencer Çakır, 02.05.12

Çığlık …120 milyon dolar


Ressam Edvard Munch’un “Çığlık” tablosu, 119 milyon 922 bin 500 dolara (yaklaşık 212 milyon TL) alıcı buldu.

Sotheby’s Müzayede Evi’nde yapılan satışta, insanın duyduğu kaygının modern sembolü olarak nitelendirilen 1895 tarihli eseri kimin aldığı açıklanmadı. Açık artırma 40 milyon dolarla başladı.

Bir önceki rekor Picasso’nun 106,5 milyon dolara (yaklaşık 188 milyon TL) satılan “Çıplak, Yeşil Yapraklar ve Büst” adlı eseri olmuştu.

Aynı müzayedede Picasso’nun 1941 yılında yaptığı “Sandalyede Oturan Kadın” tablosu ise 26 milyon dolara (yaklaşık 46 milyon TL) alıcı buldu.

A.A