*İSLAM’IN SİYASALLAŞMASI

Çok aşina olduğunumuz bir din ve toplumsal ahlakın derinine işlemiş bir olgudur İslam. Farklı İslam anlayışları mevcut haliyle onu farklı farklı yaşayanlar da var. Anlayışlara ve içinde bulundukları topluma göre dinin yaşanış tarzı da hayli değişiyor. Dinler her daim toplumların psikiatrlarıdır, bu inkar edilemez. Çoğu inanan insan, şükreder ve önüne sürülen yal’a yemek der alır yer ve susar. İnsan tarafından yaratılmış olan dinler yine insanı kısıtlayıp herkesi tek sırada durdurmak için koşturup duruyor…

İster istemez bu dinle yoğrulmuş toplumları yönetmek için de yine en can alıcı noktalarından onları vurmak en mantıksı oluyor : <strong><u>DİN... </u></strong> Bu durumum siyasiler tarafından kullanılıp da dinlerin siyasete yem olaması da kaçınılmazdır. İran gibi siyasallaşmış bir islam profili, günümüzde hala varlığını sürdürmekte. Peki İslam'ın siyasallaşması ve dinin politikaya alet edilerek insanları en hassas oldukları noktadan tutulup kukla gibi oynatılmasına, o inandığınız sevgili dinlerde ne deniyor? O Tanrılarınız buna nasıl müsade ediyor?

Her şey din için deyip, bir toplumun yaşam çerçevesini belirlemek ve bir ahlaki yapının siyasal İslam'a  dönüştürülmesi hangi "düşünen" insanın kabul edebileceği bir şeydir?<!--break-->

<strong>Bir darbe bazen sessizce de yapılabilir</strong>, özellikle bu siyasallaşmış bir İslami devrimse... Öncelikle eğitim sisteminde yapılan değişiklikler, içi boşaltılan "laiklik" anlayışı, kanunların bedbahsızca değiştirilmesi, gençlerin hungarca 18 yasında iken silahlanmaya zorlanması ve daha neler neler... Ne derler bilirsiniz "Parayla değil, SIRAYLA..."

İnsan ve Doğa

Hiç bir şey doğasız var olmaz. Bütün canlılar, insanlar da hem doğanın hem de birbirinin özü. Bütün yaşam doğanın durumu.Biz doğaya doğada bize bağlı.İnsan kendi güvenini bir güce dayanmak için arar Tanrı ‘ yi, Yoksa onu yaratır! Bu arayışta Tanrı sevgisinden çok hatta tümden kendi güvenini sağlama çabası.. çıkarı var. Öyle olmasaydı sayıları 300 000 000 ‘u aşan Tanrı’ları yaratmaz 20 000 Din ve inanç birliklerine gebe kalmazdı insanlık.

Bütün canlılar bir gün tükenişe gider. Bu doğanın değişmez doğrusudur.Her düzen bir yök oluşun karşılığıysa, düzensizlik de bir yök oluşun karşılığı olması gerekir. Doğa gerçekten düzene, bilgiye, anıya ulaşır, böyle bir akışın karşılığı olarak bilim bir şeyi açıklarken hayallere yaslanmaz.Olayların, olgunların akışına, birbirine ilişkin süreçlerin verilerine dayanır.

İnsan,ölümden sonra zamanı,zaman kavramını yitirdiğina göre artık ölene hiç bir şey yok demektir. Hiç bir şey olmayınca ölenin kendisi de olmaz! Olamamazlık hiçliğe açılır. Din sözcülerinin ölümden sonra öleni canlı gösterme çabaları, kendi çıkarlarını sürdürmek amacıyladır. Evrensel zaman doğa süreciyle ölçülür,bir yaratıcı varsa,bu yaratıcı eylemi ne zaman gerçekleşti.

” Tanrı dünyayı yarattığı anda yarattı “( Augustinüs)

05 HAZİRAN 2011 – ALMANYA

bugun…

Yalnızlıkmı acaba?
Bugün benim sorunum ne bilmiyorum…
Eskideki bi an’ı özledim sanki…
Hangi an onuda bilmiyorum …
Tanıdık gelen bişeyler var bugunde ama eksik olan bişeykerde var …
Bulamıyorum bugun kendımı,ruhum başka yerde bedenım baska yerde de cekıp alamıyorum ruhumu bugun bedenıme…
Bi gidiyor kafam uçuyorum bıryerlerde bı bakıyorum gercegin içindeyim bu gidip gelmelermi yordu benı ….

Uyumalıyım …
Bitmeli artık bugun ve yarın sonsuz olmalı…

Şamanizm, Feminizm ve Türkler

Şamanizm anaerkil dönemde ortaya çıkmıştır ve kadın-erkek arası fark yoktur.Kadınlarda şaman olabiliyordu hatta şamanların büyük çoğunluğu kadındı.

Ziya Gökalp’e göre Türklerin eski inancı olan Şamanizm ‘deki kadın-erkek eşitliği anlayışının kabulü bir bakıma feminist olmakla eşdeğerdi.Bundan dolayıdır ki feminist düşünce,türk kültüründen çokta uzak değildir.”Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde bu düşünceyi dahada ileri giderek ”istikbalde bi-taraf bir tarih demokrasi ile feminizmin Türklerden doğduğunu itirafa mecbur kalacaktır.O halde,istikbaldeki Türk ahlakının esaslarıda millet,vatan,meslek ve aile mefkureleriyle beraber, demokrasi ve feminizm olmalıdır” sözleriyle dile getirir.

Hal böyle iken Z.Gökalp’in öngörüsü ve önerisi ne kadar olanaklıdır ve en önemlisi neden özümüzden bukadar uzaklarda yaşamaktayız ?

Eşitlik mi? Eşitsizlik mi?

Allah sizi,birbirinizden üstün kıldığı şeyleri hasretle arzu etmeyin”
” Allah, hiç bir şeye gücü yetmeyen ve başkalarının mali olan bir köle
ile,kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden… sarfeden kimseyi misal
gösterir:Hiç bunlar eşit olurmu ?”
” Allah’ın kimine üstün kılmasından ötürü.Erkekler kadınlar üzerine hakimdir”
” Erkeklerin( Kadınlardan) üstün dereceleri vardır ”
” Allah rizik verirken kiminizi diğerlerinden üstün tutmuştur.”
” Dünya hayatındaki rizik ve geçimlerini aralarında böldük ve bazılarını bazılarından üstünkildik ki bazıları
bazılarına hizmet etmekle alem düzen bula”
” Eğer Allah, bütün kullarına bol rizik verseydi,yer yüzünde muhakkak ki azgınlık eder azarlardı” Ama o
dilediğine,bir ölçüye göre verir”
” Allah katında din, şüphesiz İslamiyettir.Kim İslamiyetten başka bir dine yönelirse onunki kabul edilmeyecektir”
” İşte böylece bütün insanlara tanıklık etmeniz.. için sizi ( Müslümanları ) o doğru yola tam ortasında giden
bir ümmet yapmışız ”
” Kuran, sana da , kavmını de ( Arap kavmıne) büyük şereftir”

.. Şimdi ellerinizi başınızın hizasına getirin ve başınızı
ellerinizin arasına koyun şöyle bir düşünün bu yazdığım Ayetler eşitlik
mi içeriyor eşitsizlik mi herkesin görüşü kendine aiittir.
SELAMİ SAĞIR
01 HAZİRAN 2011
ALMANYA