Manipülasyon

Kısaca tanımlayacak olursak.

Psikolojik manipülasyon, insanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme veya yönlendirme anlamına gelir. Bu etkileme ve yönlendirme sonucu insanlar davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği gösterebilirler.

Benim merak ettiğim ise kişisel deneyimleriniz. Kolay manipüle olur musunuz? Veya karşınızdaki manipüle etmek için ne tür yöntemlere başvurursunuz.

Başınıza ne gibi olaylar geliyor iş yerinde, evde veya sokakta. Bu konudaki deneyimleriniz benim için çok önemli, teşekkür ederim.

Yaratıcının 3 lü varlık yapısından ayrı olma zorunluluğu..

Daha önce bu konuda çeşitli başlıklar altında yazmıştım ancak Sayın xenix’in teklifi üzerine ayrı bir
başlıkta yazmaya karar verdim.
3’lü yapı teorisi; bir varlığın kolaylık olması açısından şimdilik maddesel kabul edelim
“var olmak” noktasında gerçekleşebilmesi için 3 farklı yapıya ihtiyacı vardır.
1. bölge varlığın “iç bölgesi” olarak adlandırdığımız bölgesidir.
2. bölge varlığın “dış bölgesi” olarak adlandırdığımız bölgesidir.
3. bölge varlığın “iç bölgesi” ile “dış bölgesi” ni birbirinden ayıran bölgesi yani
“sınır bölgesi”, “sınır çizgisi”
Bu bölgelerden herhani birisi diğerlerini ihlal ettiğinde artık varlık ortada olmaz.
Ben bu bögelerden 2. bölgeye yani “dış bölgeye” özel olarak “boşluk” ismini veriyorum.
Burada boşluk içinde hiç bir şeyin olmadığı anlamda bir boşluk değil, içinde 1. ve 3. bölgenin
var olmadığı anlamda boşluktur.
Aynı şeyi diğer bölgeler içinde düşünebilirsiniz, ama gözlemlerle en çok karşılaştığımız durum bu olduğu için
bunu boşluk olarak kabul ettim.
Bu varlığı Sayın Hüseyin AkTAŞ’ın söylediği gibi patates olarak kabul edersek, bu boşluk, patates olmayan her şey demektir. Patatesin kabuğu 3. bölge ve bu kabuğun iç bölgeside 1. bölgedir.
Herhangi bir bölgenin diğerini ihlal ettiğini düşünürsek doğal olarak patates var olmayı sürdüremiyecektir.

Aslında tersini anlamak daha kolaydır. Eğer Evrende sadece “patates boşluğu” yani 2. bölge varsa patates diye bir şey yoktur.Bu bizlerin günlük hayatta en çok karşılaştığımız yokluk çeşididir.
Şimdi neden Yaratıcının bu 3’lü varlık yapısından ayrı olma zorunluluğunu anlatmaya çalışayım.
Yaratıcı , yaratıcı olması hasebiyle akıl ile anlaşılamaz “olmak” durumundadır.
Yani zatı bizzat kendisi….Nitelikleri yani sıfatları değil…..

Bu sebeple ; 3'lü yapıya dahil olamaz, çünkü eğer öyle olursa akıl onu anlayabilir..Yani zatını , yani kendisini...
 Israrla 3'lü yapıya dahil değil dememin sebebi budur, yani eğer 3'lü yapıya onu dahil ederseniz, Yaratıcı olma niteliği ortadan kalkar. 2 sebeple; 
      1. Akıl onun zatını anlayabilir. 
      2. 3'lü yapıdaki diğer varlıklara "muhtaç" durumda olur. 
          Diğerleri var olmadan O 'da var olamaz. Yani Sayın xenix'in bahsettiği şeytan yok olursa O 'da var olmaz...

Böyle bir şey sözkonusu olmadığına göre, hatta şeytanı yaratanda O olduğuna göre kendisini var etmek için şeytana ihtiyaç duyan bir yaratıcı düşünmek, akıl ve mantık kurallarını hiçe saymak demektir.

Osmanlı Tarihi Türk Tarihi Değildir…

Osmanoğullarının kan ve soylarını,aile kökenlerini açıklayan bilgi ve belge sayısı çok azdır. Osmanoğullarından çok önce Anadolu’yu yurt edinmiş Türk Devletlerinin, Osmanoğulları tarafından neden yıkılmış oldukları, başsız ve devletsiz kalan Türk topluluklarının “Osmanlı tutsağı” olarak yüzlerce yıl barış ve savaşta nasıl ezilip yok edildikleri, sürekli gizlenmişti.

Çağın kültüründen, uygarlığından, ülke ve devletin nimetlerinden yararlanmayı ve devlet yönetiminde yer almayı “Öz Türk” ırkına yasaklayan Osmanoğullarının, bu yetki ve nimetleri, yabancı soylu “dönme ve devşirmelere” nasıl peşkeş çektikleri tarih diye okutulan kitapların hiç birinde açıklanmamıştı.

Yeniçeriler, öz Türklerin kan döküp, can vererek kazandıkları kentleri “yağma ve talan etme” yetkisinden başka, o yabancı ülkelerden “kız ve oğlan çocuk tutsak alıp” daha sonra, tutsak pazarlarında satma yetkisine de sahiptiler. Sözde, “padişahın güvenliğini korumak”la yükümlü yeniçeriler, her fırsatta ona başkaldırıyor, diledikleri kelleyi alıyor, dilediklerini taht’tan indirip, dilediklerini çıkarıyorlardı.

Başkent olmuş Bursa, Edirne ve İstanbul sarayları ve çevresinde varsıl ve görkemli “yaşam hakkı” ise Rum, Ermeni, Sırp, Bulgar, Arnavut, Roman, Rus, Yunan, İtalyan ve daha birçok yabancı soy kökenli “devşirme ve dönmeye özgü” idi.
“ Ecdadımız “ diye nitelenen, yüceltilen Osmanoğulları hanedanı, kuruluşundan bitişine dek Türk soyu ile ilintisizdi.

Arap ile Acem kültürlerinin, “din, mezhep, tarikat” gibi yabancı töre ve inançların çıkmazında kalmış Türkler, yüzyıllarca bocaladılar. ”Fatih” sanıyla anılan 2. Mehmet’in başlattığı “Türk düşmanlığı” öylesine acımasızdı ki, 477 yıl boyunca Türk soylu tek bir kişi bile, devlet yönetiminde yer alamamıştır.

Türk Ulusu, bağrından çıkardığı “Mustafa Kemal Atatürk” adlı evladı ve onun kahraman arkadaşları sayesinde “gün ışığına “ kavuşmuş ve 622 yıl sonra Osmanlı Hanedanı’ndan bağımsızlığını koparabilmiştir.

OSMAN GAZİ : 1258 -1326.

İlk siyasi cinayeti işleyen padişahtır.
Amcası Dündar Bey’i öldürttü. Yerine oğlu Orhan Gazi geçti.

ORHAN GAZİ : 1288 -1359.

Padişahlığı 36 yıl sürdü : 1324 -1360
Hiç bir siyasal cinayeti işlemeyen Orhan Gazi, 3 evlilik yapmıştı.
1) Yarhisar Rum Beyinin kızı Halofira,
2) Bizans Kara Kuvvetleri Komutanı Kantakuzen’in kızı Teodora,
3) Bizans İmparatoru 3. Andronikos’un kızı Asporce, öteki karılarıdır.
Yerine Halofira’dan (Nilüfer Hatun’dan) doğan oğlu 1. Murat geçti.

1. MURAT : 1325 -1389.

Padişahlığı 29 yıl sürdü : 1360 -1389
Oğlu Savcı Bey ile kardeşleri (Teodora’dan doğma) Halil ve (Asporce’den doğma)
ibrahim’i öldürttü (1385). 1. Murat, Bulgar Kralı Simon’un kızkardeşi Marya (Gülçiçekhatun) ile evlendi. Taht’a, ondan doğan oğlu Yıldırım Beyazıt geçti.
Öldürdüğü oğlu Savcı Bey, Bulgar Prensesi Tamara’dan doğmaydı.

YILDIRIM BEYAZIT : 1360 -1403.

Padişahlığı 13 yıl sürdü : 1389 -1402
Kardeşi Şehzade Yakup’u 1. Kosova Savaşı’na giderken öldürdü. 6 oğlu vardı:
Süleyman, İsa, Musa, Mustafa, Mehmet ve Kasım. Mehmet kardeşi İsa’yı, Musa da ağabeyi Süleyman’ı boğdurdu. Tümü babalarının yanında, Bursa’da gömüldüler.
Yıldırım Beyazıt’ın 3 eşi vardı :
1) Germiyanoğlu Süleyman Bey’in kızı Devlet Hatun,
2) Bulgar Prensi Konstantin’in kızı Olga,
3) Sırp Kralı Lazer’in kızı Olivera.

1. MEHMET : 1387-1421.

Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1413 -1421. Bulgar prensesi Olga’nın oğludur. Kardeşlerini öldürüp taht’a çıktı. 32 yaşında öldüğünde yerine Rum dilberi
Veronika’dan doğan oğlu 2. Murat geçti.

2. MURAT : 1402 -1451.

Padişahlığı 30 yıl sürdü : 1421 – 1451. Taht’a geçtiğinde amcası Mustafa Çelebi’yi, kardeşleri Rum Veronika’dan doğma Ahmet, Yusuf ile Rum Anna’dan doğan Mahmut’u boğdurdu.
Küçük kardeşi 13 yaşındaki Şehzade
Mustafa’yı da 1 yıl sonra öldürtüp, babası 1. Mehmet’in yanına Bursa’ya gömdü.
6 oğlu olmasına karşın tahta, Mara Despina’dan olma oğlu Mehmet (Fatih) çıktı.

2. MEHMET (FATİH) : 1430 -1481.

Padişahlığı 35 yıl sürdü : 1446 -1481.
Rum Zaganos Paşa’nın kızı Kornelya ile evlendi. Kundaktaki kardeşi Ahmet’i boğdurdu. Evlendiği diğer kadınlar Trabzon Rum kralı Kommen’in kızı Anna, Mora valisinin kızı Helen, Bizanslı Prenses İren’dir.
Fatih, Karamanoğulları ve Akkoyunlular adlı TÜRK BEYLİKLERİNİ ortadan kaldırmış ve Çandarlı Halil Paşa gibi değerli bir Türk büyüğünü Bizans’tan rüşvet aldığı gibi çirkin ve gerçekdışı bir gerekçeyle öldürmüştür.
2 oğlu vardı. Rum Kornelya‘dan doğan Beyazıt ile Rum Anna’dan doğan Cem.

2. BEYAZIT : 1447-1512.

Padişahlığı 31 yıl sürdü : 1481-1512.
Kardeşi ile girdiği taht kavgasını kazandığında, Cem İtalya’ya kaçtı, Papa’ya sığındı. 2. Beyazıt kardeşi Cem’i öldürülmesi için Papa Alexandre Borgia’ya 300.000 altın ödedi. Cem, 1495’ te Napoli’de öldürüldü, cesedi 1499 da Bursa’ya getirildi.
Cem’in oğulları Oguzhan, Ali ve Murat’tır. 2. Beyazıt, kardeşi Cem’in oğullarından Oğuzhan’ı da 1483’de öldürtmüştü. Öbür oğul Murat ise Rodos’a kaçtı, Katolik oldu. Kanuni Rodos’u 1522’de alınca onu ve çocuklarını da öldürmüştür.
2. Beyazıt’ın öteki eşleri Beti, Litiana, Katherin, Danileva ve Nina’dır.
2. Beyazıt’ı, oğlu Yavuz Sultan Selim’in öldürdüğü yaygın bir kanıdır.

YAVUZ SULTAN SELİM : 1467-1520.

Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1512 -1520.
Babası Beyazıt’ı 1512’de zehirletip tahta çıktı. Merhum ağabeyi Şehinşah’ın oğlu Mehmet ile diğer merhum ağabeyi Alemşah’ın oğlu Osman’ı boğdurdu.
Ağabeyi Korkut’u ve onun oğlunu Emet Kasabası’nda boğdurup, Bursa Orhan Gazi türbesine gömdü. Diğer ağabeyi Şehzade Ahmet’i de boğdurmuştu.
Her iki kardeşi de boğan Kapıcıbaşı Sinan Paşa’dır. Öldürttüğü kardeşi Ahmet’in oğulları Süleyman ile Alaattin, Kahire’ye kaçtılar, orada vebadan öldüler.
Ahmet’in diğer oğullarında Murat, Şah İsmail’in, Kasım ise Memluk Sultanı Gayri’nin yanına kaçtılarsa da, amcaları Yavuz’un nefretinden kurtulamadılar.
Çünkü Yavuz Mısır’a girince onu öldürttü. 8 yıl tahtta kalan Yavuz, 2 ağabey, 6 yeğen, 3 de vezir öldürtmüştür.

KÂNUNİ SULTAN SÜLEYMAN : 1494 -1566.

Padişahlığı 46 yıl sürdü : 1520 -1566
6 kız kardeşi vardı, erkek kardeşi yoktu. Önce büyük amcası Cem Sultan’ın oğlu Murat’ı ve onun oğullarını (1522’de) Rodos’ta öldürttü. Sonra kendisini tarihe, oğlunu öldürmüş 2. padişah olarak geçirecek cinayeti işledi:
Oğlu Şehzade Mustafa’yı boğdurdu. Torununu da Amasya’da boğdurdu.
Sultan Süleyman’ın karısı bir Rus papazının kızı olan Roksalan‘dır.
Tarihe Hurrem Sultan olarak geçen bu Rus kızı, Kanuni Süleyman’a Mehmet, Cihangir, Selim ve Beyazıt adlı 4 şehzade dünyaya getirdi. Şehzadelerden Mehmet ve Bayezıt birbirlerine düştüler. Beyazıt İran’a kaçtıysa da orada 1561’de 5 çocuğu ile birlikte boğduruldu. Çocuklarının adları Mahmut, Orhan, Abdullah, Mehmet, Osman’dı. Şehzade Mehmet, Manisa sancakbeyi iken öldü.
Cihangir’in de ölümünden sonra taht 2. Selim (Sarı Selim)’e kaldı.

2. SELİM : 1524 -1574.

(Sarı Selim-Sarhoş Selim).
Padişahlığı 8 yıl sürdü: 1566 -1574 Orduyla sefere çıkmamış ve hiç cinayet işlememiş bir padişahtır.
Yahudi Raşel ile evliydi.
Kekeme ve alkolikti.
Bir hamam sefasında cariye kovalarken düşüp öldüğünü yazar tarihler.
7 oğlu 4 kızı vardı. Taht’a Raşel’den olma oğlu Murat çıktı.

3. MURAT : 1546 -1595.

Padişahlığı 21 yıl sürdü : 1574 -1595.
Taht’a çıktığı gün, 21 Aralık 1574’te, ilk işi 5 erkek kardeşini ( Süleyman, Mustafa, Cihangir, Abdullah ve Osman’ı ) boğdurmak ve babasıyla birlikte Ayasofya’nın bahçesine gömdürmek olmuştur.
3 Murat’ın 100’ü aşkın çocuğu olmuştu. Öldüğünde 47 çocuğu sağdı.
1595’te öldüğünda Venedik’in ünlü
ailelerinden Bafo’ların kızından olma oğlu, Şehzade Mehmet taht’a çıktı.
Polonyalı Mona, Macar Ninuşka, Rus Olga, Romanyalı Meri öteki eşleriydi.
Sokullu Mehmet Paşa’yı boğduran da 3.Murat’tır.

3. MEHMET : 1567 -1603.

Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1595 -1603
İlk işi 47 kardeşinden, erkek olan19’unu boğdurmak oldu.
3. Mehmet, cinayet işleme rekoru konusunda babası 3. Murat’ı da geçmiştir.
O, tüm Osmanlı padişahları arasında “ençok kardeş öldürme rekoru” nun sahibidir.
Kardeş katili olma ünvanı ona yeterli gelmemiş olacak ki 16 yaşındaki oğlu Şehzade Mahmut’u da Haziran 1603’te öldürttü.
1.Murat ve 1. Süleyman’dan sonra, tarihe”oğlunu öldürmüş 3. padişah” olarak geçti. Çok ilginçtir, oğlunu öldürdükten sonra ancak 7 ay yaşayabildi.
Taht’a Yunanlı Helen’den doğma oğlu Ahmet çıktı.

1. AHMET : 1590 -1617.

Padişahlığı 14 yıl sürdü : 1603 -1617.
14 yaşında taht’a çıktığında sünnetsizdi. Rum Evdoksia ve Rum Anastasia ona gelecekte padişah olacak şehzadeleri doğurdular. Evdoksia, Genç Osman, Mehmet, Süleyman, Beyazıt ve Hüseyin’i; Anastasia (Mahpeyker Kösem Sultan) ise, 4. Murat ve Deli İbrahim’i doğurdu.
1. Ahmet, Sadrazam Türk Derviş Paşa’yı öldürerek, yerine, binlerce Anadolu Türk’ünü katledecek ve tarihe “Kuyucu” lakabıyla geçecek olan Sırp soylu Hırvat Murat Paşa adlı katili, sadrazam yaptı.
İspanyol Violetta’dan doğma kardeşi Mustafa’yı “zararsız bir deli” olduğu için
öldürtmemişti.
Kendisinin, 28 yaşında ölümünden sonra taht’a işte bu deli kardeşinin çıkacağını bilemezdi.

1.MUSTAFA : 1591 -1639.(Deli Mustafa)

Padişahlığı 3 ay sürdü : 1617

2. OSMAN : 1604 -1622 (Genç Osman).

Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1618 -1622.
1. Ahmet’in Mahfiruz Sultan takma adlı eşinden, Rum Evdoksia’dan doğma
13 yaşındaki oğludur. 6 erkek kardeşi vardı. 16 yaşında Lehistan seferine çıkarken kardeşlerinden en büyük olanı Şehzade Mehmet’i 1621’de öldürttü.
Bir yıl sonra Yeniçeriler tarafından taht’tan indirilip, ırzına geçilerek öldürüldü ve babası 1. Ahmet’in türbesine gömüldü. (Mayıs 1622)
“Tahttan indirilip öldürülen ilk padişahtır.”

1.MUSTAFA (2.kez): 1591 -1639.(Deli Mustafa)

Padişahlığı 1 yıl 4 ay sürdü : 1622 -1623
2. kez padişah olan Deli Mustafa düşürüldükten sonra yerine, 1. Ahmet’in,
Rum Anastasia’dan doğmuş en büyük oğlu Murat çıkarıldı.

4. MURAT : 1612 -1640.

Padişahlığı 17 yıl sürdü : 1623 -1640.
11 yaşında taht’a çıktı.
Kardeşleri Kasım, Beyazıt ve Süleyman’ı 1635’te boğdurttu.
Ana baba öz kardeşi İbrahim’i sağ bıraktı.
Osmanlı tarihinde ilk kez bir şeyhülislam’ı, Süleyman Efendi’yi o öldürttü.
Hiç çocuğu olmayan 4. Murat, babası gibi 28 yaşında öldü.
Taht, öldürmediği kardeşi Deli İbrahim’e kaldı.

1.İBRAHİM : 1613 -1648 (Deli Ibrahim).

Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1640 -1648.
Annesi Anastasia’nın ona bulduğu Rus kızı Nadya’dan olma oğlu, daha sonra taht’a çıkacak olan
4. Mehmet’tir. Deli İbrahim’in Sırp Katrin’den doğan oğlu da
2. Süleyman adıyla taht’a çıkacaktır.
İnanılması güç ama bu Deli İbrahim’in Polonyalı Eva’dan doğan öbür oğlu da taht’a 2. Ahmet adıyla çıkacaktır.
Yeniçerilerce öldürülen Deli İbrahim’in yerine taht’a 6 yaşındaki oğlu 4. Mehmet çıkarıldı.

4. MEHMET : 1641 -1692. (Avcı Mehmet).

Padişahlığı 39 yıl sürdü : 1648 -1687.
7 yaşında, sünnetsiz bir çocuk olarak çıktığı taht’ta 39 yıl kaldı.
Önce babaannesi (Anastasia’yı) Mahpeyker Kösem Sultan’ı öldürttü. Rum Evamia ile evlendi. Gülnuş Sultan adlı bu Rum dilber, ona daha sonra ikisi de taht’a çıkacak olan 2 oğlan (Mustafa ve Ahmet’i) doğurdu.
Yeniçerilerce zorla indirildi taht’tan, yerine kardeşi Süleyman çıkarıldı.

2. SÜLEYMAN : 1642 -1691.

Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1687 -1691.
Deli İbrahim’in oğlu. 46 yıl bir odada ölüm korkusu ile yaşamış bir zavallıydı.
Yerine, kardeşi 2. Ahmet geçti.

2. AHMET : 1643 -1695.

Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1691 -1695.
Böylece Deli Ibrahim’in 3 oğlu da padişah olmuştu.
Polonyalı Yahudi Eva’nın oğluydu. Giritli Rum Yeremiye’den İbrahim, Moralı Diyana’dan Selim adlı çocukları oldu.

2. MUSTAFA : 1644 -1703.

Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1695 -1703.
4. Mehmet’in (Avcı Mehmet’in) Rum Evamia’dan olma oğludur. Babası, dedesi,
dedesinin büyük ağabeyi gibi o da tahttan yeniçerilerce indirilmiştir.
Sırp Mari, Rus Vera, Giritli Aleksandra ile evlendi, oğulları oldu.

3. AHMET : 1673 -1736.

Padişahlığı 27 yıl sürdü : 1703 -1730. (Lale Devri)
Annesi Rum Evamia idi. O dönemde saraylarda zevk ve sefa gecelerinin
mutluluğu yaşanırken, onbinlerce Anadolu genci “yağma amaçlı” savaşlarda can vermekteydi.“BİR LALE BİN ALTINAYSA, BİR NALE BADİHEVADIR” atasözü, o dönemin, halk için acımasız olan koşullarını dile getirir.
( Nale : inilti, badiheva : bedava, demektir )
Ermeni Baltacı Mehmet adlı sadrazamın Rus Çariçe Katerina’ya bir yengiyi bağışlaması, bu dönemin bir başka olumsuz yanıdır. Lale Devri’nin padişahı, Arnavut Patrona Halil isyanı ile taht’tan indirildi.
Yeğeni Şehzade İbrahim’in katilidir ve devrik 8. padişahtır.
Not: Yukarıdaki resim seçiminde tarihe katkıları nedeniyle Baltacı Mehmet kullanılmıştır:)

1. MAHMUT : 1696 -1754.

Padişahlığı 24 yıl sürdü : 1730 -1754.
2. Mustafa’nın Giritli Aleksandra adlı cariyesinden doğma oğludur.
Fransız Julien, Sicilyalı Lili, Macar Maggi, Rus Olga gözde cariyeleriydi.

3. OSMAN : 1689 -1757.

Padişahlığı 3 yıl sürdü : 1754 -1757.
2. Mustafa’nın gözdesi Sırp Mari’den doğmuş, bu ruh hastası şehzade, taht’a çıktığında 56 yaşındaydı. ”Kadın cinsine karşı derin bir korku duyardı”.
Sicilyalı Olivya ile Sırp Olga’dan – her nasılsa – 2 oğlu oldu.
Taht, oğullarına kalsın diye yeğeni Şehzade Mehmet’i boğdurdu ama o yıl kendisi de öldü.

3. MUSTAFA : 1717 -1774.

Padişahlığı 17 yıl sürdü : 1757 -1774.
Babası 3.Ahmet, annesi Fransız Janet’tir.
İlk işi 3.Osman’ın kundaktaki 2 oğlunu boğdurmak oldu. Cenevizli Annes ona, daha sonra taht’a 3.Selim adıyla çıkacak olan oğlunu doğurdu.
Korsikalı Elsa, Köstenceli Emily,
Polonyalı Mona, Gürcü Poli diğer gözdeleriydi.
3.Mustafa, Sadrazam Bahir Mustafa Paşa ve Sadrazam Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa’yı boğdurmuştur.

1. ABDüLHAMiT : 1725 -1789.

Padişahlığı 15 yıl sürdü : 1774 -1789.
3. Ahmet’in Fransız İda’dan doğma oğludur. Fransız cariye Aimee ve Bulgar Sonya ona, daha sonra 2. Mahmut ve 4. Mustafa adlarıyla taht’a çıkacak olan şehzadeleri doğurdular. Macar Melina, Rum Meri, Venedikli Helen, Cenovalı Afro ona çocuk doğurmuş öteki gözdeleriydi.

3. SELIM : 1761 -1808.

Padişahlığı 18 yıl sürdü : 1789 -1807.
Şeyhülislam Ataullah’ın fetvası ve Nizam-i Cedit’e karşı çıkan Kabakçı
Mustafa isyanı ile taht’tan indirildi.

4. MUSTAFA : 1779 -1808.

Padişahlığı 1 yıl sürdü : 1807 -1808.
3. Selim’i ve çocuklarını öldürttü.
Sofi, Flora, Glorya ona şehzade doğuran
gözdeleriydi.
Alemdar Mustafa Paşa tarafından taht’tan indirildi.

2. MAHMUT : 1784 -1839.

Padişahlığı 31 yıl sürdü : 1808 -1839.
Annesi Fransız Aimee’nin etkisinde kalarak, taht’tan indirilmiş kardeşi 4. Mustafa’yı ve onun 3 oğlunu öldürttü. Dindar bir Katolik olan annesi Aimee ( Nakşidil Sultan ) 1817’de veremden öldüğünde, ona Galata Manastırı’ndan Başpapaz getirterek büyük bir tören yaptırdı. İstanbul Rum Ortodoks Patriği Grigorius’u Mora isyanının sorumlusu olduğu gerekçesiyle astırması, tüm dünyada hâlâ nefretle anılmasına neden olmaktadır.
2.Mahmut’un Fas’ın Fez kentine özgü bir başlık olan FES’i benimsemesi ve fes’in yaygın olarak kullanımı, yüce önder Atatürk’ün Şapka Devrimi’ne dek sürmüştür.
Rus Leon, Çingene Besime, Ermeni Maryam, Mısırlı Fatma,Tunuslu Furi,Yunan Nora, Rus Olga, Cenovalı Rozi, Romen Magda adlı cariyelerinden 14’ü erkek,28 çocuğu oldu. Taht’a sadece 2 oğlu çıktı.
Yeniçeri ocağının binlerce askerini öldürten de odur. (1826-Vak’a yi Hayriye)

ABDÜLMECİT : 1823 -1861.

Padişahlığı 22 yıl sürdü : 1839 -1861.
2. Mahmut’un “Bezmiâlem” diye anılan, Leon adlı Rus Yahudisi’nin Suzi adlı
kızından doğma oğludur.
Batı’dan yüksek faizle borç alınan 19 milyon altınla Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi saraylarını yaptırdı.
3 oğlu da taht’a çıkmıştır. Yerine kardeşi Abdülaziz geçti.

ABDÜLAZİZ : 1830 -1876.

Padişahlığı 15 yıl sürdü : 1861 -1876.
2.Mahmut’un, bir kadın hamamında tellak olarak çalışan Besime adlı çingene
gözdesinden doğma oğludur.
15 yıl kaldığı taht’tan zorla indirilen 11. Padişahtır.

5. MURAT : 1840 -1904.

Padişahlığı 3 ay sürdü : 1876.
Abdülmecit’in cariyesi Fransız Vilma’dan doğan oğludur. 3 ay kaldığı taht’tan “deli ” raporu alınarak indirilmiştir.

2. ABDÜLHAMİT : 1842 -1918.

Padişahlığı 33 yıl sürdü : 1876 -1909.
Abdülmecit’in Ermeni Virjin’den doğma oğludur.
Sadrazam Mithat Paşa’yı Taif’te boğdurdu. 33 yıl kaldığı taht’tan zorla indirildi.
“Hareket Ordusu”nun bastırdığı “gerici ayaklanma” yı o başlatmıştı

5. MEHMET : 1844 -1918. (Sultan Reşat).

Padişahlığı 9 yıl sürdü : 1909 -1918.
Abdülmecit’in Arnavut Sofi’den doğma oğluydu. 1909 da taht’a çıktığında, 65 yaşındaydı.

VAHİDETTİN : 1861 -1929.

Padişahlığı 4 yıl sürdü : 1918 -1922.
Abdülmecit’in Henriet adlı cariyesinden doğma oğluydu. 57 yaşında taht’a çıktı.
Padişahlığının 4. ayında, 30 Ekim 1918’de Mondoros Ateşkesi’ni imzaladı.
3 yıl önce 1915’te Çanakkale’yi geçememiş, bozguna uğramış emperyalist güçler ne yazık ki -tek bir silah bile atmadan- 6 Kasım 1918’de Çanakkale’yi işgal ettiler.
Vahidettin, 30 Mart 1919’da İngiltere’ye onursuz bir öneri yolladı : “ Osmanlı
İmparatorluğu 15 yıl müddetle İngiltere’nin sömürgesi olmayı dilemektedir ”dedi.
Mustafa Kemal Paşa “Padişahlık ve halifelik orununda (makamında) bulunan Vahidettin, soysuzlaşmış, yalnız kendini ve taht’ını güvenceye bağlamak düşü peşinde, alçakça yollar araştırmaktadır” diyerek, Anadolu’ya geçti.
Kuvayı Milliye’ci yiğitlerle buluştu ve “kutsal isyan”’ı başlattı.
Son padişah Vahidettin, her türlü engellemesine karşın onurlu Anadolu Direnişi’nin emperyalizme karşı başarıya ulaştığını anlayınca, 17 Kasım 1922’de bir İngiliz
zırhlısına binerek, işgal altındaki Osmanlı Hanedanı’nın başkentini terk etti.
15 Mayıs 1926’da İtalya’da hayata gözlerini kapatmadan önce, hakkında 24 Mayıs 1920 tarihinde idam fermanı verdiği Mustafa Kemal Paşa’nın, yönetim biçimi Cumhuriyet olan bir Türk Devleti kurduğunu ve Anadolu Aydınlanma Devrimi’ni başlattığını görmüştü.

Not:Bu yazı Tarık Konal’ın yazısından düzenlenmiştir…

Kapitalizm nasıl işler ve kapitalist ekonominin krizleri üzerine

Giriş

Üretim ve üretim ilişkilerinin kapitalistçe düzenlendiği bir ekonomide devirsel olarak açığa çıkan krizler, sistemin “yapısal” krizleridir ve bu, ekonominin ne bir hastalığı ne de bozukluğudur; aksine, kapitalist ekonominin “normal” bir işleyişidir.
Bu bağlamda kapitalist ekonomide krizler, bir organizmada kan dolaşımının oynadığı rolün “aynısını” oynar diyebiliriz.
Problemin bu şekilde ortaya konması, yani böylesine sisteme “içkin” (mündemiç) ve “yapısal” olan bir olguyu hastalık addetmemek, onun çözümü konusunda daha gerçekçi ve “kalıcı” önerileri tartışmamıza vesile olabilir.

Tarihsel olarak baktığımızda her büyük kriz, açığa çıktığı ortamın (toplumun) verili koşullarında (sınıfsal kutuplaşmalar), tetiklediği olaylarla bu ortama damgasını vurur. 1929 Buhranı, kapitalist ekonominin tarihinde dramatik bir dibe vuruşu simgeler. Bu kriz ve açığa çıkardığı toplumsal gerilimler, yani çetin sınıf mücadeleleri, devrimler, karşı devrimler, faşizm, II. Dünya Savaşı vs. yirminci yüzyıl tarihinin şekillenmesinde doğrudan bir rol oynamıştır.
Bu kısa yazıda kapitalist ekonominin devirsel işleyişi, krizler ve yol açtığı felaketler ve de son yaşadığımız dünya krizi ile sonrasında yaşananlara kısaca değinmeye çalışacağız.

1) Kapitalist ekonominin devirsel işleyişi

Üretim yapmayan hiçbir toplum ayakta kalamaz. Yaşamın sürekliliğinin garantisi, üretimin sürekliliği ile kopmaz bir şekilde iç içe geçmiştir. Üretimin sürekliliği toplumun sürekliliğinin bir ön koşuludur.
Kapitalizmde üretim, hem “sürekli” hem de “genişleyen” bir ölçekte olmak zorunda. Bu sağlanmadığı sürece kapitalist üretimden yani sermaye birikiminden asla bahsedemeyiz.
Ama sermaye birikiminin bu temel yasası, içinde kendi karşıtını da barındırır ve bu bize, krizleri anlamamızda rehberlik eder. Çünkü sermaye birikiminin kendisi kapitalist rekabetin mantığıyla öylesine çelişik bir hareket sergiler ki, onun bu hareketi aynı zamanda kendisinin yıkımına yol açar. Amiyane tabirle buna “bindiği dalı kesmek” diyebiliriz.
Marx, “Kapitalist üretimin gerçek engeli, bizzat sermayenin kendisidir.” derken tam da bunu kasteder aslında.
Ne anlatmaya çalıştığımızı gelin biraz deşelim.
Kapitalist üretimin asıl dürtükleyicisi, kârın kaynağı olan artı-değere susamışlık, yani daha fazla kâr elde etmeye susamışlıktır.
Söz konusu olan birden fazla kapitalistin aynı ortamda (pazar) birbiriyle kıyasıya rekabeti olunca, burada ister istemez rekabet de bir başka belirleyen olarak devreye giriyor.
Hiçbir kapitalist kuşkusuz boşlukta üretim yapmaz. O, kendisi gibi diğerlerinin de bulunduğu bir ortamda (pazar) üretim yapar/yapmak zorundadır. Birbirinden bağımsız ama aynı sınıfa mensup bu rakip “savaşçılar” arasında kıyasıya bir savaş sürer.
Bu savaşta kapitalistlerin en vurucu silahı “birim maliyeti düşürmek”tir.
Bu ise emeğin verimliliğini arttıran ileri teknolojileri icat edip, makineleri (yani ölü emeği) canlı emeğin (emek gücünün) yerine ikame etmeye bağlıdır. Süreç içerisinde sermayenin bileşimindeki “değişen” ve “değişmeyen” kısımlarda bir orantısızlık baş gösterir ve artı-değerin bizzat üreticisi olan emek-gücü azar azar bu sürecin dışına itilir. Nihayetinde “[k]apitalizmin tarihi, her bir birim metaın içerdiği değişmez sermaye miktarının (girdiler, araç gereç, makine vs.) göreli olarak arttırılmasının tarihi[…]” değil midir?
[Aktarım E. A. Tonak’ın “Batan Piyasalar” adlı kitabından.]
Kâr oranlarındaki düşmenin asıl nedeni tam da burada yatar ve bu, aynı zamanda bize krizlerin nedenini de verir.

Kapitalist üretim çevrimlerini kabaca iki gruba ayırabiliriz: 10’ar yıllık “küçük” çevrimler ve 5 küçük çevrimi içinde barındıran 50’şer yıllık “büyük” çevrimler. Küçük ya da büyük olsun, her bir çevrim “canlılık”, “durgunluk” ve “kriz” evrelerinden oluşur.
“Küçük çevrimlerin periyodik olarak tekrarlanması, kapitalist kuvvetlerin iç dinamiğinden ileri geliyor ve piyasanın var olageldiği her yerde her zaman kendini gösteriyor. (…)
[B]üyük (elli yıllık) kapitalist gelişme dilimlerine gelince, bu dilimlerin karakterini ve süresini kapitalist kuvvetler arasındaki karşılıklı etkiler değil, ama kapitalist gelişmeyi kanallarından geçirip akıtan şartlar belirlemektedir.” Örneğin Engels, 1847 krizi devrimin anasıyken, 1840-50 “boom”unun muzaffer karşı-devrimin anası olduğunu yazarken tam da bu konuya değinmeye çalışır.
[Tırnak içindeki aktarım, Lev Troçki’nin “Kapitalist Gelişme Eğrisi” adlı makalesinden.]
Toparlarsak… Kapitalist yeniden üretim (genişleyen ölçekte) sürecinde bir aşama olan ve de düzenli aralıklarla uç veren krizler sistemin genlerine kazınmıştır ve ona “mündemiç”tir.

2) Krizler ve yol açtığı felaketler

Kriz dönemleri, kapitalistler için en “kritik” dönemlerdir.
İçine su alan ve batmak üzere olan bir sandal düşünün. Sandalın batmaması için bazılarının “elenmesi” gerekir. Piyasadaki ilişkilerde de aynı şey geçerlidir. Tabi burada esas belirleyici şey, her zaman olduğu gibi, rekabet gücüne sıkı sıkıya bağlı “ekonomik üstünlük” ve “güç”tür.
Diğerleri karşısında rekabet gücü en sağlam olan ayakta kalır ve diğerlerini yutma pahasına gelişimini sürdürür. Buradaki “savaş” ilk bakışta yalnızca kapitalistler arasındaymış gibi görünür, ama şu bir gerçek ki, bu kriz dönemleri aynı zamanda modern toplumu ikiye bölen sınıfların karşı karşıya geldiği en kritik dönemlerdir de. Krizin şiddetine bağlı olarak kapitalistler, hem kendi sınıfına ait rakip kapitalistleri yutma hem de kendi karşıtı olan sınıfla (işçi sınıfı) çetin savaşlara girişmekle karşı karşıya kalır. “..Dolayısıyla iki gelişme sürecine sahibiz: Ulusal zenginlik ve ulusal gelirdeki azalma sürer, ama sınıfların gelişimi bununla birlikte geriye değil ileriye doğru devam eder. Giderek daha fazla insan proleterleşmekte, sermaye de giderek daha az sayıda elde yoğunlaşmakta, bankalar birleşmeyi sürdürmekte, sınaî işletmeler tröstlerde toplaşmaktadır. Sonuç olarak sınıf mücadelesi azalan ulusal gelir temelinde kaçınılmaz olarak keskinleşir. Sorunun bütün özü buradadır. Ayaklarının altındaki maddi temel ne kadar daralırsa, sınıflar ve gruplar ulusal gelirden kendi paylarını almak için o kadar vahşice savaşırlar.”
[http://www.marksist.net/kitaplik/ceviriler/Trocki-%20Dunya%20Ekonomisi.htm]
…

Kapitalist ekonomi I. Savaş öncesi aşağı yukarı yirmi yıllık bir canlılık/genişleme dönemi yaşadı. Sonrasında I. Savaş’ın başlangıcından II. Savaş’ın başlangıcına kadar sürecek bir durgunluk ve kriz dönemine girildi. İki savaş arasındaki bu 25 yıllık döneme; emperyalist savaş, 1917 muzaffer Rus Devrimi, İtalya ve Almanya’da faşizmin yükselişi, sömürgelerde devrimci hareketler, ABD’de New Deal (faşizmin bir başka versiyonu), İspanya’da devrim ve karşı devrim, Avrupa anakarasında çetin sınıf savaşları (Fransa’da 1936 yılında fabrika işgalleri vs.) damgasını vurdu.
İşçi sınıfının diktatörlükler ve de faşizm ile yenilgiye uğratılması, atomize edilmesi burjuvaziye derin bir soluk aldırdı ve kapitalist sistem savaşla birlikte 1970’lerdeki petrol krizine kadar sürecek uzun bir “canlılık” (boom) dönemine girdi. II. Emperyalist savaş, kapitalist ekonomiye rahat soluk alabileceği bir hareket alanı kazandırdı.

3) Son yaşanan kriz ve sonrası

Üretim sektörü, “değer”in ve de kârın kaynağı olan “artı-değer”in üretildiği yegâne sektördür. Burada yaratılan artı-değer bir sonraki üretim çevrimine yatırılır ve sistem her seferinde genişleyerek ilerlemesini sürdürür.
Bu konuyu az önce tartışmıştık…
Burada yapmak istediğimiz şey, bugünkü krizin ön koşulları üzerinde konuşmak olacak.
1970’lerden bugüne kapitalist ekonomide dikkat çeken bir eğilim var: Üretim sektöründe yaratılan kârın büyük bir kısmı tekrardan üretime aktarılmıyor [!], fakat üretim dışı sektörler içinde en büyük yeri işgal eden finans sektörüne aktarılıyor [!]. Finans sektörü, üretimden her geçen gün artan oranlarda pay alarak büyüyor (şişiyor).
Peki, bunun krizle ne ilişkisi olabilir diye sorabiliriz kendimize.
Şöyle ki, kârlılığın asıl kaynağı artı-değer iken ve bunun da yaratıldığı yegâne sektör üretim iken, finans sektörünün artı-değerden her geçen gün artan oranlarda pay alması, yeniden üretimde ve de sermaye birikimi üzerinde “basınç” uyguluyor. Mevcut sermaye, üretim dışı sektörlere kaçınca (tekrardan üretime aktarılmayınca) artı-değerin büyümesi sağlanamıyor [!].
Finans sektörünün kârlılığı üretime sıkı sıkıya bağlı olduğundan [!], kârlılık -ister istemez- süreç içerisinde düşme trendine giriyor.
Nihayetinde hikâyenin yine başına dönmüş oluyoruz: Kâr oranlarındaki düşme krizlere yol açar…
2007’de başlayan ve takip eden yıllarda tüm dünyaya sirayet eden bugünkü krizin sebebi özce budur.

Sonuç

Yakın tarihten çıkaracağımız sonuç; kapitalizmin, kendi krizleri tarafından “otomatik” bir şekilde ortadan kalmadığı [!] aksine sistemin, içine girdiği krizleri -en hafifinden en şiddetlisine kadar- aşmayı “başarabilmiş” olduğudur. Toplumda gerilimler yaratma; insanlığı, doğayı ve de ekonomiyi yok etme pahasına oldu tabi ki bunlar. Her şeye rağmen sadece krizlere karşı tepkisel ölçekte değil ama tüm bunların tetikleyicisi olan kapitalist sistemin bir bütün olarak aşılmasının bugün hala güncelliğini koruduğu ve bunun ön koşulunun da işçi sınıfı ve onun politik örgütlenmesinden geçtiğini “tereddütsüz” söyleyebiliriz.
Kapitalizmin, tüm bu çelişkiler yumağının bir beşiği olmasına ve de gelişimini bu şekilde sürdürmek dışlında başka bir “seçeneği” olmamasına rağmen neden hala çökmediği bir tarafa, ama neden hala işlemeye devam ettiği sorulmaya değer tek soru bence.
Seçeneksiz bir kapitalizm karşısında Başka Bir Dünya Mümkün sloganını yılmadan haykırmamızın önünde bir engel var mı sizce?

Gencer Çakır

(Bu metin, 30-31 Mart/1 Nisan 2011 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlenen “Hacettepe Sosyoloji Günleri” için hazırlanmış bir konuşma metnidir.)

ben, biricik, mülkiyet

Dünyaya gelmek bir şans meselesidir, bu şans herkesin yüzüne gülmez. Çok çekici, büyüleyici, kazanmadan elde edilen bu şans neredeyse hoş bir mucize kadar caziptir. Bu şans benim mülkiyetimdir. »Hiçbir şey benden üstün değildir«, çünkü her şey benim mülkiyetimdir. En az şu kağıt kadar yer ve gök de benim olandır. Şu kadın, şu erkek, herkes benim hazzımın nesnesidir. Ne yazik ki, tüm hazlar gibi her şey geçicidir. Mülkiyetimde olmayan tek şey ölümdür. Bir boşluk olan şu evreni ancak kendimle doldururum, çünkü ben, Hiç’im derken boş olduğumu asla söylemedim -bunda ısrarlıyım.

Benim Hiç’im gözle görünen, elle tutulan bir Varlıktır. Üstelik kırıcı olan bu Hiç, vakumu dolduracak kadar da yapıcıdır. Dünya benim dünyamdır, gerisi yalan. Hiçbir amacım yok benim, neredeyse bir bitki kadar yalın ve yaşam doluyum. Ancak benim bir mülkiyet düşkünü oldugumu sanmayın -bunu da ısrarla söylüyorum. Her düşkünlük beni tiksindirir. Meselemi Hiç’e bıraktığım için, hiçbir tutku umurumda değil. Ben tutkuların kölesi değil, efendisiyim. Beni var eden benim, çünkü benim nedenim benim. Kimse benden sorumlu değil ve kimseden’de ben sorumlu değilim. Bununla özgür olduğumu söylemiyorum, özgürlük kölelerin bir arzu ve tutkusudur, ben özgürlüğün nesnesi olacak kadar nesneci değilim. Özgürlük benimle birlikte doğdu ama ben başkaları gibi özgür olmaya mahkum değilim. Ben özgürlükten de arındım. Ben Biricik’im.

Max Stirner