İlelebet sevgi ve saygımızla…

Saygı değer efendiler, günlerce zamanınızı alan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonunda tarih olmuş bir dönemin öyküsüdür. Bunda ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebildiysem, kendimi mutlu sayacağım.
Burada söylediklerimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, yüz yıllardan beri yaşanan ulusal yıkımların yarattığı bilincin ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum. (Nutuk’tan)

Bir iğde ağacının kesilmesine üzülen, bir tayın ölmesine ağlayan, doğayı seven, ulu bir çınarın görkemiyle büyülenen ve bir dalının bile kesilmesine gönlü elvermeyen bu nedenle de o yılların teknolojik olanaklarıyla bir binayı yerinden 4. 80 metre kaydırtan bilinçli bir çevreci, insan sevgisiyle dolu bir askerdi Atatürkümüz.
Savaşta yüz binlerce düşmanla çarpışıp onları yok etti; ama ölmek üzere olan atını vuramadı. Köpeği Foksi ölünce, onun doldurulmuş bedenini görmeye dayanamadı. Yeşile ve maviye tutkundu, kesilen bir ağaç için yas tutardı. Çankaya’dan Meclis’e giden yolun üzerindeki iğde ağacına sanki âşıktı. Bu benim ağacım der, gelip geçerken o ağacı selamlardı. Yol yapımı nedeniyle kesilen o ağaca çok üzülmüştü. Onu, bozkır Ankara’yı yeşile dönüştürecek bir umut simgesi olarak görmüştü.
En büyük düşü bir dünya turuna çıkmak, Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmekti. Çok çalışkandı. Onun için çalışma saati diye bir şey yoktu. Yapacağı işi bitirinceye kadar uyumadan, dinlenmeden, yemek yemeden çalışırdı. O ulusumuzun başöğretmeniydi.
İnsanüstü değildi Atatürk; güzel insandı, tam insandı, büyük insandı. Onun büyüklüğünü yalnız biz değil, tüm dünya ulusları kabul etmişti.
(Özel Izmir Tevfik Fikret Okulu öğrencileri Hüma Demirel,Ahmet Gümüş,Ege Dinler’ in hazırladığı sunumdan alıntı.) Tamamı için tıklayınız

İlelebet sevgi ve saygımızla…

Beat Zen, Kurumlaşmış Zen ve Zen

Kötü yönetimi içermeyen iyi yönetimi getirebileceklerini, yanlışı içermeyen doğruyu bulabileceklerini sananlar, evrenin temel ilkelerinden haberi olmayanlardır.
Chuang-Tzu

“İşte ruhun maddeden, bilincin bilinçdışından acımasızca kopartılıp bölündüğü bir kültürden, herşeyi bir bütünlük içinde gören, insana en derin noktasına kadar huzur veren, içini esenlikle dolduran bir dünya görüşüne…

Çağımızın en özgün, en kural dışı filozofu olarak ün yapan Alan Watts (1996-1973) “altmışlı”, “yetmişli” yıllarda gençlik akımlarının putlaştırıldığı bir öncüydü. Özellikle Zenn Budizm ve Taoculuk ve genellikle Hint ve Çin felsefelerinin bir yorumcusu olarak bilinen Watts, bir yandan da Doğu Kültürüyle Batının karşılaştırmasını yapıp yepyeni özgün sonuçlara varan bir filozoftu.Belkide ona bilge demek daha doğru olur…

Watts denemelerinde gözlerimizin önünde durup da şimdiye kadar gözardı ettiğimiz gerçeklere gözlerimizi açmaya çalışıyor ama bunu asık suratlı bir ciddiyetle değil de gülerek, kahkahalar atarak yapıyor. Bu kitapta bir araya getirilmiş altı deneme arasında okuyucu ünlü “Beat Zen. Kurumlaşmış Zen ve Zen” ve “Seks Yogası (Matihuna ve Taocu Sevişme) adlı denemeleri de bulacaktır. Kitap tanıtımından alıntıladığım bu kısa sunumdan sonra kendi alıntılarımı paylaşıyorum her zamanki gibi:

Bir başına varolan tek bir şey bile yok!
İyiliğe çok takılırsanız kötülüğün eli kulağına gider!
Ah bu amber ve gölgesi durumu… asa
Ne olduğum, ne olduğunuzla ilgili olarak tanımlanır.
Huna felsefesi de İLİŞKİ aracılığı ile anlar, anlatır ve şifaya aracılık yapar. Tıklayınız
Acilen her birimizin tüm evrenin kendisi olduğumuzu idrak etmemiz gerekiyor der Watts.
*

Devamını oku “Beat Zen, Kurumlaşmış Zen ve Zen” →

Eser miktar AB grubu!

Dunya’daki ilk kan grubu ‘0’ dir. Herkes ‘0’grubuyken insanlar çok küçük bir alanda yaşıyorlardı, aynı yemeği yiyor, aynı hayati yasiyorlardi ve bu yüzden değişim gereksizdi. Ancak nüfus arttığında ve göçler hızlandığında değişimler ivme kazandı. Sonrasında gelişen A ve B gruplarının geçmişi ancak 20 bin – 30 bin yıl öncesine uzanıyor. AB grubu ise daha çok yenidir.” O grubu “Avcı”, A grubu “Çiftçi”, B grubu “Göçebe” ve AB grubu “Modern” olarak değerlendiriliyor.Tabi tum bu gruplar kendi iclerinde de negatif ve pozitif olarak ayriliyorlar. Dunya’daki kan grubu dagilimi soyledir:
0 RH pozitif Her 100 kişiden 40´ı
0 RH Negatif Her 100 kişiden 7´si
A RH pozitif Her 100 kişiden 34´ü
A RH Negatif Her 100 kişiden 6´sı
B RH Pozitif Her 100 kişiden 8´i
B RH Negatif Her 100 kişiden 1´i
AB RH Pozitif Her 100 kişiden 3´ü
AB RH Negatif Her 200 kişiden 1´I
*Bu veriler doğru mu bilmiyorum; fakat AB grubunun bu kadar az olması beni şaşırttı.

AB grubu: Bu grup, sinirli ve hassas A’larla dengeli B’lerin birleşimi sonucu oluşmuştur. Bundan dolayı, biraz parça parça karaktere sahiplerdir. Diğer üç grubun tüm özelliklerini karmaşık ve karışık bir biçimde kendilerinde toplamışlardır. Dengeli bir yapıya ulaşmak için güçlü bir disiplinle karşılaşana kadar bocalayan, kaprisli, kararsız ve tutarsız bir kişilik sürdürürler. Çevrelerine önem vermeleri, sosyal tutumu önemsemeleri ve mantıklı düşünme yetisine sahip olmaları onları başarıya götürebilir. Detaycı değiller. En ilginç ve en çekici kan grubudurlar. Bu gruptan insanlar dünyada fazla bulunmaz. Dünya nüfusunun yaklaşık %5’ini oluştururlar. Ayrıca bu grup, kan gruplarının en yenisi olma özelliğini taşır.

AB grubu olduğumdan biraz daha bilgi 🙂 Diğerleri için şu adrese tıklayınız.

”AB” grubu: Rahat

Olumlu yönleri: Diplomatik, sempatik, çabuk öğrenen, zevk sahibi, herkesle kolay anlaşabilir.

Olumsuz yönleri: Devamlı şikâyet eder, farklı ve değişken ruha haline sahiptir, çok düşünür.

Özellikleri: Zıtlıkların bir arada olduğu bir karakterdir: Örneğin sosyaldir aynı zamanda utangaçtır. Ne yapacağı önceden kestirilemez. Arkadaşlarına bağımlıdır fakat eğer çok üzerine gelinirse isyan edebilir, sosyal ortamlarda zaman zaman utangaç zaman zamansa cesurdur. Yaratıcı/sanatçı bir yönü vardır. Zorlayıcıdır. Psikoloji, astroloji ve falla ilgilenir, iyi bir politikacı ya da diplomat olabilir. Çok geniş tavırlar sergileyebilir, problemleri sezmek ve engellemek konusunda çok başarılıdır. Şehir atmosferini sever ama bazen kapalı alanlarda kalmaktan hoşlanmaz. Yaşadığı ev onu düşünmeye ve hareket etmeye motive etmeli, yaptığı her şeyde başarıya ulaşır

Aşık Olma Hali

Gizemli bir içgörüye ulaşmak, büyük ölçüde önceden belirlenemezdir ve tıpkı aşık olmak gibi kaprisli ve keyfi, bu yüzden de çılgındır

Varolan herşey LUDERİ (oyun) anlamında bir yanılsamadır.
Kargaşa ile iyi(!) durum arasında salınmaktayız.
Ev bitirilince iskele sökülür, ortadan kaldırılır.
Öyleyse iskelelere niye takılıp kalalım.
Tüm bu şeyler bize birşeyler öğrettikten sonra basit bir şekilde ortadan kalkacak olan birer destek sapı olabilirler, der Watts

Devamını oku “Aşık Olma Hali” →

Arsen Lüpen ve OZ

Dorothy ilk defa öldüğünde on iki yaşındaydı.
En azından bana söylediği buydu.
Delirdiğini düşünmüştüm ama şimdi
ona inandığım için esas deli ben miyim diye merak ediyorum.
Öyleysem bunların hiçbirinin önemi yok demektir.
Ama değilsem…
Eh, o zaman dünya benim düşündüğüm gibi bir şey değil demektir.
Üstelik tek bir dünya yok. OZ’dan
*
E ben de önceki sene aynı şeyi söyledim bakınız #laniakeakitap, ne oluyor bize Adam?!
Seninle tekrar buluşmak güzel olacak.
Tabi aynı anda Arsen Lüpen ve Holistik Evren’le de haşır neşiriz, bence üzerine OZ iyi gidecek.
Bu arada OZ dedikçe ozmos geliyor aklıma ne alakadır bilemiyorum, bildiğiniz gibi Osmoz, çözücü maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama, seçici geçirgen bir zardan enerji harcanmadan geçişidir. Bi de basıncı var ki o daha da ilgimi çekiyor bu aralar! Allah hayırlara çıkarsın.️
*
99 Yılında okuduğum Alan Watts’ın Yaşama Oyna” kitabı nedendir bilinmez tekrar avcumun içine düştü. Onunla harika birkaç gün geçirdim bu hafta. Tüm o sade ve müthiş algıyı yeniden hatırlamak, ne derece yaşamın içinde kullanıyor olduğumu ölçmek nefis bir deneyim oldu. Tekrar tekrar teşekkürlerimle. Hatırlama okumamdan -dayanamayıp- küçük notlar ve paylaşımlar da yaptım, merak ederseniz tıklayıp bakınız.(2 ayrı başlıkta)
*
Eskilerden olmakla birlikte, çok iyi filmler arasında adı geçen The Crying game’i seyrettim az önce. Hikaye, oyunculuk reji hepsi bir bütün olarak güzel ve tabi acıklı ve düşündüren filmlerden. İrlanda terör sorunsalını arka plan olarak görüyoruz ama yönetmenin tasası bu değil, yani iyi kötü fikir beyan etmiyor, o içinde yer alan insanların kişisel duygu ve çelişkilerine yöneltiyor kamerasını.