Pranik tüp ve KA aktivasyonu -9

Kundalini hakkında her şey yazı dizimize devam ediyorum. öncesi için tıklayınız 

Fiziksel alana nüfuz eden ikinci enerji alanına biz  “Ka” deriz ki siz bunu pranik beden olarak düşünebilirsiniz. Prana, kadim geleneklerin yogilerinin ortaya çıkardıkları gi-
bi, oksijendeki asli yaşam-gücüdür, ama sadece sizin oksijen dediğiniz şey değildir. Bitkilerin yoğun olduğu veya akarsuların bulunduğu bölgelerde prana bollaşır. Prana yaşam gücüdür, ve o hem fiziksel bedene, hem de bizim Ka dediğimiz pranik bedene nüfuz eder. Bu Ka, aslında, fiziksel be-
denden geçen yaşam-gücünün kaynağıdır. Fiziksel bedenin ve onun enerji alanlarının -daha süptil bir enerji halinde bir kopyası olduğundan, Ka’ya bazen spiritüel ya da eterik ikiz de denir. Mısır Simyası’na aşina olanlar “Ka” terimini hatır layacaklardır; burada Ka, ölümsüz ruh olmamakla birlikte, fiziksel bedenin ölümünden sonra, bir süre daha varlığını sürdürebilen enerji ikizidir.

Siz duygusal, kozal ve astral denen başka süptil bedenlere sahip olsanız da, biz öncelikle Ka üzerinde odaklanacağız; çünkü bu bedenin gelişimi size, yüksek bilince doğru muazzam bir ivme kazandıracaktır.

Sizin bedeniniz, merkezi sütununa, çeşitli kadim ezoterik gelenekler tarafından bazen merkezi kanal, orta sütun, pranik tüp ya da antakarana denen iki-kutuplu bir mıknatıstır. Biliminizin de ortaya çıkardığı gibi, tüm iki-kutuplu mıknatıslar, üç-boyutlu olarak bir “tüp kavala benzeyen bir alan yayarlar. Bu alan, bedenin çevresinde üç-boyutlu olarak hareket eder.

Bu tüpün ortası bir enerji kanalıdır. Bu aslında fiziksel bedenin yaydığı manyetik alanın merkezi sütunudur. Yani, bu merkezi sütun, yaşamın temeli olan elektromanyetik alanın orta kanalıdır. Ezoterik anlayışları içinde, birçok farklı kültür, bu merkezi sütun ya da pranik tüple ilgili yöntemler
geliştirmiştir. Bundan dolayı, bir enerji sistemi olarak siz insanların, dikkatinizi vereceğiniz en önemli alan Ka, yani, pranik bedendir. Yaşam-gücünü (pranayı) nasıl içinize çektiğiniz ya da çekemediğiniz, organlarınızın ve bedensel sisteminizin ne kadar enerjiye sahip olacağını belirler. Ka, düşüncenizin ber-
raklığını, gücünü ve etkisini belirler; o ayrıca, duygunuzun niteliğini de belirler. Eğer Ka’nın düzeni bozulursa, o zaman diğer alanların da düzeni bozulur -fiziksel beden daha düşük bir enerji düzeyinde çalışır, düşünce gücü zayıflar ve duygular altüst olur. Peki, Ka’ya nasıl daha fazla prana getirmeli-
siniz ki, o fiziksel bedeninize ve diğer süptil bedenlere daha fazla ışık yaysın. Şimdi yanıtlamak istediğimiz asıl soru budur.

Burada anahtar, bedeninizin ortasında boylu boyunca uzanan pranik tüpte yatmaktadır. Bu pranik tüp, aşağı yukarı, gezegeninizdeki yogilerin “sushumna” dedikleri yola tekâbül etmektedir. Sushumna, kundalini enerjisinin ya da yaşam-gücünün omurganın tabanından yükselip, bedenin enerji merkezlerinden (çakralardan) geçerek en üst merkeze ulaştığı yoldur. Burada o tepe çakrasıyİa buluşur ve insanın bilincini “kozmik bilince” ya da Varolan Tek Şey’le bağlantıya açar ki bu son derece yüksek bir bilinç halidir!

Öyleyse, şimdi, sağlık ve yüksek bilinç için gerekli enerji hâkimiyetini geliştirebilme-
niz için, Ka’nın ve pranik tüpün farkında olma sürecini başlatacak yöntemleri inceleyelim.

uygulama-1

Birinci alıştırmada (bkz. Şekil 2) Yerküre’ye bağlı pra-
nik tüpten yukarı doğru soluk alın. Topraktan yukarı doğru-
bir soluk alıp, sonra rahatlayın ve soluğunuzu bırakın. Son-
ra, başınızın üzerinden tüpe doğru soluk alın, semavi enerjiyi

aşağıya, bedenin pranik tüpüne indirin, ve sonra soluğunuzu
bırakın. Pranik tüpe bir enerjinin aktığını açıkça hissedene
kadar birkaç kez bunu tekrarlayın.

Bu ilk adımda yaptığınız tüm şey, Yerküre’den yukarı,
pranik tüpe ve sonra semavi âlemden aşağı, pranik tüpe
akan süptil enerji akışını -pranayı- hissetmeye başlamaktır.

Uygulama 2

Devamını oku “Pranik tüp ve KA aktivasyonu -9” →

everybody make mistakes except captains

Eşi deniz kuvvetlerinden emekli bir arkadaşım vardı. Oğullarımız aynı yaşlarda olduğundan mümkün oldukça görüşürdük. İlginç bir evleri vardı, her yer ve duvarlar batmış ünlü gemilerden çıkarılmış parçalarla doluydu. Ayrıca bir oda dolusu da sergilenemeyen gemi kalıntısı vardı, öyle hatırlıyorum.
Salona girdiğinizde tam göz hizanıza pek güzel ve kaliteli bir çerçeve içine yazılmış şu yazıyla karşılaşırdınız: “everybody make mistakes except captains” Yani herkes hata yapar ama kaptanlar asla!
Ben de gülümserdim her gördüğümde ve kaptanların egolarının biraz şişkin olup olmadığı ile ilgili düşünceler geçerdi aklımdan bir an için.
Bunu nerden hatırladım da üşenmeyip yazdım (çünkü milyonlarca şey yazabilecek hatıram var ama çok üşengecim)?
Bir süredir LAST Ship diye bir dizi izliyorum,şu an dördüncü sezona filan geldi. Normal insan olan o kişi, köprüye gelip de kaptan koltuğuna oturduğu an başka bi şey oluyor! İster albay olsun ister başçavuş!
Şu uyarıyı da seviyorum: Kaptan köprüde!
*
KENDİN diye bir şey olmadığı doğru
ama
KENDİN diye bi şey uydurman da zorunlu!
sa
Kendin için iyi bir şeyler uydurabilirsin (hani olumlamalar vs gibi yöntemlerle. Tabi şunu unutmadığını varsayıyorum: kişiliğin için uydurduğun her güzel şeyin tersi senin gölge kişiliğine yerleşir. Dualite böyle emreder. Bunlar tek başına gelmezler! Aaa bu son cümleyi bi kitabımda söylemiştim sanırım 
Güzel ve Çirkin aşkı 🙂
Kendin diye bir şeyin %95 i zaten 6 yaşına kadar uydurulmuş iş bitmiş oluyor yani senin buna katkın sonrdan olsa olsa küçük bir katkı fakat sorun olan bu değil, uydurulmuş bu kendinin UYDURULMUŞ olduğunu bilmeden yaşaman ve ölmen oluyor, işin üzücü yanı bu.
Bu arada tüm bu uydurulmuş şeyler zannettiğin küçük BEN ile, sonsuz BEN’im arasında bir fark olduğunu da unutmayalım. BEN’İM, fankındalığım ve bilişimdir. Kişisel bir olgu olarak ya da herhangi bir şekilde onu tanımlayabileceğimizi sanmam.

E’BU dur :)

EBU’lardan çok güzel sonuçlar almaya başladık. Sanırsam zaman bizim yardımcımız oluyor. Senelerdir parça parça yaptığım uygulamalar, kişisel terapiler EBU’da öylesine hesapsızça bütünleniverdi ki, ben bile bu işe şaşmaktayım. Entegral seviye için, yani ikinci düşünce katına adım atabilecek insan sayısının artacağına dair yeniden ümitlendim. Gerçi sonuçta varoluşumuz için her şey mükemmeldir, olabilecek kadarı oluyor. İşaretleri algılayabilmek sadece kolaylaştırıcılar 🙂 (EBU için tıklayınız)

**

Yapılmaması gerekenleri yaparak öğreniyoruz ve tersi de tabi. Zaten gerekler ve doğrular insan uydurması! Esas o-ğ-lan bilincin, biz insanlar vasıtasıyla an be an gelişmesi 🙂

Bi şeyin insana basit ya da kolay gelmesi için, o şeyi “hatırlıyor” olması gerektiğinden emin oldum artık; çünkü anlamak zihinle yapılıyor ve hızı da kapsamı da düşük, oysa hücresel bi ayma işlemi müthiş hızlı ve kolay, o da önceden deneyip bilmişlik gerektiriyor (Rüyaların aydırılmasını da yabana atmayalım).

**

http://www.youtube.com/watch?v=ILSyt_Hhbjg&feature=share

Galiba işte bu sebeple hepinizi frekanslar diye selamlıyorum her gün 🙂

Biricikliğimizin şerefine…

**

Bu Yaşayan bebiş kendine (Y) diye bi imza edinmiş. Bu benim aklıma “Yan oda” kampanyasını anımsattı. Çok güldüm. Vay yan oda vayyy!!! Yerim seni… Yok yani yemiceem sadece bi sevme terimi bu, yanlış filan anlamasın bebiş.

Gold lion’s gonna tell me where the light is,
Gold lion’s gonna tell me where the light is,
Take our hands out of control,
Take our hands …out of control

Now, tell me what you saw,
Tell me what you saw,
There was a crowd of seeds,
Inside, outside,
I must have done a dozen each

**

Ooov… Bugünkü Big Bang Theory hiper süperdi. Yani 40.bölüm. Keşke bi yerlerde olsa da sizinle paylaşabilseydim. Epey zamandır bu kadar dipten ve şiddetli ve uzun gülmemiştim. İyi ki varlar, emeği geçen herkese (türkçe bilmedikleri için görmeyecek ya da duymayacak sanıyosanız, bazingaaaa!) teşekkür ediyorum.