Evren Bir Mantık Bulmacasıysa, Eksik Kareleri Nasıl Dolduruyoruz?

Bir matris mantık bulmacasının başına oturduğunuzu düşünün. Elinizde birkaç sayı, kimi dolu hücreler ve bir dizi kural var. Bütün tablo görünmüyor; yine de görünmeyen karelerin nasıl doldurulması gerektiğini çıkarmaya çalışıyorsunuz. Önce küçük örüntüler yakalıyor, sonra bunları genelliyor, çelişkiyle karşılaşınca geri dönüyorsunuz. Garip biçimde tanıdık, değil mi? Bilim de çoğu zaman dev bir tabloyu, sınırlı ipuçlarından hareketle doldurma sanatıdır. Fakat önemli bir farkla: Evren, çözümün arka sayfada yazılı olduğunu garanti etmez.

İpuçlarından yasaya

Bulmacada art arda üç hücrenin belirli bir düzene uyduğunu gördüğümüzde, aynı düzenin başka satırlarda da geçerli olacağını varsayarız. Bilimsel tümevarım da gözlenen tekil durumlardan genel önermelere ilerler. Demir ısıtılınca genleşir, bakır ısıtılınca genleşir, alüminyum ısıtılınca genleşir; buradan metallerin ısıtıldığında genleştiği sonucuna ulaşırız. Ne var ki bu sonuç, mantıksal açıdan zorunlu değildir. Bin beyaz kuğu görmek, bin birinci kuğunun siyah olamayacağını kanıtlamaz. Bulmacanın boş karesi de beklenmedik bir sembol saklıyor olabilir.

David Hume’un meşhur sorunu tam burada belirir: Geleceğin geçmişe benzeyeceğini hangi gerekçeyle kabul ederiz? “Şimdiye kadar benzedi” cevabı, tümevarımı yine tümevarımla savunur. Yani zihnimiz, masanın bir ayağını yine aynı masanın üzerine koymaya çalışır. Buna rağmen bilim işler; çünkü tümevarımı kesinlik üreten sihirli bir makine olarak değil, hata düzeltmeye açık bir tahmin yöntemi olarak kullanır. Bilimsel bilgi, tamamlanmış bir mozaikten çok, yeni parçalar geldikçe yeniden düzenlenen geçici bir taslaktır.

Tek çözüm yanılsaması

Mantık oyunlarının rahatlatıcı tarafı, genellikle tek bir doğru çözüme sahip olmalarıdır. İpuçları yeterlidir, kurallar sabittir ve tasarımcı kötü niyetli değilse çelişkisiz bir sonuç vardır. Gerçeklik ise böyle bir nezaket sözü vermemiştir. Aynı gözlem tablosu, birden fazla kuramla açıklanabilir. Bir gezegenin yörüngesindeki sapma yeni bir gezegene, ölçüm hatasına ya da mevcut çekim kuramının eksikliğine işaret edebilir. Veriler konuşur, fakat nadiren tek başına konuşur; onları anlamlı kılan kavramlar, modeller ve önkabullerdir.

Bu nedenle bilim insanı yalnızca tümevarım yapmaz; aynı zamanda en iyi açıklamaya çıkarımda bulunur. Basitlik, açıklama gücü, önceki bilgilerle uyum ve sınanabilirlik gibi ölçütleri kullanarak olası çözümler arasında seçim yapar. Bulmacada “Bu kare dolu olmalı” derken aslında gizli bir hipotez kurarız. Ardından hipotezin diğer satırlarda ne sonuç doğurduğuna bakarız. Eğer tablo kilitlenirse varsayımı geri çekeriz. Karl Popper’ın yanlışlama vurgusu da bu zihinsel hamleyi bilimsel ölçekte ciddiye alır: Güçlü kuram, yalnızca doğrulayıcı örnek toplayan değil, hangi durumda yanlış çıkacağını açıkça söyleyen kuramdır.

Yanlış karelerin bilgeliği

İyi bir bulmaca çözücüsü, hatasını kişisel yenilgi saymaz. Yanlış doldurulan hücre, tablonun yapısı hakkında yeni bilgi verir. Bilimde de başarısız deneyler, ölçüm uyuşmazlıkları ve aykırı veriler yalnızca çöpe atılacak aksilikler değildir. Bazen bütün çerçeveyi değiştiren çatlaklardır. Merkür’ün yörüngesindeki küçük uyumsuzluk, Newton fiziğinin değersiz olduğunu değil, geçerlilik alanının sınırlı olduğunu göstererek göreliliğe giden yolu açmıştır.

Yine de benzetmeyi fazla ileri götürmemek gerekir. Bulmacanın kuralları dışarıdan verilmiştir; doğanın kurallarını ise doğanın içindeyken keşfetmeye çalışırız. Üstelik gözlem yapan zihin de tablonun bir parçasıdır. Araçlarımız, dilimiz ve beklentilerimiz hangi ipuçlarını fark edeceğimizi etkiler. Bu yüzden gerçek bilimsel erdem, boş kareleri hızla doldurmak değil, hangi kareleri neden doldurduğumuzu bilmektir. Bilgelik bazen doğru cevabı bulmakta, bazen de tablonun henüz tek bir cevaba izin vermediğini kabul etmektedir.

ÖL ya da ÖZ

OL ile ÖL gibi birbiriden 180 derece farklı anlam algıladığımız iki kelime arasında yalnızca iki minik nokta olduğuna aydığımda, arkası çorap söküğü gibi gelmişti.  Bi kuşun tam olarak hangi taşla isabet aldığını bilemiyorsunuz, bilseniz de ancak devrenizin (spiralin) sonraki bi dönüşlerinde olabiliyor. Biçok insan hayatları boyunca bunu bilmeden göçüp gidiyorlar (çok meşguller). Zaten o her bi kuşa isabet eden taşı mevcut insani kapasitemizle bulabilmeye ömür yetmezdi! Demem bu değil, bi iki tanesini tespit edebildiğinizde o bütün kuşlara ve taşlara ait bi ayma yaşanmaya başlıyor. Bu aymaların getirisi bazen sevinç bazen de kabulsüzlük hissi yaratsa da zamanla (o yere düşen) taşlar yerine oturuyor.
Örneğin az önce balkonda aniden aklıma ilk kez “ya istiklal ya ölüm” cümlesi geldi. Şimdiye kadar bi kere bile gelmemişti. İlk sahibi kim diye aratmanın manasızlığını biliyordum (herhalde onbinlerce yıldır farklı yerlerde söylenmiş olmalı) ama yine de bebecik internette arattım, Türkçe arattığım için Atatürk’ü, Kazım Karabekir’i filan işaret etti. Herneyse bu değil önemli olan! Önemli olan cümlenin keskinliği! Anlıyoruz ki Ölümü göze almadan özgürlük yok! Bu kez iki kelimeyi de “Ö” çekiyor.
ÖL ya da ÖZ
Hayat oyununa bi bulmacaymış gibi bakmaya başladığınızda, şaşıp kalmamak mümkün olmaz. Ha bi de hayranlık ve aşk. Başka bi duygu türetebileceğinizi sanmam 🙂

**

Öylesine fırlattığımız taş bize muhteşem bi kuş vurdu: WİSLAWA SZYMBORSKA… Hayatın kavranamaz gizidir bu işte

**

“ÖZ…Özemek” Tdk şöyle buyurmuş: “halk ağzında Yoğurt, pekmez vb. koyu şeyleri suyla inceltmek, sulandırmak “… İlginç değil mi?

**

Bulmaca

Bir bulmacayı çözmenin şüphesiz bir çok yöntemi vardır.

En sık uygulanan metod da sanırım şudur;

 

* Önce soldan sağa ilk sorudan başlanır. Cevabından emin olunup ait olduğu yer aralığına uygun gelenler tereddütsüzce yazılır.

* Yerine uygun olduğu halde doğruluğundan tam emin olunamayan cevaplar belli belirsiz yazılır; çünkü yanlışsa karalama oluşturup estetiği bozmasın istenir.

* Çok kolay gibi görünen bir sorunun cevabı dilin ucunda olmakla birlikte hatırlanmıyorsa, ilk harfinin denk geldiği kutucuğun yukardan aşağı sorusuna göz atılır, eğer onun cevabını net biliyorsanız daha sırası gelmediği halde onu yerine yazarsınız. Bu ipucu muhtemelen dilinizin ucundaki cevabı da hatırlatmıştır; onu da gönül rahatlığı ile yerine kondurursunuz.

* Soldan sağa bütün soruları birinci geçişinizi bitirdiniz, bazı yerler doldu, bazıları gölgeli doldu, bir kısmı da boş kaldı.

* Sıra yukardan aşağıya sorularına geldi. Bu ilk aşamadan kesinlikle daha kolay ve zevkli olur; çünkü bulacağınız cevapların ipuçları yer yer belirlenmiştir. İlk harfi, ya da üçüncü ve sonuncu harfini bildiğiniz şeyi hatırlamak kolaylaşır.

* Yukarıdan aşağıya birinci turunuza devam ederken, bir yandan yerine kondurduğunuz her cevabın, soldan sağa boş bıraktığınız yerlerde bir ipucu oluşturduğunu gördüğünüzden, ikinci turu bekleyemeyip soldan sağa sorularına arizi geçişler yaparsınız.

* Sonra ikinci tura geçersiniz

* Vaktiniz varsa üçüncü tura geçersiniz.

* Hala bir ya da iki kelimelik boşluğunuz kalmışsa, muhtemelen onu orada kaderine terk edersiniz, fazla bile sabrettiniz.

* Bazıları inatçıdır; sözlük arar.

* Bazıları sabırlıdır; sonraki hafta bulmaca çözümünü takip eder ve bulamadığı cevapları öğrenir. (Hoş bunlar pek akılda kalmazlar. Aynı soru dört hafta sonra karşımıza çıktığında muhtemelen yine cevapsız kalacaktır!)

 

Bulmaca çözmek bir alışkanlıktır; herkesin alışkanlığının yöntemi farklı olmakla birlikte, üç aşağı beş yukarı benzeşmeye mahkumdur.

 

Her bir hayat, bir Pazar bulmacasıdır.

Her tur, insan hayatında yedi yıl sürer.

Soldan sağa yedi yıl, yukardan aşağı yedi yıl. Etti ondört yıl.

Her ondört yılın sonunda genel gözden geçirme.

Sonra ikinci tur, yedişerden ondört yıl daha!

Tamamı üçbuçuk tur olur insan hayatında, yani kırkdokuz yıl.

İlk tam turu arızi durumlar haricinde hemen her insan tamamlar.

İkinci kırkdokuz yıl ihtiyari olup, çoğu insan tarafından tamamlanmaz.

Pek tabiidir ki her turun kendine has zorlukları ve keyifleri var.

 

Her şey olabileceği gibi olur.

Önce olur, sonra yorulur (anlamlandırılır)

Bunlar sürekli birbirini takip ettiğinden “önce ve sonra” yok olur.

Her an olmakta ve yorulmakta olurlar.

OLAN şey başka türlü olamayacağından OLmuştur.

Dönüşümü sağlayan yorumlamaktır.

Hayıflanmak, pişmanlık, suçluluk duyguları insanın ince hastalığıdır. İlerleme yolunu tıkar. Hayat; kuru öksürükler, kan tükürmeler, terlemeler ve halsizlikle geçip gider.

İnsan hangi cür’etle yaptığından daha farklısını yapabileceğini ummaktadır ki pişman olur ya da suçluluk duyar?!

Daha farklı yapabilseydi yapmış olacaktı zaten.

Yaptığını anlamlandırmak yeterli dönüşüm şartını sağlar.

 

Anlam, nehri geçerken üzerine bastığınız her bir taş gibidir.

O yalnızca üstüne basmak içindir, yapışıp kalmak için değil.

Basın ve sekin!

Hafif ve kıvrak olun.

Gözünüzü ona dikmeyin, ayağınız titrer. Akan su içinizi alır. Ve yine düşersiniz.

Eğer içinizde çıkma isteği olmasaydı fark etmez derdim!

Özgürlük ona odaklanmamaktır.

 

BKÖ’den alıntı

(Bir Kadını Öldürmek)