Gözlemci Payı

“Eli işte gözü oynaşta” atasözümüz neden bütünlüğümüzü bir AN’da toparlayamadığımızın en sade anlatımı.

-Ama bütünlüğümüz, yekpare olarak bi arada ise oyun kuramındaki “fazla yaklaştığında yutulursun” tespitine ters düşmez mi?
-Haklısın. Ben de tam onu ilave etmek üzereydim. Belki de bütünlüğünün % birini, yada beşini GÖZLEMCİ payı olarak ayırabilmek lazımdır. Gözlemci payı, bana göre tohumdur; her şeyi kaybettiğini sandığında bile YENİ’den ve taptaze bir başlangıç yapmanı sağlar.

-Tohumun tek faydası bu mudur?

-Yo sanırım zamanda yolculuk yapma fırsatı da sunar. En azından bana öyle geliyor. Tohum önemli.

*

Zamanın (kişisel-kitlesel) bir yerinde şmdi bize büyü gibi gelen normal hayatı sürdürme şekli yer değiştirmiş, belki kitlesel bir kararla ya da evrenin spirali bunu destekler bir döngüye girmiş ve beynimize bir perde inmiş ve tüm o bilgiler bilinçaltı bölgesine itilmiş ve böylece sonraki dönemde esinler ve rüyalar yardımı ile bir bilinç adası oluşturulmaya başlamış. Buna Coudwell büyüden bilime geçiş diyor. Fakat sanırım bazıları bu toplu gidişata ya da karara uymamış ve bilgilerini kitleden saklayarak eski yaşam tarzlarını sürdürmüşler muhtemelen biz bunlara büyücü ismi verdik. Büyücüler kitlenin büyüyüp serpilmesiyle ilgilenmediler, tek başına ulaşacakları bir SON nokta peşinde koşup durdular ve hala da devam ediyorlar belki. Ne dersiniiz frekanslar?

İsimler, fraktaller

İsimler hakkında daha önce konuşmuştuk. Pek çoğunuz– bazılarınız – isimlerinizi değiştirdiniz. Bu kesinlikle anlaşılır bir şey, çünkü diğer isim genellikle ailenizin size verdiği bir isim. İsminize bir bakın. Kendinize o ismi verir miydiniz? Muhtemelen hayır. İsminiz kötü olduğu için değil, ama muhtemelen siz kendinize o ismi vermezdiniz.(A)

Bilirsiniz büyücüler, isimlerinin bilinmesini istemezler! Çünkü ismi bilinemiyene büyü işlemez! İsim; düzenli bir yapıdır, hedef. :)))

Belki fraktaller(Tıklayınız); düzenli yapıdan, herşey ya da hiçbişey olana (Tanrı) giden yolda bir ara duraktır.

Sevgili Don Juan, öğrencilerine “kendilerini tanımlamamalarını” önerir; çünkü sen kendini bilemezsen, hangi olay karşısında ne tepki vereceğini önceden kesinleştirmediysen bunu karşındaki kişi de bilemiyecektir! Bilemediği için sana karşı komplo kuramaz. Yani spontan olmayı, benim her zaman dediğim gibi ANda olmayı öneriyordu.

Kısaca, Don Juan ya da Castaneda, büyücünün sırrını; fraktale bağlamıştı.

Geleceğe duyulan Merak!

Kadınlar neden geleceği böylesine arzulu ve hırsla merak ederler?
Bunda önemli bi ipucu olabilir frekanslar. Nedir sizce cevap?

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü garanti… güven duygusu… gelecek iyiyse, bugünden iyi hissedersin… bugünün iyi değilse geleceğinin iyi olmasını ümit edersin…
  • Turan Erdal Geleceği çoğu insan merak eder, çünkü belirsizlik stres yaratır. Geleceği bilmek ve onu kendi isteği yönünde etkilemek çoğu insanın istegidir.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bence sadece kadınlar değil erkeklerde merak eder.Erkekler gelecekle ilgili kaygı duyarlar ve bu da bir çeşit merak,emin olamama,güvenlik arayışıdır.Gelecek geçmişin deneyimlerine dayanılarak endişeye dönüşür Bu da kimliklerle ilgilidir diye düşünüyorum.K.Ama safiyane tatlı bir meraksa zaten sezgilerle yanıtını barındırır.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kadınların çocuk sahibi olma konusunda da erkeklere göre farklı bi tutumları var.geleceğe dair hırs ve arzularına bir işaret olarak görülebilir bu.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Gelecekte ne giyeceğini ayakkabısını çantasını hazırlamak ister :))) tedbir yanii

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben falcı kuyruğunda bekleyen erkeğerastlamadım. Ayrıca uygulamalarımda konu uysun ya da uymasın, sadece kadınlar bu uygulamanın geleceği haber verip vermeyeceği ile ilgileniyorlar. Tuhaf ama gerçek budur. Kaçınmaya gerek yok. Halının altına süpürdüklerin çok geçmeden açığa çıkar. Sebeplerinin üstüne gitmeliyiz.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü her fırsatta fal baktıran medyuma giden çok erkek gördüm..KUyrukta gözükmek işlerine gelmez sadece:))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sağ beyin farkı , bence kadınlar sağ beyinlerini daha fazla kullanırlar . Kadın duygusal bir varlık hem kendinde hemde erkektede duygu yaratabilen bir organizma . Hem başlatıyor hemde çoğaltıyor . hayal kurma , tasarlama konusunda yaratılış itibariyle daha yetkin . Bilerek veya bilmeyerek tasarladığı , hayal ettiği şeyi merak etmesi kadar normal başka birşey olamaz .

    Sibel Atasoy Kurgusunun gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceğini merak ediyor diyorsun, mantığa uygun doğrusu. O halde kadınlar kurguların gerçekleşmeye mecbur olduğundan emin olsunlar böylece geleceği bu denli kovalamaya gerekleri kalmaz. Şu anda oturup halı örer gibi kurgular ya da geri söküverirler 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kurgulamak pasif -dişil bir iş. Hareket olmadan , hamle olmadan olmaz. Eril bir etki lazım . Oyuna bir ortak lazım . Oyun kurmak yetmez oyuncular lazım . Tek başına olmaz . Tek başına yapamaz .

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Çok doğru bir tespit ancak eski dünyanın kuralları bunlar. Çünkü yeni dünya Kendiliği bulmayı gereksiniyor. Kendilik ise açıkça eril ve dişil yanların tam ve eksiksiz olarak her insanda aktif hale geçişiyle başlayan bir süreç. Kendilik devreye girdiğinde, dış unsurlara ihtiyaçtan değil gerçek ilgi ve sevinçten yakınlaşırsınız.

BİR KÖPRÜDEKİ İNSANLAR

Garip bir gezegen, garip insanlarıyla.
Zaman teslim olur, ama tanımazlar.
Protestolarını ifade etmenin yolunu bulur,
Resimler yaparlar, bunun gibi mesela:

İlk bakışta özel bir şey yok.
Su görürsün
Bir sahil görürsün.
Akıntıya karşı zorlukla giden bir tekne görürsün.
Suyun üstünde bir köprü ve üstünde insanlar görürsün.
İnsanlar görünür şekilde adımlarını sıklaştırır,
çünkü demin başlamıştır bir yağmur
kara bir buluttan aşağıya kamçılarcasına.

Mesele şu ki arkasından hiçbir şey olmaz.
Bulut ne biçimini ne rengini değiştirir.
Yağmur ne yoğunlaşır, ne durur.
Tekne hareketsizce süzülür.
Köprüdeki insanlar
biraz önce bulundukları yere koşarlar.
Burada araya sokuşturmadan olmayacak:
bu hiç de öyle masum bir resim değil.
Burada durdurulmuştur zaman.
Yasaları çiğnenmiştir.
Gelişen olaylara etkisi engellenmiştir.
Hakaretle defedilmiştir.

Bir âsinin sayesinde,
belirli birinin, Hiroşige Utagava diye
(nasıl olmuşsa, aslında
uzun zaman önce hayli usulünce
aramızdan göç etmiş bir yaratık)
zaman tökezleyip düştü.

Belki de önemsiz bir kapristi,
birkaç galaksiyi örten uçuğun biriydi,
ama belki şunları da eklemeli:

Buralarda uygun görülür
bu küçük resme büyük itibar göstermek,
hayranlıkla bakıp çağdan çağa heyecanla titremek.

Bazıları için bu yeterli değil.
Boşanan yağmuru bile işitirler,
boyunlara ve omuzlara düşen serin damlaları duyarlar,
köprüye ve insanlara bakarlar,
sanki orada kendilerini görmüşçesine
hep aynı hiç bitirilmeyen koşuda
ebediyen yol alınacak sonsuz bir yol boyunca
ve utanmazlık içinde inanarak
işin aslında böyle olduğuna.



Wislawa SZYMBORSKA

Çeviri: Osman DENİZTEKİN

Hayranlık Denklemi

“Hayran olunan”, pasif ilkedir çünkü hayranlarını kendi seçemez.

Oysa “hayranlar” aktif ilkedir çünkü hayran olunacağı bizzat seçmişlerdir.

Reklam, bu denklemi tersine çevirmeye çalışır.

Buradaki hayranlık ilkesi, ekonomik, siyasi, fikri ya da duygusal, inançlar gibi her alanda geçerlidir.

Her tür reklam “doğal” akışın bozulması ve özgür iradenin saf dışı bırakılması girişimi olarak, insanları onların iznini almaksızın manipüle etmektir ki bu niteliği ile kabile ya da animistik düzenin “büyü” tanımına aynen uyar. Demek ki çağlar değişse de büyü şekil ve isim değiştirerek hüküm sürmeye devam eder.

Şüphesiz reklam ve reklamcılık sektörü, büyü araçları konusunda ustalaşmış mekanizmalar olmakla beraber, doğal akışın bozulması kararını veren ve yönetenler değildir. Onlar da toplumun bir çok kesimi gibi ne yaptıklarını bilmiyorlar. Öyleyse bin yıllardır bu yöntemi bilinçli olarak önce açıktan ve şimdi  artık çağdaş dünya görüntüsü altında gizliden yürüten bu bilinçli güçler hangi baş büyücülerdir?

Bunu yapmaktaki amaçları nelerdir?

sa