Acımak: Sevgi noksanlığı

Acımaya gerek mi vardı,
Kimseyi fakir yapmasak;
Ve Merhamet de gereksizdi,
Herkes bizceleyin mutluyken;

William Blake

**

Bir yerinden bişey koparsa acır; çünkü sen sevginin ta kendisisin. Sevginin kaybı acı verir.

**

Dikkatinize dikkat edin frekanslar. Bunu ikibin yılından beri yazarım. Belki tuzağa düşmemek için kendime hatırlatmalar yapıyorum; çünkü dünya ortamında kendimizi tuzağa düşürecek öyle şahane senaryolar var  ki! Üçünden beşinden sıyırsanız altıncının tuzağına kolayca düşebilirsiniz. Şimdi ve burada yaşamanın ne demek olduğunun otuz yıldır lafı edildiği halde ne demek olduğunun anlaşılamaması bile bir yönümüzün buna şiddetle karşı çıktığının göstergesi. İnsanlar basit şey istemiyorlar, karışık ve karmaşık şeyler içinde kaybolup gitmek onlara DEĞİŞMEMEK için büyük bi garanti sunuyor. Aman dönüşülemesin de ne olursa olsun! Gerçekten insan frekanslarım durumu abartmadım. Gelin bu döngülerden çıkalım, korkacak bi şey yok bunda.(Tıklayınız)

**

Bu yıl gerçekten başkaymış!

Modası geçmiş yöntemleri, kullana kullana eskimiş, her bi tarafına cinsellik/güç arzusu/korku sinmiş kelimeleri kaldırıp bi yardan aşağı atma eğilimindeyim. Yeni kelimeler, yeni söylemler ve yöntemler bulabilecek kadar aklımız, yaratıcılığımız, isteğimiz yok mu bizim? Şu alışkanlık denen yapışkan bulaşıklığı, hele gerçekten istediğimiz bi şeyleri yapma iki fiili arasında yaşanan boşluklara hemen zihinsel konuşmaların hiç izin almadan, arsızca sızıverebilmesini şiddetle kınıyorum 🙂 Her biri önüme geldiğinde çok kes-k-in kovalıyorum, hiç tahammülüm kalmadı yaw! Eski sabırlı sibelden eser yok ortada! Gerçi kendimi tanımlamaya ya da tanımlatmaya da şiddetli bi tepki geliyor içimden dışarı doğru. Gerçekten bu yıl başkaymış

**

Çok şiddetli bi basınç algıladık. Saate bakmadım ancak 12 civarlarıydı sanırım, epeyce sürdü, yeni yeni gevşeme belirtileri var. Diyelim ki ilk baskı 10 üzerinden 8 ise şu an 5’e indi gibi. Adeta bişey bizi ezdi geçti! Hala hayattayız benim bildiğim bu, şapşaneyiz. (bendenizin rasathanesinden yayın-BRY)

Bunu algılayanlar muhtemelen şu sıralar kendileri ile ilgili en önemli sorunu duyumsadılar onu düşündüler ve bu basıncın o sorundan kaynaklandığını sandılar. Aman deyim bi karar almayın basınç geçene kadar. Gerçekten de kişisel olmaktan uzak bişeydi!

**

Genelde de bu tür yayın yapmam (bugün neden yaptım bilinmez), dikkatimi ona vermek istemem. Malum dikkatinizi yönelttiğiniz ŞEY kendisini çağırdığınız sanısına kapılır, davete icabet eder! Bu durumda paratoneri olmayan bi rasathane gibi olunabilir.

Su içelim güzelleşelim

Aşka dikkat verdik

Uyumlu frekanslardan aşk değil arkadaşlık hatta ömürlük dostluklar, yoldaşlıklar çıkar.  AŞK ise büyüteçtir! Hem de güneşin altına konulmuşundan!

**

Aşk, iki farklı hattın rayının makasa girdiği andır! Bu sebeple geçicidir ancak istikamet değişikliği için mecburidir.

**

Doğal makas değişimi yedi yılda bir olur. Altın makas!

**

Dikkatini verdiğin şeye akıyorsun, yani SEN akıyor! Hatta bir süre için kayboluyorsun. Ne zamana kadar? Dikkatini başka bi şey talep ettiğinde değil mi?
O zaman dikkat nedir?

Şüphesiz ki dikkatin SENsin! Dikkat avcılarına dikkat!!! Onlar profesyonel avcılardır.

**

Oysa karnı acıktığı için ormanda bi kuş avlamaya, ya da balık tutmaya çalışan amatör masumdur, çünkü o AŞKa davetiyedir.

**

Öncelikle sevginin bir duygu olmadığı konusunda anlaşmamız gerekiyor. Çünkü “duygular” bir düşüncenin ürünüdürler, oysa sevgi/AŞK bir düşünce edimi değildir. Varlığımızın yansımasıdır bir anlamda, eğer onu dışarı yansıtırsanız, dikkatiniz bişeye yönelmiş demektir, ya da aynı şekilde içinize de yöneltebilirsiniz onu.(Bakınız)

**

AŞK, bi haldir, makastaki halimiz. Bu sanrılık bi haldir! İşte eski zaman şamanları kendi istekleri ile makasa girer, istekleri ile çıkabilirlerdi. Bu işlemi sorunlara şifa getirmek için yaparlardı. Onlar yedi yıllık doğal sürece tabi değiller.

**

İnsan, faaliyetinin bütün çizgilerinde ‘entervallerin’ zamanını tanımayı ve ‘ilave şokları’ yaratmayı, diğer bir ifade ile kozmik kuvvetlerin gerekli anlarda, ‘ilave şokları’ yaratmada faydalandıkları yöntemi kendi faaliyetlerine uygulamayı öğrenebilir.  (dördüncü yol:bakınız)

Oyunun mükemmel maddesi…

Oyunun mükemmel maddesi ve manası, insanın bilerek ya da bilmeyerek  ilgisiyle şekil alır ve sonsuzca sürebilir.

Şimdi hemen bunu unutalım.

Çünkü Yeryüzü yani dişi cinsi, deşifre edilmekten nefret eder.

Ve onun gazabına uğramak istemeyiz.

Bilecek ancak bilmediğinize kendinizi ikna edeceksiniz.

Görecek, görmemiş gibi yapacaksınız.

İsterken istemiyor gibi olacaksınız.

Kendin olmadan kendin olmayı başarmalısınız.

Yani İKİ arada BİR derede kalınız.

(BKÖ’den alıntı)

Dikkat Enerjisi=Sevgi

Sevgiyi bir kelime olarak almak, onu kavramsallaştırmak sanırım biz insanlar için oldukça talihsiz bir edim oldu. Oysa son derece basit refleksin sonucudur o, en yalın haliyle dikkatiniz “sevgi diye isimlendirilen” işlevdir.
Örneğin bir objeye yönelttiğiniz dikkatiniz, kızgınlık veya nefret duygusu ile desteklenmiş olsa bile bu sevgidir. Tuhaf geliyor kulağa değil mi?

Öncelikle sevginin bir duygu olmadığı konusunda anlaşmamız gerekiyor. Çünkü “duygular” bir düşüncenin ürünüdürler, oysa sevgi bir düşünce edimi değildir. Varlığımızın yansımasıdır bir anlamda, eğer onu dışarı yansıtırsanız, dikkatiniz bişeye yönelmiş demektir, ya da aynı şekilde içinize de yöneltebilirsiniz onu.

Bu konuya BKÖ’de oldukça büyük yer verilmişti:

Yeniden çok önemli bir konuya geri dönmek istiyorum; ilgi enerjisi…

Buna belki yoğunlaşmış dikkat de diyebiliriz. İnsan için hayati öneme haiz olan dikkat , enerji alışverişinin bildiğim en belirgin şeklidir.

İnsan dikkat gösterdiği her şeye görünmeyen ama çok güçlü halatlarla bağlanır. Bu bazen onu düştüğü denizden kurtarır, bazen de köleliğinin garantisi olur. Her iki şekilde kullanımı da mümkündür  ve insan hayatında her iki yolu da defalarca yaşar.

İnsanın algısının bulunduğu yer onun yerleşik olduğu konumdur demiştik. Ve her bir konumdayken belli bir enerji seviyesinde olur. İnsanın herhangi bir andaki enerji kesiti alınsa belli miktarda enerji stoku olduğu görülebilir. Bu tıpkı banka hesabınızdaki para gibidir. Para olmazsa görünen dünyada yaşanmaz. Enerji olmadığında ise hiçbir yerde yaşanmaz.

İnsan enerjisinin büyük bölümü, istemli ya da istemsiz bedensel işlevlerin tamamı için harcanır.

Eğer kalan enerji olmuşsa bu miktar nasıl harcanmakta?

Bakış yoluyla. Dikkatimizi yönlendirdiğiniz şeye bakışımızla enerji köprüsünü kurarız.

Bu iki yolla olur. Bazı insanlar bu yolların birini daha yoğunluklu olarak kullanabilir.

Yollardan biri dışarıya bakıştır ki bu gözlerle yapılır.

Diğer yol da tahmin edeceğiniz gibi içeriye bakıştır bu da görmenin değişik bir türüdür.

İki yolun birbirinden fazlaca farkı, önceliği yoktur.

Fakat önemli olan iç ya da dış bakış değil neye bakıldığıdır.

Bakılan şey, insanı nasıl güçsüzleştirir önce bunu anlamaya çalışalım:

Canlı varlıklar olarak nitelediğimiz bitki, hayvan ve insanlar (Yukarıda anlattığımız gibi) içlerinde Yang parçasını taşıdıklarından kendi enerji üretimleri vardır. Aslında cansız diye nitelendirdiğimiz taş, toprak, su, hava, ateş ve diğer elementler de içlerinde BİR malzemesi taşıdıklarından aynı enerjiye potansiyel olarak sahipler.

Ancak OYUNun Yin parçası bir hayal, yalnızca sistem kısmı olduğundan kendi enerjilerini üretemezler. Onların var olmak için enerji sömürmeye ihtiyaçları var.

İşte bu sebeple bakışınızı oyunun Yin parçasına çevirdiğinizde sürekli bir enerji kaybına uğrarsınız. Bunu şöyle örnekleyebiliriz; geçmiş hikayeler, geleceğe ait planlar, duygular, bilgiler (kitaplar, TV), hayatın günlük rutinleri üzerine yararsız sohbetler gibi, sizden enerji alamadığında yok olup gidecek şeyler.

Dış bakışla, dünyadaki her şeye; insana, dağ-tepeye, çiçek-böceğe dikkat (ilgi) ile bağlandığınızda sizin enerjiniz ona doğru akarken onlarda bulan enerji de size akar. Yani bu bir enerji değiş tokuş işlemi olur. Fakat burada bile eğer farkındalıklı yapılıyorsa usta işi bir durum mevcut. Eğer baktığınız şeye gözünüzü dikiyorsanız, kendinizi o şeye odakladıysanız, yoğunluklu olarak sizden enerji akmaya başlar. Aslında baktığınız o şey sizi (algınızı) ele geçirmiş olur. Bu durum fevkalade enerji harcatır hatta bunu sürekli aynı şeye yaparsanız ölebilirsiniz bile!

Oysa bakarken dağınık bakıyor, odaklanmıyor, buna rağmen genişleyen algınızla birden çok şeyi görüyorsanız, bu durumda siz yoğunluklu olarak enerji almaya başlarsınız; çünkü birden çok şeyin enerjisi size akmaya başlar. Siz o anda bir havuz gibi olursunuz.

İç bakışla ise düşüncelere bakarsınız. Bunlar Yang parçasından yoksun şeylerdir, bu sebeple enerji değiş tokuşu yerine sürekli para harcatırlar. Sizin enerjinizle beslenip varolacaklar, aynı asalaklar gibi yaşamaya sizin üzerinizden muktedir olacaklardır.

Oysa içe bakışta da (düşünce-duygu kirliliği olmaksızın bir iç sessizlik sağlanabilmişse) dağınık bakma yöntemi uygulanabilir ve enerji almanın en üstün şekli de bu olabilir. Çünkü içteki alan uçsuz bucaksız, dağınık ipeksi atalarımıza kadar uzanabilen sonsuzluğun aslıdır (dıştakiler, bu sonsuzluğun yansımaları demiştik).

Eskiden buna derin tefekkür denirmiş, şimdilerde meditasyon deniyor. Dinlerin de dualar, namaz, zikir vasıtasıyla taraftarlarını çekmeye çalıştığı bu dipsiz alandır. Ancak bunların neredeyse tamamı boşa gitmektedir; çünkü insanın en güç yapabildiği şey iç sessizliği sağlamaktır. İnsan gerçekte almayı bilmez.

Almak, için vermeye çalışmayı durdurabilmek gerekir.

Eğer sürekli olarak, duygularınızı, onu bunu, nasıl olmak istediğinizi ya da başkasının nasıl olmaması gerektiğini düşünüp durur, hesap içinde hesap yaparsanız, içinizdeki karmaşayı çoğaltır ve size akmak için çırpınan BİRin yayılımlarını alma olanağını yitirirsiniz. Ve doğrusu yazık olur!

İnsan bir telsiz aleti gibi olmasına rağmen, sürekli yayın yapan, üstelik bununla gurur duyan bir radyo/televizyon gibi davranıyor. Oysa telsiz iki yönlü bir alettir ve eşzamanlı çalışmaz. Karşıyı dinlemek için siz susmalı ve “tamam” deyip beklemelisiniz.

Maalesef özellikle günümüz insanı iç ya da dış konuşma yapmadığında yok olacağından/yok sayılacağından delice korkuyor. Çoğunlukla bu korkudan bazen de kibirden konuşup duruyor. Şu anda benim yapmakta olduğum da budur.