Wonder ve Yükseltin tavan kirişini Ustalar

11 Dakika

Yönetmen Jerzy Skolimowski nin bu filmi, 11 minutes filmini izledik dün gece, 2015 yapımı polonya irlanda filmi. Şöyle dikkatinizi deli gibi bi şeye odaklama pratiğine ihtiyacınız varsa izlemenizi öneririm; çünkü film Linch’in filmlerini gölgelemeyi hedeflemişçesine dikkat istiyor 🙂

*

Wonder-Mucize

Auggie Pullman (Jacob Tremblay) 5. sınıfa geçmek üzere olan bir çocuktur. Ancak doğuştan gelen yüzündeki kalıcı deformasyon geçirdiği onlarca ameliyata rağmen düzelmemiştir. O yaşına dek hiç okula gitmemiş, evde ailesi tarafından eğitim almış ve dışarıyla ilişkisi, hep bir kask aracılığıyla olmuştur. Sıradan bir okul olan Beecher’a başladığı günden itibaren bazılarının alay konusu olsa da aslında çoğu kişiden bir farkı olmadığını gösterecek, dış görünüşün ne kadar önemsiz olabileceğini kanıtlayacaktır.
Mucize filmi, 2012’de R. J. Palacio’nun yazdığı aynı adlı romandan uyarlandı.
Julia Roberts, başroldeki çocuğundan Jacob Tremblay’dan hiç rol çalmamış. Müthiş bir ailedraması. FARKLI çocukların dünyaya tutunmasıyla ilgili bir bakış, hem de yeni 2017 yapımı bir film, seyretmekten memnun kaldım.

Devamını oku “Wonder ve Yükseltin tavan kirişini Ustalar” →

Franny and Zooey ile başlıyoruz haftaya

Black Lightning
Bugün ilk bölümünü izledim (Digi verdi yoksa haberim yoktu diziden). Merak ettiğim şu oldu acaba bu dizi Süperman ya da flash veya bir de okçu vardı ismini unuttum, onlar gibi hafif konular ve süper kahraman idolüyle mi devam edecek yoksa V for Vandetta vari derin içerikli, Amerikanın zenci problemine(zenciler problem demiyorum, ciddi nefret ve ayrımcılık konusunu kast ediyorum) gerçekten eğilmeye niyetli mi?
Belki amerkada epeydir oynuyordur ve durum açıklığa kavuştur bile, bilen varsa da söylesin vakit harcamayalım. şu an pek yorgunum ve konuyu araştıramıyacağım. iyi geceler.
*
Chef
Şef (aşçı) filmlerini hep sevmişimdir. Bu da en keyiflilerinden biri . Şef olmak isterdim mühendis olmak hatta kuaför de olmak isterdim. Mesele bi şeylet yaratabilirken sevinç duymak beğendirmek mutlu etmek faydalı olduğunu her hücrende duyumsamak😀 neyse ki kendi mesleklerimde de bu hazzı alabildim değilse ölmeye hiç de hazır olmazdım.
Not:Ayrıca kendi otelimin restoranında beş yıl aşçılık yaptım, ingilizler yaptığım her şeye bayılırdı. Evde de yemek pişirmeyi severim, hiç bir çorbamı tekrar edemem, her biri bambaşka bir şey olur. Lezzetlerini ben seviyorum, yiyenler de öyle söyler.
*
Franny ve Zooey
Salinger’i depresyonda olanlar hatta ihtimali bile olanlar okumasın. Olay yok ama sayfalarca süren mektuplar ve konuşmalar var. Adam müthiş. Ancak bir oğlak böyle mizah/zeka ve mükemmelci olabilir diye geçiriyorum içimden okurken. Sonunda merakım galip geldi (bu arada ocaktaki zeytinyağlı pırasaya da bakmam gerekiyordu) kalkıp internetten baktım, bingo! 1 Ocak 1919
Kitabını az önce bitirdim, ruh halim şu an bu kitabı anlatmaya uygun olmadığından (Ursula öldü, ben zaten hastaydım) hislerimin çoğuna tercüman olan Ekşi yazarlarından Pati’nin düşüncelerini aşağıda aktarmakla yetiniyorum şimdilik. Fakat bu böyle ortada kalmayacak söz veriyorum. İnsan böyle bir kitap yazıp da bir kaç ateşli cümle ve daha fazla küfür duymamayı bekleyemez. Niye hatırlatıyorsun tüm bu dünya şeylerini ki bize! Neden üzüyorsun neden uyandırıyorsun, neden neden neden? Geri zekalı mıyız biz?

Devamını oku “Franny and Zooey ile başlıyoruz haftaya” →

Kurgulardan…Maudie

Maudie
Hayatın bütünü çoktan çerçevelenmiş, işte tam burada!
Maud
Film harika.
Kanadalı sanatçı Maud Lewis’in gerçek hayatını anlatan biyografik bir film.

*

Ah-ga-ssi (2016)Hizmetçi

Hizmetçi, katman katman üst üste biriken, kıvrıla kıvrıla ilerleyen, film boyu hiç dağılmadan her şeyin yerli yerine oturduğu hikayesi ve Chan-wook Park’ın her kareyi bir fırsat olarak gören gösterişli ve detaycı yönetmenliği her türlü övgüyü hak ediyor. Akış boyu her kırılmadan sonra, gösterdiğinden fazlasını sakladığını özellikle açık eden, gizemle tatlandırılmış Dickensvari anlatımı göz kırptırmıyor. Harika sanat yönetimi ile izleyiciden bir kültür filtresi talep etmeyen oyunculukları filme değer katıyor. Demiş filmi öneren M.C Aşlak, yorumun tamamı için tıklayınız.

Güney Kore insanı şaşırtıyor.

*

Işık Tanrısı -Roger Zalazny

Roger bir şairdi. Önce, sonra, daima. Kelimeleri şarkı söylerdi. Tıklayınız

Uzak bir dünyada yeniden kolonileşmeye zorlanan insanlık, teknolojinin gücünü kullanarak tanrılaşmış ve özel yetenekler geliştirmiştir. Orijinal mürettebat teknolojik üstünlükleri elinde tutarak düşük teknoloji düzeyinde bir toplum oluşturmuş ve kendilerini ölümsüz tanrılar olarak taçlandırmışlardır. Aralarından bir tanesi, Sam, İblis tutan, Işık Tanrısı bu düzene son vermek istemektedir. Sürgün edildiği manyetik bulutsudan bilinci geri çağrılan Sam… Cenneti yıkmaya kararlıdır.

Devamını oku “Kurgulardan…Maudie” →

Amber Yıllıkları ve diğerleri

Amber Yıllıkları ilk 3 cildini bitirdim. Hayranlık ve şaşkınlık içindeyim.

GÖLGE’ye (sakinleri ona dünya diyor) hükmetme gücüne sahip birinin kendi evrenini yaratıp yaratamayacağı akademik ama geçerli bir felsefi soruydu. Nihai yanıt ne olursa olsun, pratik bir açıdan bunu yapabiliyorduk.

Polonyalı-Amerikalı fantazi ve bilimkurgu yazarı Roger Joseph Zelazny (d. 13 Mayıs 1937 – ö. 14 Haziran 1995), Euclid, Ohio, A.B.D.’de dünyaya geldi. Polonya asıllı göçmen Joseph Frank Zelazny ile İrlanda-Amerika’lı Josephine Flore Sweet çiftinin tek çocuğu olan yazar, Ohio’da büyüdü. Altı Hugo ve üç Nebula ödülünün yanı sıra Balrog, Locus, Seiun gibi kurgu edebiyatının en prestijli ödüllerini defalarca kazanmış olan Zelazny, 2010 yılında Science Fiction Hall of Fame Müzesi’ne kabul edilmiştir. En önemli eserleri “Amber Yıllıkları”, “Işık Tanrısı” ve “Bu Ölümsüz”dür. Ayrıca “Frost & Fire” adında bir hikaye ve makale antolojisi bulunmaktadır.

Desen (akaşik kayıtlar), kendisini takip etmeye çalışan gözleri aldatan, ışıltılı bir eğri çizgiler kümesiydi.

Zelazny hem zeki, hem üretken hem de bence entelektüel bir yazar. Fakat bütün bunları bilgece gizleyip sıradan-mış gibi gösterebiliyor. Dizinin diğer kitaplarını ve aslında yazdığı tüm kitapları okumak için sabırsızlanıyorum.

*

The Leftover

Dizinin ilk iki bölümünü izledim dün. Eskiden olsa hayli seveceğim bir konu fakat şimdilerde hafif bile olsa gerilim ve korku içeren yapımların içimde hoş karşılanmaması durumu ile yüzleşiyorum.Belki geçicidir bilemiyorum. Dizi bence iyi görünüyor, merak dozu yüksek, oyuncular iyi, eminim giderek daha da oturuyordur.

*

Devamını oku “Amber Yıllıkları ve diğerleri” →

The Expanse ve Enginlik

Düşünsenize; Uzaydan gelen dünya dışı korkunç güce sahip bir enerji/madde sizi zapt edip enerjinizi yiyor ve ölüyorsunuz. Fakat uzaylı şey, fizik beden ölümüyle açığa çıkan duygu bedeninizi de yutmuş olduğu için ve kendi bilinci olmadığı için sizin duygu bedeninizin bilinci bu korkunç bedene hükmetmeye başlıyor öyle ki olayın gerçekleştiği devasa bir astroidi uzay gemisine çeviriyorsunuz! Radara yakalanmayan istediği yere müthiş bir hızla gidebilen devasa astroide dışardan bakan gözlemci bilim insanları ne düşünür? Onlar açısından akıl dışı olacağı aşikar!
Diğer yandan ölüpte pat diye böyle güçlü bir maddeye konakçı olmak ne acaip bir şans! Tabi büyücüler hep bunu istemişlerdir de aslında şans olup olmadığı tartışma götürür .

Dizinin 2 sezonunu seyrettim. Fringe gibi rakipsiz olmamakla birlikte üzerimde iyi bir etki bıraktı, sanırım unutulmazlar arasına girdi (hafızam pek iyi olmadığı için söylüyorum bunu) Daha önceki The Expanse yorumlarım için tıklayınız.

Marsın Buzlu tepesi_NASA

 

Harika bir fotoğraf. Bildiğimiz kar buz değil tabi bu 🙂 Kuru buz da denilen karbon dioksit.
The Expanse dizisinde Mars kolonisi ve orada doğan ve artık kendilerine Marslı diyen insanların fiziksel bedenleri yavaş yavaş değişime uğruyor. Gökyüzü yok, okyanus yok, hepsinden önemlisin UFUK çizgisi yok. Bu ayrıntıları marslı bir askerin dünyayı ziyaretinde daha iyi anlıyoruz. Buradaki ışık onları kör edebilecek denli parlak. Bu mavi gezegenin kıymetini bildiğimizi sanırız ama bence bunu ancak nimeti kaybedenler anlayabiliyor.