Rüzgarı dizginleyen çocuk

MAHERSHALA ALI sahnede ikinci Oscarını alırken, nerdeyse aynı sıralarda baş rolünü üstlendiği kalite çizgisi herkesçe bilinen True Dedective üçüncü sezonu da final yaptı. Hem sevindim başarısının karşılık bulmasına hem üzüldüm dizi sonlandığı için. Aynı anda çarpışan bu iki duygu gece uykuma maloldu. Neyse canımız sağolsun bu gece telafi ederiz uykuyu inşallah.

*

Ozark

OZARK dizisini izleyen var mı bilmiyorum, beni biraz gerse de verilen her kararın çevredekilerin kararlarıyla birleşerek kar topu gibi büyüdüğünü ve çoğu kez temelini araştıramayacağımız denli bir kaosu oluşturduğunu resmediyor. İlk sezonu bitirdim, bir insanın bu kadar bunaltılıp öldürülmediğini bunca bölümde izlemek gerçekten şaşırtıcıydı. Meksika karteline yan gözle bakanların durumları, küçük bir kasabanın gizli kalmış açgözlülükleri, yerel uyuşturucu üreticileri ve şaşırtıcı dağıtım yöntemleri vs. vs. Her musibet bir ailenin başına binmiş görünüyor.

*

The Boy Who Harnessed the Wind

Devamını oku “Rüzgarı dizginleyen çocuk” →

Üçüncü Sezon Nihayettt…

True detective’in üçüncü sezonu başladı nihayet. Dün gece ilk iki bölümü yayınladı Digi. Bana biraz ilk sezonun konusunu andırdı, bakalım nasıl gidecek. Bu dizinin her sezonu farklı konu ve kahramanlardan oluşuyor yani ilk ikisini izlemeyenler de bunu izleyebilir, kaliteli bir yapımdır. Üçüncü sezon Başrolünde oscarlı Mahershala Ali oynuyor.

*

Beautiful Boy

Beautiful Boy, 2019 oscarlarına aday olacağı tahmin edilen filmlerden biri. Sorumlu bilinçli bir babanın uyuşturucu bağımlısı olan oğlu ile yaşadığı olaylar anlatılıyor. Baştan sona uyuşturucunun tüm aile üzerindeki trajik etkileri çok güzel, kimse yerilip dövülmeden anlatılmış. Adeta dokümanter olmuş. Allah hiçbir evlada ve ebeveyne bu belayı musallat etmesin.

*

First Man Devamını oku “Üçüncü Sezon Nihayettt…” →

Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?

“Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?”
Sorgulama dolu bir japon filmi. İlk kez bir Japon suç/mahkeme filmi izliyorum, üstelik 2017 yapımı yeni bir film. Dünyanın batısıyla ne denli farklı oldukları beni fena halde şaşırttı. İşte görsel sanatların etkisi de böyle bir şey, bilmenin yetmediği durumları neredeyse deneyimle elde etmişliğe yaklaştıran bir yöntem. Filmin adı The Third Murder
*
Divine Access, Komediyle harmanlanmış, spritüellik, felsefi sorgulamalar. Sıkılmadan izlenen bir başka film.
*
Homecoming, Julia Roberts’in sosyal hizmet görevlisi Heidi’yi oynadığı bu dizi özellikle Amerikanın savunma asker, gazi programları ve bütün bunlardan yararlanmaya çalışan açgözlü taşeronları ele alan, bence kurgudan çok halen ve muhtemelen yaşanan olayları anımsatan çok güzel bir dizi.10 bölüm ve tamamlanmış, tavsiye ederim.
*

Devamını oku “Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?” →

Rüzgarın On İki Köşesi

“Rüzgarın On İki Köşesi” Ursula K. Le Guin’in ilk gençliğinden itibaren yazdığı öykülerin bir araya getirildiği bir eser. Yazar, çok sevdiği, fantastik ve bilimkurgu olarak kabul edilebilecek kurguları tarih sırasını gözeterek kitaba dâhil etmiş.Ayrıntı Yayınlardan ikinci baskıyı yapmış. Her bir hikayeye ayrı ayrı odaklanmak lazım, hepsi muhteşem.
Onun tarzını zaten çok seven biri olarak bu öykü kitabını seneler sonra ikinci kez okuduğumda bazılarını çok iyi hatırladığımı bazılarını ise ilk kezgörüyor gibi olduğumu itiraf etmeliyim.
Bu kitapta öykülerin muazzam lezzetinin yanında, öykü girişlerine bizzat Ursula’nın öykünün tarihçesi hakkında yazdığı kısa notlara bayıldım. Bu notlar öyküden çok kendisi hakkında ipuçları veriyor gibiydi ve bu bana kendi hakkımda da bazı şeyleri hatırlattı.
Görüş alanı öyküsü, son yılların kuantum düşünce ve mistik değerlerin sunduğu HAKİKATi en pratik şekilde sorgulatan bir öykü. Herkesin okumasını dilerdim.
Bu kitap hakkında daha çok bilgi için tıklayınız
 *

Devamını oku “Rüzgarın On İki Köşesi” →

everybody make mistakes except captains

Eşi deniz kuvvetlerinden emekli bir arkadaşım vardı. Oğullarımız aynı yaşlarda olduğundan mümkün oldukça görüşürdük. İlginç bir evleri vardı, her yer ve duvarlar batmış ünlü gemilerden çıkarılmış parçalarla doluydu. Ayrıca bir oda dolusu da sergilenemeyen gemi kalıntısı vardı, öyle hatırlıyorum.
Salona girdiğinizde tam göz hizanıza pek güzel ve kaliteli bir çerçeve içine yazılmış şu yazıyla karşılaşırdınız: “everybody make mistakes except captains” Yani herkes hata yapar ama kaptanlar asla!
Ben de gülümserdim her gördüğümde ve kaptanların egolarının biraz şişkin olup olmadığı ile ilgili düşünceler geçerdi aklımdan bir an için.
Bunu nerden hatırladım da üşenmeyip yazdım (çünkü milyonlarca şey yazabilecek hatıram var ama çok üşengecim)?
Bir süredir LAST Ship diye bir dizi izliyorum,şu an dördüncü sezona filan geldi. Normal insan olan o kişi, köprüye gelip de kaptan koltuğuna oturduğu an başka bi şey oluyor! İster albay olsun ister başçavuş!
Şu uyarıyı da seviyorum: Kaptan köprüde!
*
KENDİN diye bir şey olmadığı doğru
ama
KENDİN diye bi şey uydurman da zorunlu!
sa
Kendin için iyi bir şeyler uydurabilirsin (hani olumlamalar vs gibi yöntemlerle. Tabi şunu unutmadığını varsayıyorum: kişiliğin için uydurduğun her güzel şeyin tersi senin gölge kişiliğine yerleşir. Dualite böyle emreder. Bunlar tek başına gelmezler! Aaa bu son cümleyi bi kitabımda söylemiştim sanırım 
Güzel ve Çirkin aşkı 🙂
Kendin diye bir şeyin %95 i zaten 6 yaşına kadar uydurulmuş iş bitmiş oluyor yani senin buna katkın sonrdan olsa olsa küçük bir katkı fakat sorun olan bu değil, uydurulmuş bu kendinin UYDURULMUŞ olduğunu bilmeden yaşaman ve ölmen oluyor, işin üzücü yanı bu.
Bu arada tüm bu uydurulmuş şeyler zannettiğin küçük BEN ile, sonsuz BEN’im arasında bir fark olduğunu da unutmayalım. BEN’İM, fankındalığım ve bilişimdir. Kişisel bir olgu olarak ya da herhangi bir şekilde onu tanımlayabileceğimizi sanmam.