Groklama Nedir?

Groklamak, kısaca o olmak (olmak istediğiniz obje, şey) demektir. Aslında bu kelime ilk kez Heinlein’in Yaban diyarlardaki yabancı BK kitabında kullanılmış ancak çok tutularak ingilizce sözlüğe girmiştir.

Groklama tamamiyle şamanik bir yöntem olup, Hawaii şamanlığında Kulike yani şekil değiştirme uygulamalarının dördüncü fazı olarak yer alır ve kısaca “haline gelmek” diye tanımlanabilir.
Groklamak, gözlemcinin gözlem süreciyle bütünleşip onun bir parçası olması durumunu anlatıyor; iç içe geçme, toplu bir deneyimin içinde bireysel kimliğini kaybetme.

  1. HALİNE GELMEK: Olduğunuz şeyi değiştirmek için çevrenizdeki veya zihninizdeki

şablonlara bilinçli uyumlanmak.

GROKLAMAK, hem kendi orijinal şablonunuz hem de grokladığınız şablonu birlikte hatırlamayı gerektirir.( BAK gibi.) Serge hoca, bunun için %1 lik şaman payı diyor. Sibelin tanımı ise %1 lik tohumu saklamak, bunun sebebi ise çıkışı bulmak için, programa çıkış butonu koymak gibi.. Aksi takdirde yazdığın bilgisayar programında çıkış butonu olmaz ise döngüye girer, sonsuza kadar döner. Fişi elektrikten çekersen yani ölürsen döngüden çıkabilirsin.

Groklama Uygulaması:

Devamını oku “Groklama Nedir?” →

Güç Modelleri

“Kuantum fiziği bizi, uzay ve zaman anlayışımızı değiştirmeye çağırır, fakat böyle bir değişikliğin her birimizin kişiliğinin merkezine yönelik olduğunu kabul etmek zorundayız.” Der D.Zohar

“Önce, en düşük bilinç olan, ama çok güçlü olan şey hakkında konuşalım. Düşük bilincin inanılmaz güç taşıdığını, yüksek bilincin de inanılmaz güç taşıdığını anlayın. Ama, düşük veya yüksek onun etki gücünün ölçüsü değildir, daha çok sadece titreşimin ölçüsüdür. Bunu frekans ile karıştırmayın, çünkü bunun teknolojisi lineer değildir. Modellemede görülen şey düşüncenin titreşimidir ve nereye gidebileceği veya nereye gidemeyeceğidir ya da nasıl kısıtladığı veya genişlettiğidir. Güç veya kuvvet çok derindir. Bunu zaten biliyorsunuz. Nefretin gücü kötülüğü ve korkuyu yaratır ve çok kuvvetlidir. Korkunun gücü, eğer dikkatli olmazlarsa ulusları köleleştirebilir. Geçmişten bunun gücünü biliyorsunuz. Bunun gelecek olan enstrumanda yaratacağı spesifik modeli, o özelliğe sahip olan bir bireyle onu ölçmeyi konuşalım.
Düşük bilinç son derece basit ve temel modeller yaratır. Bu modeller kuvvetli bir çember yaratır veya yayar – diğer yüksek titreşimlere bir engel oluşturmak için bir araya gelen enerji akışı. Bu, bireyin veya bireyin yarattığı bilincin enerjisinin etrafında bir çember olarak görünür. Çember desenli bir hapishaneye veya tekrarlanmayan temel bir fraktala benzer. Kendi içinde kendini taşır ve model kendi çemberinin dışındaki hiçbirşeyin farkında olmaz. Kuvvet, onun o kadar çok güçlü olmasından gelir ki, diğerleri onun tarafından etkilenebilir ve daha kuvvetli bir çember için kolaylıkla ona katılabilir. O zaman çember daha da genişler, etrafındaki bilinç tuzağında daha da büyür, daha da büyük bir çember yaratır, ama sadece tek bir çember.
Belki de anlamadığınız bir dilde konuştuğumu düşünüyorsunuz? Belki, ama işte konu: O basittir. O bir çember olan bir kaptır ve kendisinin dışını göremez. Sadece kendisini görür ve sadece kendi kötülüğünü tanır. Sadece kendi içinde bildiği şeylere dayanan yargılamalar yapar ve kararlar verir. O düşük bilinçtir. Gündemi kendisidir ve başka hiç bir şeyi görmez. Çember aynı şeyleri düşünenleri köleleştirebilir. Daha büyük bir çember haline gelebilir, ama asla kendisinin dışına çıkamaz. Bildiği şeyin ötesini göremez. Çembere ait olan çemberin dışında modelleme yoktur. O kısıtlayıcıdır. Derin bir şekilde aşikardır: Basit, düşük titreşim, temel hayatta kalma.” Kryon
Yazının bütünü için tıklayınız
*
Bu anlatılanlar çağlar boyunca değişik isimler altında ama nerdeyse aynı cümlelerle söylendi, taşlara kazındı, sayfalara basıldı. Kimin söylemiş olduğu önemsiz aslında. Sadece sistematiği görmek ve sorumluluğu yüzde yüz almak için keskin bir karar vermeye aracılık ediyorlar.
Yıllar önce katılımı oldukça yüksek bir toplantıda -şu an konusunu hatırlamadığım-uzun bir konuşma yapmıştım. Konuşma bittiğinde herkes kah teşekkür kah şaşkınlıkla veda ederken genç bir kız yanıma geldi ve bana fısıltıyla “siz seçiminizi yaptınız mı?” dedi.
Adeta ölmüşüm de nihayet bu soru bana yöneltilmiş gibi hissettim ve titredim. Genç kızın samimi heyecanını görebiliyordum. O anı hiç unutmadım. O zamanlar seçimi yaptığımı sanıyordum fakat bunun tüm uzuvlarıma intikali için daha çok başındaymışım sürecin. Henüz sorumluluğu %100 almamışım bunu şimdi daha iyi görebiliyorum. Bunu yapmak için arzum var, niyetim samimi.
Herhangi bir şeye bağımlı olmadığımızda, her şey oldukları gibi olur: Eylemle birlikte ne gidiş vardır, ne de kalış. Seng TS’AN
Ego, her şeyin karşılıklı bağlantı içinde olduğu bir evrende yapay bir sınırdır. Tüm tanımlanmış unsurlar içinde belki oldukça iyi organize olmuş biridir. Tüm inanç ve sistemlerin, faydalı bir amaç uğruna ve gerektiğinde keyfi olarak (insan iradesiyle) dizayn edildiğini ve mutlak olmadığını bize hatırlatan; ilk prensip İKE’nin yani “Dünya düşündüğün şeydir” ilkesinin sonucudur bu.
soul-freedom-chained-acrylic-painting-depicting-chained-foot-fetters-impressionist-style-by-ishrath-humairah-khalil-gibran-poem-inspired1 Bir keresinde “Özgürlük yolunda” kavrayış edindirmek için Lao Tzu şöyle sormuş: “Niçin ona yaşam ve ölümün bir olduğunu, doğru ve yanlışın aynı olduğunu gösterip, elini ayağını bağlayan zincirlerden kurtarmadın?”

Yeni’den Doğan

Bazen bazı sözler büyülü gibidir,seni bağlar tutsaklaştırır bazen de farkındalığında yeniden biçimlenir seni yeni’den doğurur eskisinden özgürleştirir…
YENİ’den DOĞAnlara kitabının bir çok söz’ü beni zenginleştirdi,özgürleştirdi. İşte bunlardan biri:

”Birkaç ay önce bir gece yine A ile mutat düşünce seanslarımızın birinde nasıl olduğunu anlayamadığım bir hale geçmiştim.Birden tek bir göz olarak her şeye bakarken buldum kendimi.Bu bildiğimiz her şeyi içine alan dünya ve evreni içbükey bir aynada seyretme duygusuydu.İrkiltici gelmişti.Zaten tedirginlik hissettiğimde yeniden normal iki gözlü yaşamıma döndüm.Sanırım bu deneyimimden sonra bazı şeyler değişti.Ne olduğunu tam olarak ifade edemeyeceğim.Zaten sık sık her şeyi uydurduğuma kendimi ikna etmeye çalışırken yakalıyorum kendimi.Sonra bu cümlenin anlamsızlğına ve saflığına uzun uzun gülüyorum.Uydurmayı küçümsemek iliklerimize işlemiş.
Uydurma konusunda dört ihtimalden birini,ya da birden çoğunu aynı anda kullanabiliyoruz.
1.Hiçbir şey uydurmaz,uyduranları da taşa tutarsın.
2.Arada uydurur ancak bunları asla gerçekle(!) karıştırmazsın.
3.Çok uydurur,arada bunları gerçek sandıklarınla karıştırırsın.
4.Çok uydurur,uydurduklarının gerçeğe dönüştüğünü bilirsin.
Ben ilk yaşamımda ikinciyi,ikinci yaşamımda üçüncüyü,üçüncü yaşamımda dördüncüyü kullandım.Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum.”

Ezgi Sezgi -15.06.2016

Yer çekimi/Kütle Çekim nedir?

13 Mayıs cuma BAK oturumunda yer çekimi olarak bilinen kütle çekim kuvvetinin sebebi ve etkileyenleri soruldu.
Roller moderatörlüğüm dahilinde katılımcılara dağıldıktan ve oyun başladıktan kısa bir süre sonra, -çok nadir olarak karşılaştığım üzere- Birleşik Alan bana kütle çekim rolü vererek oyuna aldı. Oyunun bundan sonrasını asistan moderatör yönetti.
Oyun bittikten sonra bu sorunun tam olarak cevabını aldık mı tam emin olamamıştık çünkü ben de oyuncu olduğum için genel tabloyu göremedim fakat gece saat iki civarlarında birden tüm tabloyu gördüm. Tabi olayı şimdi kendi rolüm açısından yorumluyorum. Diğer katılımcı arkadaşların da dikkatlerine sunuyorum, muhtemelen onlar da yeni bir açılım yaşayacaklardır.
Kütle-çekim rolü anlatısı:
Bu olay tamamiyle kara delik kaynaklıdır.
İki etkeni bulunuyor; ben bilinci ve farkındalığı.
Kendinin farkına varan tüm varlıklar az ya da çok kütle çekimine sahip oluyor ve kendinden daha az çekim kaynaklarını etkiliyor ve kendinden daha yoğun çekim kaynaklarına da bağlanmış oluyor.
Örneğin Dünya Gezegeninin kütle çekimi nedeniyle farkındalıklı bir varlık olduğu bu savla kanıtlanmıştır bana göre.
Farkındalık arttıkça bildiğimiz yıldızların değişik boyutları ortaya çıkar.
Şimdi burada önemli olan iki hususu özetleyeceğim.
1. Farkındalığın/ben bilincinin iki çeşidi var; birisi yıldız/güneş diğeri ise kara delik. İkisi arasındaki fark pozitif ve negatif olarak nitelendirilmeye çalışılan gelişim farkıdır. Güneşler kendi çekim alanına düşen gezegenleri çevrelerinde bir yörüngeye oturtarak merkezi güneş etrafındaki yolculuklarında birlikte taşırlar, onların birbirine ya da kendisine karışmasına izin vermezler. Bu anlamda çeşitlilikten yana, iyicil(!) bir tavır sergilerler.
Kara delikler ise yıldızlardan kat be kat yüksek ezici bir kütle çekime/ben bilincine sahipler, yıldızlardan farkları onları tartışmasızca yutmaları ve kendilerine (şimdilik tarafımızdan bilinmeyen bir başka boyuta tükürüyorlar mı) katmalarıdır. Yani kara delikler tam tekil varlıklardır ve en güçlü kütle çekime sahip oldukları biliniyor. Ve eğer yıldızlardan gelen ışınımların karadelik çevresinde oluşan “yığılım diski” olmasa biz kara delikleri fark bile etmeyiz, rastladığımızda çoktan yutulmuşuz demektir!
2. Olaya biz insanlar açısından baktığımızda,
Kendi farkındalık düzeyimiz gezegeninkinden düşük olduğu için o bizi çekiyor ve ölünce (ya da ölmeden öldüğümüzde) farkındalığımızı yutuyor.
Farkındalığı artmış kişiler (üstatlar vs) gezegen tarafından çekilemediği (bir insanın kütle çekiminin dünyanın çekimini nötürlediğini düşünmek heyecan verici) için ne yapacaklarına kendileri karar verir.
bazı meditasyon uygulamalarında insanların havada durabilmeleri (levitasyon) aynı düşünce içinde değerlendirilebilir mi bilmiyorum.
Sonuç olarak, ben bilinci farkındalığı insanları cazibe merkezi yapar; bazıları kara delikler gibi yutucu, bazıları güneşler gibi tutucu olur :))))
Ayrıca, AY’ın farkındalığının dünyaya oranla düşük olduğunu anlıyoruz (dünyaya uydu olduğundan) ve Dünyanın da Kara Delik değil Yıldız olma yolunda farkındalığı olduğunu da öğrenmiş oluyoruz.

Şimdiye kadar kütle çekim kuvvetinin bilimce bu denli gizli kalmasının nedenini de anlamış olduk, çünkü farkındalık ölçer aletlerimiz olmadığı gibi bunun mevcut lineer hesaba uyacağını da sanmam 🙂 Fakat biz bulduk işte! Bu harika.
Sorulara açığım.

Önemli NOT: bu paylaşım bilimsel bir açıklama değil yalnızca kişisel yorum olup, saçmalıyor olma ihtimali mevcuttur. Zamanla sorular ve cevaplar belki bizleri daha olgun bir çıkarıma götürürler.

Şifa işlemi

“Şifacılar gerçekte şifa vermezler.”
Onların yaptığı şey, ‘bedene geçici olarak dengelenmiş niteliklere sahip olma izni’ vermektir. Enerji çalışması yapanlarınız neden söz ettiğimi bilirler. Şifacılar şifalandırmazlar, denge bulmayı kolaylaştırırlar…
İŞİ YAPAN HASTANIN KENDİSİDİR…
Der Kryon. Benzer söylemleri artık bir çok yerde görebiliyoruz, aşinayız değil mi?
Şimdi bu katmanın bir altına bakalım pireshamanlar 🙂
Hastalık denilen şeyin kişinin kendini ifade yollarından biri hem de en acili olduğunu biliyoruz. O halde ister modern tıp ile isterse alternatif yollar, şifacılarca yaplan tüm dengeleme/şifalandırma teknikleri, çoğu kez o an için işe yarar, peki ya sonrası? Eğer hasta ismi verilen kişi kendini ifade edişinde bir değişiklik yapmadıysa, belirtilerin ya aynen ya da benzer şekilde geri dönmesi olağandır. Buradaki handikap hastanın kendini ifadesinin içeriğinden haberdar olmayışıdır. Mahir ellerde (3.farkındalık düzeyinde) bu ifadenin ne olduğu ortaya çıkarılırsa hasta muhtemelen onu değiştirmek istemez bile! Nasıl! İnsan hasta kalmak ister mi diyebiliriz ama inanın bana insanın her şeyden çok önemsediği şey “kendini ifade” edişini oluşturan inanç/kabuller bütünüdür ve bunu ölümü pahasına savunur, bilmeden yapar bunu ama iddia ediyorum ki bunu bilmesini sağlasanız bile çoğu kez onu değiştirmeyecektir. Hüzünlü bir insan olma paradoksudur bu.
Yıllardır yaptığım (danışanlar ve kendi üzerimde) çalışmalar, kalıcı dengeli hal/sağlık konumunun ancak 3.farkındalık düzeyinde (hem hasta hem de şifacı için) işlem yapılırsa başarıya ulaşma şansı olabileceğini gösteriyor.