Kişisel Rüya Terapi Uygulaması

Her bir rüyanız, kendinizden gizlediğiniz hazineyi toprak altından yukarı size doğru fırlatan olağanüstü bir araç, eşi bulunmaz bir fırsat.

Onları kendiniz olana dahil edebilmek için kişisel terapi uygulamalarımızı değerlendirin. Bu gerçekten de her birimizin eline en zahmetsiz, en tehlikesiz ve en ucuz  olarak verilmiş latif bir olanak.

Rüyaların özel teknikle AYDIRILma işlemi, zihnen öğrendiklerinizle asla kıyas kabul etmez; çünkü her bir rüyanın ayması hücresel aydınlanmaya sebep olur. Hem sizi hem ilişkide olduğunuz her kişiyi ve her olayı etkiler, tüm bedenlerinizdeki rahatsızlığı şifalandırmakla, yeni enerjiye ve bilince uyumlandırır.

Talepleriniz için lütfen buradan yahut mail adresimden randevu alınız.

sevgilerimle

Sibl Atasoy

Rüya görüşmecisi

Not. Rüyalar ve yöntem hakkında daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız.

Bilinç,duygu ve çevre faktörü-12

Önce yaşanılmış örnek vererek, duygu oluşumunun çevre faktörleriyle nasıl etkilendiğini gösterelim.

►1- Çocukluğunun hatırlanmayan döneminde bir köpek saldırısına uğrayan bir adamın, sol kulağı yırtılır, kolunda ve göğsünde yaralar oluşur. Bunu sonucu tüm gençliğinde köpeklerden kaçar. Evlendikten sonra çocukları olur ve çocuklar eve bir köpek almak isterler ve adam çocuklarının arzusunu yerine getirmek istemektedir. Bunu üzerine adam bir ruh doktoruna gidip çözüm arar. Doktor muayenesinde, adamın köpek gördüğünde kalbinin patlarcasına attığını, soğuk terler döktüğünü saptar. Daha önce ilaçla bu korku yatıştırılmaya çalışılmıştır, ama ilaç sadece adamın duygularını sakinleştirmeye-uyuşturmaya yaramaktadır. İlaç etkisi kalkınca, aynı korku devam etmektedir.

Olay kişinin çocukluğunun hatırlanmadığı dönemde gerçekleşmiş olduğundan, kişi olayı hiç hatırlamamakta, ancak ebeveynleri böyle bir olay olduğunu ona sonradan söylemiş olduklarından, geçmişinde böyle bir olay geçmiş olduğu bilgisine sahiptir. Dolayısıyla olayın kayıtları sadece bilinçaltına yerleşmiştir, yani kişinin beynindeki amigdala bölgesi her köpek gördüğünde “kaç veya savaş” sinyali vermektedir. Beynimizin bu tutumu, bizleri tehlikelerden korumak için oluşturulmuş kalıtsal bir davranış devresidir.

Doktor adama bir beynin nasıl çalıştığını, belli beyin kesimlerinin belli beden kesimlerinin düzgün çalışması için neler yaptıklarını, beynin tüm amacının bedeni korumak ve kollamak olduğunu, vs. anlatır. Bu anlamda, korku mekanizmasının bedenin gelecek sefere belli şeylerden kaçması-korunmasına yönelik bir savunma sistemi olduğunu açıklar ve kişinin kendi kendine sürekli olarak şu telkini yapmasını tavsiye eder: Beynindeki amigdalaya hitaben “Beni korumaya çalıştığını biliyorum. Bu şeyin tehlikeli olduğunu belirtmeye çalışıyorsun. Çocuklarım küçük bir köpek alacaklar. Bu küçük köpek zararsız bir hayvan. Ondan korkmam gerekmez. Artık Sen (amigdala) rahat ol ve bu konuda tehlike sinyalleri verme.” Bunları sık sık söyleyip, amygdalanın sakinleşmesini bekleyecek!” Birkaç hafta (ay) süreyle bu telkinleri kendisine yapan adam 6 ay sonra evine köpek alır (Siegel 1999, s 250).

►2- İngiltere’de bir kadında muz fobisi olduğu görülür. Nedeni araştırıldığında, küçüklüğünde kardeşinin muziplik olsun diye yatağına muz koyduğu ve kızın da yatağa girdiğinde, bedenine değen bu soğuk şeyi, yatağına girmiş bir hayvan sanıp çok büyük bir korku yaşadığı ortaya çıkmıştır. Yatağına girip uyumak isteyen bir çocuğun, yorganın altında beklenilmeyen soğuk bir nesneyle karşılaşmasının yarattığı “tehlike” sinyalini, yatağa saklanmış bir muz koçanı ile birlikte gören bir çocuk, gelecek hayatında her muz görüşünde korkuya kapılabilir. Çünkü beyindeki hücreler, beden için nelerin yararlı, nelerin zararlı olabileceği konusunda sürekli şekilde veri toplar ve bunlar arasında ilişki kurmaya çalışırlar. Böyle bir ilişkiyi kurmaya çalışan hücreler, “korkulacak” faktörler saptaması işleminde, hatalı bir değerlendirme yapıp, muzu bu kategoriye aldılarsa, artık o çocuk her muz gördüğünde korkuya kapılmaya başlar. Yılandan, ölümden, vs.den korkacak şekilde davranışlar da bu şekilde oluşurlar.

Görüldüğü üzere, beyindeki hücreler, kendi değerlendirmelerine göre bedeni korumaya çabalamaktadırlar. Milyarlarca yıllık geçmiş zaman bilgilerinden yararlanarak, kaçılması gereken durumlarda korku sinyali devreleri oluşturarak sahip oldukları bedeni güven altına almayı temel görev bilmektedir. Hücreselliğimizi ve onların bizleri nasıl sahiplendiklerini bilirsek, onlarla etkileşime geçerek, daha rahat ve huzurlu yaşanacak şekilde onların davranışlarında değişiklikler yapabiliriz.

Doğa ve dünya sürekli değişim-dönüşüm içinde olduğundan, şuur ve duygu dediğimiz zihinsel değerlendirme yeteneğimiz, sabit değil, sürekli değişken olmak, her gün ve her nesil yeniden doğa ve dünya koşullarını analiz edecek şekilde yapısallaşmaya uğramak zorundadır.

Beyin bedenin hem kendi iç bileşenleriyle, hem de çevresiyle arasındaki ilişkileri düzenler. Çevresindeki varlıkları temsil edecek şekilde beyin hücreleri arasında bağlantılar (simgeler) oluşturur. (Bir ressam beyninde oluşturduğu simgelere dayanarak resim yapar; hatta kör insanlar bile, duydukları seslere dayanarak oluşturdukları simgeler yardımıyla resim yapabilmektedir.) Beyinde bu simgeler çalıştırıldığında ve başka simgelerle ilişkilendirildiğinde ise, o varlıkla olan ilişkileri düzenleyici bilgiler işlenmiş olur (Pinker 1997, Eggermont 1998). Çevresindeki bir insanın çocuğa bakışından çıkarılan sinyallerle veyahut çocuğun, anlatılan bir hikâyede işittiği sinyallerle beyne ulaşan enerji ve enformasyon, nöronların bu sinyallere uygun olacak şekilde birbirleriyle bağlantı oluşturmalarını sağlar. Çocuk bağımlı-bağlantılı olduğu kişilerle sinyal alış-verişlerinde bulunurken, çocuğun beynindeki nöronlar arası bağlantılar öylesine değiştirilir ki, çocuğun beyninden alınıp verilen sinyallerle, karşısındaki insanın beyninden gönderilip-alınan sinyaller “attunement” denilen birbirleriyle tam çakışabilir olsunlar. Bu şekilde çocukla çevresi arasında, karşılıklı rezonans sağlayıcı sinir devreleri oluşturulmaya başlanır.

Bilgi işleme ve yorum oluşturma işlevi, nöronların ilgili hücrelere farklı özelliklerde (amplitüd, dalga boyu, frekans. vs.) elektrik sinyalleri göndermeleri şeklinde gerçekleşir. Yani bizlerin radyo dalgalarının amplitüd, frekans ve dalga boylarında değişiklikler yaparak karşılıklı haberleşme yapmamızdaki aynı prensip, hücrelerimiz tarafından da aynen uygulanmaktadır (Perner, 1991; Eggermont, 1998).

Bir gelecek tahmin makinesi olarak beyin, aldığı verileri çok dikkatle değerlendirmek ve en olası öneriyi oluşturmak zorundadır. Bunun için hem güncel verileri, hem de geçmişe ait tüm kayıtları dikkate alır (Trevarthen 1996). Bu işlemler için bilgi ve enerji akışından yararlanır. Geçmişe ait bilgiler ve enerjiler geçmişte oluşturulan yapısallaşmaların yapı ve dokularında kayıt altına alınmışlardır. Her yapısallaşma bu nedenle kendine has bir sinyale sahiptir ve diğer varlıklar o yapıyı bu sinyaliyle tanırlar. Beyin de, çevresinde oluşan yeni yapısallaşmaları çözmeye çalışarak, onların ne tür enerji ve bilgi içerdiklerini ve onlardan nasıl etkileneceğini hesaplamaya çalışır. Şuur dediğimiz canlılık özelliği, bilgi ve enerji akışına bağlı olarak, doğada ne tür yeni enerji-depolanma sistemleri oluştuğunu saptamaya yönelik bir bilgi oluşturma yöntemidir.

Doğadaki tüm varlıklar arasında var olan karşılıklı bağımlılık, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde de vardır. Ebeveynler nesillerinin devamı için çocuklara, çocuklar da, hayatta kalabilmeleri için ebeveynlerine muhtaçtırlar. Bağımlılık çocuk ana karnındayken başlar, çünkü tüm gereksinimleri ana karnındaki koşullara bağlıdır. Bu nedenle annelerin hamilelik döneminde yaşadıkları ve duyguları çocuğun gelişiminde etkilidirler.

Çocuk doğduktan sonraki dönemde yine ana-babaya çok bağımlıdır, çünkü tüm gereksinimlerini onlar karşılamaktadır. Beyin dediğimiz işletim sistemi, çocuğun nelere birinci derecede bağımlı olduğunu araştırarak, çocuğun geleceğini planlayan bir yapısal unsur olduğundan, çocuğun beynindeki hücreler bağlantılarını buna göre yapmak zorundadırlar. Bu nedenle çocuklar hep ana-babalarının tüm davranışlarını takip eder, kullandığı dili ve her türlü mimik ve diğer davranışlarını aynen kopyalar.

Duygu oluşumu çevreden gelen sinyallerin yorumuna bağlı olarak geliştiğinden, ana-babaların olay yorumlamada çocuklara verdikleri ilk bilgiler çok önemli olurlar. Hücreler doğadaki her yeni oluşan bir varlık hakkında beyinlerde bu yeni varlığı tanımlayıcı bir tasavvur, bir imaj oluştururlar. Atalarımızın beyinlerinde bilgisayar, TV, vs. gibi imajlar yokken, günümüz insanlarının beyinlerinde bu tür varlıkları tasarlayıcı sinir hücreleri bağlantıları ve bu bağlantılarda kullanılan yeni protein türleri oluşturulmuştur. Bu yeni protein türleri, daha önceleri hiç oluşturulmamış yeni kombinasyonlar olmak zorundadırlar, zira eski kombinasyonların her biri, daha önceleri var olan bir varlığın tanımında kullanılmış ve hala da o tanımıyla kullanılmak üzere genetik veriler deposunda tutulmaktadırlar. Bu şekilde gittikçe çeşitlenen ve karmaşıklaşan bir doğal enformasyon işleme ağı ortaya çıkmaktadır. Yeni oluşturulan her tasavvurun (imajın) hangi tür duygularla ilişkili olacağı, beyindeki bilgi-işlem sisteminin doğru veya yanlış oluşturulmasında önem taşır.

Duygu oluşumu, çocuğun hem doğayla kendi ilişkilerine dayalı (yani çevresinden gelen sinyallere), hem de diğer insanlardan (özellikle de ana-babasından) aldığı yönlendirmelere bağlı olarak geliştiğinden, bir insanın beynindeki bilgi-işlem sistemi, tamamen karşılıklı etkileşimlere dayalı bir oluşum olarak karşımıza çıkar. Duygu oluşumu hem hücrelerin genetik bilgi depolarındaki eski veriler, hem de çocuğun çevresindeki insanlardan çocuğa empoze edilen verilere göre oluşturulduğundan, kalıtsal verilerle uyuşmayan her türlü veri, duygusal bozukluklara ve çeşitli ruhsal hastalıklar yol açar.

Duygu oluşumunda çevreden gelen bir sinyalden etkilenme-uyarılma derecesi ve bu sinyale verilen önem temel etkileyicilerdir. Bazı insan bir olaydan az etkilenirken, bazıları çok etkilenebilmektedir. Etkilenme derecesi, kısmen kişinin geçmişindeki olaylarla bağlantılıdır. Çocukluğunda bir kedi tarafından tırmıklanan bir çocuk bir kedi gördüğünde aşırı etkilenebilirken, böyle bir travma geçirmemiş olan hiç etkilenmez.

Duygu oluşumu, çevrede algılanan bir varlığın “iyi veya yararlı mı” kötü veya zararlı mı?” sorusuna yanıt aramakla başlar. Çocuk bu değerlendirmeyi, ya çevresinde güvendiği kişilerden aldığı sinyallerden yararlanarak, ya da kendisi o varlığı inceleyerek yapar. Elbette kalıtsal bilgiler olarak kendisine aktarılmış bilgilerden de çok yararlanır. Örneğin çoğu maddelerin acı, tuzlu, tatlı, ekşi gibi tatları vardır ve bunlar genetik olarak bizlere miras kalmış bilgilerdir. Örn. keskin acı tadı veren bir maddenin kötü (zehirli) olması olasılığı yüksektir. İlk defa gördüğü bir nesne karşısında çocuğun duyu organları harekete geçer ve beyinde alarm verilir: “Dikkat et, burada yeni bir şey var ve bu tehlikeli bir şey!” Bunun üzerine, beyindeki “değer ölçme sistemi” harekete geçer ve görülen varlığın ne kadar tehlikeli olduğu konusunda bir değer yargısı oluşturur. O değere göre varlıktan uzaklaşacak şekilde beyindeki enerji akışı yönlendirilir ve gerekli sinaps bağlantıları yapılır.

Duygu oluşumunun ilerleyen safhalarında, çevreden algılanan sinyaller sınıflamaya tabi tutulurlar ve algılanan şeyler kategorilere ayrılırlar. Duygu sistemlerinde oluşturulan bu kategorileştirme, öylesine genetik kayıtlara işlenmiştir ki, birbirlerine çok uzak toplumlardaki insanlar bile, aynı tip duygu kategorileri gösterebilirler. Örn. şekilde gösterilen yüz ifadeleri her toplumda aynı duyguyu ifade ederler.

Şekil 25: Bazı yüz ifadeleri tanımı genetik kodlamalara işlenmiş olduğundan, tüm toplumlarda aynı anlamda kullanılırlar.

Farelerin kedilerden korkması, insanların yılanlardan korkması, vs. de genlere işlenmiş duygu kategorilerindendirler.

(Verilerin sınıflandırılması şu şekilde de olmaktadır. Büyük azı dişleri ve yırtıcı pençeleri ile bir hayvanı parçalayan bir canlı “yırtıcı hayvan” olarak tanımlanır ve aynı özeliklere sahip diğer hayvanlar da aynı kategoriye konulur. Bu şekilde aslan, kaplan, kedi, vs yırtıcı hayvanlar gibi bir sınıfa konulmuş olunur. Buna benzer şekilde çevrede görülen her şey ortak yönleri dikkate alınarak, ot yiyici, et yiyici, sürüngen, kuş, taş, toprak, mineral, vs. şeklinde sınıflamalara ayrılır ve her bir kategoriyi beyinde simgesel olarak canlandıracak nöronsal örgütlenmeler yapılır. Bu nöronsal bağlantılar işletildiğinde, o kavramlar beyinde canlandırılır.)

İnsanların birbirlerini karşılıklı olarak anlayamamalarının temelinde, kişilerin dış dünyayı farklı bakış açılarıyla görüp, beyinlerinde farklı algılama ve değer yargısı oluşturmalarından kaynaklanır. Bazı insanlar dış dünyayı daha çok sol beyin değerlendirmesini ön planda tutarak yaparlar, bu durumda kişi yargılarını daha çok sayısal-sözel bakış açısından (yani daha çok realist gözüyle) oluşturur. Bazı insanlar sağ beyin değerlendirmesini ön planda tutar, bu durumda kişi duygusal olarak olaylara yaklaşır. Örn. Bir kız çocuğunun okuldaki sosyal davranışları çok bozuktur, çevresindekilerle hep sürtüşür, kavga eder, anlaşmaz. Doktor olayın nedenini araştırdığında, çocuğun 3.5 yaşına kadar büyük bir göz bozukluğu içinde yaşadığı ve ancak bu yaştan sonra uygun bir gözlük takılması sonucu çocuğun çevresini düzgün görebildiğini öğrenir. Dolayısıyla karşılıklı etkileşimlerle yüz ifadelerinin okunması yeteneğinin çocuğun beyninde gelişmemiş olduğunu saptar. Bu yönde yetenek kazandırmaya yönelik tedavi uygulanarak, çocuğun davranışı düzeltilir (Siegel 1999).

Prof.İsmet Gedik-Hücre Yapısı

-devam edecek-

Dönüşüm-değişim zamanı

Borsaların, bankaların, diktatörlüklerin ve her konudaki sahteliğin yıkılma vakti geldi. Gezegensel temizlenme süreci. Yapacak bişey yok.

**

Sizin olduğunu düşünerek bir sorunu üstlendiğinizde, onunla güreştiğinizde, ve en sonunda yeni bir anlayışa ya da yeni bir farkındalığa geldiğinizde, bunun kitle bilinci üzerinde, dünyanın geri kalanı üzerinde parlak bir etkisi olur.

**

İsteseydiniz şu anda yediğinizin yarısıyla idare edebilirdiniz. (Bu kadar yemek) zorunda değilsiniz.  Yarısıyla yaşabilirdiniz. Bu, kilo vermekle ilgili değildir; bedeninizi uyumlamakla ilgilidir. Onun artık o miktarlara ihtiyacı yok. Aslına bakarsanız, bazı günler fazla yediğinizde sanki ağrı sızı yaptığını farkettiniz mi? Çünkü bedeniniz daha duyarlı hale geliyor.

**

TİTREŞİMLERLE 3 BOYUTLU NESNELERİ OLUŞTURUP VARMIŞÇASINA DOKUNABİLMEK…İnanılmaz ama Japon bilimadamları bunu başardı. Bilgisayar ekranında tasarlanan nesneyi ultrasonik ses dalgaları üzerinde oluşturuyorlar. Elinizi uzatıp dokunmak istediğinizde şaşırıyorsunuz, sanki görünmez şekilde nesne orada.

Ses aslında dalgalardan oluşur. Bu dalgaların genlikleri ve frekansı vardır. Ses arka arkaya gelen titreşimleri taşır…

**

Kandan değil frekanstan kardeşiz.

**

Dalga’nın enerjiyi taşıyan titreşim, Dalga boyu’nun tekrarlama mesafesi ve frekansın da titreşim sayısı olduğunu anlayabildim.

**

“Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik,

Yüzlerce incimiz vardı delinmedik.

Sersemliği yüzünden bilgisizlerin,

Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.”

**

Sizin bilinciniz sizin mevcudiyetiniz ve kendinize farketme izni verdiğiniz şeylerdir. Bilinciniz mevcudiyetinizdir, ve mevcudiyetiniz hemen şimdi hemen buradadır, o hemen burada oturuyor.

**

Bir kişi için dünyaca ünlü ol, Kendini tamamlanmış (tatmin olmuş) hissetmen için gerekli olanın hepsi bu. Tek bir tanık yeter de artar!

**

Hedeflerden kurtul. Hedefler genelde zihinseldir ve eski deneyimlere dayanırlar, üstelik her zaman da çok, çok kısıtlayıcıdırlar.

**

Bu dünyaya, insanlara bağımlı bir bebek olarak geliyorsun. Güruhun kolektif zihnine olan bağımlılığı bırakmak çok, çok zordur. Sen sadece eski dünyayla yeni dünya arasında gidip geliyorsun. Yeni dünya “Bedenine güven, hislere güven”der.” Eski dünya ise “Bana en iyi hisleri şu senaryo sağlayacak” der. Seçim Sizin!

Eski dünya sizi kandırmak için Secret‘i kullanabilir 🙂

**

Eğer emin olmadığınızı biliyorsanız, durumu değiştirmek için bir şansınız var demektir.

Yazının bütünü ve Feynman’ın kimliği için; Bakınız

Fiziğin taçlı prensi Feynman’ı kişiliğinin çok yönlülüğü, Tuva sevgisi ve bi çok biçok açıdan çok seviyorum, iyi ki gelip geçtin bu dünyadan Richard frekansım.

**

Kısaca gelişim, benmerkezciliğin giderek azalması olarak tarif edilebilir.

**

Sürekli büyüme içindeysek yani olgunlaşma içindeysek ve bunu yaparken kendimizi ve çevremizdekileri kasmadan, sevinçli heyecanlı bi oyun olarak yaşayabiliyorsak bu süreci, ne mutlu bizlere 🙂

Farkındalık Türleri

Kendinizin daha çok farkına vardıkça… Ben bunları tanımlayacağım. Bunlar, hiçbir şekilde, taşa yazılmış (ille de böyledir denen) şeyler değil, ama farkındalığın farklı düzeyleri vardır ve hepsi de bilince bağlanır. Hepsi de yaşantınızın şu anında önemlidir.

Duyusal farkındalıklar vardır. Bunlar, sahip olduğunuz o insani beş duyu yoluyla gelir, ve bunlar koku ve dokunma, kulaklarınızdan giren müziği duymak, esintiyi hissetmek gibi şeylerdir, hatta bir dereceye kadar kalp atışının duyusal algısı, sıcaklık, elbette, hareket eden bedeniniz. Bunların hepsi duyusal farkındalıklardır.

Diyeceğim ki, genelde insanlar, genel olarak, çevrelerindeki duyusal farkındalıkların yüzde 98’inden habersizler. Şeylere dikkatlerini vermeyi ve vermemeyi öğrendiler. Biz (az önce) bazı deneyimler yaşarken, (dışarda) motorsikletler geçiyordu. Ve siz bunları duymazdan gelmeyi öğrendiniz. Burada, salonda görsel olarak meydana gelen şeyler vardı, ve siz bunları görmezden gelmeyi öğrendiniz, ki bu iyidir, yoksa şaşkına dönerdiniz. Dikkatinizi vermemede o kadar iyi bir hale geldiniz ki, sanki kendinizin dışına çıktınız.

Duyusal farkındalıklar bilincin önemli bir parçasıdır. Renk ve dokunma ve koku algılayabilmek, hem çok kolay hem de yapması keyiflidir, ayrıca kendinize böyle bir armağan vermek de güzel bir şeydir. Duyusal farkındalığa geri gelmek sadece arada bir durmayı ve buradaki salonda bir sineğin dolandığını gözlemlemeyi talep eder. Ama o sinek gelip de yüzünüze konmadığı sürece onu genelde farketmeyeceksiniz bile, ve onu görmezsiniz. Oysa o etrafta uçuyordur. Onu öldürmeyin, bu, Kuthumi’ydi. (kahkahalar) Ve… (sineğe vurur) ah, üzgünüm. Bir sonraki yaşamda geri gelecek. (yoğun kahkahalar)

Zihinsel farkındalık, zihin farkındalığı vardır. Çoğunuz zihninizden geçenlerden söz etmedi bile, oysa çok şey geçiyordu. Oradan geçen bir dolu çöp vardı. Onun bir çoğuna dikkati vermemeyi öğrendiniz, ama zihinsel çöple ilgili komik olan, onun dönüp dolaşıp geri gelmesidir. Sadece gidiverip de… eh, bir yere gider, ama geri gelme eğilimindedir.

Şimdiye kadar sorduğunuz her soru, bir yanıt alana kadar hâlâ orada süzülür durur. Evet ya, bu çok fazladır. Belki de bu kadar çok lanet soru sormaktan vazgeçmelisiniz. (kahkahalar) Ve beyninizden geçirdiğiniz çözülmemiş problemler gibi şeyler bile geri gelecektir. Onlar da sorular gibidir. Çözülmemişlerdir, ve bir şey ararlar.

Yani bütün bunlar olmakta. Bazılarınız güzellikler, genişleme gibi şeylerin farkında oldunuz. Bunların çoğu… bu düşünce farkındalığıdır.

Şimdi, birçoğunuz düşünceleriniz hakkında düşünmekten hoşlanmıyorsunuz. Onlara odaklanmaktan hoşlanmıyorsunuz, çünkü bu sadece gelip geçen bir çöp ve moloz yığınıdır. Kendi düşüncelerinizi alıp, bunları psişik anteninizle – yani dışsal hisleri ve şeyleri alma becerinizle – birleştirerek ilginç bir şey yapıyorsunuz, hepsini biraraya getiriyor, kendinize ait olduğunu varsayıyor ve bunu sonra (kafanızdan) geçirme eğiliminde oluyorsunuz. Ve bu o kadar bunaltıcı ki, sonra onu kapatmaya çalışıyor, ama kapatmıyorsunuz. O akmaya devam ediyor, ve siz bir ikileme düşüyorsunuz. Berbat hale geliyorsunuz. Herşeyi bir kargaşaya çeviriyorsunuz. Herşey bir sorun ve karmaşa oluyor, ve sonra ne tarafa döneceğinizi bilemiyorsunuz. O zaman da bu güzel gezegeni terk etmeyi düşünüyorsunuz. Bunu tekrar bir sonraki yaşamda denemeyi düşünüyorsunuz. Kaç kez söylediniz bunu? “Bunu bir sonraki hayatımda deneyeceğim.”

Bu o yaşam. Biz bundan bu yaşamda geçeceğiz. Artık geri gelmek yok. Evet. Evet. (alkış)

Yani zihinsel farkındalık var, ve sonra nihayet sizin daha ezoterik, ruhsal diyeceğiniz sezgi var, biliş var. Ben burada sezgi kelimesini kullanacağım (tahtaya yazar), sezgi farkındalığı. Şimdi, bu aslında sürekli, sürekli içinizde bağlantı ve iletişim kuran bir şeydir. Hepiniz çok sezgisel varlıklarsınız. Ancak, zihnin onun üstüne çıkmasına izin veriyorsunuz, ve sonra da kuşkularınızın onu başka bir yerlere itmesine izin veriyorsunuz. Ama şu anki sezgi aslında Çarşamba günü gazetelerde ortaya çıkacak şeylerin hislerini getiriyor.

Diyorsunuz ki, “Midem bir garip. İşteki sorunlarım yüzünden olmalı.” Hayır. Sizler sezgisel varlıklarsınız. Dünya’da hareket eden ve dönüşen şeyleri alıyorsunuz. Harika bir koku, mmm. İçinde yaşadığınız şehirlerdeki insanların korkularını alıyorsunuz. Bu salondan geçen, hep sizden büyülenen, dünyaya bağlı hortlakları algılıyorsunuz, ama zihinsel işlemleriniz bunları değiştiriyor, farklı bir alana yerleştiriyor, kendinizden kuşku duymanıza neden oluyor, onun için de sezgisel farkındalığa dayanarak algılamanıza gerçekten izin vermiyorsunuz.

O zaten orada. Biz sezgiyle ilgili, bilişle ilgili sınıflar almak zorunda değiliz. Bu konuda neden sınıflar yapmak istemedimi biliyor musunuz? Çünkü o zaman bu konuda zihinsel olurdunuz. O zaten orada. O sizsiniz. O zaten iş başında. Bu gerçekten onun orada olduğuna güvenmekle, her neyse sizin çöpünüz olmadığına güvenmekle, ve geldiği zaman özellikle de zihnin onu ele geçirmeye çalıştığına güvenmekle ilgili.

Bunlar şu anda birlikte çalıştığınız farklı farkındalık türleri. Bunlar en açık, en aşikâr olanları, çünkü hemen gözünüzün önündeler. Ayağınıza bir tekme atacak olsam, bunu farkedersiniz. Bunlar en verimli olanlar. Hep oluyorlar. Sizi çılgına çeviriyorlar. Bunlar en doğalları, en eğlencelileri ve en kolayları, ama (aynı zamanda da) yolunuzdan itmeye kalktıklarınız.

Az önce size, “Bilinciniz nerede?” diye sorduğumda, bu gerçekten iyi bir sorudur. Bu gerçekten iyi bir sorudur. Bazılarınız diyor ki, “Burada.” Peki, ama gerçekten burada bilinçli misiniz? İddia ediyorum ki bilincinizin büyük bir bölümü dışarlarda bir yerlerde, başka alemlerde. Onu dışarlarda siz tuttunuz. Onu burada olmaktan alıkoydunuz. Birçok şekilde ondan kaçınıyorsunuz. Bir yere sakladınız, ve nerede olduğunu da gerçekten bilmiyorsunuz.

Ve ben, “Bilinç nedir?” sorusunu sorduğumda, bana zihinsel bir yanıt veriyorsunuz. “Farkındalık” diyorsunuz. Tamam, ama gerçekten, bu ne anlama geliyor? Bilinç nedir? Bilinç nedir?

**

Bazı arkadaşlarım, sık sık kullandığım “koku almak”, “bilmek”, öylece bilivermek konularını açmamı daha detaylı anlatmamı istiyorlardı. Aslında bunlar binlerce onbinlerce yazımda kendilerini açık ettiler 🙂
Yine de bakın semavi(!) kişiler de tarif etmeye çalışıyor, onu anladınız mı? Zihninizle değil de pratiğini nasıl yaptığınızı bildiniz mi şimdi?

Teşekkürler Adamus, çabaların hepimizinki kadar övülesi. İyi ki varsın frekans kardeşim.

Not: 3F‘ye dikkat gösteriniz; Frekans/Farkındalık/Fizik

Yollar yine yollar

  1. Yollar (tekamüle giden), gündelik hayatın karşısında olup başka ilkelere ve yasalara dayanmaktadır.

  2. Dördüncü yolda imana gerek yoktur, aksine her çeşit iman dördüncü yolun karşısındadır.

  3. Yolu arayan insan, yolu bilen ilk insana rastladığı ana “ilk eşik” ya da ilk adım denir. İlk eşikten itibaren “merdiven” başlar. Merdiven süresince kişi her şeyden; yoldan, rehberden ve kendinden şüphelidir, hiç bir şey sabit değildir. Bazen aşağılara düşer ve yeniden başlaması gerekebilir.

  4. Fakat son basamağı geçtiği anda yola girdiğinde rehbere karşı şüpheleri ortadan kalkar ama aslında ona ihtiyacı eskisinden çok azalır. Bir çok bakımdan bağımsız olur ve nereye gittiğini bilebilir. Çalışmasının sonuçlarını artık kolaylıkla kaybedemez. Yolu terk etse bile başladığı yere dönmeyecektir.

  5. Dördüncü yolda merdiveni çıkmak için koşul;  İnsanın kendi yerine bir başkasını yerleştirmeden bir üst basamağa geçemiyeceğidir. Böylece insan yükseldikçe kendini izleyenlere daha da bağımlı olur. Onlar durursa O da durur.

  6. Öğrenci ne derece yüksekse, öğretmen de o derece yüksek olabilir. Aslında öğrenci öğretmenin seviyesini hiç göremez ve ne derece aşağıda iseler o derece yüksek bir öğretmen isterler. (Genellikle insanın kendisi beş para etmediği halde İsa’nın öğretmenliğinden başkasını istemez.) daha aşağısına razı değildir.

  7. Öğretmen ve öğrenci birbirine muhtaçtır. İnsan aldığını derhal vermelidir, ancak bu şekilde daha fazlasını alabilir. Aksi halde kendisine verilmiş olanda ondan alınacaktır.

  8. Subjektif yol, okul yolundan geçer.

  9. Objektif yol, sade vatandaşın yoludur. Onlarda tekamül eder, ne var ki onların yolu çok gereksiz tekrarla dolu olarak çok uzun olabilir.

  10. Kendi kendini inceleme, kendini bilmeye götüren çalışma veya yoldur.

Çalışmanın bütünü için bakınız: