Gerçeklik Duygusu

Yakında cep telefonlarına ihtiyacımız kalmazsa  şaşırmayacağım; çünkü artık gerçekten aklından kim ya da ne geçerse en geç üç dk içinde önüne geliyor insanın. Mesafeler filan tamamen ortadan kalktı, sanki farklı mekan ve zamanlardaki varlıklarla aynı yerdeymişiz gibi haberleşiyoruz!
Ayrıca eskisinden daha çok hayalet olma durumumuz da var, bazı insanlar ve olaylar için tamamen saf dışı kaldık. Bazen acaba öldüm mü diye şüphelenip mevcut andan ne kadar geriye doğru gidebildiğimi test ediyorum ve bakıyorum ki kopukluk yok, herhalde yaşadığıma hükmediyorum. Akıl sağlığım gayet yerinde, eskisine oranla daha yüksek enerjim ve çalışma kapasitem var. Hafızam bile daha iyi denilebilir. Bi doktor gibi kendimi muayene ediyorum, bi arıza bulamıyorum, bu sevindirici tabi. Buna rağmen gerçeklik duygusunu geçerli tutabilmek bazı anlar eskiye oranla oldukça güç geliyor. Bunu yazarken içimden şöyle geçti; dayanacağım!

**

Üç gün önce sabah tam uykudan uyandığım anda bir erkek sesi şöyle diyordu: “Gaia depresyonda zaten!”
Ses ve kelimeler öylesine açıktı ki, ilk bikaç dakika şaşkın ördekler gibi tavana bakındım. Böyle bir düşüncem ya da bi yerden okuduğum bilgi de yoktu, bu neyin nesi diye kendim taradım bi karşılık bulamadım.

Bu arada, konuyla herhalde ilgisi yoktur ama son haftalarda tanıdığım kadınların çoğunda göze batacak denli bir sinirlilik ve depresyon gözlemliyorum. Mümkün olduğunca hışımlarına uğramamaya da çalışıyorum. Herhalde geçici bir şeydir, güneş patlamaları, bu garip bulutsuz kapalı hava ve dolayısı ile manyetik alanların dalgalanmasına bağlıyorum.

**

Zaman=Sibel.
Ben ise, yani kendiliğim; zamanın, mekanın, iyi ile kötünün dışındayım.
Zaman giderek bana yaklaşmaya başladı ve bundan ziyadesiyle memnunum.
Sunduğum bu kişisel tespit, tüm insanlar için geçerlidir, belki bazıları unutmuş olabilirler ama bir an gelecek topluca anımsayacağız.

**

Rüya kadına benzer; ilk sözü söylediği gibi son sözü de söyler.(DR.Jung’un bi dostuna yazdığı mektuptan)

Bilginin Doğası

“Sen okaliptüs ağaçlarını bilir misin? Uzun boylu ve güçlü ağaçlardır, çok su çektikleri için bataklık yerlere dikerler. Köylerde garip dost da derler hani. Yapraklarını elinle ovuşturursan güzel bir koku çıkar; adeta doğanın kokusu gibi, canlandırıcı, pişmemiş, ham bir koku. Bu ağaçların kabukları soyulur. Altlarından yeni deriler çıkar, hatta ilk soyulduğunda, insanın yeni çıkan derisi gibi, pembecik, azıcık kanlı görünür. İşte o kabuklar bana göre BİLGİ’dir. O ağacın kendi kanından canından üretip üzerinden attığı eski kabuğu! O kabuklar rüzgarın önünde oradan oraya uçuşurlar. Onları bulanlar, biriktirip yakarlar ve ısınmaya çalışırlar. Ama çok geçicidir onların verdiği ısı. Çünkü ölüdürler. Kendilerini üreten kaynaktan kopmuşlardır bir kere. Yani bilgi-kabuk geçicidir, senin beklediğin ısıyı sana hiç bi zaman veremezler ama yaptıkları şey aslında şudur; sana belki bir gün bir daha asla üşümeyeceğin kadar ısınabileceğin beklentisini verirler. Ve her defasında bu beklentiyi besleyip büyütürler. İşte sen ve senin gibiler o kabukların peşinde koşarsınız hep!” YENİ’den Doğanlara-Dağ Bağlantısı-Sibel Atasoy

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bilginin doğası üzerine harika bir alıntı bu yazı:)

  • Turan Erdal Bilgi bizi koruma amaclıdır zaten.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sürdürülebilir rüya istediğimiz için 🙂

    Turan Erdal Ruyadan kacamak yapmak yok galiba…
  • SibelAtasoy: Şu anda hayat dediğimiz şey; üzerinde mutabakata varılmış bir rüya olmasına karşın, uykuda bambaşka rüyalar görebiliyoruz, hatta gündüz düşleri ve vizyonlar da görüyoruz. Bunların hepsi henüz ‘sürdülemeyen rüyalardır’. Fakat bu onların gerçekliğini sarsmaz! Sadece inşası bitmemiş siteler gibidir onlar.

Demek ki biz ‘Sürdürülebilen rüyadan’ kaçamaklar yapabilen varlıklarız. Bu kaçamaklarımız; niyetimizin sarsılmaz oluşu oranında sürdürülebilir hale gelecek gerçekliklerdir.

  • Turan Erdal Bir ruyadan digerine atlarken kacamak yapıyoruz, diyorsun galiba. Hersey ruya olunca gercek birseyin de olması gerekmiyor mu?

    Sibel Atasoy Hahahahahaha Sen hala gerçek bi gerçeğin olduğunu mu sanıyorsun?
  • Turan Erdal Ken Wilber dört dünyadan bahsediyordu, ben ikiye indirgiyorum. Bizden bağımsız dısarda biseyler var ama tam ne olduğu belli değil. Kestirmemiz de imkansız gibi gözüküyor.

    Sibel Atasoy İçinde “ben” öznesi oldukça hepsi biir rüyadır. Ben bilinci olmadığında ise YOKtur. YOKluk ancak rüyalar yoluyla çıkarsanabilir:)
  • Turan Erdal Bu kendi kuyrugunu kovalayan kopege dondu :-)))
  • Sibel Atasoy ona uroboros deniyo işte
  • Turan Erdal Evet…
  • Sibel Atasoy Evet diyorsun ama rüyayı küçümsemeye devam ediyorsun, gerçek gerçeğin peşinde yaşam alevin giderek azalıyor. Belki de yanılıyorumdur 🙂
  • Turan Erdal Hayır, hayır, ben gercek pesinde kosmuyorum. Ben sadece kendime uyumlu, iyi teoriler arayısı icindeyim. Her kimseyi kucumseyecek kadar buyumedim daha…
  • Sibel Atasoy Gerçekliğin, rüya olduğunu ya da benim deyişle OYUN olduklarının fikrine alışmak zor, yaşamak imkansıza yakın. Hepiciğimize kolay gelsin dilerim.
  • Turan Erdal Oyun terimine biraz alıstım ama su ruya tabiri bana biraz uzak..
  • Sibel Atasoy:  Oyun kuramı, benim buluşumdu ve yeni bişey olarak daha bir bilmiyorum noktasından dinlenebildi, oysa rüya, herkesin sanki en iiyi bildiği bir şeymiş zannıyla kendilerini doldukdukları bir alan. Ben ikisinin de gerisindeki mekanizmayı aynı görüyorum. Ne derseniz frekanslar böyle olabilir mi?

Hatırlamalar çağı

Yaşamlarımızın, bildiğimiz sebep ve sonuçları, kendimizii ikna ettiğimiz kandırışlar gereğidir. Her şey değişik düzeylerde kandırıştır dediğimde biliyorum bundan hoşlanmayanlar oluyor; çünkü kendi dışlarında gerçekten bir gerçek olduğuna inanabilmek istiyorlar 🙂 Belki de bi bildikleri vardır velakin ben evrime dair kuvvetlenen hissimden başka bi şey bulamadım. Evrim gerçekten de sahici fakat o da bizim dışımızda değil, hatta onun tam da göbeğindeyiz.
O halde “kandırma” kelimesine yüklenmiş ve bizi tiksindiren anlamı kaldırmayı seçebiliriz, zaten her an saçmaladığımızı ve bunun yaşam denilen şeyin temeli olduğuna karar verebiliriz. Saçmalamak da hoş bir kelime, hafiftir, deneyin bakın, neşelendirir. 🙂

  • Hanife A‎”oyun” kelimesi de çok rahatsız eder insanları..oysa çocuklar bayılır oyuna ve ona dair her şeye..bir de burdan düşünmekte fayda var bence.

    Sibel Atasoy evet aynen 🙂 Oyundan başlamak daha iyi (kandırış kısmına geçmek biraz zaman alabilir)

    Hanife A

    mesela..çocukluğumuzda sıkça oynadığımız evcilik oyunu..oyun başlamadan tüm arkadaşlar kafa kafaya verir, senaryoyu oluştururduk..kim anne kim baba kim doktor vs olacak, yerde serili kilim okul mu ev mi, yediğimiz domates ve salatalıklar aslında fırında köfte mi gibi:) yani aslında biz en baştan arkadaşlarımızla bir mutabakat yapardık.ve sonra oyun boyunca bu mutabakata sadık kalırdık. bazen oyundan sıkılan! ya da rolünü! sevmeyen olursa, oynamıyorum ben diye giderdi:)

    ‎0-6 yaş çocuk ve ona dünyayı öğreten arasındaki şey, yukardaki evcilik oyunundan çok mu farklı sizce?

    Sibel Atasoy mükemmel örneklemişsin, en bildiğimiz, en sade şekliyle, sağol varol.
  • Hanife A ve hepimiz biliyoruz ki, bu oyunlar ne kadar tatlı, başdöndürücü olursa olsun, hava kararmaya başladığında, annemizin pencereden sarkarak bize seslenip, artık eve dönmemizi söyleyeceği bir an vardı..uzatmak, bahane bulmak, ayak sürümek işe yaramazdı hiç. şimdi aynı çağrıyı içimdeki anne-vahşi kadın- La Loba yapıyor..
  • Sibel Atasoy sanırım bu oyunu kurarken,uyanmanın bu denli zor olabileceğini düşünmemiştik 🙂 Kendimize güvenimiz tammış! İnception filmindeki gibi, uyandırmak için gerekli müziğe de karar vermiştik fakat o müzik de tıpkı GÖRME için iki gözden fazlasının gerektiği gibi iki kulaktan daha derin bi şey gerektiriyormuş. Bunu o anda akıl etmemiş olduğumuza şaşıp kalıyorum
  • Hanife A dediğin gibi, kendimize güvenimiz tammış. ve oyun belki de, amatör bir hevesle kurgulanıp başlamış da olabilir.eksiklikler farkedilip oyun giderek mükemmelleştiriliyor belki de. altın bulmuşcasına sevinerek sarıldığımız tüm “yeni” lerin biz daha anlamadan oyuna dahil olması da bu yüzdendir belki de..
  • Sibel Atasoy öyle, evrilmemek elimizde değil! hahahahahaha Zaten ne kadar derine indiysen o sayıda uyanma gerektiriyor. Bi uyanma da yetmiyor bazılarımıza
  • Hanife A uyanmasak ya da oyun bitti eve gel çağrısına uymasak da, en azından uykuda/oyunda olduğumuzu farkedebilsek diyorum..gerçi o zaman da oyundaki kandırış eski gücünden birşeyler yitiriyor ve oyun eski tadını vermemeye başlıyor.. olağanüstü bir kurgu:)

    Sibel Atasoy extraordinarykurgu, buna mucize denebilir yani

Öylesine bi gece

2005.Günlükten

Dün gece, beni seven iki kişiyle; (ki biri oğlum, diğeri kuzenimdir) sohbet ettik.

Benim giderek tuhaflaşan halime bakarak biraz sorguya çektiler.

Dünya neydi, benler, dinler, yaradılış vs vs. gibi konuları ardı ardına sordular ve dersimi ne derece aldığımı bi iyi imtihan ettiler.

Bütün saçmalıklarımı sabır ve anlayışla dinledikten sonra biri önündeki sehpada duran çakmağı eline alıp havaya kaldırdı “ne görüyorsun burda peki?” diye sordu.

“Yeşil bi çakmak” dedim.

“Biz de çakmak görüyoruz” dediler bir ağızdan

“O halde bizden farklı bişey görmüyorsun?!” dedi diğeri

İçimden bi savunma isteği gelmiş olsa da üzerine gitme isteksizliği de geldiğinden gülümsemekle yetindim “doğru” dedim.

Bunun üstüne oğlum şöyle dedi “hiç olmazsa şu çakmağa havada bi takla attıramıyosan, kimse sana inanmıyacaktır.”

“İnanmak neyi değiştirecek ki” dedim üstelik gerçekten de çakmağa takla attıramıyordum.”insanlar hep bişeylere inandılar, Allahın kitaplarına da inanıyorlar, kimileri de bilime inanıyor. Bu inanma hali sizce dünyada bi değişiklik yarattı mı?”

“Evet inanmak fark yaratır” dedi biri, diğeri biraz mışırıklı bakıyordu

“Ne değişti, duygularda bi değişiklik var mı, ya da hep şikayet ettiğiniz kötülükte bi azalma oldu mu? Ben okuyorum, her devirde yaşananlar nerdeyse birbirinin aynı. Araçlar değişiyor, görüntü değişiyor ama aktivitenin özü değişmiyor.”

“Yani?” dediler sabırsızca

“Yani başkalarının inanması benim için kriter değil. Herkes kendi dinini kendi içinden doğurmalıdır. Benimki bu ve halimden hoşnutum. Gördüğüm şeylerden eminim.”

“Nedir gördüklerin?” sesi aynı çakmağı gördük ya der gibiydi haklı olarak

“Tarihte; gerçeklik, insan, yaradılış, tanrı adına kim ne söylemişse hepsinin doğru olduğunu görüyorum.”

“Birbirine zıt şeyler söyleseler de mi?”

“Evet. Hepsi BİR. Gerçekliğin tarifinin sonsuz şekilde ifade edilebildiğini gördüm, bunun sonu yok.”

“Yani yanlış yok?!”

“Evet yok”

Bi süre sessizlik oldu. Sonra biri “peki çocukları öldüren şu seri katil sence doğruyu yapıyor öyle mi? dedi

“Kim o dedim, ismini hatırlamıyorum. Ben böyle biriyle tanışmadım, onun hakkında fikir yürütemem.”

“Kaçma kaçma… Haberlerde dinledik, kendisi ekranda söyledi, öldürünce mutlu oluyorum dedi.”

“Demek ki mutlu olmanın başka yolunu bulamamış. Yine de onun hakkında bişey bilmeden ne konuşayım ben. Toplumu korumak için onu hapsedersiniz ya da siz de onu öldürürsünüz filan yani. Yine de öğrenmenin yegane yolunu öldürmek olarak bulmuş birini nasıl yargılayayım bilemiyorum. Öldürmeye mecbur kalmak ne büyük bir karar, ne büyük bir çaresizlik, üzücü doğrusu.”

“Ya öldürülen sen ya da çocuğun olsaydı?”

“Acı çekerdim. Bencil olduğum için, sevdiğim birşey elimden gittiği için. Başıma gelmeyen bir konu hakkında ne yapacağımı doğrusu şimdiden kesin olarak bilemem.”

“Umarım gelmez” dedi biri, gitmeye hazırlanırken. Gelirse görürüz tehdidi vardı kelimenin uzantısında.

Ayakkabılarını giyerlerken şöyle dedim

“Biliyo musun ben neden et yiyorum? Bi aslan ya da kaplan, beni ele geçirse yiyebileceği için yiyorum. Ortada bi dönüşüm var. Dünyada herşey birbirinin avı ya da avcısı.

Kapıdan çıkmadan, “aman aklına mukayyet ol” diyerek beni kucakladılar.

Allah razı olsun dedim gönülden. Bu güzel dilek/temenni için. Onlar inene kadar merdivenin ışığı sönmesin diye ayak seslerini dinleyerek kapı aralığında dikildim.

Sonra içeri girip yeşil kanepeye oturdum. Sessiz duvarlara baktım.

Çevremde pıt pıt diye yanıp sönen ŞEYler uçuşuyordu. Ne dediklerini duyabilmek için dikkat kesildim:

Üç çeşit cevap sesi duydum: Evet, hayır ve belki…

Hangisinin ne zaman hangi sesi çıkardığını anlamak olası değildi. Çünkü hepsi birbirinin aynı görünüyordu.

Epeyce seyrettim yatmadan önce.

Sonra gidip yattım. Yatak öyle rahattı ki, az sonra dalacağım uyku öyle zevkli ve doyurucuydu ki, bir daha uyanmasam ne iyi olur diye geçti aklımdan en son.

  1. Günlükten

Anasının Karnından Dizisi

Rüyaları bütünlemek

Fanteziler, rüyaların iki anlamı olabilir, tabii ki. Geceleri gittiğiniz bir yer veya niyetleriniz, fikirleriniz, fantezileriniz, sihrinizin bazıları olabilir. Hayalleri bütünleştirmek. Rüyaları bütünleştirmek – bu yıl sizin için çok önemli.

Bazen hayal ve amaç kavramı biraz birbirinin alanına girer. Ben hedeflerin veya bir sürü planlamanın taraftarı değilim – detaylarını halletmeniz gereken bazı faaliyetlerin olduğunun farkındayım – ama daha geniş bir bakışla. Hedeflerin çok büyük bir taraftarı değilim çünkü kendiniz için genellikle zihinsel ve sıklıkla da gerçekçi olmayan beklentiler belirliyorsunuz.

Ancak hayaller yürekten gelir. Hayaller, belirlenmiş bir sonuca ulaşmak için bir seri adım atmak zorunda kalmadan apaçıktır. Hayallerin arkasında bir kapatma/sınırlama yoktur. Hayaller açıktır. Hedef doğrusalken hayaller genişlemeye devam eder. Bu nedenle hedefler belirli bir noktada durur.

Hayaller birçoğunuz tarafından başka bir âlemde tutulur – hayaller, şeylere olan duyumlar, bir şeyleri hayal etmek- ama onlar orada değiller. Onlar fanusun dışında. Onları içeriye almazsınız.

Hayallerini bütünlemek – çünkü hayallerinizde ruhunuz, bilgeliğiniz, potansiyelleriniz var. Hayaller potansiyellerdir.  Yani hayallerinizi bütünleştirmek, onları bu gerçekliğe geTİRmekTİR.
Bunun gerçekten olması gerekmiyor, bazen aklınız öyle olması gerektiğini söylese de. Yüzeyin altındaki sembolik enerjiyi arayın.
Sembolik enerji daha çok ifade, neşe, şarkı söyleme, insanlarla paylaşım içindir. Sembol budur. Gerçekçi kısmı, “Paris’e gitmem ve şu tiyatroda, şu tarihte yapmam lazım ve…” demektir. Burada gerilim ve kuşku devreye girer, burada da güvensizlik gelir, çünkü eğer olmazsa yanlış bir şey yaptığınızı düşüneceksinizdir.

Hayallerinizi hissettiğinizde ve onlarla bütünleştiğinizde, birden konunun önemli olmadığının farkına varırsınız. Altında yatan enerjiye bakarsınız – şarkı söyleme, neşe, yaratıcılık, enerji, hareket – önemli olan bunlardır. Aniden,  gerçeğin – gerçek olduğunu sandığınız şeyin- belirli bir sayıda insan ile belirli bir yer olmak zorunda olmakla alakasız olduğunun farkına varacaksınız. Alakasız. (a)