Psicomagia- PsikoBüyü ve The OA

Bilinçaltının, rüya dilini anlaması akıl dilini anlamasından daha kolaydır. Belli bir açıdan bakıldığında hastalıklar, çözülmemiş sorunları açığa vuran birer mesaj, birer rüya niteliğindedir. Şifacılar büyük bir yaratıcılıkla kendine özgü tedaviler geliştirirler. Onlar herkesin içinde taşıdığı o ilkel, batıl canlıyla konuşurlar.
Usta bir hokkabaza yaraşır numaraları bir mucize gibi gösteren bu halk terapistleri, başarılı bir sonuca varmak için hastasını mucizelerin gerçek olduğuna ve iyileşebileceklerine kati olarak inandırması gerekir. Hasta bu kutsal tuzağa düştüğünde dünyayı mantık sınırlarında değil sezgisel olarak algılamasını sağlayacak bir dönüşüm deneyimler. Asıl mucize ancak o zaman kendini gösterebilir. 
*
Gerçeklik, her ne kadar kendimizi sakinleştirmek için öyle olduğuna inanmak istesek bile, mantıklı değildir. Dünyanın kendisi homojen değil gizemli güçlerin oluşturduğu bir alaşımdır. Gerçeklikten yüzeysel olandan başka bir şey almamak, ne kadar realizm kılığına büründürülse de gerçekliğe ihanettir.
Not: bunu paylaşan-bendeniz-, Boğa görünümlü uzman İkizlerden bozma çaylak Yay dır. O sebeple binlerce paylaşacak güzel cümlesi olan Alehandro’dan kendini tuta tuta ilerleyip bu paragrafta zokayı yutmuştur. 🙂
*
Hermano (pachita isimli yasli sifaci kadin kanali ile iyilestiren ruh), işbirliği yapmaktan kaçınan ve iyileşmeyi içten istemeyen hiç kimseyi iyileştiremezdi.

Dikkatim Nerede?

Biyolog Rupert Sheldrake’e göre, bilincimiz onun morfik alanlar olarak adlandırdığı, görülmeyen kolektif alanlara bağlıdır.
Bir grubun her üyesi kolektif morfik alana hem katkıda bulunur ve hem de bu morfik alanın toplam farkındalığına erişebilir.
Her bir tür için, sayısız morfik alanlar mevcuttur.
Yani bir davranışı yada düşünceyi belirli bir sayıda insan onaylayıp yaptıktan sonra o düşünce otomatikmen dünya genelinde herkesin aklına gelmeye ve yayılmaya başlıyor.
Rupert Sheldrake’in izlenme hissi deneyi ilgimi çekiyor; Başka biri dikkatini bir insana yönlendirdiği zaman – o insan bunun bilmese bile – dikkatin yönlendirildiği insanın biyoenerji alanı değişir.
Uzaktan şifa yöntemlerinin bu şekilde çalıştığını zaten biliyoruz ancak Dikkatin yönlendirilmesi konusu sadece şifa olayında geçerli değil ve nerdeyse hayatımızın tamamını kaplıyor bu işlem.
Urban Shaman konseptini takip etmiş olanlar “dikkat” konusunda ne derece önem verildiğini hatırlayacaklardır.
attention-goes
Kendimizi yaşam gibi zamanın kısa bir diliminde sadece evrenden gelip geçen kişiler olarak değil yaradılışa katılanlar olarak düşünmemiz kozmozun ne olduğu ve nasıl işlediği konusunda yeni bir algı biçimi gerektirir.
Gerçeklik seviyelerinin altında yatan yaratıcı operasyona dikkat yöneltelim.

 

Dönüm Noktası

İnsan, keskin bir şekilde bağlı olduğu konumundan sihirli biçimde başka yerlere uçuvermek isteğinde olmuştur hep. Bazıları bunu zamanda yolculuk gibi resmeder, bazıları sihirli halıyla ya da ışınlanarak mekânda değişiklik gibi hayal eder. Mitlerde, masallarda, rüyalarda bu arzunun sayısız yansımalarını görmek mümkün. Temelde, bağlı olunan konumdan ayrılmanın zorluğu bir mucizeyle aşılmaktadır ve böylece kişi kendi öz konumu değişmeksizin (aksi takdirde bu bir seyahat değil taşınma olurdu, şüphesiz bu seyahatler de kişinin ilerde değiştirmek istediği kalıcı konum için kuantumsal ifadeyle sanal geçişler niteliğindedir) farklı yepyeni bir şeyi deneyimleme olanağı bulacaktır. Konumumuzla kaderimiz birbirlerine iki aşık gibi sarmalanmıştır, dört kuvvetin en hafifi olan yerçekiminin gizil yapısıdır nefretle sevgiyi birbirine dönüştürebilen. Bu gizemli gibi görünen fizik yolculuğun yakıtı ise ne uçan halı ne de yüksek oktanlı uzay yakıtıdır, bunlardan çok çok daha yakından bildiğimiz arzudur. Bu yakıtla insan konum değiştirmenin sayısız yollarını icat etmeye muktedir olmuştur. Şamanlar, büyücüler, filozoflar, sanatçılar, bilginler, özellikle de çocuklar farklı amaç ve araçlarla olsa da bu seyahati yapabilmiş fakat çok azı bunu başkalarına izah edebilme olanağı bulabilmişlerdir.
Konum, üç boyutlu mekân bilgisiyle zamanın bir birleşiminden oluşuyormuş zannedilirse korkarım bir hayli eksik kalır. Çünkü söz konusu bu ölçüleri lineer değerlendirmekteyiz, beşinci unsur olan algılayan (gözlemci) kendinden önceki bileşenlerin yapısını lineerden çok boyutlu biçime geçiren muazzam bir işleve sahiptir. Yani lineer –doğrusal- bakıldığında görülemeyen ama her zaman orada olan sihirli bir katılımcı. Aslında sadece bu mu, her şey sihirdir; kullandığımız kelimeler, sayılar, kavramlar… Bunlar adeta bir çocuğun önüne kendini geliştirmesi için konulan legolar gibidir. Çocuk için lego eğlendirici oyuncaklardır, yapar, bozar, emeğine acımaz fazlaca; çünkü çoğu yetişkinin aksine araçların sevgi talep eden doğasına bütünüyle teslim olmazlar.
Konum bilgisi bu sebeple büyük öneme sahip sevgili okuyucu. Örneğin bu kitapta benim konumum -etkisiz bir eleman, sevecen bir anlatıcı olarak- kendi koordinatlarımdan bazı güncel gelişmeler aktarmaktır. Benden bir nevi kontrol kulesi çalışanı gibi, araçların yolcuların konumlar arası seyahatlerinin zevkli ve güvenli geçmesini temin etmek için kendi sınırlarımın elverdiği mesleki donanımı kullanmam bekleniyor. Sibel Atasoy

Laniakea-gri sayfalardan

 

Seyirliklerden

Fringe’in 98. bölümünde ilginç saptamalar vardı. Gözlemciler ve insanlar birbirlerine “hayvansınız” suçlaması yapıyorlardı. Düşündüm de hayvanlar birilerine karşı bir yargı getirebiliyorlar mı diye cevap bulamadım, görünüşe bakılırsa onlarda bir suçlama ve yargı fonksiyonu yokmuş gibi ama bu insan algısından yapılmış bir çıkarım olduğundan doğruluğu hakkında bir iddiada bulunamadım. Yine de bir an için bunun doğru olduğunu varsaysak, bu durumda suçlama kapasiteleri sebebiyle hem gözlemciler hem de insanlar hayvan sınıfına giremezler sanki.
Yine aynı bölümde, dizinin başınan beri önemli bir rol olan Nina Sharp kendini vurarak öldürdü sebebi ise kendisini ele geçiren gözlemcilerin beynindeki sırları alma ihtimalini yok etmekti. Yani biz izleyenlere, kendi sınıfına karşı bir bağlılık örneği göstermiş oldu. Nina’sız bir Fringe nasıl olacak bilemiyorum, muhtemelen onu kurguya geri döndürmek için başka bir operasyon gerekecek 🙂

İlgimi çeken ayrıntılardan biri de, az önce yapılmış bir telefon konuşmasının içeriğini o odanın camlarından geri kazanabilmeleriydi! Frekansın bir süre kaybolmadığını ve cam malzemesinden geri alınabileceğini görmekti.

Şu ana kadar gözlemcilerin insan dünyasına neden geldikleri ve amaçlarının ne olduğu anlaşılmadı. Fakat insanların tıpkı vücudun yabancı organizmaya karşı tepki göstermesi gibi kendi direnişçilerini yarattığını ve gözlemcilerle kıyasıya savaştığını görüyoruz. Savaşmayan insanlar dizide açık-kapalı olarak korkaklıkla itham ediliyorlar. İnsanların Gözlemcilerde kendilerindeki duygusallığı görmemeleri onları korkutuyor.

Bu bölümde anladığımız kadarıyla gözlemci normlarına uymayan, bir sistem hatası olarak doğan ve ölüme terk edilecekken  insanların eline geçen bir çocuk gözlemciyle karşılaştık. Bu çocuğun duygu belirtileri onun farkı olmuş oluyor ve bu hali insanlar tarafından benimsenmesine ve hatta kurtarıcı gibi algılanmasına sebep oluyor.
Aslında dizinin nerden nereye gelen bu yeni yapısında gözlemci ve insan kavgasının sanki somut-soyut bir çekişme olduğunu düşünmeye başladım. Tepe çakrası ile Kök çakrası arasında bir hakimiyet savaşı gibi; biri dene beni dene beni diyen, diğeri anla beni anla beni diye yırtınan. Bu çerçevede Fringe yazarlarına şu soruyu yönlendiriyorum:
Gözlemcilerin amacı ne? Yoksa onlar sadece anlaşılmak mı istiyorlar?

Gözlemci,Gözlenen,Gözlem Alanı

*Siz vyakti, vyakta, avyakta (gözlemci, gözlenen, gözlem alanı) yı öğretiyorsunuz. O diğer öğretilerle bağdaşıyor mu?

Maharaj. Evet, gözlemci gözlenenden ayrı bir mevcudiyeti olmadığını idrak ettiğinde ve gözlenen de gözlemciyi kendi ifadesi olarak göördüğünde gözlem alanı halinin barış ve sükunu kendini belli eder. Gerçekte üçü birdir: Gözlenen ve Gözlem alanı ayrılması mümkün olmayandır, Gözlemci ise beş unsurdan oluşmuş ve bu unsurlarla beslenen bedene dayanan duyum-duygu-düşünme sürecidir.

Dış benlik (gözlemci) iç benliğin (gözlenen) beden-zihin üzerindeki projeksiyonundan başka bir şey değildir ki İç Benlik de en yüce benliğin (Gözlem alanı) bir ifadesidir yalnızca, ki Gözlem alanı da hepsi ve hiçbiridir.
“Ben-im” birdir. Daha yüksek “Ben-im” ve daha alçak “Ben-im” yoktur. Her türlü zihin hali farkındalığa sunulur ve onlarla özdeşleşme söz konusudur. Gözlemlenen şeyler göründükleri gibi değildirler ve onlara karşı takınılan tavır da takınılması gereken değildir. Eğer Buda’nın, İsa’nın ya da Krişnamurti’nin kişi’ye hitap ettiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Onlar çok iyi bilirler ki dış benlik (vyakti) sadece iç benliğin (vyakta) bir gölgesinden ibarettir. Ve onlar sadece vyakta’ya hitap ederler ve onu uyarırlar. Onlar ona, dış benliğe dikkat etmesini, ona rehberlik ve yardım etmesini, ondan sorumlu olmasını; kısacası, onun tümüyle farkında olmasını söylerler. Farkındalık En Yüce Olan’dan gelir ve iç varlığı kaplar; dış varlık denilen ise insanın onun farkında olmadığı kısmıdır. İnsan bilinçli olabilir, çünkü her varlık bilinçlidir, fakat farkında değildir. farkındalığın içine aldıkları içselleşir, iç haline gelir. Siz bunu farklı ifade edebilirsiniz; beden dış varlığı, bilinç iç varlığı tanımlar, saf farkındalık halinde ise En Yüce Olan’la temas kurulur.

S: Siz kişiden (vyakti), tanıktan (vyakta) ve En Yüce’den (avyakta) söz ettiniz. Hangisi önce gelir?

M: En Yüce’de tanık meydana çıkar. Tanık kişiyi yaratır ve kendisinin ondan ayrı olduğunu düşünür. Tanık bilinçte meydana çıkan kişiyi görür ki bilinç de yine tanıkta meydana çıkar. Bu temel birliğin idrak edilişi En Yüce’nin eseridir. O tanığın ardındaki güçtür, her şeyin ondan akıp geldiği kaynaktır. Kişi ile tanık arasında birlik, sevgi ve karşılıklı yardım olmadıkça ve olma ve bilme ile eylem uyum içinde olmadıkça, O’nunla temas mümkün olmaz. En Yüce Olan, böyle bir uyumun hem kaynağı hem de meyvesidir. Ben sizinle konuşurken bağımlılıktan uzak fakat sevecen farkındalık hali (turiya) içindeyim. Bu farkındalık hali kendine yöneldiğinde, buna En Yüce Hal (turiyatita) diyebilirsiniz. Fakat temel gerçek, farkındalığın ve üç halin -oluşmak, olmak ve olmamak hallerinin- ötesindedir.

S: Burada zihnim yüksek konular üzerinde durmayı kolay ve zevkli buluyor. Eve döndüğümde ise kendimi bütün burada öğrenmiş olduklarımı unutmuş, gerçek doğamı bir an bile hatırlayamadan, üzüntü ve tasa içinde buluyorum. Neden?

M: Çocuksuluğunuza dönüşünüzdendir. Henüz tam büyümüş değilsiniz. Özen gösterilmediği için gelişmeden kalmış olan düzeyler var. Sadece içinizde kaba, ilkel, şefkatsiz, acımasız ve tümüyle çocuksu kalmış yönlere tam dikkatinizi verin, olgunlaşacaksınız. Esas olan akıl ve gönül olgunluğudur. Başlıca engel -dikkatsizlik, farkında olmayış- giderildiğinde, bu kolayca gerçekleşir. Farkındalık içinde büyürsünüz.

*

Anlam verme ve bulma çabalarımızı, bir çocuğun doğal edimi olarak şefkatle seyretmek ve bu ihtiyaç (talep) sürdükçe desteklemek durumundayız. Talep sona erdiğinde ne olur bilmiyoruz.
Bir yandan karmaşıklaştırmak bir yandan sadeleştirmek, her ikisi de olgunlaşmanın doğal süreci.Hayat başlı başına bir mucize ve sanırım bunun hakkında pek bilgimiz yok, sadece bildiğimizi sandıklarımız var. Gerçekten de daha yolun başındayız insanlık ailesi olarak.
Günaydınn frekanslarrr