Galaksi nedir?

Galaksi nedir?
Galaksi veya gök ada, kütleçekim kuvvetiyle birbirine bağlı yıldızlar yıldızlararası gaz, toz ve plazmanın meydana getirdiği yıldızlararası madde ve şimdilik pek anlaşılamamış karanlık maddeden oluşan sistemdir. Tipik galaksiler 10 milyon (cüce galaksi] ile bir trilyon (dev galaksi) arasındaki miktarlarda yıldız içerirler ve bir galaksinin içerdiği yıldızların hepsi o galaksinin kütle merkezini eksen alan yörüngelerde döner. Galaksiler çeşitli çoklu yıldız sistemlerini, yıldız kümelerini ve çeşitli nebulaları da içerebilirler.
Gözlemlenebilir evrende 100 milyardan fazla galaksi olduğu sanılmaktadır. Galaksilerin çoğu 1.000 ile 100.000 parsek arasındaki bir yarıçapa sahip olup, genellikle birbirlerinden milyonlarca parsek uzaklıklarda bulunurlar.
Galaksilerarası uzay ortalama yoğunluğu m3 başına bir atom bile düşmeyecek derecede az olan bir gazla doludur. Galaksilerin çoğu, kütleçekimi etkisi sayesinde birbirlerine bağlı “kümeler” adı verilen topluluklar oluştururlar; onlar da yine kütleçekimi etkisi sayesinde birbirlerine bağlı süperkümeleri oluştururlar. Bu daha büyük yapılar da, evrende büyük boşlukları çevreleyen tabakalar ve ipliksi yapılar olarak düzenlenmiştir.

*

Bu arada, Asimov’un Robot ve Vakıf serisini okurken simgelere dikkat etmek lazım, örneğin “robot”, Gurdjieff’in makina insanı olarak algılandığında tüm kurgu devasa bir psiko tarih, sosyoloji ve psikoloji incelemesine dönüşüyor.

Gerçi zevkler tartışma konusu olmaz, ben kurguları hem öğrenme hem de zevk anlamında daima önde tutarım. Çünkü kurguda bilgi, deneyimin içinde sunulur ve biz de birinci elden deneyemediklerimizi ikinci elden dinleyerek (okuma seyretme vs) yüksek bir fayda(zevkli) sağlarız .

 

not.

Parsek (Simgesi: pc; İngilizce: Parsec), gökbilimde kullanılan uzaklık ölçü birimidir. Paralaksı 1 olan bir gökcisminin uzaklığına denktir.
1 Parsek, yaklaşık 3,26 ışık yılına eşdeğerdir.

1 parsek =

Beste, aşkın kıvılcımıdır

İsmail Emre – Beste, aşkın kıvılcımıdır. Allaha yaklaştıran bütün kelâmlar makamla çıkar, makamsız gidilmez. Aşk böyle söyler. ölüm hâlinde veyâ hasrette kalmış bir insan, eli kulağa atıyor, bir beste veyâ makam tutturuyor. Kur’ânda makamla gelmiştir, yâni aşkla. Cebrâil, aklın aşka yaklaşmasıdır. Cebrâil, bir kudrettir, mânevî bir kudret…

Adamın birinin merkebi kaybolmuş. Camide va’zeden Nasrettin Hocaya ricâ ediyor ki duâ etsin, cemâat da âmin desin de merkebi bulunsun. Hoca birisine bir yular getirtiyor ve cemaata soruyor: “Ey ahâli! içinizde hiç aşk mâcerâsı geçirmemiş varsa, meselâ, mala mülke, kadına kuşa, Allaha filân âşık olmayan biri varsa parmağını kaldırsın. Birisi ayağa kalkıyor: “Ben hiçbir şeye âşık olmadım” diyor. Nasreddin Hoca, eşeğini kaybeden adama dönüyor: “Al şu yuları da git bu adamın başına tak, senin eşeğin odur” diyor. Herif de mîrasyediymiş. Etraftan: Şu adama bir eşek parası ver de kurtul, yoksa seni sürükleyip götürür” diyorlar. Adam, bir eşek parası verip o kötü vaziyetten kurtuluyor.

Nasreddin Hocanın hâlini bilmeyenler, bu fıkraları güldürücü bir hikâye olarak dinlerler. Halbuki Hocanın bütün sözleri tasavvufî ahlâkı ve tasavvufî hakîkatı anlatan birer kimyâdır. Korkusu olsa Timurleng’in karşısına çıkar mıydı? Evliyâ olmasaydı ona: “Ben zâten futa’ya kıymet biçmiştim, senin ne kıymetin var ki…” diyebilir miydi? ” Lâ havfün aleyhim ve lâyahzenûn: Onlar için korku diye bir şey yoktur, hüzünlenmezler de” âyetini sırrına mazhar olmasaydı, yâni evliyâ olmasaydı, Timurlenge bu sözü söyliyebilir miydi?
**
Yani bi üstat olduğu kesin Molla Nasreddin’in. Onu Gurdjieff hocam hadsiz sever. ve tabi kuantum fizikçi arkadaşlarım da 
Annem her kim olursa bir çocuğa hediye alacaksa, dünya yolu yürüyüp bir Nasreddin Hoca kitabı bulur  Çocuk okumazsa yanına oturtup kendi okur ki duysun! :))))

Niyetin gücü

Niyetin gücü tartışılmaz, hem ustalar bunu anlata anlata bitirememişlerdir hem de zaten kendi deneyimlerimizle sabittir bu güç. En ufak bir şüphe taşımıyorum 🙂
Buraya kadar harika çünkü niyetinizin gücü tıpkı fantastik filmlerdeki gibi (hatta daha da etkin) fizik gerçekliği (somut ve soyut olarak) büker! Evet bizler birer bükücüyüz 🙂
Peki yolunda gitmeyen şey nedir, ağzındaki baklayı bi çıkaramadın?
Zaten baklayı sevsem de midem onu eritmekte biraz zorlanmıştır geçmişte, şimdi onu da diğer şeyler gibi allahın izniyle büküyoruz. 🙂
Hay Allah… Yani demem o ki, bu konudaki tek hassas husus; çoğu kez insanın kendi niyetinden bihaber oluşu! O sebeple ismini ne koyarsanız koyun bu konudaki yöntemlerin çoğu kullananlara kar etmiyor. Neden niyetimizden bihaberiz; çünkü bu sistem bizi beşikten mezara ihtiyacımız olmayan her neviden şey için isteklendiriyor! Ben bunlara “azmettirilmiş istekler” ismini koymuştum. Eskiden beri bu lafları gevelerim, takip edenler bilir 🙂
O halde niyetimiz her halükarda işliyor çünkü buna karşı konulamaz, velakin biz gerçek niyetimizi bilmediğimizden isteklerimiz olmuyor, yöntem başarısız zannediyoruz.
Yöntem harikulade başarılı frekanslarım. Mühendis arkadaşlar sağ olsun, süper bi sistem bu. En iyisi biz, gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri elimine edelim, sadeleşelim. Geriye ne kalıyor diye hiç endişe ve merak dahi buyurmayın, o zaten her halükarda işleyen niyetinizdir. Sadeleştiğinizde bi gün bi de bakmışsınız kraliçesiniz, her bi şey emrinize amade olmuş 🙂

Niyeti nasıl duyabiliriz diye bi soru oluştuysa;

Bi şeye ulaşma arzusu, telaşı biz sıradan insanlarda farkına varmadığımız bi endişe titreşimi peydahlanmasına sebep oluyor, o sebeple ben niyeti nasıl bulacağımız nasıl duyacağımız konusunu hiç dert etmeyelim diyorum. Gönül rahatlığıyla yapacağımız tek şey gerek somut gerekse soyut alanda bize gerekmeyen mülkleri, istekleri tek tek bırakmak, tıpkı suyun yüzeyinde daha rahat kalabilmek için ağırlıkları bırakmak gibi. Bu sadeleşme işlemi hem fizik hem de zihin anlamında kararlı bir biçimde yapılırsa zaten ortada hiç bi parazit kalmayacağından niyet çırçıplak ortada kalır

Şans ya da kaza faktörü,

Benim düşüncem odur ki, şans ya da kaza faktörü, üçüncü kuvvettir yani etkisiz kılan kuvvet (Gurdjieff onun gerçek âlemin malı olduğunu söyler). İkinci kuvveti etkisiz kıldığında biz oluşan duruma şans deriz, birinci kuvveti etkisiz hale getirdiğinde ise buna kaza deme eğilimindeyiz.

Kişinin ya da Jung’un daha kapsamlı sözcüğü ile psişenin, en küçük bölümü olan ego, yani ben olma iradesi, üç kuvvet kanunu gereğince tek başına yeterli değildir. İşte bu sebeple girişimci yanı temsil eden eril yön, şans faktörünü görmezden gelme eğilimindedir ve bu çok doğal bir reflekstir, doğası gereğidir. Ben bu kavramları atom altı kavramları ile de benzeştiriyorum. Örneğin proton, birinci kuvvetin taşıyıcısı, elektron ise ikinci kuvvettin. Bu durumda nötronların “etkisiz kılan” kuvvet olma ihtimali doğuyor.

Aslında karar mekanizması yazısında bahsettiğim, ortalamaya vahşice çekilme de tamamen ilk iki kuvvetin birlikte çalışmalarının eseridir. Dualitik varoluşumuzun temeli üç kuvvet kanunu gereğidir, bunu değiştiremeyiz. Bu kanuna tabi olmayan âlemler var mıdır? Bununla ilgili olarak maddenin dördüncü halini irdelemek gerekir düşüncesindeyim. (Yazının tamamı oldukça esinlendiricidir, tıklayınız)

**

KAZA sözcüğü OyunKuramı‘nın da temeli imiş:

OYUN BİRde KAZA eseri olur ve ölür.

Hiçbir oyun, kapsayıcılık derecesi ne olursa olsun BİRe varmaz.

OYUNUN her anında BİR vardır.

BİRe çıkış kapısı ölerek ve olarak olur.

İnsan öldüğünde ya da olduğunda oyun dışı kalır.

İnsan ölürse de, olursa da bunu bilemez.

Bilemez çünkü BİR olduğunda ayırt edemez.

**

sa: Aynı kişiler aynı oyunu oynasalar (örneğin canasta) bile aynı oyun olamaz 🙂 Davranış modelleri bile kişilere göre değişi, hele onun ötesinde bi de dağılım perileri var! :)))

AS: dolayısıyla, her an değişen bir oyun içinde oynamaya çalışıyoruz, geçmiş oyun deneyimlerimiz bize sadece bulanık bir yön çiziyor 🙂

sa: Eh işte insan olmak bu yüzden çok zor fakat haz alabilme yetisi için de başka bi alternatif henüz bilmiyorum, bu açıdan bakılınca da insan olmak muhteşem bi şey

AS: herşeyini bildiğimiz bir oyunun keyfi kalmazdı…

sa: Kesinlikle katılıyorum. İşte bu sebeple bişeyi 12 dkdan daha uzun hatırlayamıyomuşuz (yani sürekli iç konuşmma yapıp ezberlemezsek), ya da 12 sn, emin değilim. Ezberlersek de, artık yeni hiç bi şeye açılamayacağımız bi kafese kilitlemiş oluyoruz kendimizi! Buyrun burdan yakın.

Sessizlik,cinsellik,soyut

İnsanların her şeyden çok sessizlikten korktukları, konuşma eğilimimizin kendini savunmadan kaynaklandığını ve daima bir şeyleri görmekten, kendine bir şeyleri itiraf etmekten kaçınma temeline dayandığı açıkça görülmelidir.(Gurdjieff)

**

Evrenin bir yaratıcısı, yani ilk olan bir gücün varlığını kabul etmeye yatkınız; çünkü daha iyi bi fikir aklımıza gelmedi. Buna bilim adamları zeki enerji diyor, ben BİR diyorum. Dini inanç sahipleri Tanrı diyor.
Bizim güneş sistemimizin yaratıcısı olan Bir’in sapmış bölümü (sevgi), işe önce ışığı yaratarak başladı, sonra gerisi geldi. Yaratma işlemi esnasında Sevgi (bir‘in sapmışı olan bölümü) , yarattıklarına “özgür irade” verdi.
Özgür irade, seçim yapabilmek anlamına gelir basitçe. İnsanlar seçim yaparak yaratanın işlerine katkıda bulunmaya başladılar, yani birlikte yaratmaya başladılar.
Bu yetki, insan için bir onur/görev dir. Bunun farkında olmak, insanı hem sevince hem de sorumluluğa mahkum eder. (Tıklayınız)
(Not: yılın son günlerinde birdenbire 2005 e döndüm nedense, bi düşünmeliyim galiba nedendir diye! Bu yazımız eskidir ama sitemizin en çok tıklanan yazısıdır, herhalde başlığında cinsellik kelimesi yer aldığından 🙂 Hala aynı fikirde miyim? Bilmiyorum ama ana fikre hala katılıyorum galiba)

**

Kendinizi dayak atmayı, ha bire bıçaklayıp şişlemeyi bırakın yahu! Yetmedi mi? Nedir borcunuz? Kimedir borcunuz? Artık mükemmel biricik, şahane, olağanüstü olduğunuzu kabul edin de kurtulalım.

Sizlere düşman gerekmez zaten!

**

Bir Bilgelik yolundaki savaşçı için her şey kendisiyle başlar ve kendisiyle biter. Bununla birlikte, soyutla ilişkisi onun kibrini siler atar ve o da soyut ve kişiliksiz bir insana dönüşür.

Bir Bilgelik yolundaki savaşçının meşrebi, kendisini etkilemiş ne varsa anısını canlı tutmasıdır; teşekkür ve veda etmesinin tek yolu da şu sihirli edimidir: sevmiş olduğu ne varsa sessizliğinin içinde saklar.

Savaşçı sessizce, yavaşça ve her seferinde az bir parça yemek yer. ( Bir öğünde dört ağız dolusu.

Savaşçıları zihinlerinde yalnızca bir tek şey vardır – özgürlükleri. Ölmek ve Kartal’a yem olmak bir mücadele değildir. Oysa sessizce Kartal’ın çevresinde dolaşarak özgürlüğe kavuşmak, en büyük cesarettir.

Bir Bilgelik yolundaki savaşçı, niyet ile bağlantısı bağlamında dört aşamadan geçer. Birincisi niyet ile pas tutmuş, güvenilmez bir hat kurduğunda. İkincisi bunu temizlemeyi başardığında. Üçüncüsü bunu kullanmayı öğrendiğinde. Ve dördüncüsü, soyutun tasarılarını kabul etmeyi öğrendiğinde. (CC)

**