Kriz kısa zamanda sona erer mi?

2012 Bilmecesine Astrolojik bakışa devam ediyoruz, öncesi için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1722

Krizin maksimum iki yıl süreceği 2010 yılıyla birlikte düzelme yaşanacağı söyleniyor. Fakat gezegenlerin konumları bize bu krizin daha henüz çok başlarında olduğumuzu ve özellikle de 2010 yılı yaz aylarından itibaren hızla ivme kazanacağını gösteriyor. Önümüzdeki kritik öneme sahip birkaç yıllık süreci etkileyecek gezegen döngülerine dayanarak dikkat edilmesi gereken başlıkları belirleyebiliriz:

  • Ekonomik durgunlukla birlikte işsizliğin artması, gelir dağılımında dengesizlikler oluşması

  • Mali krizin bir demokrasi krizine dönüşmesi, halkın demokrasiye ve devlete inancının sarsılması, sisteme ve kurulu düzene karşı çıkılması

  • Aşırı siyasi akımların, partilerin güçlenmesi, şöven milliyetçilik, etnik guruplaşma

  • Yabancılara yönelik düşmanlıkta bir artış, göçmenlerin zorlanması, ırkçı ideolojilere eğilim

  • Şiddet içeren suçlarda artış, tedirginliğin yükselmesi, sosyal yaşantının olumsuz etkilenmesi, tehlikeli toplumsal çalkantılar.

Satürn, Terazi burcunda olduğunda, politika ve adalet sistemiyle ilişkili konular hassasiyet kazanır. Toplumun bu konuda alması gereken dersler vardır ve kader biz insanoğluna, bu konuların nasıl çalışması gerektiğini, zayıflıklarını ve doğrularını öğretir. Satürn’ün Terazi burcunda bulunacağı Ekim 2009 ile Ekim 2012 arasında, adaletin ve yargı sisteminin zayıf yönlerini görmemeiz daha mümkün olacak. Bu konuda denge yaratılması, iyileştirme çalışmaları için gayret gösterilmesi beklense de, müdahalede geç kalınması, yıkıcı isyanları da beraberinde getirebilir.

Ayrıca Dünya dışı zeki varlıklar ve başka yaşam formlarıyla ilgili konulardaki gelişmelerin 2010 yaz aylarından itibaren, daha da belirginleşeceğini söyleyebiliriz. Zira Jüpiter yabancılar demektir ve Uranüs ile kavuşumu Uzaylı Yabancılar olarak okunabilir. Bu ikilinin kavuşumunun Satürn ve Plüton ile irtibat kurmasını bir Kuantum Sıçraması gibi görebiliriz.

Dönüşüm Zamanı- Öner Döşer

Özetleyen S.Atasoy

-devam edecek-

100 dolarlık kriz fıkrası

Bankacılar şu sıralar krizin yarattığı stresi üzerlerinden bir fıkrayla atmaya çalışıyorlar. Fıkra, 100 doların 500 dolarlık hacim yaratarak somut anlamda kimsenin cebine girmeden sistemi nasıl kurtardığını anlatıyor:

100 dolar kasabayı nasıl kurtardı?

Mevsim yaz, aylardan ağustos…

Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu, ancak yağmur yağıyor ve kasaba bomboş. Herkesin birbirine borcu var ve kredi ile yaşıyorlar. Şans eseri otele zengin bir Rus geliyor ve resepsiyona 100 dolar bırakıyor. Ancak odayı beğenmezse parasını alıp gideceğini söylüyor ve yukarı çıkıyor. Otel sahibi parayı alır almaz kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap, 100 doları hemen alarak toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren hayat kadınına götürüyor. Kadın parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu kapatıyor. Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor, odayı beğenmediğini söyleyip 100 dolarını geri istiyor. Parasını geri alan Rus müşteri, kasabayı terk ediyor. Rus müşterinin bu ziyaretinden somut olarak hiç para kazanan olmuyor. Ancak tüm kasaba borçlarından kurtuluyor.
 

İşte bu fıkrayı anlata anlata bitiremiyorlarmış! İş bu düzeye geldi:) Bir banka gn md.ü şöyle yorum yapmış: “Borca sadık olmanın ticari hayatın akışında ne denli önemli önemli bir rol oynadığı bu hikaye ile iyi anlaşılıyor. Çünkü kasabadaki borçlu ve alacaklılardan oluşan kişilerden herhangi biri eline geçen 100 doları o veya bu nedenle alacaklısına ödemeseydi zincir kopardı” … 

Sanal parayla iş hacmi nasıl artıyorsa, aynı şekilde de azalıyor.  Yeni Dünya’da reel ya da sanal para işlerinin nasıl düzenleneceğini merak ediyorum.

Keşke krize gerek kalmadan

Macaristan iş gününü 4’e düşürecek 

 

İşsizliğe karşı önlem olarak otomotiv fabrikalarının aldığı haftalık iş gününü 5’den 4’e indirme kararını Macaristan hükümeti de benimsedi.
         Macaristan’daki sendikalar ve işverenler bu projeye sıcak bakarken, Macaristan Otomotiv Sendikası Başkanı Janos Borsik, işten çıkarılmak yerine haftada 4 gün çalışılmasının gayet mantıklı olduğunu söyledi. Borsik başka çare olmadığını, Audi, Suzuki ve bu fabrikalara parça üreten şirketlerden binlerce kişinin işten çıkarıldığını, haftalık iş günü sayısının düşürülmesinin tüm
 dünyada uygulanabileceğini ve kendilerinin de projeye tam destek verdiğini açıkladı.
         Macaristan’da hükümetin bu projeyi sadece özel şirketlerde değil, devlet bünyesinde de uygulamayı hedeflediği bildirildi.

Keşke krize gerek kalmadan bu tür operasyonlar yapılabilseydi. Belki yirmi senedir haftalık çalışma saatlerinin 35 saatin altına düşürülmesini arzu ederim. Tahmin edebileceğiniz gibi iki sebeple isterim bunu:

  1. İnsana kendini düşünebilmek, bireysel ve toplumsal zevkli uğraşlar edinebilmek için zaman kalması için.

  2. İşsizliğe çare bulunmasına ilave olarak, sosyal adaletin sağlanması için bir adım olduğunu umduğum için.

Bu dileğimi dile getirdiğim yıllarda şöyle itirazlar alırdım çalışanlardan; “bu işverenin ekmeğine yağ sürer, onlar her halikarda bu kuralın üstesinden gelecek yan yollar bulurlar, şu an bile insanlara mesai vermeksizin 45 saatin çok üstünde çalışma yaptırıyorlar. Ayrıca insanlara senin söylediğin faydanın sağlanabilmesi için alt yapı hazır değil; boşalan vakitlerini şu anda yaptıkları gibi robot-insan formunda harcamaya (değerlendirmenin tersi olarak) devam ederler. Hatta kavga ve kötü niyetli işlerin artma olasılığı bile olabilir.”

Kısmen haklı olabileceklerini hissederdim fakat varmak istediğimiz hedefte anlaşıyorsak buna adım atmaktan kendimizi alakoyamıyacağımızı da bilirdim. Çünkü ben “başarısız ” diye damgalanan her türlü denemenin aslında başarı olduğunu düşünürüm. Sebebim de gayet basit, mevcut şartlardan çıkma isteği ve fiilen deneme dirayeti başlı başına başarıdır benim açımdan.

Şimdi krizin dünyayı değiştirecek bir çok görüntüsünden biri olarak haftada 32 saat çalışma kapımıza gelip dayandı ve biz bunun üzerinde düşünmeliyiz sanırım?