Robot programlama, ÖZ ve SÖZ

Robot programlama…Düzen…Gömülü sistemler…paylaşım programcıkları…büyü…toz…temizlik…düzen muhafızları…biyolojik robotlar…makineler savaşı…somut/soyut…yeniden programlama… resetleme…yeni düzen…sızıntı…altıncı duyu…robot prensipleri…makineler uyumaz…Zaman treni…virüs… anarşi..kıyamet…program çökmesi…restart…algı yönetimi…Yepyeni program…Niyet…kendini programlayan robotlar…Özgür irade…süptil programlama programcıları aranıyor…lisanül programming…çok boyutlu araç pilotları…kozmik reprograming…solucan delikleri…programlararası bağlantı…Resetleme…gezgin robotlar…gezegen robotlar…

*

Söylediğin ve olduğun sen aynı olduğunda, kimse seninle tartışmaz. Güç bunun meydana çıkmasına el vermez. ~ Моојi.

ÖZ’ün SÖZ’ü desteklemesi deriz bizim lisanda. Çok doğrudur. Peki neden bu derece etkindir? Kimse seninle neden tartışmaz?

Cevap, içinde şüphe durumu kalmamasıdır doğal olarak. Çok güçlü bir konumdur, aslında KUTlu bir durum.”çatışma Hevesi” kalmaz. Buna sıfır noktası da deniyor  Olaya fizik bilimi açısından da bakabilenler olguyu tam anlayacaklardır.

Fakat bi şeyi eklemem lazım, hareketin yani “canlı”lığın bekası için bir insanda öz-söz dengesi asla sıfır noktasında kalmamalıdır, bunu bütün ustalar bilir (ben de bilirim hihihihih), örneğin Gurdjieff en iyisinin sözün (bilginin) bi gıdımcık özün önüne geçmesidir, öz söze yetiştikçe sıfırlama yaşanır, kap boşalır ve yeniden sözle doldurulur, öz onu yakalamaya çabalar.

Şimdi burada işin şöyle bir yolu da var; eğer kişi kendisini söylediği kişi olduğuna %100 inandırırsa aynen olduğunu söylediği kişi gibi etki gücüne sahip olur. Ancak bunu böyle yüzde yüz yapabilmek, yani yalanına şüphesiz bi şekilde inanabilmek ancak delilerin ve büyücülerin yapabileceği bir şeydir (belki zaten aynıdırlar). Politikacılardan tanıdığımız böyle kişiler vardır  🙂

Burada önemli olan laflarımız değil, kendimizi yaşamımızdaki olaylarda hangi konumda olduğumuzu her seferinde yakalıyor olup olmadığımızdır. Örneğin bu konuda olduğu gibi başka bazı konularda sıfır noktasında olmama karşın, bir an gelir bir konuda da sıfır dengesi bozulmuş olur, bu bazen sözüm bazen özüm lehine bozulur. Sözüm lehine bozulduysa, yorumlarda gerilimler, hatta kızgınlıklar yaşanır. Özüm lehine bozulmuşsa, çok kapalı yazmışsın açıkla diye ısrarlar olduğu halde ben bunu ifade edemiyor olurum.

*

Biyoprogramlama ile doluyuz, her biri ayrı telden çalıyor ve kettle gibi fokurduyoruz. Biraz sessiz kalın kulağınızla bile duyarsınız. Oysa huzur doğal halimizdir.
Ya bu programları boşaltıp birbiriyle çelişmeyen yenilerini yükleriz ya da kendimizi önemsemeyi sıfırlarız. Sıfırlama, ben zannettiğini uçurumdan fırlatmaktır, sonrası ne olur kimse bilmiyor. Don Juan özgürleşirsin diyor. Mantığım kendini önemsemenin sıfırlanmasını bu dünyanın tümden çöküşü olarak yorumluyor. Herkes bu dünyadan o kadar da şikayetçi değil! Sıra sıra boy boy arzularla dolu  O halde yeniden programlama ve böylece kendinizle birlikte dünyayı değiştirme ve barış gayet mümkün görünüyor. Tabi değiştirilen biyoprogramların hepsinin temelinde “kendini önemseme” oranının düşürülmesi önceliği var, bunu da gözden kaçırmamalı.

Huna Prensipleri ve Kahuna

“Onları verdikleri meyvelerle bilmelisiniz”

Reenkarnasyon ve zaman konuları Kahuna felsefesinde oldukça farklı. Özetle, zaman tıpkı ses ve ışık gibi bir enerji titreşimi şeklidir ve onlarda olduğu gibi farklı frekans seviyeleri vardır. Tüm zamanlar bir kerede oluşur fakat fiziksel duyularımız şimdiki zaman dediğimiz kısıtlı bir seviyeyi algılayacak şekilde bilincimizi zorlar.
20140718_125312

20140718_123348 İlk kez içsel bilişime uygun bir tarifle karşılaştım. (serde bi kahunalık mi var nedir)

Huna felsefesinde (Lemuryan uzantısı), şeytan, günah, iyilik ve kötülük, yargı ve ceza konulari da aynen benim bilisimle örtüşür bicimde gayet pratik ve sade. Tüm bilgelik günlük hayatın yararlı ve mutlu yaşanması ve yapılan işlerde kişisel ve toplumsal farkındalığın büyütülmesine endekslenmiş görünüyor. İhmal yüzünden hata yapmak (hala) ve aşırılık ve abartı (hewa) her ikisi de şeytani hareketler değil “aptallık ve çılgınlıktır. Şeytani suçlar ise (ino) “kasıtlı” zarar vermektir. Ve niyet (kasıt) anahtar kelime olduğundan eylemi sadece onu yerine getiren birey yargılayabilir; çünkü benzer sonuçlara benzer olmayan sebeplerle varılabilir. Niyet(kasıt) fark yaratır ve ahlaki alanda bireyin yargıcı kendisidir. Toplumun kendi kurallarına uymayan kişiye yapabileceği şeylerin dışında insanın asıl yargıcı kendi tanrısal benliğidir. Evrensel olan tek günah, hayata karşı uygulanan kasıtlı şiddettir.

Huna felsefesinde sevginin anlamı kelimenin (Aloha) kökeninde görülebilir: “birlikte büyümek ve gelişmek”, “yaşam deneyimini paylaşmak” ve “birlikte mutlu olmaktır”. Sevgi şifa, şifa da sevgidir. Elbette her şey sevgi olarak adlandırılabilir fakat sevgiyi belirleyen asıl sınav onun “büyümeyi ve mutluluğu” teşvik edip etmediğidir. Kahunalara göre duygular bir heyecan veya bedendeki bir enerji hareketidir. Genelde hayali su dalgaları, sıçrayan damlalar ve suyun akması gibi kavramlar kullanılır. Belli bir duyguya verilen isim o duyguya eşlik eden düşüncelere dayanır. Duygularınızın akışı düşünceleriniz ve dış olaylar tarafından uyarılabilir fakat her durumda “duyguları sürekli kılan düşüncedir”.

Ölümden sonraki hayat kahunalar tarafından çok az düşünülmüştür. Kahunaların ilgi odağı yaşanan anın deneyimi olmuştur. Ölümden sonraki yaşam için kullanılan kelime Po dur. Bu kelimenin ingilizceye çevrimlerinde sanki bir mekanmış gibi anlamlar çıkmıştır ama bu durumu tam olarak ifade etmeye yetmez. Bu daha çok fiziksel yaşamla eşzamanlı ve eş uzamlı ortaya çıkan çok boyutlu bir durum. Kahunalar buraya geceleri vücudumuzdan uzakta özgür geçirdiğimiz rüyalarımızda ve bazı trans hallerinde gittiğimize inanırlar. Po’nun dışında doğduk, düzenli olarak orayı ziyaret ederiz ve belki de (!) yeniden doğmak için oraya döneceğiz.
Huna’ya göre Uyanıklık Yaşamı (Ao) ise, belli deneyimleri yaşamak üzere belli gerçeklik kanallarına açık olmak gibi bir şeydir.  Üst benlik yani Aumakua, sürekli Po’da olduğundan burada(Ao’da) biz kelimesinin anlamı Zihin ve Bedendir (yani bütün bedenin Lono/KU bölümleri).

Po ve Ao arasında iletişim mümkündür. Çünkü tam bir kişilik her iki durumda da aynı zamanda var olur. Buna tüm katılanlar farkındalık alanında atılmış birer adımdır.

Batılılar psikokineziyi (Kalakupua) “sadece irade gücüyle bir nesneyi harekete geçirmek” olarak tanımlarlar. Fakat bu kahunalara sınırl bir tanımlama olarak gelir. Her şeyden önce, tek başına irade gücünün (ono) hiçbir şey başaramayacağını öğretirler. İrade gücünden başka hareketin düzenini sağlamak için hayal gücüne (no’ono’o), gücü sağlamak için enerjiye (mana) ve gücün işletilebileceği tepkisel bir aracıya(aka) ihtiyaç vardır.
Kahunalar psikokinezi kapsamına, psişik tedavi, hava durumu kontrolü ve geleceği değiştirmek gibi farklı faaliyetleri de katarlar çünkü bunlarda değişen tek şey niyettir.

Huna Prensibi (Felsefesi) yedi temel prensipten olusuyor. Bu yedi prensibi herkes kendi yaşam biçimine göre alir, dilediği gibi prensiplerin maddelerini çoğaltarak hayat felsefesi yapar:

7 Prensip:
Ilke: Dünya düşündüğün şeydir.(Görme)
Kala: Limit yok. (Arınma)
Makia: Enerji dikkatin odaklandığı yere akar. (Odaklanma)
Manawa: Şimdi gücün bulunduğu andır. (Huzurda olma)
Aloha: Sevgi, birlikte sevinçle büyümektir. (Şükran)
Mana: Bütün güç içerden gelir. (Yetkilendirme)
Pono: Doğrunun ölçüsü etkinliğidir. (Rüya dokuması)

Tanrı sonsuzdur. Bu yüzden tanrı tüm gerçektir. Dolayısıyla gerçek sonsuzdur. Bu yüzden var olan her şey gerçektir. İnsanın sonsuzluğu kavrayamaması nedeniyle kişi ancak gerçeğin belli bir bölümünü kavrayabilir ve bu bölüm de bütünüyle kişinin inanç sistemine bağlıdır. İnsanın inançları değiştiğinde ardından gerçekleri ve ardından deneyimleri değişir. Yani gerçeğin kavranması zihninizin durumuyla ilişkilidir, bu sebeple belli bir zaman diliminde zihin durumunuzla ilişkili tek bir gerçeklik yaşayabilirsiniz.

Sözcüklerin anlamları koşullara bağlıdır. Anlam sadece çevresel şartlarla ilgili olarak anlaşılabilir. Bu yüzden kelimeler ancak içerikleriyle düşünüldüğünde gerçekten etkili olabilir. Evrenin her hangi bir parçası, karşılaştırılabileceği başka bazı parçalarla ilişkili olarak açıklanabilir. Mutlak yoktur, ilişkiler olmadan anlam yoktur, her şey yalnızca karşılıklı ilişkiyle değil, karşılıklı bağımlılıkla da birbirine bağlıdır. Kahunalar her tür sınıflandırma ve bölünmeyi potansiyel olarak yararlı fakat keyfi bulurlar. Ayrılık sadece pratik değeri olan bir yanılsamadır. Kahunalar amaçlarına hizmet eden açıklayıcı her hangi bir anlayış geliştirmede kendilerini özgür hissetmişlerdir.

Huna felsefesinde, aslında bana uygun gelen ancak psikoloji bilimi özellikle benim ilgili olduğum Jung jargonun pek uymayan bi durum tespit ettim, henüz tam yerine oturmadığı için sanırım bende minik bi rahatsızlığa sebep oldu 🙂
Şöyle ki, Huna bilgisinde zihnin üç yönü var; Kane (Üst benliğe denk düşüyor), LONO (bilinçli zihin) ve KU (bilinçaltı. Bunlardan ilk ikisi nispeten batı psikolojisiyle denk düşüyor ancak üçüncüsü yani KU, bilinçaltı olarak işlediğimiz uçsuz bucaksız ve Jung tarafından bize nerdeyse kutsal bilinmeyen bölge gibi prezante edildiği gibi değil.
Kahuna onun maddesel olmayan canlı bir bilgisayara benzetilebileceğini ve işlevlerinin: Bedenin bütünlüğünü sağlamak ve işleyiş tarzını incelemek; yeni bir şey kavrandığında bunu almak ve bilinçli zihne iletmek; anıları depolamak, enerjiyi üretmek, depolamak, yaymak, iletmek ve emirlere uymak olarak tarif ediyor. İyi bir hizmetkar gibi emirlere uyar diyor!
KU iki tür programlamaya yanıt verir: İçgüdü ve Alışkanlık
İçgüdü, istemdışı tüm fonksiyonları simgeler ve YÜKSEK BENLİK tarafından oluşma evresinde programlanmışlardır! DNA molekülü bunun nedeni değil ancak ifadesi olabilir!
Alışkanlık ise doğrudan ya da dolaylı biçimde LONO (bilinçli zihin) tarafından KU’da programlanmış tüm davranışları içerir. İçgüdüsel davranışların aksine bunlar öğrenilmiş davranışlardır.
Alışkanlıkların oluşumu ve korunmasına yönelik dürtü KU’nun temel özelliğidir. Bu dürtü olmadan hayatta kalamazsınız.
Şunu da ilave edeyim (unutmamak için), tüm alışkanlıklar bir ya da birkaç inanca dayanır ve lono ile ku’nun işbirliği ile bireyin kişiliğini oluşturacak şekilde organize edilir.

Kahuna kelimesinin kökeninde aşçılık, gücü hazırlayan, sonra da diğer insanlarla paylaşan kişi anlamı vardır.

  • Hay galaksinin mutfak işçileri! :))))

Huna lisanında “geçmiş” kelimesi wa’ae’oia; “anlaşmaya dayanma süreci olarak tercüme edilebilir. Bu da geçmişin, olduğunu hatırladığımız ve üzerinde uzlaştığımız(!) şey ve bugün varolan anılar olduğu fikrini yansıtır.
*
Bu lisan gerçekten bulmaca gibi her an insana bir çeşit zaman-mekan yolculuğu yaptırıyor. Bu lisana vakıf olmak çok güzel olurdu herhalde.

İngilizce ruh (spirit) kelimesi, kahunaların farklı algıladığı geniş bir olgu yelpazesi içeriyor. Kısaca; Bu kategori içinde Düşünce Formları, enerji alanlarının görünür kılınması, başlı başına kişiler olarak ortaya çıkan kompleksler, ileri telepatik ya da durugörüye ilişkin duyarlığın etkileri, meleklere karşılık gelen varlıklar ve “eyleme geçmiş” fikirler vardır.
Kahuna felsefesi, gerçek şeytanlar, iblisler veya ölümün ortalıkta gezinen ruhları fikrini içermez. Bunlar bilinçli veya bilinçsiz olarak yaratılan düşünce şekilleri veya negatif komplekslerin açığa çıkması olarak görülür.

*

Hawaii dili, birbirine yakın birkaç sesten oluşan kolay ve esnek bir dildir. H,K,L,M,N,P ve W olmak üzere sadece 7 sessiz ve A,E,I,O,U olmak üzere 5 sesli harften, yani toplam 12 harften oluşur.

Masallar, hikayeler, öğretiler bunların hepsinde kullanılan isimler bir çeşit şifre tekniği ile içrek anlamını taşırlar. Örneğin Hawai şefi Moikeha ve evlendiği Ho’oipo nun efsanesi, buradaki iki isim içinde içrek olarak bulunur:

Büyük acıları(eha) ve zorlukları(ke) atlatıp yükseklere tırmanarak (keha), ruhsal (ha) bilginin (ike) efendisi (mo’i) olmak için hareket eden (mo) kimse. Eski şefin kızı Ho’oipo “aşk yapmak” anlamına gelir ve tanrının krallığında gerçekle yüzleşmek ya da gerçeğe ulaşmak anlamlarını içerir. Böylece bir serüven masalının altında spiritüel bir yolculuğun öyküsünün yattığını görürüz.

Kahuna Şifacılığı- Serge King

özetleyen Sibel Atasoy

19.07.2014

Not: Urban Shaman eğitimleri için lütfen tıklayınız

 

Rahatsızlık konumu

Cumhurbaşkanlığı seçimi ya da başka herhangi önemli bir durumda yaşadığımız netleşmeme ve dolayısıyla rahatsızlık veren bir çengel hissetmemiz normaldir.
Buna kararsızlık diyemeyiz henüz, normal bağımsız bir insan olarak kendimizi “sanal geçişler” yapmaya olanak verecek biçimde nötr bulunduruyoruz.
Bu işlem fazla sürmez, sanal geçişler enerji harcatmayan (ya da minimize eden) ve zihnimizin takip edemeyeceği hızda cereyan eden kuantum bir durumdur. Bu sürecin bittiğini dengenin hafifçe bozulması ve ardından karar/seçim yapabilme yetisinin oluşmasıyla anlarız.
Kararı verdiğimizde yeniden rahat ve nötr pozisyona da dönmüş oluruz.

*

İhtiyaç- İstek ve Niyet
Eğer gerçek ihtiyacımızla, ihtiyacımız olduğuna inandığımız şeyler (isteklerimiz) birbirine eş değer olsaydı bunlar hemen nerdeyse anında karşılanırdı. Fakat insanlığın geneli azmettirilmiş isteklerle dolu olduğundan bu evrensel kural da sanki işlemiyormuş gibi görünüyor. Tabi zilli kız örneği yöntemi de secret’vari yöntemler de tam anlamıyla işlemiyor. Burası ilk engel.
Diğer yönü ise yani “niyet” ile ilgili kısım ise muhtemelen kolay anlaşılacaktır. Niyet, kuantum bütünlüğümüzün ihtiyacıdır ve burada yani 3B deki lineer benliğimizin istekleriyle hiç uyuşmayabilir! Niyet, daha yüksek bir bütünlüğün ifadesi olduğundan isteğe oranla çok önceliklidir. Buradaki handikap ise 3B benliğimizle niyetimizi anlamanın nerdeyse yolu yoktur! Nerdeyse dedim çünkü “imkansız” değil fakat çok büyük azim gerektiren süreçlere gereksiniyor.
Kültürel bakımdan “her şeyin hayırlısını dilemek”, bilmeye yaklaşamadığımız Niyetimize boyun eğmektir ki gerçekten gönülden yapılabilse bazı psikolojik çerçevedeki acıları ve toplumsal çatışmaları sonlandırabilir.

Soru: İsteklerin gerçekleşmesi niyetle uyumlu olunduğuna, gerçekleşmemesi uyumsuzluğa işaret eder diyebilir miyiz ?

İstek, gerçek bir ihtiyaca dayanıyorsa (yani azmettirilmiş değilse) sanırım niyetle çelişse dahi realize oluyor. Benim gözlemim ve anlayışım bu yönde. Sebebi de Niyet’in çok kapsamlı ve uzun soluklu oluşunun içinde 3B bir isteğin fazlaca bir engel teşkil etmemesi olabilir. Ayrıca çok boyutlu bir niyetin bizim aklımızı zorlayacak kadar çeşitli ve zıt görülebilen 3B isteğini zaten kapsıyor olabileceğini de hayal etmek zor değil. Sorudaki mantık esas olarak çok doğru ve yerinde.

Niyetin gücü

Niyetin gücü tartışılmaz, hem ustalar bunu anlata anlata bitirememişlerdir hem de zaten kendi deneyimlerimizle sabittir bu güç. En ufak bir şüphe taşımıyorum 🙂
Buraya kadar harika çünkü niyetinizin gücü tıpkı fantastik filmlerdeki gibi (hatta daha da etkin) fizik gerçekliği (somut ve soyut olarak) büker! Evet bizler birer bükücüyüz 🙂
Peki yolunda gitmeyen şey nedir, ağzındaki baklayı bi çıkaramadın?
Zaten baklayı sevsem de midem onu eritmekte biraz zorlanmıştır geçmişte, şimdi onu da diğer şeyler gibi allahın izniyle büküyoruz. 🙂
Hay Allah… Yani demem o ki, bu konudaki tek hassas husus; çoğu kez insanın kendi niyetinden bihaber oluşu! O sebeple ismini ne koyarsanız koyun bu konudaki yöntemlerin çoğu kullananlara kar etmiyor. Neden niyetimizden bihaberiz; çünkü bu sistem bizi beşikten mezara ihtiyacımız olmayan her neviden şey için isteklendiriyor! Ben bunlara “azmettirilmiş istekler” ismini koymuştum. Eskiden beri bu lafları gevelerim, takip edenler bilir 🙂
O halde niyetimiz her halükarda işliyor çünkü buna karşı konulamaz, velakin biz gerçek niyetimizi bilmediğimizden isteklerimiz olmuyor, yöntem başarısız zannediyoruz.
Yöntem harikulade başarılı frekanslarım. Mühendis arkadaşlar sağ olsun, süper bi sistem bu. En iyisi biz, gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri elimine edelim, sadeleşelim. Geriye ne kalıyor diye hiç endişe ve merak dahi buyurmayın, o zaten her halükarda işleyen niyetinizdir. Sadeleştiğinizde bi gün bi de bakmışsınız kraliçesiniz, her bi şey emrinize amade olmuş 🙂

Niyeti nasıl duyabiliriz diye bi soru oluştuysa;

Bi şeye ulaşma arzusu, telaşı biz sıradan insanlarda farkına varmadığımız bi endişe titreşimi peydahlanmasına sebep oluyor, o sebeple ben niyeti nasıl bulacağımız nasıl duyacağımız konusunu hiç dert etmeyelim diyorum. Gönül rahatlığıyla yapacağımız tek şey gerek somut gerekse soyut alanda bize gerekmeyen mülkleri, istekleri tek tek bırakmak, tıpkı suyun yüzeyinde daha rahat kalabilmek için ağırlıkları bırakmak gibi. Bu sadeleşme işlemi hem fizik hem de zihin anlamında kararlı bir biçimde yapılırsa zaten ortada hiç bi parazit kalmayacağından niyet çırçıplak ortada kalır

Iki zihnin mucadelesi- Sonsuzlugun Niyeti

“Bizim bu pireyi deve yapma ve aykirilik etme huyumuz, her birimizin basina bela olan ama yalnizca buyuculerin aci ve umutsuzlukla farkina vardiklari deneyustu bir mucadelenin sonucu: Iki zihnin mucadelesi! Bunlardan biri, gercek zihnimizdir; tum yasam deneyimlerimizin urunudur, bozguna ugradigi ve karanliga itildigi icin nadiren konusur. Oburu, yaptigimiz her sey icin her gun kullandigimiz zihin ise, bi yabanci donanimdir!”

“Iki zihin ikilemini cozmek, ona niyetlenme ile olur. Buyuculer, NIYETi cagirmak icin niyet sozcugunu yuksek sesle ve acik sekilde seslendirirler. Niyet evrende var olan bir guctur, buyuculer onu cagirdiklarinda, niyet onlara gelir ve ustaligin yolunu acar. Niyet somut, soyut, kisisel her turlu amac icin cagrilabilir ancak buyuculer, niyetin onlara yalnizca soyut bi sey icin geldigini zor yoldan ogrendiler. Bu buyuculer icin bi emniyet subabidir; aksi halde dayanilmaz olurlardi!”

Burada bir mola verip Don Juan’in son cumlesinde isaret ettigi emniyet subabini dusunelim, nedir bu ve neden olmasaydi dayanilmaz olurdu?

**

Castaneda’yi Don Juan’a goturen surecin hikayesi ve buna aracilik eden uc adam fevkalade onemli cunku tum bunlar don juan’a gore sonsuzlugun niyetini aciga vurdugu anlar, tabi anlayana! Bu oykuyu Sonsuzlugun etkin Yani kitabinin baslarinda iki bolum halinde bulabilirsiniz. Carlos’ un Sonsuzlugun niyeti tarafindan nasil avlandigini okurken belki kendimizin bilesimlerine de gidebiliriz, ola ki bu gelisimin haritasini kendimizde de yakalayabiliriz.

“Jorge Campos’ un oykusunu kendine tekrar tekrar, defalarca anlat, sonsuz bir zenginlik bulacaksin bu oykunun icinde. Her ayrinti haritanin bir parcasidir. Sonsuzlugun dogasidir bu; kendimizle yuz yuze gelecegimiz o esigi gectigimizd3 goruruz bunu. Jorge Camposun yapmaktan kacinamadigi tek hareket seni obur adamla temasa gecirmekti. Bu iki adam bi eksenin iki ucu.o eksen de sensin; bi ucta yalniz kendini dusunen, acimasiz, utanmaz bir cikarci, igrenc ama dayanikli. Obur ucta ise asiri duygusal, acilar icinde bi sanatci, zayif ve savunmasiz. Bu senin yasantinin haritasi olabilirdi; eger baska bir olasilik, sen sonsuzlugun esigini astiginda beliren olasilik cikmasaydi. Beni aradin ve buldun; boylece esigi gecmis oldun. SONSUZLUGUN NIYETI, bana senin gibi bi insani aramami soylemisti. Seni buldum; boylece esigi kendim de gecmis oldum.”

Gurdjieff’in de dikkatle belirttigi gibi Castaneda diger sayisiz insan benzerleri gibi haritasinin iki ucu arasinda gide gele bu omru tamamlayabilirdi ve ucuncu kuvvet yani sonsuzlugun niyeti devreye hic girmeyebilirdi. Boylece o da kendi SENTEZi yerine bikac cocuk birakirdi bu dunyaya ve cekip giderdi ama bu olasilik yasanmadi, hayir bu kez yasanmadi ve Carlos Castaneda basardi.

Don juan, eski cag Meksika samanlarinin “teklifsiz konusmalara” karsi resmi konusmalar fikrini gelistirdiklerini ve her ikisini de comezlerini egitme ve yonlendirmede kullandiklarini aciklar. Onlar icin RESMI KONUSMALAR, comezlerine ogrettikleri ya da soyledikleri her seyin zaman zaman ozetlenmesi icindi. TEKLIFSIZ KONUSMALAR ise, irdelenen olayin disinda hic bir seye gonderme yapmaksizin aciklamalarda bulunulan gundelik aydinlatmalardi. Buyuculer hic bi seyi kendilerine saklamazlar. Iclerini bu sekilde bosaltmek, buyuculerin bir manevrasidir. Onlari benligin kalelerini yok etmeye yoneltir.

Don Juan, SONSUZLUGU bazen Tin ya da Farkindaligin karanlik denizi olarak ifade ettiklerini ve Niyetin ise Sonsuzlugun etkin YANI oldugunu soyler, buyuculer ona HAVADAKI URPERTI de derler.