Kergek Buldi

“Lamalar yalnızca ölümle ilgili şeylerden söz ederken, şamanlar yaşamla ilgili şeylerden söz eder.” (adı bilinmeyen bi Moğol)

Altay kabilelerinde “öldü” anlamına şu deyim kullanılırdı: kergek buldi!
Yani “gerekenle buluştu”

“Ölmek eşittir uyumak” Tatar deyişi

Altay dillerinde KUT: Hayati güç, ruh.

Aynı zamanda kut; çadırın tepe açıklığından içeri düşen jelatinimsi bir madde!

Kut, bir insandan fiziken ölmeden önce de çıkıp gidebilirmiş. Zaten onun boşalttığı yere hastalık dolarmış.

Bundan sonra bi şeyleri kutlarken onun ruhlu olmasını dileyen atalarımızı hatırlayacağım galiba.

“Çarptığın kimseyi büyütmüyorsun… Birisine baskı yaptığın vakit, büyük tanrım, o büyüyemiyor.”  Kitab’ı Dede Korkut

İlginçtir Altay inanışlarında hastalığa ve ölüme yaklaşım çok farklı. Örneğiin birisi hastalandığında onun çadırının ya da evinin önüne bir işaret konuluyor ve ona bakacak bir kişi tayin ediliyor, bunun dışındaki herkesin hastayla ilişki kurması yasaklanmış. Aynı şekilde ölenin de hemen eşyaları evi yakılıyor ve onun isminin anılması yasaklanıyor.

Şimdi bunun o kültürde hastalıktan ve ölümden korkulduğu nefret edildiğine yormak isteyen sosyolog antropologlar var. Fakat tersine düşünenler de var. Ölünün ismi o hayat boyunca kirlenmiş diye düşünüyorlar, kir=bilgi ve bunun temizlenmeye ihtiyacı var. Ayrıca ölenin bünyesinden ayrılan ruh/kut, adı anıldıkça ve düşünüldükçe gideceği her nereyse oraya gidemiyor ve yaşayanların çevresinde mahkum kalıyormuş! Bu durum halen yaşayanların şimdi ve hayata bağlılıklarının bir kanıtı olarak da görülebilir.

Oysa tek tanrılı dinlerden itibaren bu durum tam tersine dönmüş görünüyor. İnsanlar adeta ölüme  sarılıyorlar.  Böylece ne ölülere ne de kendilerine rahat vermiyorlar. Eksiklik ve değer kaybı, sürekli af dileme, acizlik ve yetersizlik duygularıyla boğuşmaktan asevince ve eyleme yer kalmıyor. Çünkü enerjilerinin büyük bölümünü kendi arzularıyla ölülere tahsis etmişler.
Animistik dönemin bana göre nerdeyse en iyi özelliği, hayata ve şimdiye verdikleri değer. Bildikleri ve bilmedikleri arasına kesin bir çizgi koymaktalar. şu anda insanlığın yapmakta olduğu gibi bilinmeyeni bildiklerini var saymıyorlar.

**

Düzen ve temizlik uğruna insanlığın gösterdiği bu  sonsuz çaba göz yaşartıcı. sa

Shabono-ölüm (3)

Öncesi için Tıklayınız

Yaşlı Bilge Kamosiwe, çok yağmurlu ve gizemli bi günün gecesinde sanki ölüyor gibidir. Florinda onu bulur ve kabile büyüklerinden yardım ister. İnsanlar göz yaşları ve elem içinde koşup gelir. Yaşlı adam, “Ölüm, gecenin karanlığı gibi değil” diye fısıldar. Diğerleri,  “bizi yalnız bırakıp gitme” diye göz yaşı dökerler. Yaşlı adam tek gözünü açıp bakar “Henüz ölmüyorum, ağlamalarınız beni üzüyor. Hekuras hala göğsümde” der.  Arasuwe, rahatsızlığın ne diye sorduğunda yaşlı adam “sadece hüzün” der ve ilave eder fısıltıyla “Hekuras az sonra göğsümü bırakacak. Buna olan üzüntüm beni zayıf kılıyor”
Şefin karısı Ritimi üzüntülü bi ifadeyle Florinda’ya, ” o ölmeyecek, bilmem neden bu kadar uzun yaşamak ister? O çok yaşlı, artık bi erkek bile değil. Yüzüne bak çok küçük, çok ince” der ve ilave eder “şimdi erkekler gece boyunca ona maniler söyleyecekler ve Hekuras da yaşlı adamı hayatta tutacak”

**

Florinda bir çalının ardında ayağa kalktığında Arasuwe’nin hamile olan ikinci karısı ve onun annesinin sessizce nehir yönüne gittiklerini görür ellerinde bir sepet ya da başka bi araç yoktur, onları görünmeden sessizce takip eder. Kadınlar bir Arapuri ağacının altında dururlar. Hamile kadın iki eliyle ağaca bastırıp hafif bi çığlıkla anında doğuruverir. Bebek yaprakların üzerine düşer. Florinda bu işin ne kadar kolay yapılabildiğine şaşar ve ağzını kapatarak gizlendiği yerde kıkırdar.
Yaşlı kadın elindeki bambu biçağı ile göbekbağını keser ve çevrede düzgün dal ve bitki bağları bulur sonra bebeği bohça şeklindebağlar ve ağacın altına gömer. Florinda dehşete düşmüştür  Bu arada kadın Florinda’nın olduğu yere bakar göz göze gelirler, kadının gözlerinde acı, pişmanlık gibi şeyler yoktur. Sonra iki kadın geldikleri gibi sessizce orayı terk ederler.
Florinda gizlendiği yerden ağacın yanına koşar, bebeği gömüldüğü yerden çıkarır. Gayet sıhhatli ve kusursuz görünen ve şimdi ölü olan kız bebeği inceler, sonra tekrar yerine koyar.
Gece olur, Florinda ormanı, sesleri ve kayan yıldızı izlemektedir ki Ritimi sessizce onun yanına gelip oturur. Sonra birlikte odalarına döndüklerinde Florinda dayanamaz ve der ki: ” Daha bir hafta önce adamlar ve kadınlar Kamosiwe ölecek diye ağlıyorlardı oysa bugün Arasuwe’nin karısı kendi yeni doğmuş çocuğunu öldürdü!”
Ritimi ona biraz su verir ve “Bir kadın henüz daha öncekini emzirirken yeni bi çocuğa nasıl bakar? O çocuk da bu kadar yaşadı” der. Bu sözler üzerine Florinda, Amazon kızılderililerinin adetlerini hatırlar. Bir çocuk 2 ila 3 yıl annesinin bakımına muhtaçtır ve bu arada doğan kardeşi olursa onların kusurlu ya da kız olanları öldürülür, böylece hayatta olanlara bakım şansı verilirdi. Florinda duygusal anlamda buna hak vermekten uzaktı. Ritimi elini uzatıp onu kendine bakmaya zorladı, kadının gözleri parlıyor, dudakları hissettiği duyguyla titriyordu, Florindayı teskin etmek istercesine şöyle dedi;  “O henüz gökyüzüne göz atamadan geldiği yere geri döndü! Fırtınanın evine.”

Yaz

Bir şiir yaz bana sevgililer gününde
Ne hakkında olursa olsun
bal parmaklarından damlasın
sen bi şiir yaz
Ekonomiye katkı yapan çok nasılsa
eksikliğin duyulmaz
istersen en güzel anını yaz
istersen seni yolundan eden
bi kararını yakaladığını yaz
ve sonra onu boz boz bozduğunu yaz
ne yazarsan yaz az
buna özgürlüğün benden çok sevinir
bak bekliyor kapıda
tam ölümünün yanında
yaz sevdiceğim yaz.

sa

13.02.2012-Beylerbeyi

Çarpıtma

Yeni Dünya dini (doğu dinleriyle harmanlanmış hristiyanlık benzeri), kendini yıllardır spirüalite, kişisel gelişim veya tasavvuf adı altında ortaya karışık biçimde düşmekte. Bu her yerden adeta fışkıran bi köpük gibi çevremizi sardı.

Oysa ben, önceki her bi şeyi kapsayarak YENİ’yi söyleyemeyen bi şeyin dertlere çare olmadığını, olamayacağını açıklıkla görüyorum.

İnsanı kendisiyle karşılaştıracak ayna çok temiz olmalı. Yoksa o aynanın bulaşıkları yine çarpıtmaya imkan verir.

İnsan aslında ne isterdiye sormuştuk ve kısaca aldığımız cevap şuydu:

Kadın erkek ayrımı yapmaksızın, insan ne ister diye sordum şimdi güneşe karşı: Dedi-m-ki: İnsan kendinin seviilecek hatta tapılacak derecede muhteşem olduğuna ikna edilmek istiyor. Bunu kendine yapamıyor. Yani mükemmel ve biricik olduğuna kendini ikna edemiyor. Eh bu durumda bir başkasından yardım istemesi doğaldır. Velakin iki yarim bi tam etmiyor, o sebeple binlerce yıldır kan gövdeyi götürüyor Dünya’da. (devamı için tıklayınız)

Örneğin insan “Zar Adam” kitabındaki gibi kendinin azınlık benleriyle tanışmalıdır, onlarla kozlarını paylaşmadan TAM insan olunamaz. İnsan tam olamayınca ülkelerde Dünya’da tam olamaz. Korkularımızla yüzleşmeliyiz. Bunun için en teşfik edici kavram/söz şudur: Nereye kadar?

Aslında “Nereye Kadar?”sorusu ağzınızdan döküldüğü anda ya da sertçe zihninizin kıvrımlarında belirdiğinde siz dönüşüm zamanının geldiğini  bileceksiniz. Bu soru öylesine basit bişey değil, hem insan hem de topluluklar için hayati öneme sahiptir ve anlamı kısaca şudur: “şu konu, nerdeyse ölüm kadar ağır geliyor bana, o halde ölümden öte ne var ki onu değiştirmeyeyim?”

Yani Ölümümüzün yakınlık hissi, bizi bir kere daha doğmaya zorlayan bi dosttur.

Eski bi şiirimsi aklıma geldi ve buldum onu:

Bir kez boy ölçüşmeye gör ölümle
bir başka şevk geliyor insana
Sanki bir sel gibi coşkuyla bentleri aşıyor
Bir kitabı bir gecede yazarmışçasına
ve taşınırmışçasına,
dünyanın öbür ucuna
her şey öyle kolay
Öyle sevinçli, öyle kendiliğinden
Bu güç, bu sevinçli sanrılık şey nerden?
sa -28.11.09

Hatta şu da gülümsemenize sebep olacak muhtemelen:

Tereyağında cazırdayan spiritüalite

Yanmış şeker kokusu buram buram

Haziran sonunda şakırdayan yağmur
…
Ağaçlar mesut, çayırlar güleç

Bilinç kuantumla olmuş ocakta güveç

Yakınlaşan gezegenlerden bir rüzgâr

Pir rüzgâr

Bulutların ardında hınzırca

Gülümseyen güneş

Dağlarda bir hazırlık

Bir telaş

Güve kelebekleri çağırıyor: eş eş

Yaz ortası gök gürültüleri

Karışıyor mide gurultularına

Zayıflayalım güzelleşelim çocuklar

Meydanlarda güç tellalları

Ayağımız açıkta yorgan

Buzdolabında

Döne döne fırıldaklar çıngırdaklar

Bilginin ipliği çıkmakta pazara

Tarifi bırak el kararı yap

Ninene sor olmazsa dedene

Uğraşma sigarayla ıvır zıvırla

Gelirse elinden rest çekesin TiViye

Döne döne her şey çıkar spirale

Sa
30.06.10

Vasiyetvari :)

Daha bi-iki ay önce ölünce gömülmek yerine başka bişey istediğim gelmişti aklıma. İnternette arattım, baya bi vakit harcadım ve doğuluların yakılma ritüelinden başka bi şey bulamadım, onun da mitsel sebeplerini araştırdım tatmin edici bi cevap bulamayarak canım sıkıldı.

Gömülmek itemeyişimin sebebi, benden geriye bişey kalmasını istemediğimden, öyle orda burda bilinçsiz ıvır zıvır duygu parçacıklarımın kalmasını arzu etmediğimdendi. Ayrıca bir vasiyetim de öldükten sonra en az üç gün bedenime bi şey yapılmasını istemediğim gibi morga konulmak da istemediğimi, artık kokmamam için üstüme başıma buz kalıpları koyarak idare edilmesini oğlumdan ve (o unutursa diye) yakın arkadaşlarımdan rica ettim, hem de bikaç kez. Umarım unutmazlar. Ve hala aynı fikirdeyim.

Şimdi bi de az önce okumaya başladığım Adamus’un yeni konuşmasına bi bakın, daha başlar başlamaz cevap aradığım konu! Dakka bir gol bir! 🙂

Buyrun okuyalı birlikte:

İnsanların diğer insanları toprağa gömmesi beni her zaman şaşırtmıştır. Bunu asla tam olarak anlayamadım, enerjik bakış açısına göre – öncelikle, kirlilik bakış açısına, gayrimenkul bakış açısına göre,- ama enerjik açıdan.

Diyelim ki –  David, sana takılmama kızmazsan, çünkü daha uzun bir süre daha bizimle olacaksın – diyelim ki yarın vefat ettin, tabii ki bu olmayacak. Daha çok uzun süre yaşayacaksın.

Diyelim ki yarın diğer tarafa geçtin ve senin kemiklerini toprağa gömdüler. Orada kalan bir enerji var, seninle geçmeyen. Sanırım hemen geri dönmek isteyecekler için bu iyi bir şey olabilir. Eski ölü kemikleri ile yeniden bağlanacaklarını düşünüyorlar. Ama yapamayacaklar çünkü aslında bu sizin bir sonraki beden enkarnasyonunuzun enerjisi değil zaten. Daha önce de söylediğim gibi, siz geçmiş yaşamlarınız değilsiniz. Bir kuzen gibi. Fakat diyelim ki kemikleriniz yerin altında, sizin enerjinizin bir parçası ki diğer tarafa geçtiğinizde hepsi sizinle olmayacak. Hala bağlı olacaksınız. Yerküre’de hala demir attığınız bir yer olacak.

Evet, diğer taraftasınız. Ne yapmanız gerekiyorsa onu yapıyorsunuz. Geçmiş yaşamlarınızı gözden geçiriyorsunuz, ki bu biraz sıkıcıdır. Harikulade olan Yeni Dünya’ya gidiyorsunuz. Bir parçanız hala orada değil. Ben her zaman yakılmayı veya ateşle gömülmeyi tercih etmişimdir. Neden? (birisi “ Dönüşür” der) Bu bir dönüşümdür. Enerjiyi serbest bırakır. Her şeyi doğal haline geri getirir. Gerçekten dönüştürür,  eski enerjinizi yakıp kül eder.

Şimdi, diğer tarafta bunu hissediyor musun Pete? Diyelim ki diğer tarafa geçtin, şimdi senin eski ölü bedenini şu ateşe atacaklar – evet, onun içine (şömineyi gösterir) – şöminenin içine.

ADAMUS: Diğer tarafta bunu hissedebiliyor musun… Hissedecek misin?

PETE: Hayır.

ADAMUS: Evet, hissedeceksin! Evet! Evet! (gülüşmeler)  Sen orada, diğer taraftasın, diyelim ki sen öldükten üç, dört gün belki de bir hafta sonrası -benim seçimim, bir hafta –  Neden?

LINDA: Teşekkür ederim.

ADAMUS: Neden? Fiziksel bedeni terk ettikten bir hafta sonra. Neden?

KATHLEEN: İşi bitirmek için.

ADAMUS: İşi bitirmek.

SHAUMBRA 1 (kadın): Eski enerjiyi serbest bırakmak için.

ADAMUS: Bırakmak… Evet, enerjiyi bırakmak. Size bunu düşünmeniz için biraz süre vereceğim. Ama insanlar başka yerden uçup, gelip siz görmek için planlar yapıyorsa. (gülüşmeler). Cenaze töreninize katılmak için. Hadi ama aceleye gerek yok. Yedi gün iyidir.

Yani David diğer tarafa geçer ve ne kadar harika bir hayatı olduğunun farkına varır. Ne kadar çok arkadaşı olduğunun, ne kadar çok insanın onu sevdiğinin ve onun ne kadar çok insanı sevdiğinin, deneyimin farkına varır ve kendini çok iyi hissediyordur. Ve birden sıcak hissetmeye başlar, yakasının altından gelen bir ısı. Kötü değil, yanıyormuş gibi değil ama biraz terleten, sanki bir sürü acı biber yemiş gibi. (Adamus kıkırdar) ve birden farkına varır, “Aa! Bu bedeni koydukları…”

LINDA: Ohh!

ADAMUS: Doğru!

LINDA: Ohh!

ADAMUS: Bedeniyle hala bir bağı var, bu hissediyor. Acı vermiyor, sadece biraz terliyor, çok az, bilirsin, biraz sıcak basar. Çabucak geçer ve sonra…

LINDA: Bunun neresi romantik?

ADAMUS: … Sonra birden David farkına varır, “Oh! Ben orada tamamlandım. İş bitti. Sona erdi”.