Michael Harner röportajı 2/4

Ruhsal ele geçirme nedir?

Şaman bakış açısına göre travma geçiren biri ruhunun bir kısmını kaybetmiş sayılmaktadır. Ruh olarak kasdettiğimiz, bizim kültürümüzde yaşam olarak tanımlanan doğum anından ölüme kadar olan süredeki, bulunması zorunlu olan spiritüel öz’dür. Kaybedilen ruhun tedavi edilmesi için kullanılan teknikler ruhsal tekrar ele geçirme teknikleridir, ve klasik şaman metodu kayıp olan ruhun o kısmını bulup onu tedavi etmektir.
Batı dünyasında 8 yıl öncesine kadar pek çok kişi bu çeşit bir ruhsal tedavinin bir batıl itikat olduğunu ve geçerliliği olmadığını düşünüyordu, fakat şimdi bu değişmiştir. Bu değişimdeki ana neden “Ruhsal Ele Geçirme – Soul Retrieval” ve “Eve Geliş – Coming Home” kitaplarının yazarı olan iş arkadaşım Sandra Ingerman’dır. Yıllar önce, Santa Fe’deki şamanik çalışmaları esnasındaki kurs toplantılarında, çocukluğunda suiistimale uğrayan kadınlar, suiistimal esnasında kendilerini bedensel olarak bu durumdan bertaraf ettiklerinden bahsettiler. Bir şaman olarak Sandra hemen teşhis etti ki, bu durumdaki kişinin ruhunun bir kısmı bedeni terk etmiştir (eğer tamamı terketseydi ölüm meydana gelir) ve dolayesi ile mantıksal olan tedavi, ruhun kayıp kısmını ele geçirerek geri getirmektir. Böylece, çocukluklarında travma yaşayan kişilere ruhsal ele geçirme seansları yapmaya başladı, sonuçlardaki başarı inanılmazdı. Bugün, bu yöntem Batıdaki şaman şifacılığının önemli bir kısmıdır.
Gerçekten de, eğer bir grup insana “Aranızda kaç kişi ruhunun bir kısmını kaybetmiş olarak hissediyor?” diye sorarsanız, tipik olarak herkes elini kaldıracaktır. Kişiler, çok derinlerinde, bu sorunun doğal olarak farkındadırlar. Özet olarak, küçük bir travma dahi bir ölçüde ruh kaybına sebep olabilmektedir ve bu da düzeltilebilir.
Önemli bir diğer şaman tekniği de çekip çıkarmadır. Çekip çıkarma ruhsal bir davetsiz giriş ile ilgilidir. Olağan gerçeklikteki enfeksyonlar gibi, ruhsal davetsiz girişler de olabilir. Seytani bir ruhun girmesini kastetmiyoruz tabi ki. Daha çok ağaç bir eve karıncaların girmesi gibidir bu. Evinize karıncalar girmişse, bunların şeytan olduğunu söylemezsiniz, “Bunları dışarı çıkarmak istiyorum” dersiniz. Sağlıklı bir vucüda zarar veren şeyleri çıkarmak için şaman da aynı şekilde çalışır, davetsiz ruhsal girişleri bulur ve onları çekip çıkarır. Bu ruhsal alemde seyahat ederek yapılmaz. Bu dünyada, fakat değişik bir bilinç durumunda çalışılarak yapılır.

Şamanizmde farklı bir bilinç durumu nasıl sağlanıyor?

Şamanizmdeki farklı bilinç durumu dünyanın % 90’lık kısmında vurmalı çalgıların monoton sesi kullanılan bilinç değiştirme teknikleri ile sağlanmaktadır, bu vurmalı çalgı genellikle davuldur, ancak çubuklar, çıngırak veya başka estrümanlar da kullanılabilir. Bazı kültürlerde, ki bunlar toplamın % 10’u kadardır, şamanlar bilinç durumlarını değiştirmek için psikotrop maddeler kullanırlar.
Yerel psikotrop maddelerle tanışmam 1961 yılında Perudaki Conibo yerlileri ile katıldığım şamanik bir çalışmada oldu. Amerikaya döndüğümde ve artık “ayahuasca” temin edemediğimde tecrübelerime davul vuruşları ile devam ettim. Benim için sürptiz oldu amcak bu da işe yarıyordu. Aslında sürpriz olmaması gerekirdi çünki söylendiğine göre tüm dünyadaki şamanlarca davul kullanılmaktadır. Aslında şamanizmde her şey gerçekten işe yaradığı için kullanılmaktadır. On-binlerce yıldır şamanlar, zaman içinde en çok denenmiş, ruh, zihin ve yüreklerinden başka bitkisel ve diğer şifalandırıcı çareleri geliştirdiler. Sistem uzun bir zaman test edilmiştir. Eğer şamanik kültürlerin % 90’nında kullanılan teknikler aynıysa bunu önemsememiz gerekir, ve tabi ki bu teknikler işe yaramaktadır.
Eğer çekip çıkarma tekniğine geri dönersek; bu teknik farklı bir bilinç düzeyi ve hastanın bedenine farklı bir bakış gerektirir. Şamanik işlemlerden çoğu, seyahat etmek ve çekip çıkarma dahil, çok basit bir nedenle karanlık bir ortamda uygulanır. Şaman sıradan gerçekliği teşvik eden şeyleri – ışık, ses, ve diğerleri – çıkarmak ve görünmeyen gerçekliğe ulaşmak ister. Şaman, bedene bir röntgen cihazı gibi bakmayı öğrenir, hastalığı ve bulunduğu bölgeyi görerek böylece bu hastalığı çıkarır.

Ruh kovma gibi midir?

Ruh kovma, çekip çıkarma ile ilgilidir ancak aynı şey değildir. Şamanik bakış açına göre, spiritüel nedenlerle yapılan yolculuklarda orta dünyanın dışına çıkmak çok önemlidir. Eski zamanlarda, şamanların orta dünyaya seyahat etme nedeni, uzak diyarlardaki akrabalarının ne yaptığını görmek veya göçebe hayvanlara çobanlarını yerleştirmekti. Fakat bugün işlerimizin çoğu şamanların çok eskizamanlardan beri seyahat ettikleri Üst ve Alt Dünyalardadır. Şamanlar Orta Dünyadaki ruhları kullanmayı tercih etmezler, çünki onların çoğu sersemlemiş ve erkten yoksundur. Üst veya alt Dünyalara gitmekle şefkatli, güçlü ve bilge ruhlara erişilir.
Farklı bir şifa yöntemi uygulayan şamanlar yaşayanlara yadım ettikleri gibi ölenlere de yardım ederler. Bu tip şamanlara “psychopomps” veya ruhsal yol gösterici denir. Hatırlayın, şamanik bakış açısına göre, komada olduğunda ölü durumdasın. Şaman, komada olan bir kişinin ruhunu arayıp bularak onun geri gelmeye istekli olup olmadığına bakar. Şamanizm, insanları isteyip istemediğine bakmaksızın sıradan gerçeklikte tutmaya niyetli bir sistem değildir, çünki şaman bu gerçekliğin zorunlu olarak en iyisi olmadığını bilir. Komada olan kişinin ne istediğini öğrenmek için bir yolculuk yaparsın. Eğer kişi geri gelmek istiyorsa şamanın görevi onu geri getirmektir. Ancak geri gelmek istemiyorsa – daha açıkçası ölmüşse veya ölecekse – o zaman şamanın görevi onu Orta Dünyada başıboş dolaşması için bırakmamak yani hoşnut olacağı yere götürmektir.
O halde şimdi bu ruh kovma işine geri dönelim. Ruh kovma vakalarının çoğuna öldüğü halde burda, Orta Dünyada, kalıp da öldüğünü bilemeyen insan ruhları neden olur. Eğer insanlar ruhlarının bir kısmını kaybetmişse, veya erkleri zayıfsa, bu sersemlemiş ruhlara karşı bir çekim alanı oluştururlar ve bu istekleri dışında olur.
Şaman varlığa yol gösterir – öldüğünü anladığı anda ve onun kendi rızası ile – ve onu Orta Dünyanın ilerisindeki sevdiği kişilere kavuşacağı yere gitmesini sağlar. Bu işlem yapıldığında, artık o birine ait değildir, şaman onun eksik ruhunu ve erk bağlantılarını tamamlar böylece o artık bir bütün ve gelecekte ele geçirilmeye karşı savunmasız değildir.
Ruh kovma kültürler arasında küçük farklar gösterir, fakat temel ilkeler aynıdır. Umarım bir gün, bizim kültürümüz de, hastalıkların spiritüel yönünün tedavi edilme ihtiyacının olduğunu anlayacak ve şamanların sağlık personeli ile birlikte çalışmasına izin verecektir.

Sizce bunu niye şimdi yapmıyoruz?

Ne yazık ki, bilimin başlaması ile birlikte, biraz da Kiliseye karşı bir tepki olarak, can ve ruh’un gerçekliğinin olmadığı, dolayısı ile de bilimsel teorilerde göz önüne alınmaması gerektiğine karar verildi. Şimdi önsel olarak; diğer bir değişle ironik olarak, buna bağlılık ifadeleri 18. nci yüzyılda telafuz edilmeye başlandı. Aslında, bilim hiçbir zaman ruh’un varlığını çürütmedi. Şu anda, 21. nci yüzyılda ileri sürüyorum ki, inanca dayalı (ruhun olmadığı inaçı) bilimin terkedilmesi ve gerçek bilimsel uygulamaların yapılması gerekir, bu ise, hastalıkların pekçok farklı nedeninin var olduğunu kabul etmek demektir.

… devam edecek …

Michael Harner röportajı 1/4

Şamanik Şifa: Yalnız Değiliz
Bonnie Horrigan’ın Michael Harner ile röpörtajından çevrilmiştir.

Şamanizm nedir ?

“Şaman” kelimesi Tunguz dilinde, değişik bir bilinçle sıradışı gerçekliğe seyahat edebilen kişiyi tanımlar. Batı kültüründe yaşıyanlar bu kelimenin tam olarak neyi ifade ettiğini bilmedikleri için, kelimeyi bu şekilde kabul etmek yararlıdır. “Büyücü”, “Cadı”, “Sihirbaz” veya “Büyücü Doktor” kelimeleri kendi anlamları dışında, bir belirsizlik ve bir önyargı ile birlikte düşünülür. Her ne kadar bu kelime Sibiryadan kaynaklanıyorsa da Şamanizm pratiği ve uygulamaları yerleşimi olan tüm kıtalarda bulunmaktadır.
Yıllar süren kapsamlı araştırmalarının sonunda, Mircea Eliade “Şamanizm: Geçmişin Esriklik Teknikleri” kitabında, dünyadaki diğer tüm spiritüel geleneklerce desteklenen fakat şamanizmin tek olmayan, ancak en belirgin ayırdedici özelliği olan, değiştirilmiş bir bilinçle başka dünyalara yolculuk etmek olduğu kararına varmıştır.
“… bizim kültürümüzde, bir kişi zihin ve beden birliğinden bahsediyorsa onu aykırı biri gibi görme eğilimi vardır, fakat, beynin vucüda bağlı olduğu çok da heyecan verici bir düşünce değildir. Bu yüzlerce ve binlerce yıldır bilinen birşeydir. Bence, Şamanizmde en önemli olan, şamanın yalnız olmadığını bilmesidir. Söylemek istediğim, eğer bir kişi şefkatle diğer bir kişinin hastalığını iyileştirmek veya sıkıntısını hafifletmek için çalışıyorsa, rehber varlıklar (yardımcı ruhlar) bunun için alakadar olurlar.”
Şamanlar, yerel lisanlarda genellikle “görücü” veya “bilen kişi” olarak adlandırılırlar, çünki ilk elden deneyimlenen bir bilgi sistemi ile ilgilidirler. Şamanizm bir inaç sistemi değildir. Kişisel tecrübelere dayanan, şifa, bilgi edinme veya herhangi birşey için yol göstericidir. Dolayesi ile, eğer şaman yaptıklarından sonuç alamıyorsa artık toplumu tarafından önemsenmez. Pek çok insan bana şu soruyu soruyor, “Bir kişinin şaman olduğunu nasıl anlarsın?” Cevabım, “Çok basit. Başka dünyalara yolculuk yapabiliyor mu? Mucizeler yaratabiliyor mu?”

Şamanizm bir din mi?

Şamanist uygulamalar bir metodtur, bir din değildir. Pek çok kültürde dinsel yapı ile birlikte varlığını sürdürmektedir. Sibiryada, şamanizmin Budizm ve Lamaizm ile birlikte, Japonyada ise Budizm ile birlikte varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Şamanların genelde Animistik kültürde daha yoğun görüldüğü de doğrudur. Animizm, insanların “ruh” olduklarının varsayıldığı bir düşünce sistemidir. Böylece, şamanların şifa veya başka nedenlerden dolayı ruhlarla etkileşime girdikleri şamanik kültürlerde, insanların kendilerinin de bir “ruh” olduğuna inanmaları sürpriz değildir. Fakat şamanlar ruhlara inanmazlar. Şamanlar, ruhlarla konuşurlar ve onlarla etkileşime girerler. Yaşamak için bir evleri veya bir aileleri olduğuna “inandıkları” gibi, ruh olduklarına “inanmazlar”. Bu çok önemli bir çıkarsamadır çünki şamanizm bir iman sistemi değildir.
Şamanizm bir red etme değildir. “Biz tek şifa yöntemiyiz” demezler. Şaman şifa vermede, ruhsal manadaki şifacılığını, kişilerin tercihine göre bulunduğu toplumdaki bitkisel veya masaj gibi diğer teknikleri kullananlarla beraber uygulayan bütünsel bir yaklaşım sergiler. Şamanın amacı, bir tek kendi sisteminin doğru ve yararlı olduğunun ispat etmek değil, hastanın iyi olmasıdır.
Birçok kültürlerde şamanlara hizmetleri karşılığında hediyeler verilir, ancak, hastanın ölmesi durumunda alınan tüm hediyeler iade edilir, bu yöntemin bugünki sağlık hizmet maliyetlerinin göz önüne alındığında epeyi yardım edici ve övünmeye değer bir icat olduğu kanaatindeyim.
Benim görüşüm iki çeşit şamanik şifa yöntemi olduğu yönündedir. Biri medikal diğeri ise ruhsal.
Şamanlar bitkiler ve hayvanlarla olduğu gibi tüm tabiatla da konuşur. Bu bir metafor değildir. Bunu değişik bir bilinç durumuna girerek yaparlar. Bizim talebelerimiz bitkiler ile konuşmanın, onları şifalama için hazırlamada ne kadar faydalı olduğunu keşfettiler. Şamanlar bunu çok eski zamanlardan beri yapmaktadır. Zorunlu olmamasına rağmen onlar bitkiler hakkında pek çok şey biliyor. Örnek olarak; Eskimo şamanları bitkilere erişimleri ve dolayesi ile ilgileri yok ise de başka şeylerle çalışırlar. Fakat Amazonda; şamanlar pek çok bitkiyi ve bu bitkilerle ilgili pek çok destanı bilirler, bunları tabi ki bitkilerin kendilerinden öğrenirler.
Amerikadaki eski bir talebem, şifada nasıl kullanılacağını doğrudan bitkinin kendisinden öğrendiği bir pratik yol geliştirdi. Bu geliştirdiği yöntemin klasik Çin farmakolojisindeki, bitkilerin hangi hastalık için nasıl hazırlanacağı bilgisine ne kadar yakın olduğunu gördü. Almanyadan bir diğer eski talebem, mineraller üstünde çalışarak onların şifa için nasıl kullanılabileceklerini buldu. Bulduğu bu yöntemin ise çok eski zamanlardan beri Hindistanda kullanılan yönteme çok yakın olduğunu tespit etti.
Bu bizi çok önemli bir sonuca götürür: eskiden beri bilinen her şey; bilinebilecek her şey, ezelden beri şamanlarda zaten mevcuttur. Bunun için şamanlar birer kahin olabilirler; bunun için zamanda geriye gidip geçmişe bakabilirler. Disiplinle, eğitimle, çalışma ile ve ruhların yardımı ile bu bilgiler şamanlar için erişilebilir olur.

Hasta biri şifa için şamana başvurduğunda ne olur?

Örnek olarak; şaman hastanın problemlerini teşhis edebilmek için spiritüel bir seyahat yapar. Hastanın sıradan gerçeklikteki tanısının ne olduğunun burda önemi yoktur. Spiritüel ve sıradan gerçeklik arasındaki uyuşumun bire-bir olmasının da önemi yoktur. “Bu eşittir şu”, diyemezsiniz. Böylece şaman hastalığın spiritüel nedenlerini tanımlamak için şıkça yolculuklara çıkar, bu nedenlere göre tedavi yöntemine karar verir.
Şaman bakış açısına göre; yeterli erk sahibi olmayan kişiler hastalığa, kazalara ve talihsizliklere eğilimli olurlar. Bu bizim normal hastalık tanımlamamızdan farklı bir durumdur. Şaman, hastayı iyileştirmek için, kendi spiritüel güçüne bağlar. Bu spiritüel güç, spiritüel bağışıklık sistemine benzer birşeydir, fakat bu bire-bir eşitlik değildir, örneksel bir durumdur. Bu güç kişiyi hastalıklara karşı dayanıklı yapar. Eğer biri devamlı hasta oluyorsa, açıkçası, bu kişinin bir erk bağlantısına ihtiyacı vardır demektir. Hasta olmayan sağlıklı bir kişi bu erk bağlantısını sağlamak için bir esrime haline girmelidir, şamanın görevi ise bunu kendisi için yapamayacaklara yardım etmekdir.
Bugün bizim kültürümüzde, bir kişi zihin ve beden birliğinden bahsediyorsa onu aykırı biri gibi görme eğilimi vardır, fakat, beynin vucüda bağlı olduğu çok da heyecan verici bir düşünce değildir. Bu yüzlerce ve binlerce yıldır bilinen birşeydir. Bence, Şamanizmde en önemli olan, şamanın yalnız olmadığını bilmesidir. Söylemek istediğim, eğer bir kişi şefkatle diğer bir kişinin hastalığını iyileştirmek veya sıkıntısını hafifletmek için çalışıyorsa, rehber varlıklar (yardımcı ruhlar) bunun için alakadar olurlar. Tarafsız ve aileden olmayan biri veya cömert ve şefkatli olmayan biri –birden çok şaman olduğu zaman daha da iyi olur-, hastalık, ağrı veya ızdıraptan bir diğerini kurtarmak için yardım ettiğinde mucize gerçekleşir. Böylece büyük haber şu ki; şamanizm, beynin vucüda bağlı olduğunu değil, yalnız olmadığımızı söylüyor.

… devam edecek …

Pueblo Yerlileri -5

Konu Başı için Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1114

Pueblo Yerlilerinin,  dinleriyle ilgili konulara girmemelerine karşın, Amerikalılarla ilişkilerini anlatmaya can attıklarını gözlemledim. Ochwiay Biano bana, “Amerikalılar bizi neden rahat bırakmıyorlar? Neden danslarımızı yasaklıyorlar, çocuklarımıza dinimizi öğretmek istediğimizde neden zorluk çıkarıyorlar?” Uzunca bir süre sustuktan sonra,  “Amerikalılar dinimizi yok etmek istiyorlar. Yaptıklarımızı yalnız kendimiz için yapmıyoruz ki, Amerikalılar için de yapıyoruz. Evet, tüm dünya için yapıyoruz. Herkesin yararına bu” diye ekledi.

Heyecanından dinlerinin çok önemli bir öğesine değindiğini anladım ve bu nedenle ona, “yaptıklarınızın tüm dünyaya yararı olduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordum. Büyük bir coşkuyla, “kuşkusuz öyle! Biz bunları yapmasak dünyanın hali ne olur?” diye yanıtladı ve güneşi gösterdi. “Biz dünyanın çatısında yaşayan insanlarız ve Baba Güneş’in oğullarıyız. Dinimizle, babamızın her gün gökyüzünde hareket etmesine yardım ediyoruz. Bunu yalnızca kendimiz için değil, bütün dünya için yapıyoruz. Ayinlerimizden vazgeçsek, on yıl içerisinde güneş doğmamaya başlar ve sonsuza dek gece olur” dedi.

Bu sözlerinden, bir Yerli’nin huzurunun ve onurunun neye bağlı olduğunu anladım. Güneşin oğluydu ve tüm yaşamı koruyan babasının her gün doğup batmasına yardımcı olduğu için evrendeki yaşamı anlam kazanıyordu. Bu düşünceyle, bizim mantığımızın biçimlendirdiği kendimizi haklı çıkarmalarımızı karşılaştırırsak, yaşamımızın ne denli kısır olduğunu anlarız. Sırf kıskançlığımız yüzünden Yerli’nin saflığına gülüyoruz ve kendimizi çok zeki sanıyoruz. Zaten bunu yapmasak ne denli ruh zenginliğinden uzak olduğumuzu anlar ve bunu kaldıramayız. Bilgi bizi zenginleştirmiyor, tersine, doğduğumuzda kendimizi içinde bulduğumuz mitler dünyasından giderek uzaklaştırıyor.

Bir anlığına Avrupalı mantığından kendimizi soyutlayabilir, kendimizi bir yüzü kıtanın kırlarına, öbür yüzü de Pasifik Okyanusuna bakan dağın temiz havasına kaptırabilirsek, Pueblo Yerlilerinin bakış açısını sezinlemeye başlayabiliriz. Ama bunu başarabilmemiz için, dünya bilincimizi bir yana bırakmamız ve onun yerine, ardında ne tür bir dünya olduğunu bilmediğimiz, uçsuz bucaksız gibi görünen bir ufku koyabilmemiz gerekir.

Tanrının ezip geçen gücüne karşı geçerli yanıtlar bulabilmek ve Tanrı için bile önemli olan birşeyleri geri verebilmek insanı gururlandırır; çünkü bunu yapmak insanı metafizik öğenin yüceliğine yükseltir. Kuşkusuz bir Pueblo Yerlisi kıskanılacak huzurunu, bu bilinçsiz bir varsayım da olsa, “Tanrı ve biz” kavramına borçludur. Böyle bir insan, kelimenin tam anlamıyla, doğru yolda olan bir insandır.

C.G.Jung- Anılar, Düşler, Düşünceler 

kitabından özetleyen Sibel Atasoy

Beylerbeyi, 27.02.2009

Ağaç Kültü

Yakut inanışlara göre şamanlar, yeryüzüne bir kartal tarafından
getirilirlerdi. Onlara göre şaman olacak olan bir çocuğun ruhu, çocuk
daha doğmadan bir kartal tarafından yenirdi. Bu ruhu yiyen kartal,
bundan sonra güneşli bir bölgeye göç ederdi. Ortası büyük bir çayırlıkla
kaplı olan bu bölgede, güneşin ışıkları solmaz ve her zaman pırıl pırıl
parlarmış. İneklerin ilk defa süte geldiği yerde, yine bu çayırlık alan
imiş. Tam bu çayırların ortasında ise, kırmızı bir çam ile, bir gürgen
veya kayın ağacı varmış. İşte bu kartal bu ağaçların üzerine gelir ve
yumurtasını bıraktıktan sonra gidermiş. Yumurta, bir süre ağaçların
üzerinde kaldıktan sonra yarılır ve içinden bir çocuk çıkarmış.
Ağaçların altında bir beşik bulunurmuş. Çocuk yumurtadan çıkar çıkmaz,
hemen bu beşiğin üzerine düşer ve orada büyüme başlarmış.

İnanışına göre, iyi şamanlar kırmızı çam üzerindeki yumurtadan; kötü
şamanlar ise, gürgen ağacı üzerindeki yumurtadan çıkarlarmış. Yumurtadan
çıkan bu şamanlar, tabii olarak hayatları süresince, “Kartal-Ana”ları
tarafından korunurlarmış. Bu kartal, onların her işlerinde büyük
yardımcıları olurmuş.

Yakutlar en yüksek ruhları taşıyan hayvanın kartal olduğuna
inanıyorlardı. Şaman göğe yükselirken dünya ağacını vasıta olarak
kullanıyordu. Bahsedilen bu dünya ağacının üstünde kuşlar ve tepesinde
de kartal bulunuyordu. Bazen bu dünya ağacı uzun bir sırık şeklinde
düşünülüyordu. Sırığın tepesinde genellikle gök kuşu denilen kartal veya
çift başlı kartal bulunuyordu. Tasavvura göre bu sırığın üzerindeki
kartal, Gök tanrının kuvvet ve kudretinin temsil ediyordu. Dünya ağacı
zaman zaman Türkler ve çevrelerinde ki topluluklar tarafından kutsal
olarak kabul edilen kayın ağaçları gibi ağaçlardan seçilirdi. İlk şaman
yaratıldığı zaman, yaratıcının çocuklarının bulunduğu yedi dallı bir huş
ağacı ilahi bir mesken olarak kurulur. Bunun dışında üç ağaç daha
dikilir. Bu kozmik ağacın tepesinde de yukarı da bahsettiğimiz sırığın
tepesinde olduğu gibi, Gök tanrının bir biçimi olan kartal yer alır.
Kartalın yanındaki kuşlar ise, geleceğin kam’larının ruhlarını temsil
etmekteydi. Kartal’ın ormanın ruhunu temsil ettiğinin söylenmesi bu
dünya ağacının aynı zamanda orman kültüyle de alakalı olduğunu da gösterir.

Kaynak: – Mustafa Kazar

Gırtlak Müziği

İnsan her yaşta yeni bi şeyler öğreniyor, itiraf edeyim ki “gırtlak müziği” diye bi şey olduğunu bilmiyordum. Eylül ayındaydı sanırım, tesadüfen karşımıza çıktı, müziği görür görmez tanıdım! (muhtemelen genlerim tanımıştır; çünkü ilk kez duyuyordum) Gırtlağın bu şekilde kullanımının,  ağlama refleksinin beden üzerindeki etkisi gibi bir fonksiyonu var sanırım, nedir şu an bilmiyorum fakat gırtlak çakrası ile yakın ilişkisi olduğu mutlak. O günlerde internet üzerinden şu örneği bulmuştum:
http://pissesler.blogspot.com/2008/07/huun-huur-tuu.html

Sibirya Türklerinden Huun-Huur-Tu isimli  bir müzik gurubu ve sanırım gırtlak müziği dalında dünyaca tanınıyorlar.

Ne şans ki, BŞ.Belediyesi bu gurubu Mistik Sanat Festivaline davet etmişler ve bizde Carlos Castaneda çalışma gurubumuzla dün gece Aya İrini’de konseri izlemeye gittik. Hepimiz de fikir birliği etmişçesine hayran olduk. Hatta eğer mekan o kadar soğuk (fiziki anlamda) olmasaydı sanırım ikinci dikkate geçecektik, öylesine mest ediciydi. Keşke İstanbul’a kadar gelmişlerken bi kaç gösteri daha yapsalar da, daha çok sayıda dinleyiciyle buluşsalar.

Dört kişiden oluşan, birçok adını bile bilmediğim enstrüman kullanan gurubun her üyesi de aynı zamanda farklı seslerle şarkıya katılıyorlar, ve gırtlaktan gelen o seslere ek olarak aynı anda bi kaç sesi birlikte çıkarabiliyorlardı.  İcra ettikleri şey her ne ise bütün olarak hayranlık vericiydi, şarkıları sunan kişi ilk başta gayet mütavazı olarak çok eski Türkçe konuştuklarını söyledi ingilizce ile ve daha sonra sunumlarını da yarı ingilizce yarı bilmediğimiz bir lisanla gerçekleştirdi. Sanatçıların icra ettikleri o müthiş şeyin havasında (büyüklüğünde, kibrinde) olmadıkları, kendi doğal bütünlükleri içinde oldukları o kadar belliydi ki, onların neden bu konuda dünyanın bir numarası olduklarını anladım. Tek kelimeyle bu insanlar o hep bahsettiğimiz sihirli varlıkla (havadaki ürperti) bir olmuştular sanırım.

Huun-Huur-Tu Gurubundan sonra Bir kızılderili dans gurubu sahne aldı, kıyafetler göz alıcıydı, fakat beni biraz olsun etkileyen davul grubuydu, ortalarına koydukları değişik bir davulu aynı anda dört kişinin çalıyor ve bir yandan da filmlerden anımsayacağınız kızılderili nara mı desem ağıt mı desem, uygun kelimeyi bulamadığım müziği söylüyorlardı. Dans grubunda önceki grupta yakaladığımız sihri göremedik.

Bizi bu etkinlikten haberdar eden Gülşen arkadaşımıza yürekten teşekkür ediyoruz, başka kültürlerden örneklere şahit olmak her zaman çok keyifli ve zevkli fakat bu kez bizatihi özümüzden gelen bir rüzgardı bu.

Gırtlak müziği için şu yazımıza da göz atabilirsiniz: Boğaz çalma

İlave not: Bunu gelecekten yazıyorum 2022’den )zaman makinemden bahsetmiş miydim?) şu anda ülkemizde de ünlü bir gırtlak müziği sanatçımız var, kendisini instagram dünyasında buldum, yazıştık ve takipleşiyoruz. Bu müziğe aşık olmuş bir opera sanatçısı Özlem soydan, kendisini canlı dinlemek henüz kısmet olmadı ama konuyla ilgiliyseniz mutlaka albümlerini ve paylaşımlarını bulursunuz.

Hoşçakalın ben zamanıma dönüyorum.