Işınlama

isinlanma

Işınlamanın ne olduğunu hepiniz filmlerden az çok bilirsiniz. Bir yerden bir yere ışık hızıyla transfer. Şu anki bilgilerimiz ışığında bu işlem teorik olarak mümkün, fakat teknik olarak yetersiziz. Başka teoriler elbette bulunabilir fakat şu an ki teorinin etik açıdan bir problemi var.

Öncelikle ışınlamanın teorisi hakkında bir ön bilgi vereyim. İnsan ışınlayacağımızı varsayalım. Bunun için iki süper bilgisayarımız var. Biri dünyada biri de marsta. Dünyadaki bilgisayarın görevi sizin bütün moleküllerinizin yerlerini tespit etmek ve bunları bilgisayar “data” larına (verilerine) çevirmek. Daha sonra bu verileri radyo dalgaları sayesinde (ışık hızıyla yol alırlar) marstaki bilgisayara göndermek. Marstaki bilgisayarın görevi de gelen veriye göre, elinde bulunan malzemeden (karbon, su, hidrojen, vs vs tüm molekül çeşitleri) bir zemin üzerinde dizmekten ibaret.

Böylece işlem bittiğinde yeni bir insan oluşmuş olacaktır.

Buraya kadar herşey yolunda. İşte şimdi etik problem başlamakta. Geride kalan insana ne olacak? Her ışınlamada arkada kalan öldürülmeli mi? Yoksa onlar biriktirilmeli mi? Her ışınlama da artan popülasyon nasıl dengelenecek. İki kişi olmak kimse istemez. Işınlanmış kişi için bir problem yok. O hayatına devam etmek isteyecek.

Işınlamanın etiği üzerine belki seyretmişsinizdir, Prestij isimli bir film var. Çok önceden ortaya atılmış bir problemin beyaz perdeye yansımasıdır.

Yapay Zeka

yapay-zeka-1

Temel Kavramlar

Teknolojide son yıllarda ve hatta son günlerde yaşanan hızlı gelişim, kendisini yönetim bilimleri alanında da hissettirmektedir. Bu teknolojik gelişime paralel bir şekilde yönetim bilimi teknikleri de gelişme göstermekte ve yönetim açısından değişik alanlarda kolaylıklar sağlanmaktadır. Özellikle bilgisayar bilimleri alanında yaşanmakta olan baş döndürücü gelişme ister istemez bilgisayar tabanlı sistemlerle çalışan kişi ve kuruluşları da etkilemekte ve gelişime ayak uydurmayı zorunlu kılmaktadır. Haberleşme ve iletişim alanındaki gelişmeler, ülkeler arası kurulan iletişim ağları (İnternet) dünyayı büyük bir köy haline getirmiştir. Dünyanın herhangi bir yerinde üretilen bilginin sayısal hale getirilerek bilgisayar ortamında saklanması, o bilgiye dünyanın herhangi bir yerinden çok kısa sürede erişimi olanaklı kılmaktadır. Bilgi Çağı ve Bilgi Toplumu gibi terimlerin sıklıkla kullanıldığı günümüzde bilginin önemi daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bilginin önemi arttığı oranda o bilgiye ulaşabilmeyi sağlayan sistemlerin de önemi artmaktadır.

İşletmeler de kendileri için gerekli olan bilgileri temin etmek durumundadır ve yaşanılan ortamdaki hızlı değişim ve hareketlilik doğru bilgiye en kısa sürede ulaşmayı zorunlu kılmaktadır. Çünkü yöneticiler işletmenin faaliyetlerini devam ettirebilmesi için karar almak zorundadırlar ve karar almak için bilgi gereklidir. Bu yüzden işletmelerde, teknolojik gelişmelere paralel olarak bilgisayarlar kullanılmaya başlanmıştır ve her türlü gerekli bilgi bilgisayar ortamında saklanarak istenildiğinde yöneticilere sunulmaktadır. Burada önemli olan bilgilerin toplanması, organize edilmesi ve dağıtılmasıdır. Bir çok organizasyon bilgiyi toplamak, organize etmek ve dağıtmak için bilgisayar destekli bilgi sistemlerini kullanmaktadır. Yönetim bilimleri tabiriyle işletmelerde Yönetim Bilgi sistemi kullanımı yaygınlaşmaktadır. Bunun yanı sıra işletmeler Karar Destek Sistemi ve Uzman Sistem gibi farklı yönetim bilimi tekniklerini kullanmaktadırlar. Şimdi kısaca bu tekniklerden bahsedeceğiz.

Devamını oku “Yapay Zeka” →

Geleceğe projekte edilenler

“Bundan önce, gezegeniniz güneşin aktivitesi (heliosfer) vasıtasıyla farklı bir şekilde canlı olan bir atmosfere sahipti ve manyetik ızgarayı insanlığın DNA’sını en azından %50 geliştirebildikleri yere kadar yüklüyordu. Hatırlayın, siz şu anda %30 – % 35 tesiniz. “Bir dakika Kryon, geriye gittiğimizi mi kastediyorsun?” Evet. En sonunda, bunun kanıtını bulacaksınız – ileri uygarlık. Eğer ileri bir uygarlığın parçası olduğunuzu hissettiğiniz yaşamlarınız varsa, öyledir. Bunun nedeni teknolojinizin değil, bilincinizin ileri olmasıydı. Bilinciniz ile şu anda yapamadığınız şeyleri yapabiliyordunuz ve bunları kolayca yapabiliyordunuz. Kendi bedeninizi kendi bilincinizle iyileştirebiliyordunuz. Yoktan gerçek madde yaratabilenler vardı. Tüm bunlar mekanik cihazlarla değil, ileri düşünce vasıtası ile. Size gerçekte henüz düşünülmeyen bir prensip veriyoruz: “Bilinç fiziktir. O fiziksel gerçekliği etkileyen gerçek, ölçülebilir bir alandır.” Öfkeli olduğunuzda hiç bilgisayarınız bozuldu mu ya da ampul söndü mü? Nasıl? Bu fiziktir?” der Kryon
 
Teknoloji artışının bilinç artışı anlamına gelmeyebileceğini sık sık yazıyorum. Bunu söylemekle teknoloji karşıtı olduğumuz anlamı çıkmasın tabi. Benim kitaptan mini bir alıntı: “Bilimi seviyorum, onun anlayış derinliği yüksek insanların elinde teknolojiye dönüşmesini istiyorum. Tanrı Anu’nun oğulları Enlil ve Enki’nin anlaşmazlığı da buydu sanırım.”
Ayrıca okumayı/seyretmeyi sevdiğim ve yazdığım Bilimkurgu türünün de çok değişik fazları var bir çoğu yalnızca mevcut realitemizin daha abartılmış şekilde sunumudur. Bunları seyrederken muhtemelen acı acı gülenlerimiz vardır, daha çok savaş, daha ileri teknikle nasıl batılır, daha büyük güç hırsı nasıl olabilir vs gibi şeyler. Özetle çoğu bilimkurgu ürünü için söylenebilecek şey (özellikle erkek elinden çıkanlar/ Neyseki istisnalar her zaman var); şu anın insan duygularını gelişmiş teknolojiyle harmanlayarak geleceğe projekte etmektir, buna Ölümsüz Öyküler Kulubü yıllarımda aymıştım, onbeşsene kadar önce. Ve bunca yıldır içimden geçen sessiz bir çığlık var; bunu yazanlar, çekenler ne yaptıklarının farkında mı? Ve bu soru içimden geçtiği her an aceleyle onu nötürler ve işlerin nasıl yürüdüğüne dair peşin hüküm getirme, hemen unut bunu. Bilinmeyene-kuantum dolanıklığın mucizesine inanmayı sürdür derim kendime.Her şey ancak olabileceği kadar olur bu sebeple mükemmeldir zaten 🙂
Yine eksik olduğunu bildiğim bir genelleme yaparak; kadınların neden Bilimkurgu okumadığı/seyretmediği konusunda fikir verebilir üstteki çıkarımım çünkü onlar daha ilk sahnede güç oyunlarını tanırlar, üstünde düşünmezler, felsefe yapmazlar ama tanırlar ve düğmeyi kapatıverirler. Tabi yine istisna yazarları unutmayalım onların çoğu best seller olurlar çünkü kadınlarca da okunurlar 🙂

Çok Boyutluluğu kavramak

Lineer düşünceden çok boyutlu algıya geçmek deveye milyar kere hendek atlatmaya benziyor Ben habire kendime hendek attırmaya çabalıyorum ama aldığım mesafe çok boyutlu bir algıdan bakıldığında karıncanın debelenmesi gibi görülebilir hani!

Bunu en rahat şamanların faaliyetlerinde görmek mümkün oluyor, örneğin Castaneda kitaplarında çok eski ve görücü şamanların tespit ettikleri gerçeklik bantları’nı okuduğum sıralarda hissetmiştim. İnsanlığa ait gerçeklik lifleri ile hayvanlara ve tabi bitkilere cansız denilen objelere ait gerçeklik bantları hep farklı farklı olmalarına ilaveten soyut varlıkların da içlerinden geçen gerçeklik lifleri tamamen farklı tomarlarmış. Bunları elden geldiğince iki boyutlu lisanımıza tahvil etmeye çabalamıştı Yaqui kızılderilisi büyücüsü. Aynı anlatımları Afrikalı baş şamanın anlatımlarında, sibiryalı şamanın tariflerinde de rastladım. Bunlar her şeyi net bi şekilde anlamamı sağlamadı tabi ama zihnimdeki tabloları biraz silkindirdi   Bütün bunları benim açımdan azbuçuk netleştiren; kuramsal fizikçilerin muhtelif teorileri ve tabi Lanza gibi daha bir çok biyoloji, kimya dalında yeni farkındalıklar oluşmasına olanak sağlayan bilim insanlarının kendi yaratıcı imgelemlerine özgürce yol vermeleri oluyor.

Birçok çağ atlatıcı buluşu yapmış olan bilim insanlarının kendilerine özgü garip yöntemleri vardı ve günümüz modern dünyasında bunlardan bahsetmek hoş kaçmaz bu sebeple bu denli müthiş fikirleri bu insanların nasıl akıl ettikleri hep bir muamma olarak kalır ya da IQ larına verip kurtulunmak istenir 🙂 Ama kurtulmak değil de bilmek istenirse; Şamanların vizyon görme yöntemini nasıl uyguladıkları ve bunun kızılderililer, afrikalılar aborjiniler tarafından neden yaşamaya değen tek şey olduğunu araştırmanızda ve ikna olursanız yöntemlerini denemekte yarar var. Malum kuram ve deney ilerlemeyi sağlayan iki bacak gibidir bunlardan birini ihmal ederseniz armonik biroluş vücuda gelmiyor.

Şamanik yollardan başka yollar da var, bize hangi şamanik yolu önerirsiniz diyenleri duyar gibi oluyorum. Komik gelebilir belki, başka yollar diye merak edip uyguladığım, hatta kendi buluşum zannettiğim uygulamaların sonunda bir şamanik uygulama olduğunu öğrenmem eskiden beni şaşırtırdı şimdi sadece gülümsüyorum. Dolayısıyla sizlerin hangi düzeyde şamanik bilgi uygulamasına hazır olduğunuzu bilmeden önerilerde bulunmam yakışık almaz. Bu durumlarda arkadaşça önerim kendi şüphelerinizden kurtulmaya keskin bir karar verip sonra önünüze gelen her şeye bu yolla dikkat etmeniz (çünkü en basit yollarla gelebilirler, mail kutunuza düşer, tv sipikerinin ağzından fırlar, kapıcınızın bile size bunu anımsatması olağandır.) Bir Hawaii deyişi olan: “Her şey uyanık, her şey canlı ve her şey cevapçı” sözü hayatımdaki en gerçek gerçektir diyebilirim 🙂

Unutmayalım ki 6. prensip MANA bize, bütün gücün içeriden geldiğini, yetkilendirmenin içeriden yapıldığını söyler. Bu prensibi kendiniz için işler hale getirdiğinizde; fark edersiniz ki  yürüdüğünüz yollar, bilgiler, objeler, dışarıdaki her şey yalnızca içinizdeki enerjiyi ve gücü etkinleştirmede birer araçtırlar. Kadim zamanlardan beri soyumuz, neredeyse şimdi de aynen devam eder biçimde enerjiyi ve gücü ARAÇ’lara atfetmiş dolayısıyla onları amaç’laştırarak kendini zayıflatmış, etkisizleştirmiştir. Bu asla bir komplonun sonucu değildir, her insan keskin bir kararla bu durumu şu an ve burada değiştirebilir, kendisini ve dolayısıyla öznel gerçekliğini değiştirdiği gibi nesnel gerçekliği de bükmeye katkı yapar.

Bu konu UŞ 3.seviyenin ikinci “yaratıcı enerjinizi yükseltmek” konusunda son derece ugulamalı biçimde açıklanıyor ve bizzat bazı araçların nasıl kullanılacağını uygulayarak anlıyoruz. Dikkat, iç ve dış rüya arasında tıpkı bir mekik gibi dokuma yapıyor.

Yine Yapay Zeka

“Yapay zeka alanında dünyanın
önde gelen araştırmacılarına makinelerin ne zaman bizden daha zeki olacağını sorduğumuzda
verdikleri cevap, 20 ile 1000 yıl arasında değişir. Böyle olunca, robotları iki türe ayırmamız
gerek. İlki uzaktan kumandalı insan kontrolünde veya önceden programlanarak belirli
talimatlara uyan robotlar: bu teknoloji hali hazırda mevcut ve geliştirilmekte, dolayısıyla
gündemdeler. Yavaş yavaş evlerimize ve savaş alanlarına girmekteler. Ancak kararları veren bir
insan olmadıkça teneke yığınından farksızlar. İkinci tür ise yapay zekaya sahip, tamamen özerk,
kendi başına düşünebilen ve insanlardan herhangi bir girdiye ihtiyacı olmayan robotlar:
Robotların bir fare, tavşan, köpek veya kedi, sonunda maymun kadar zeki olabilmesi için on
yıllar sürecek çalışmalar gerek.”

Benim merak ettiğim bu arada insanlar ne yapıyor olacak? Belli ki bi kısmı bu teknolojilerin tüm aşamalarında çalışıyor olacak, diğer kısmı bunları kullanabilmek için köleliğe devam edecek. Başka kısımlar ne yapıyor olacaklar?

Felaket geliyorum diyor 🙂 İnsanların öğrendiği yetmedi şimdi de robotlar iyi ve kötüyü öğreneceklermiş:
“Çünkü duyguların asıl
amaçlarından biri değer biçmemizi sağlamaktır. Böylece neyin önemli, neyin güzel ve değerli
olduğuna karar verebiliriz. Duygular olmadan her şey aynı değerdedir ve iyiyi kötüyü tartmak
mümkün değildir. Bilim insanları nihayet duyguların fazladan bir lüks değil zeka için zorunlu
olduğunu kavramaya başlamıştır. Dolayısıyla hissedebilen robotlar yaratmak ölüm kalım
meselesi olabilir.”

Bu ısı sorunu bende de ortaya çıkıyor,soğutma sistemimi gözden geçirmek lazım belki:
“Esas kilit nokta Tabiat Ana’yı kopyalamak ve doğadan ders çıkarmak. Pek çok bilim adamı
tekerleği yeniden keşfetmeye gerek olmadığını yeni yeni farketmekte. Ancak insan beynini
modellemeye kalktığınızda teorik olarak enerji ve ısı sorunu ortaya çıkar. Örneğin, Dawn adlı
süperbilgisayarın, insan beyninde mantık yürütmeden sorumlu serebral korteksin
sadece %1’ini simule edebilmesi için gereken enerji 1 milyon vattır ve sürekli soğutulması
gerekir. Oysaki insan beyninin tümü yalnızca 2 vat enerji kullanır ve oluşturduğu ısı zar zor
farkedilir.”

Yakın gelecekte enerjinin büyük bölümü soğutma işine ayrılacak gibi görünüyor, eğer katı enerji ve füzyon enerjisinden başka bi çeşit enerji açığa çıkmazsa ne olacak bilemiyorum.

Geleceğin Fiziği

http://www.ozetkitap.com/images2/Gelecegin_Fizigi.pdf

-devam edebilir-