Sol-beyin yarıküresinin hakimiyeti sona erdiğinde, lineer zaman deneyimi de sona erecektir. Der Calleman.
İşte bu sebeple Maya takvimi sona ermişti 2012 yılında; dünya yok olacağı için değil, lineer zaman yok olacağı için! Çok boyutluluk içinde zamanı nasıl ölçebilirsiniz? Ya da YERinizi nasıl tanımlarsınız?
Bir geçiş sürecindeyiz evet ancak bu durumu iyi yorumlamak lazım. Eğer Mayaların dediği gibi “ben bir başka sen’im” ise, bu elenme işlemi her insanın içinde olacak demektir. Kişilerle uğraşmayı tam ve kesin bir kararla terk edip edimlere yönelmeliyiz ve onlar hepimizin içinde. Zaten “Ayrılığın bir fayda uğruna kurgulanan bir yanılsama olduğu” Lemuryan kaynaklı Huna bilgisinde ana prensip olarak belirtilmiştir.
Lineer zaman deneyimi sona erdiyse (yıl 2016 şu an) eğer, neden hala bir geçiş sürecinden bahsetmekteyiz? Daha önce de bir kaç kez yazdığım üzere, 5.boyuta geçen gezegenimiz artık sadece 4 ve üzeri boyut titreşiminde varlıkları barındıracak. Bu da 3 boyut+1 zaman olan 3B realitesinin 4. boyut insanı tarafından mas edilmiş olmasını gerektiriyor. Yani 4. boyut insanı zamanı yutmuş olmalı! Bu sebeple “Geçiş süreci” dışımızdaki zamanla ilgili değil, zamanı yutmuş dördüncü boyut varlığının içsel uyumlanma sürecidir diye düşünüyor/hissediyorum.
Biz en nihayet tüm altdünyalarda 13 Ahau enerjisine eriştiğimizde, ilahi ışık içimizden hiç engellenmeden geçecektir der Callemann ve bu zaman artık geldi.
Newton’dan farklı olarak Einstein’a göre, kütleçekim zamanı etkiler, çünkü ışığı etkiler. Eğer bir kara deliğin kenarında hareketsiz tutulan bir ışık parçacığı hayal edilirse, bu parçacık ne ilerler ne de geriler, ne enerji kaybeder ne de kazanır, yalnızca belirsiz bir şekilde askıda kalır. Böyle bir durumda, “zamanın kıpırdamadan durduğunu” ileri sürmek mümkündür. Kara delikleri ve onun niteliklerini savunan görelilikçilerin iddiası budur. Sözün kısası, kastedilen, eğer tüm hareket sona erdirilseydi, ne durum ne de konumda herhangi bir değişimin olmayacağı ve bu nedenle de kelimenin herhangi bir anlamında zaman diye bir şeyin bulunmayacağıdır. Kara deliğin kenarında varolduğu farz edilen durum budur. Ne var ki bu, son derece spekülatif ve mistik bir yorum olarak görünmektedir.
Zamanın ne olduğunun tanımlanması bir zorluk çıkarırken, onun ölçülmesi zorluk çıkarmaz. Bilimciler zamanın ne olduğunu açıklamaz, kendilerini zamanın ölçülmesi ile sınırlarlar. Bu iki kavramın birbirine karıştırılmasından sonu gelmez bir kafa karışıklığı ortaya çıkar. Bu yüzden, Feynman şöyle diyor: Belki de, zamanın (sözlük anlamında) tanımlayamayacağımız şeylerden biri olması gerçeğiyle yüzleşip, yalnızca, onun ne olduğunu zaten bildiğimiz bir şey olduğunu söylememiz en iyisidir: Zaman, ne kadar beklediğimizdir! Her halükârda sorun zamanı nasıl tanımlayacağımız değil, onu nasıl ölçeceğimizdir. Zamanın ölçülmesi zorunlu olarak bir referans sistemini ve zamanla değişim gösteren herhangi bir olguyu gerektirir; örneğin dünyanın dönüşü ya da bir sarkacın salınımı. Dünyanın kendi ekseni etrafında günlük dönüşü bir zaman ölçeği sunar. Radyoaktif elementlerin bozunumu uzun zaman aralıklarını ölçmek için kullanılabilir. Zamanın ölçülmesi öznel bir unsur içerir. Mısırlılar gün ve geceyi on ikiye bölmüşlerdi. Sümerler 60’lık bir sayı sistemine sahiplerdi ve bu nedenle de saati 60 dakikaya ve dakikayı da 60 saniyeye böldüler. Metre, dünyanın kutuplarından ekvatora kadar olan uzaklığının 10 milyonda biri olarak tanımlanmıştı (her ne kadar bu tam olarak doğru olmasa da). Santimetre metrenin 100’de biridir, vesaire. Bu yüzyılın başında, atomaltı dünyanın araştırılması iki doğal ölçüm biriminin keşfedilmesine yol açtı: Işığın hızı c, ve Planck sabiti h. Bunlar doğrudan ne uzunluk, ne kütle ne de zamandır, her üçünün birliğidir.