Dünyanın en zor matematik problemlerinden birini çözen Rus matematikçi, bu başarısı nedeniyle kendisine sunulan 1 milyon dolarlık ödülü kabul edip etmeme konusundaki kararını yaklaşık 3.5 ay sonra verdi. Rus dahi, sefalet içinde yaşamasına rağmen büyük ödülü reddetti, Rus matematikçi Dr. Grigory Perelman’a ödülü vadeden ABD’deki Clay Matematik Enstitüsü’nün (CMI) internet sayfasında yayımlanan açıklamada, “Dr. Perelman, bir milyon dolarlık para ödülünü almayacağı konusunda bizi bilgilendirdi. CMI, bu paranın matematik yararına nasıl kullanılacağına bu yıl sonbaharda karar verecek” denildi.

Perelman’ın, 18 Mart’ta büyük ödülü kazanmasının ardından, bu ödülü kabul etmeyeceği bildirilmiş, ancak daha son Rus dahi, bu konuda son kararını vermediğini, nihai kararı verdiğinde ilk olarak CMI’ya bildireceğini ifade etmişti.
Perelman, ödülü kazandığının açıklanmasından sonra, “Meşhur olmak istemiyorum. Kahraman falan değilim” demişti.
Rusya Matematik Enstitüsü’nden 2005 yılında ayrıldıktan sonra bilim insanı annesiyle kaldığı evinden pek çıkmayan Perelman, hayatını annesinin emeklilik maaşı ve özel derslerden elde ettiği gelirle sürdürüyor.
Matematikçilerin 100 yıldır çözemediği Poincare Varsayımı problemini çözen Perelman, çözümü internette yayımlamıştı. Bu problemin çözümünün, evrenin şeklinin belirlenmesine yardımcı olabileceği belirtiliyor. Perelman’ın komşusu Vera Petrovna da gazetecilere daha önce yaptığı açıklamada, “Bir kere dairesine girdim ve şoke oldum. Sadece bir masası, bir klozeti ve daha önceki oturanlar tarafından bırakılmış kirli bir yatağı vardı. Apartmandaki hamam böceklerinden kurtulmaya çalışıyoruz, ama onun dairesinde saklanıyorlar” diye konuşmuştu.
Perelman, ABD’deki bir üniversitenin matematik hocalığı yapma teklifini de geri çevirmişti.
Bebekler, konuşma tam olarak gelişmeden önce, isteklerini dışa vurmak için göz teması, çığlıklar ve vücut dilinin diğer öğeleri gibi her türden işareti kullanırlar. Aynı şekilde, ilk hominidlerin de konuşmadan önce birbirleri arasında işaretleşmek için başka araçları kullanmış olmaları gerektiği açıktır. Bu tür bir iletişim diğer hayvanlarda ve özellikle üst primatlarda da mevcuttur, ama konuşma yalnızca insanlara özgüdür. Çocuğun, dilin altında yatan karmaşık kalıplar ve mantıkla birlikte konuşmaya hakim olmak için verdiği uzun mücadele bilincin edinilmesiyle eşanlamlıdır. Benzer bir yol ilk insanlar tarafından da kat edilmiş olmalıdır. İnsan bebeğinin gırtlağı, insansı maymunlar ve diğer memelilerdeki gibi, ses oluğu aşağıda olacak şekilde düzenlenmiştir. Bu yolla hayvanlarınkine benzer çığlıklar atabilir, ama henüz düzgün konuşamaz. Bunun avantajı, boğulmaksızın aynı anda hem çığlık atabilmesi hem de yemek yiyebilmesidir. Daha sonra ses oluğu evrim boyunca gerçekleşen bir süreci yansıtarak yukarı doğru hareket eder. İnsan konuşmasının, birçok geçişsel biçim olmaksızın bir çırpıda ortaya çıkmış olması düşünülemez. Konuşmanın gelişimi, tıpkı insan bebeğinin gelişiminde gördüğümüz gibi, hiç kuşkusuz hızlı gelişim dönemlerini de içeren milyonlarca yıllık bir süreye yayılmıştır.
Konuşmanın –özellikle “iç konuşma”nın gelişimi– beynimizin gelişimi üzerindeki etkisi belirleyici önemdedir. Bu yeni bir düşünce değildir, antik Yunanlılar ve 17. yüzyıl filozofları, özellikle de Thomas Hobbes, bunu biliyorlardı. İnsanın Türeyişi adlı kitabında Charles Darwin şöyle açıklıyordu: “İster seslendirilmiş ister sessiz olsun, çeşitli sözcüklerin yardımı olmaksızın karmaşık ve uzun bir düşünceler silsilesini gerçekleştirilebilmek, cebirsel sayılar olmaksızın uzun bir hesaplamanın yapılmasından daha mümkün değildir.” 1930’larda Sovyet psikologu Lev Vigotski tüm psikolojiyi bu temelde yeniden inşa etmeye girişti. Vigotski çeşitli çocuk davranış örneklerini kullanarak, çocukların kendi kendilerine yüksek sesle konuşmaya neden bu denli çok zaman ayırdıklarını açıkladı. Gelecekte iç konuşma olarak içselleştirecekleri planlama alışkanlığının provasını yapmaktaydılar. Vigotski bu iç konuşmanın, insanın anıları yeniden derleme ve hatırlama yeteneğinin temelini oluşturduğunu gösterdi.