Bitkilerle “Tanış” Olalım mı?

Merhaba arkadaşlar,
Bahar geldi, doğa uyandı içimiz kıpır kıpır. İçimde, dünyadaki tüm canlıları oluşturan ve halen de yaşamalarını varlıklarıyla sağlayan BİTKİ atalarımızla tanış olmak, muhabbetimizi sunmak ve gönüllerini alma isteği var. Bu sebeple araştırma yaptım, Kemal beyle tanıştım, bu konudaki bilgisi ve büyük sevgisini gördüm, üstelik bunu paylaşmaktan mutlu olacağını da anladım. Böylece herhalde doğru adresteyim diye düşünüyor ve aşağıdaki (bizlere özel düzenlenecek-dört haftalık) programı sizlerle paylaşıyorum.
Program 21 Mayıs cumartesinden başlayan dört cumartesi yapılacak. Böyle özel bir tanıştırılma seansına hazır ve istekli olduğunuzu hissediyorsanız lütfen beni arayın ve gurubumuzu oluşturalım.
İsteklerinizi doğrudan mail adresime: [email protected] yapabilir, sorularınız varsa bu maile doğrudan yazabilirsiniz.
Facebook hesabımı bir süre için deepfrize attığımdan, bu etkinliği -orada- sayfalarınızda paylaşabilirsiniz, bu beni sevindirir.
sevgi ve selamlar
Sibel Atasoy

BAHAR PROGRAMI

Flora şifalı bitkiler eğitim semineri bahar programı nisan ayının son haftasında başlar.

5 hafta sürecek olan eğitim seminerleri cumartesi günleri saat 10.30-12.30 saatleri arasında gerçekleştirilir.

Bitkievi Eğitim Seminerleri Programı;
KOZMETİK, ORGANİK, VE AKTARİYE
BAŞLIKLARIYLA İLGİLENEN KURULUŞLARA KENDİ ŞİRKET MERKEZLERİNDE DE VERİLEBİLMEKTEDİR.

5 hafta süreli olarak tasarlanan eğitim seminerlerinin programı aşağıdaki gibi 5 basamaktan oluşmaktadır.

1. basamak: Bitkilerin tanıtımı. Bitki familyaları, cinsleri ve türleri hakkında genel bilgi.
2. basamak: Bitkiler nasıl ve ne zaman toplanır ve saklanır? Bitkilerin içerdiği kimyasallar, mineraller nelerdir ve nerelerde kullanılmaktadır?
3. basamak: Genel bitkilerin tarihi, bitkilerin latince adları, kökenleri, bitki coğrafyası hakkında genel bilgi.
4. basamak: Bitkilerin hastalıkların tedavisinde, hangi bitki hangi hastalıkta kullanılmakta ve bitkilerin insan sağlığı üzerindeki etkileri ve tamamlayıcı tıptaki yeri.
5. basamak: Piyasada yayında bulunan, bitki kitaplarının genel kritiği ve önemli bilgi yanlışları ve bu yanlışların yaratacağı problemler üzerine genel bilgi.

Seminerlerin  sonunda  katılımcılarla birlikte  Süleymaniye’deki İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi veya Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi gezilecektir.

Konuya ilişkin olarak bilgi almak için;
Sekreterya;  Rıhtım Cad. İskele Sok. No: 69/1 Kadıköy-İstanbul
Tel: 0.216.349 52 40  Faks: 0.216.414 27 84
www.bitkievi.com.tr   [email protected]

Eğitmen H.Kemal Çağın kimdir:

İstanbul’da doğdu. 1976 yılından bu yana yayın sektöründe görevli. Bitkievi’nin yöneticisi. Bitkiler konusunda araştırmalar yapıyor. Tema Eğitmeni olarak bugüne kadar 200’ün üstünde konferans verdi. Fuji Film’le birlikte 40’ı aşkın çevre sergisi açtı. Paris’te Şifalı Bitkiler üzerine Jardin des Plantes’da incelemeler yaptı ve Flora ile ilgili 30’u aşkın sergi açtı. DHKD, IFSAK, ÇYDD üyesi, Tema gönüllü eğitmeni.

Halen bitki araştırmacısı ve ressamı olarak Bitkievi’nde çalışmalarını sürdüren Çağın, Avrupa ve Türkiye florasını resimleyerek, 25.000 bitkiyi kapsayacak bir katalog çalışmasını yürütüyor. Bu alanda yazarın “Avrupa ve Türkiye Florası İnceleme Dizisi” adı altında çıkmış yedi kitabı bulunmaktadır.

Ayrıca Çağın, aylık Buğday, Housebeautiful, Doğa ve Sağlık ve Gezgin dergilerinde araştırma yazıları yayınlamakta ve flora resimleri çizmekte. Geo Dergisi’ne bitki danışmanlığı yapmakta, NTV’nin hazırladığı İstanbul Ansiklopedisi’nin “İstanbul Bitkileri” ile ilgili metinlerini hazırlamaktadır. Bitkievi’nde ise 5 yıldır “Bitki Seminerleri” vermekte, öğrenci yetiştirmekte ve Anadolu Florası’nın tohumlarını toplamaktadır.

Birleşik Alan Kullanımı ya da BAK

BAK Hakkında:

Birleşik Alan Kullanımı(BAK) uygulaması, gerek kadim öğretiler gerekse kuantum fiziği ile kendi düşünsel ve pratik yolculuğumun verileri bir araya getirildiğinde sanki hep elimizin altında idi buna rağmen deneme aşamasında hepimizi şaşkına çevirdi.

Prensipte bu uygulamanın temeli, bir kişi olarak “BEN” öznesi ile her bir cümleye başladığımızda; iki ayrı ve temel ben’den bahsediyor oluşumuzla ilgilidir. Birincisi, her birimizin ben öznesinin TEK bir BEN oluşu, ikincisi ise her birimize has, eşi benzeri olmayan biricik ben oluşudur.

Biricik (unique) olan ve dünyadaki insan sayısı kadar çeşitte olan benlerimiz, kendimizi olduğumuz yaşa kadar belirleyip özelleştirdiğimiz benler’dir. Bu yönüyle bireysel benliğimizdir (parçacık). Diğeri ise hepimizde bulunan tek BEN yönüyle bileşik benliğimizdir (dalga).

Bu gözlemlerimiz neticesinde Bileşik benliğimizin bir ağ bağlantısı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. İşte Birleşik Alan Kullanımı uygulamasında biz bu ağ bağlantısına sorular yöneltiyor ve her seferinde onun bizlere gösterdiği cevapları şaşkınlık ve hayranlıkla izliyoruz. Holografik yapımızın bir belirtisi sayılabilecek bu uygulamamız her seansta yeni bir yönüyle kendini ortaya seriyor ve bizi yeni denemeler yapmak için heveslendiriyor.
Bu uygulama ile her türlü soruya cevap bulabiliyoruz, yeter ki soruyu akıl edebilelim.

BAK uygulamaları ne tür sonuçlar veriyor?

BAK’ın  şimdiye kadar gözlemleyebildiğim bikaç işlevi var ve kimbilir bilemediğim daha neleri var 🙂
İşlevlerden birincisi, açık ve ortada olan, yani birleşik alanın zaman ve mekan kısıtı olmaması sebebiyle bilmediğimiz bir soruya bireysel tahminimizden daha olası ve yakın cevaplar verebilmesi.
İkincisi, oyunculara, her birini kendini bildiği (birleşim noktasının sabitlenmiş olduğu nokta) algı noktasından/rolünden 40 dakika için kısmen çıkarabilmesi! Bu büyük bir başarıdır ancak rüyalarda ya da dış madde alımıyla başarılabilen bir durumu kolayca yapabilmesi.
Üçüncüsü, oyuncuları kendi bildikleri algı noktasından çıkarmakla genel bir şifalanma için uygun hale getirmesi.
Dördüncüsü, oyuncuları bütün bu olayları bir yandan oynarken bir yandan seyirci olma (uyanık rüya gibi, lücid) konumunda tutması ve yerine döndüğünde bir çok şeyi hatırlayabilmesi.
Beşincisi, Hatırlayamadıkları için de gurup çalışması yapılıp birbirine (hapishaneden kaçmak için yardımlaşma) anımsatılabilmesi

Altıncısı, ilk işlevle ilgili olarak bir çeşit zamanda yolculuk yapılabilmesi. Bu yönüyle bir solucan deliği oluşmasına olanak veriyormuş gibi görünüyor.

Yedincisi, Egomuz itibariyle sık söyleyemediğimiz bir kelimeyi; “bilmiyorum” kelimesini tam bir kabul haline getirebildiğimiz ve ancak bu şekilde oynayabildiğimiz nadir bir olanak yaratmasıdır diyebilirim.

Tarihte buna benzer belki de daha kapsamlı ve bilinçli uygulamalar da yapılmıştır bunu bilemeyiz. Önemli olan şu an böyle bir uygulamayı akıl edebiliyor oluşumuz. Bu konuda özellikle ilk denemelerde bana güvenerek deneyimi gerçekleştirebilmemize olanak veren TUVA’daki arkadaşlarıma minnetarım.

Ben yalnızca BAK uygulamasının fikir babası ve onu denemeye cesaret ederek onu doğurmuş olan annesiyim. Uygulama ile ilgili hiç bir şahsi hak iddia etmediğimi ve dünyanın kullanımına açık olduğunu belirtmekten mutluyum. Zaten adı üstünde BİRLEŞİK ALAN KULLANIMI.

Şimdi aradan artık bir yılı aşkın süre geçti ve bazı yerlerde BAK uygulaması modere etmeye cesaret eden arkadaşlarımızın varlığını sevinçle öğreniyorum. (Zaten en çok on seneye kadar okullardaki eğitim sisteminde ve sokaklardaki çocuk oyunlarında da BAK esaslarını görmeye başlayacağımız kehanetinde bulunmuştum. Belki bu kadar bile sürmez, az ihtiyatlı davrandım)

Bu durumda BAK moderasyonu yapacak arkadaşlarımıza da bazı önerilerim olacak:

  1. BAK uygulamasının temeli “bilmiyorum” da yatar. Cevabını bildiğiniz bir soruyu alana yönlendirmeyin; çünkü bu kendi benzersiz benliğinizi geri çekemeyeceğiniz anlamına gelir. Bilmiyorum hissi, ortamda bir alçak basınç alanı oluşmasına sebep olur, böylece bu konudaki bilginin ister istemez alana doluşmasını sağlar.

  2. Oyuna, soruyu yönlendirmek, gelecek rolleri duyabilmek için “pür bilmiyorum” da kalabilmek ve oyun süresi boyunca “bilmiyorum” halini sürdürmek, sadece tanıklık etmek esastır.

  3. Birleşik alan, sorulan bir sorunun makul bir süre öncesinden hangi şartların nasıl oluştuğunu anlatarak başlar ve sonunda (30 ila 40 dk sonra) ŞU AN’daki son duruma ulaştırır. Hareketin sonlandığını, oyuncuların durağan bi hal aldığını gördüğünüzde, oyunu sonlandırmadan önce bir kez oyunculara “herkes yerinden memnun mu, böylece fotoğrafınızı çekeceğim” diye sorunuz. Onlar bulundukları konumu kesinleştirdiğinde bunu elinizdeki deftere not ediniz.

  4. Birleşik alan Kullanımı, bir fal bakma yöntemi değildir, çünkü yapısı itibariyle geleceği göstermez. Geleceğe dair her şey şu an alınan radikal bir kararla değişmektedir. Ve dünyadaki insanlar her an milyarlarca yeni karar alıyorlar.

  5. Her bir BAK seansında moderatör haricinde 7 ila 14 katılımcı olmasının  şu ana kadar en iyi sonuçları verdiği gözlenmiştir. Oyun esnasında Katılımcılar hangi rolleri oynadıklarını bilmezler. Bunun Oyun sonuna kadar böyle kalmasına özen gösteriniz. Oyun esnasında tanıklık ettiğiniz önemli olayları ve sözleri elinizdeki not defterine kaydediniz. Bunları oyun bitiminde katılımcılarla paylaşabilirsiniz.

  6. Oyunu sonlandırdıktan sonra katılımcılara ve Birleşik Alan’a teşekkür ediniz. Şimdi artık bilebilirsiniz! Kendi biricik görüşlerinizi düşünebilir ya da dile getirebilir, hatta Birleşik Alan’ın gösterdiği cevaba katılmadığınızı bile söyleyebilirsiniz. Şüphesiz ki her birimiz benzersiziz.

  7. Birleşik Alan, bir sorunun cevabı olarak dünya çapındaki tüm bilinçli varlıkların titreşimlerinin bir ortalamasını sunar bize. O bir son an ölçücüsüdür. Ve bunu modere etmek büyük bir onur/sorumluluktur.

sevgilerimle

Sibel Atasoy

Yazar, görüşmeci

not: Lütfen soru sormanın incelikleri konusundaki şu yazımıza da bi göz atıverin, tıklayınız.

Birlikte BAK oynadığımız arkadaşların Kuantum fiziği ile ilgili yayınlanan videoları kaçırmadan izlemelerini arzu ederim. Zaten BAK’ı deneme isteğim; kuantum fiziğine olan büyük ilgim ile sezgilerim ve oyuncu kişiliğiml birleşmesi ve artık bilginin bizatihi “uygulama” olduğu bu zamanın doğal itişi sonucudur muhtemelen.

Ayrıca, en az 8 katılımcı toplayabildiğiniz her yere gelip BAK oyunu modere etmeye hazırım. Bu şehirlerarası bile olabilir.

Not: BAK beş yaşına girdi yazımıza da göz atın lütfen: Tıklayınız

Çantada keklik değiliz!

Yarın gelip oyumuzu isteyeceklere duyurulur!

Bu liste kamuya açık bir mekanda ne istediğini bilen, önceden taraf olmayan, sorumluluk sahibi vatandaşlar tarafından oluşturulmaktadır.

“Türkiyede bir tane okuma yazma bilmeyen kadın kalmayacak” sözünü kim veriyor? Verse de söz yetmez, bunu nasıl yapacaklarının plan programını gösterip bizi ikna etsinler. Kafamız az çok basıyor, anlayabiiliriz. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Milltvekili, bakan, baskanlarin yakin, uzak aile fertlerinden hic birinin devletten gelir & ihale, yuksek meblaglarda para kazancaklari islerde olmamalarini istiyorum. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Siyasiler tarafından verilen her türlü söz indimde değerini kaybetmiştir.Beni ikna edecek şey, kendi siyasi yapılanmaları içinde ne kadar kadına yer verdikleri, kendilerinin eşleri ve çocuklarının özgürlüklükleri konusunda nasıl bir tutum edindikleridir. Partilerinde ve evlerinde uygulamadıkları eşitlik ve özgürlüğü benim için sağlayacaklarına inanmam zor. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Kadınalar ve çocuklar için herşey baştan yapılandırılmalı. En önemlisi şiddeti durdurmak elbette. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Taraf değiliz, isteklerimizin iyi anlaşıldığını ve onların gerçekleştirilmesi için samimi ve akılcı planlar yapıldığını görmek, hissetmek istiyoruz.  Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Kadınlar için Kadın Evleri kurulsun. Buralarda  kadınlık annelik dişilik ile ilgili korkularin kilitleri kırılsın.Kadınlara rüyalarının dilini çözecekleri sezgilerini bileyletecek çalışmalar yapılsın. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Eğitimde seçmeli ders olarak Yaratıcı Drama Eğitimi verilsin.Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Öğetmenlerin zihinleri ve kitapların içi yenilensin.Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Dans dersleri her yerde olsun.Oyumuzu isteyelere duyurulur.

**

Sınavlar kalksın,projeler gelsin.Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Geri kalmışlıktan bile öte, ilkellik sınırında %10 seçim barajının tez elden en azından yarıya düşürülmesini istiyorum. Elinde fırsat varken bu demokrasi ayıbını düzeltmeyenler oy istemeye hiç gelmesin yanıma.

**

İş yaşamında, ofis ortamında kadının tacizini (sözlü veya fiziksel) engelleyecek güvenlik sistemleri, kamera v.b zorunlu hale getirilmeli… Ve yasal olarak tacizin ıspatı kabul edilip cezalandırılmalı.. Sağlıklı ve özgür bir iş yaşamı için…

**

Anadolunun tüm doğal kaynaklarının, genel dengeyi bozacak şekilde baltalanması, HESler, hormonlu ve GDO lu yiiyecekler, yiyecek ithal eden ülke konumuna düşürülmemiz son derece kaygı verici. Bu konularda incelikli çözümler üretilmesini istiyoruz.

**

Çocukların rahat dolaşabileceği ve bisiklete binebileceğimiz düzenli yollar ve yeşil ortamları  istiyorum. Çocuklu kadınlar için mahallelerde özel eğitim ve bilgi alabilecekleri ve toplanabilecekleri küçük mekanların düzenlenmesini istiyorum.

**

Ülkemizde “aç mezarı yok” şeklinde bir atasözü var, bu anadolunun maddi ve manevi zenginliğinin getirisiydi. Ancak son on yıllarda bir çok bahanelerle, hayvancılık ve ziraat neredeyse can çeker duruma düşürüldü. Biz on onbeş milyonluk Avrupa ülkesi değiliz, yetmiş milyon insanın beslenmesi ile ilgili gelecekte büyük krizler oluşabilir. Gelecek yönetimler bu büyük problemi hangi plan ve programlarla aşmayı düşünüyor? Yoksa bu genç nüfus açlıkla terbiye edilip başka yaşlı-ülkelerin savaş eri, hasta bakıcısı mı yapılacak.Bu konuda bizi ikna edecek uygulama planı nedir?

**

Çocuklar hepimizin anlayışı, feodal yapılanmadan önce özellikle kabile yaşamlarında geçerli bir durum. Halen Afrikanın ve güney amerikanın bazı bölgelerinde, Küba’da bu uygulamalar devam ediyor. AB deki bazı gelişmiş ülkeler de bu eski uygulamaları daha modern şekilde uygulayan sosyal devlet modelleri sunuyor. Çocukların toplumun garantisi ve sorumluluğu altına almak birçok problemin halledilmesinde önemli rol oynar kanısındayım. 0-6 yaş çocuğun eğitimi hem kişisel hem toplumsal ve evrensel anlamda hayati öneme sahiptir. Bu eğitimin tüm ülkede ücretsiz olarak sağlanması hususunda yönetime talip olanların plan ve programları nelerdir?

**

Çocuk, toplumun göz bebeğidir, yarınlar için umuttur (değilse yapmamalıdır) bu sebeple onun güvenilir, şefkatli ve bilinçli ortamlarda yetişmesini istiyoruz. Bu durumda anne baba eğitimi, daha çocuk doğmadan önce başlamalıdır. Kendimize benzettiğimiz çocuklar bu dünya için gerçekten YENİ olmazlar. Çocuk, aile ve ana baba eğittimine bu bilinçle yaklaşabilecek ne gibi çözüm önerileriniz ve planlarınız var? Bunları duymak muhakeme etmek ve karara varmak istiyorum. 

**

Savaş uçağı yerine… yazılım kodlarına sahip olmadığımız savaş uçaklarına para vermek yerine… aynı para ile Anadolunun tam ortasına kocaman bir barış ormanı kursak?… arsa bedava… devletin. para… milletin. emek herkesin… Anadolu çölleşmekten çıkar zannımca. Oyumu isteyenlere duyurulur.

**

Anne ve baba adaylarının ya da olmuş olanların, maddi- manevi özgür hale getirmek.Günümüzde ağırlaşan faturaları ödeyebilmek,başlarını sokabilecekleri evlerinin kiralarını ödeye bilmeleri için çalışıyorlar üstelik çok ağır şartlar ve mesai saatlerinde.Mesai saatleri vardiyalı olmalı,böylece hem ebeveynler yorulmaz hem daha çok iş gücü olur.Böylece çocuklarıyla geçirecekleri saatler külfet olmaz,kendilerine de vakit ayırabilirler.Tüm çalışma alanları vardiyalı olmalı,böylece ana sınıfı,yani okul öncesi öğretmenler de 8/10 yerine ı bıkkınlık duymadan işlerini yapabilirler.

**

Okul eğitim sistemi tamamen değişmeli.Yaşadığı Ülke Yönetimine güvenmeli insanlar. Telefonla konuşma ücreti 3 lira gözüken bir telefon faturasına bi dolu vergi listesi koyup 14 lira ödüyorsa kullanıcı; ” neler oluyor” diye soruyorsa ve göz göre göre bunları ödemeye zorlanıyorsa bu Demokrasi olabilir mi? Böyle bir sisteme güvenebilir mi? Üniversiteyi bitirdiği halde işsizler ordusu hala mevcutsa! Bizi duymalılar.Mevcut sistem insana hizmet etmiyor.Güvensiz, mutsuz insanlar ne kadar doğru çocuk yetiştirebilir? Oyumuzu iisteyenlere duyurulur.

**

Halk eğitim merkezlerinde ücretsiz permakültür kursu açılsın , uygulamalar yapılsın.özellikle köylerde bu kursun yılda 2 kez verilmesini öneririm.doğayı hırpalamadan uyum içinde ve tam verimle birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerek artık.kadim bilgiler unutturuldu,tohumlar bozuldu.bu verimli topraklara hiç yakışmıyor halimiz.oyumu isteyene duyurulur.

**

Her nerede yaşıyor olursak olalım, hangi doğa olayıyla (deprem, tsunami, yanardağ patlaması, seller, fırtına, kasırga, hortum, kuraklık vs) karşılaşma ihtimali olursa olsun ve hangi yaşta olursak olalım doğada hayatta kalmayı, yaşamı sürdürebilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ne yenir, ne yenmez, ateş nasıl yakılır, nasıl barınak yapılır, ne nasıl yetiştirilir, doğadaki diğer varlıklarla barış içinde nasıl olunur vs.. böyle bir öğrenim süreci bizi doğaya yeniden yaklaştırırken belki de doğal yaşama konusunda, böyle bir durum açığa çıkmadan da hayatımızı bu yönde yeniden organize etmemize yardımcı olabilir..

Bunun icin ana okullarindan baslayarak , doga bahce ,hayvan lar dersleri uygulamali olarak butun egitim kurumlarinda zorunlu ders olarak eklenmeli.Tabiki bunlar icin okullarin bahceleri olmali olmasi olanakli olamayanlarin belediyeler tarafindan ya bahce tehsis edilmeli veya okullari bahcesi olabilecek yerlere tasimali.Butun egitim kurum larininin her semestre UC hafta olmak uzere ogrencileri doga icinde pratik ve teorik olarak kamplara goturmek. Oyumuzu isteyenlere duyurulur..

**

Ayırım yapmadan insanın, insanca yaşamasını istiyorum.Sırası geldiğinde hepimiz ENGELLİ ADAYIYIZ diyoruz.Maalesef sözde.onlara acıyarak bakmanın onları üzdüğünü düşünüyor muyuz?Sosyalleşmeleri gelecekleri için ne yapıyoruz?Nereye nasıl gidecekler.Ben kaldırıma zor çıkıyorum.Onların gidebileceği sinema ve tiyatro vs bu kolaylıklardüşünülmüş mü? Otobüs ve minibüse binmek inmek canbazlık.Engelli olmak için bu vasıtalara binmek yeterli.Sağlık hizmetleri yaşamlarını nasıl sürdürecekleri ayrı ve üzerinde durulacak bir konu. Oyumu isteyenlere duyurulur.

**

Eleştiriye tahammülü olan yönetimler istiyorum. Eleştiriyi duyabilen, bizleri memleketini önemsiyor ve kendini de iyiye doğru yapılandırıyor demektir. Çok seslilik ve azınlık fikirlerin korunması için daha çok özgürlük, tam demokrasi istiyorum.

Sivil toplum örgütlerinin yaygınlaşmasına ihtiyacımız var.Sosyal farkındalık gruplarının işlerliğini artırmalıyız ve yönetimlerin bu yapılanmaları kucakladığını görmeliyiz. Böylece kendimizi daha rahat ve anlaşılabilir şekilde ifade etmeyi öğreneceğiz.

**

Ben sanat eğitiminin önemli derslerden olmasını ve memur(?) öğretmenlere değil de gerçekten bildiklerini paylaşmaktan zevk alan öğretmenlere şans tanınan bir eğitim öğretim sistemi talep ediyorum.

sanat eğitimi konusundaki beklentim; bir sanat eseri nasıl yorumlanır sorusunun genel hatlarıyla cevabı, gelmiş geçmiş büyük sanatçıların ve akımların ele alınması, öğrencilerin bireysel görüşlerinin çözümlenmesi, periyodik tiyatro, sinema, sergi ziyaretleri gibi etkinlikler düzenlenmesi vb. şeklinde.

**

Bildiğini paylaşmayı seven ve bunları paylaşacağı ortamı arayan insanları bir araya getirebilecek mekanlar oluşturma şartı var.Okul dediğimiz şimdiki betonarme yarı kapalı hapishaneleriiz çocukları büyüklerin hayatından uzak tutmak ve belli bir alanda kısıtlamak için mevcut yapılardır diye düşünüyorum.

Herbirimizin özgünlüğü ve biricikliği dahilinde yaratıcılığın özgürce ifade bulduğu herşeyin sanat olduğu düşüncesinde biri olarak, yaratıcılığı açığa çıkaran uygulamalara ihtiyaç var kanaatindeyim.. bu bağlamda aileden başlayarak bebeklikten itibaren sorgulayıcı olmaya izin veren, aynı zamanda bireylerin kendilerini “yapıcı” (ortak iyiliği dikkate alan) olarak ifade etmelerini mümkün kılan sorumluluk duygusunu geliştiren ortamlar yaratmaya ihtiyaç var. Oyumu isteyenlere duyurulur.

**

TBMM’de n az %50 oranında kadın milletvekili istiyoruz. Son 2007 seçimlerinin ortaya koyduğu tabloya göre, kadın milletvekili sayısı 50, oranı ise %9… Daha önceki genel seçimlerde TBMM’deki kadın milletvekillerimizin oranı %0,6 ile %4,6 arasında değişti. Bu nasıl bir aczdir anlamakta zorluk çekiyorum. Türkiyede yetişmiiş, sorumlu duyarlı kadın yok mu yani? Ayrıca Belediye başkanı seçimlerinde de %50 ninüzerinde kadın görmek istiyorum. Madem evinizi, çocuğunuzu(geleceğiniz) teslim ediyorsunuz neden beldenizi şehrinizi teslim edemeyeceksiniz?

**

Bir kişi hayatı boyunca 2 (iki) seferden çok milletin vekili olmamalı. Milletin temsilciliği meslek haline getirilemez. Bu bir bayrak yarışı gibi olmalıdır. Seçmek gibi seçilmek de onur ve görevdir. Milletvekillerine yalnızca görev yaptıkları süre için (kendi meslek ve işlerini memleket görevi için geçici süre bırakmak zorunda kaldıkları gerekçesiyle) maaş ödenmelidir. Buna rağmen hizmeti için ücret talep etmeyeni de zorlayamayız. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

TAM demokraside, her birey zaten kendini özgürce ifade etme hakkına sahiptir, öyleyse milletvekillerine sağlanan dokunulmazlık kanunun mahiyeti nedir, gerekli midir. Ben dokunulmazlıkların kalkmasını istiyorum çünkü bu kutsal makam (milletin temsilciliği) adaletten kaçanların mekanı haline geliyor.

**

Yurttaşlık dersleri içerik değiştirilerek ve öncelik sırasında ön sıraya alınarak gençlerin hak ve sorumluluklarını öğrenmelerinde, anayasal haklar, demokrasi bilinci ve bir topluluğun diğerlerine eşit değerli bir üyesi olma konularını adım adım öğreten bir program olmalı. ” insan olmak” adlı interaktif workshoplar yapılmalı. Pratik ve uygulamalı olarak bu anlamdaki aile, ülke, insanlık, doğa ve dünya konusundaki sorumluluklarımız konusu çocukların da düşünce üretmelerine imkan veren yaratıcı biçimde ele alınmalı. Oyumuzu isteyenlere duyurulur.

**

Ekonomik yardım gibi yapılan (böyle gösterilen) para bağışlarının ülkemizi bağladığını, girdisinden çok çıktısı olduğunu artık görmeliyiz.Dünya bankasının işlenmeyen tarım alanları için verdiği paranın emperyalist emeller taşıdığı, toprağımızda yetiştireceğimiz ürünler dış kaynaklı kota sınırlamalarını dayattığı hepimizce aşikar olmalıdır artık.Karbon kredisi sistemi de kapitalist kazanç olmayınca verilmiyor.Yani biz doğamızı özgün haliyle koruduğumuzda bu kredi yok.Ne zaman ithal ve yurtiçi kapitalist yatırımcılar para kazanabileceklerini görüyorlar o zaman kredi alınabiliyor. Bu gerçeği görüp ülkemize yatırım yapılıyor diye sevinmeden önce arka planda olanlara etkin denetleme yapabilecek örgütlülükleri ve yetkileri almalıyız halk olarak.Hakkımızı korumalı sahip çıkmalıyız

**

Artıkk “izm” ler korkusu olmadan kendini ifade edişe destek veren, özgür iradeyi destekleyen, evrendeki tüm varliklara saygılı söylemleri, edimleri ve programları önerenler çıksın piyasaya

**

İnsana, hayvana, Doğaya, çevreye değer vermeyen, katleden, itlaf eden, söylemleri iel eylemleri tutmayan, hukuktan şaşan siyasetçiye, partiye, derneğe OY YOK. Oy verdirmek de YOK . Şiddet istemeyen ama şiddeti umursamayan sırıtarak veya ahlayıp vahlayarak geçip gidene OY YOK. Oy verdirmek de YOK .Ötekileştirerek Barıştan bahseden, düşmanlaştırarak Barıştan bahsedene OY YOK. Oy verdirmek de YOK .Bu bir vatandaş çığlığıdır, vatandaşını hiçe sayan, koyun sayan siyasete OY YOK, deniz bitti.

**

Sorumluluk bilinci ile yürütülmeyen çabalar, sonuçta kontrolsüz bir gücün ortaya çıkmasına sebep oluyor. Dünyanın bugünkü durumuna bakıldığında, bilimin ve bilim yapmanın nihai amacını yeniden tanımlamak gerekiyor. Çünkü ortada insan hayatını gözetmeyen, hak ve adaleti tesis etmek için kullanılmayan ve insanlığın geleceğini tehdit eden bir bilim ve teknoloji gücü var.  İnsanlık âlemi, bu içine düştüğü durumu daha üstün bir bilgi sistemi ile gözden geçirmeli (revizyon) ve kendine yeni bir konum (koordinat) belirlemelidir.

**

TV yayıncılığında bilgi ve kültür düzeyi, toplum ortalamasının birazcık bile olsa üzerinde olabilmelidir diye düşünüyorum; çünkü ucuz ediniilen kolaycı ve tek yönlü iletişim aracı olma hasebiyle insanlar üzerinde dehşetli bir etkisi var. Oysa yaklaşık otuz senedir yayın kalitesi her yıl daha çok düşüyor, öyle ki nerdeyse toplumun en düşük kültür düzeyine hitap eder şekle bürünüyor. Bu hassas duruma çare olacak teklif ve projeler bekliyorum.

**

Her konuda geçici çözümler yerine, uzun vadeli kalıcı ve yapıcı çözümlerin hertürlü menfaatin önünde ülkemizi düşünerek alınmasından yanayım.

**

Türkiye yeniden kendine yeten bir Türkiye olsun.

**

http://www.facebook.com/home.php?sk=group_194142017283604&ap=1#!/home.php?sk=group_194142017283604&view=doc&id=194166657281140

2011 Rüya Eğitimi

Umarım başlamak ve hayırlısıyla bitirmek nasip olur. Bu sene gurup açmayı hiç düşünmüyordum ama nasıl tavlandım bilmiyorum 🙂
Sık sık siteye ve mailime soranlar oluyordu bu sebeple söz verdiğim gibi duyuruyorum.

Zaman
19 Aralık Pazar · 14:30 – 17:30

Yer TuVa Sanat ve Kişisel Gelişim Merkezi

İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sk. No:16/3 Beyoğlu-İstanbul
Beyoglu Turkey

Oluşturan:

Daha Fazla Bilgi
RÜYALARIN SİHİRLİ DİLİ
Farkındalık, biz insanlara dışarıdan gelen bir etki değil, içteki tıkanık ve karartıların şifalandırılması neticesinde ulaşılan parlaklık seviyesidir.
Fizik bedende bir rahatsızlık olduğunda modern tıbbın öncelikle ne yaptığını hatırlayalım; Röntgen ya da daha gelişmiş yöntemlerle bedenin sorun/karartı bulunan bölgelerini belirlemeye çalışır. İşte rüyalar da psişenin (bir bütün olarak insanın) röntgen filmle…ridir.

Bu filmlerin (rüyaların) dilini çözmek için hiç şüphesiz bir uzmana ihtiyaç vardır. Aslında uzman, bu sembol lisanını bilen kişi değil, sembol lisanını ortaya çıkarabilecek olan “soru tekniğinin” uzmanıdır. Bir Gustav Jung izdeşi olan Gayle Delaney şöyle söylüyor:” Rüyalar, gerçekten düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyi bize anlatırlar, düşündüğümüzü ve hissettiğimizi ileri sürdüğümüz şeyi değil. Uyanıkken kendimizi körleştirebilir ve bir budala yapabiliriz; ama uyurken bunu asla yapamayız! Rüyalar tıpkı ruhumuzdan gelen bir mektup gibidir; güç, bilgi, yaratıcılık ve sağlık kaynağıdır. Eğer rüyalarımızı göz ardı edersek kendimizi “herkes için erişilir olan ama çoğu insanın farkında olamadığı” zekâdan yoksun bırakmış oluruz. “

Bu eğitim süresince bir yandan rüyalarınızın çözülmesi yoluyla şifalanacak diğer yandan soru sorma yöntemini öğrenerek, sevdiklerinize yararlı olabilecek büyük bir yetenek kazanacaksınız.

——————————
NOT: Eğitmenimizin 2011 yılı için açmakta olduğu tek guruptur.

ÇALIŞMA GÜNLERİ: iki haftada bir gün, Pazar 14.30 da. Toplam 13 kur.
YER……………..: Tuva Sanat /Taksim

EĞİTMEN………..: Sibel Atasoy

NOT: Bireysel seanslar için lütfen randevu alınız.
Berrin YILMAZ ; 0532 485 98 62

—————————–

Sibel Atasoy
İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Uzun süre büyük şirketlerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra aniden kariyerini bıraktı ve Fethiye’de bir adada yaşamaya gitti. Yedi yılın sonunda, ilk kitabı Sırıtkan Kırmızı Ay’ı orada yazdı. 2000 yılında İstanbul’a döndükten sonra eğitmenlik ve danışmanlık işlerinin yanısıra, bir film şirketinin genel koordinatörlüğünü yaptı. Neredeyse bir fenomene dönüşen “7 Numara” dizisi bu güzel takım çalışmasının bir ürünüydü. Bu arada fantastik ve gerilim dalında yeni yazarları desteklemek üzere kurulan Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nün oluşumunda kurucu ortaklık yaptı. Gençlerin hayal dünyasını öğrenmemize vesile olacak pek çok toplantı, yarışmanın yanı sıra onların öykü ve romanlarını yayımlayan ilk girişimci oldu.

2002 yılında ikinci kitabı Venüs Bağlantısı yayımlandı.
Üçüncü kitabı “Bir Kadını Öldürmek” Altın Kitaplar Yayımevinden Haziran 2005 de çıkan yazarın, çok sayıda deneme yazısı, felsefi şiirler ve öyküleri var. Son kitabı Sır Mısır, 2008 Mart ayında yine Altın Kitaplar yayımevi tarafından okuyucuya sunulmuştur.

Rüya konusunda son on yıldır çalışmalar yapan Atasoy, pek çok kişinin rüya görüşmecisi olmasına katkıda bulundu.
Ayrıca, evrenin oluşumuna ilişkin bir kuram geliştirdi, OYUN kuramı olarak adlandırılan bu çalışmaya Bir kadını Öldürmek kitabı içinde geniş ölçüde yer verilmiştir.

Entegral life ve Holistik evrenle ilgisi ve çalışmaları devam ediyor. Halen İstanbul’da yaşıyor ve bir oğlu var.
Web sitesi: https://blog.sonsuz.us/

——————————————————

Lütfen randevu için arayınız.
——————————————————

İLETİŞİM;
Berrin YILMAZ ; 0532 485 98 62
Gül TAŞÇI …..; 0533 772 37 31
TuVa Sanat…;(0212) 293 44 34
[email protected]

——————————————–

İlk defa gelecek dostlarımız için
İstiklal Caddesi, Hüseyin Ağa Cami’nin sokağından girin.
Sokağın sonunda- sağ kolda- eski pembe binanın ( 16 numara) 3. katına asansörle çıkın….
Sakızagacı taksi duragının olduğu sokak….
Devamını Gör

Karanlıktan nasıl çıkılır?

İlkyarı ve reklamsız-sevinçli bir gayretle sürdürdükleri faaliyetlerini iki yıldır biliyor ve takip ediyorum. Merkezi ODTÜ olduğu için Ankaralı arkadaşlarımızın fiilen de kolayca ulaşabileceği, yardım eli uzatabilecekleri bir yer. Biz buradan maddi ve manevi katkının ötesine geçme fırsatı pek bulamıyoruz.

İlkyar E-posta Listesine üye olmak ücretsizdir. Küçücük bir formu doldurunuz: http://www.ilkyar.org.tr/ Bu listeye üye olduğunuz zaman belirttiğiniz e-posta adresinize haftada iki defa izlenim gönderilir. Böylece İlkyarın ulaştığı köyleri, çocuklarımızı ve onların gelişim aşamalarını bizzat kendi kalemlerinden izleyebilirsiniz.

Hala okuma isteği duyan çocuklar varsa köylerde ve bunu keşfedip tüm güçleriyle onları arzularına ulaştırmaya çalışan İlkyarın hem kültürlü hem vicdanlı hem de politikadan uzak sessiz alçakgönüllülüklerini tüm kalbimle kutluyorum.
sa
Bayramda koy cocuklarini sevindirmek ister misiniz?
Oyleyse lutfen ILKYAR’in hesaplarina ‘BAYRAM’ aciklamasiyla bagisinizi gonderin, bagislariniz bot, sekerleme, dergi, corap vb olarak koy cocuklarina gonderilecektir..
Cocuklarimiz sevinsin diyorsaniz sizleri de destek vermeye davet ediyoruz…
Herkesin mutlu oldugu bayramlar diliyoruz…
ILKYAR’in hesap numaralari :

İş Bnk. ODTÜ Şb.
TR26 0006 4000 0014 2290 706968 TL

Ziraat Bnk. ODTÜ Şb.
TR64 0001 0015 3708 9703 245001 TL

Saygilarimizla,
ILKYAR

--
Orda bir YIBO var...
http://www.ilkyar.org.tr