Human Design Sistemi

Yedi sene önce tüm düşünenlerin, teologların ve bilim adamlarının yaptığı gibi ben de dünyanın ve evrenin ne olduğuna dair bir metin (Oyun Kuramı) yazdım. Gerçi bu sadece bir düşünce dizgesinin sonucu değildi. Şüphesiz tüm hayatım boyunca gözlemlediğim, okuduğum ve yaşadıklarımın bir bileşkesi vardı ama yine de ondan daha çoğuydu. Bir gece, altı saat içinde hiç hesapsız ve plansız bir akıştı o metin. Ben bile bazı yerlerini çok daha sonra anlayabildim, kısmen Bir Kadını Öldürmek kitabımda ve kısmen de günlük yazı ve makalelerimde bu metni anlama ve aktarma işlevini sürdürdüm.

İşte “Human Design”, İnsan Tasarımı yöntemi de, mucidi Alan Krakower isimli Kanadalıya benzer bir biçimde ulaştı. 4 Ocak 1987 akşamı, yanında köpeği BB ile evine dönerken, uzaktaki evinin içinde parlak bir ışık gördü. Lambanın içinde gaz olmadığını biliyordu. Eve girdiklerinde BB havlamaya başladı, ardından kendini yere attı. Krakower (sonradan kendine Ra diye hitap edilmeye başlanmış) bu sırada tuhaf içsel bir patlama yaşadığını söylüyor. Bir anda ter içinde kalmış ve bir erkek sesinin bir an önce işe başlaması gerektiğini söylediğini duymuş. Böylece sekiz gün ve gece boyunca yazıp çizmiş. Buna ister ilham, isterseniz kanallık deyiniz, sonuç olarak ortaya Human Design çıkmış.

Sistemi ve bu öyküyü bize ulaştıran Chetan Parkyn, Ra’nın bizzat kendisinden yöntemi öğrenerek zaman içinde uygulamakta ustalaşmış. Kişisel yaşam tasarımları çıkarmakla geçen uzun seneler sonucunda, bu çalışmalarının semeresi olan deneyimlerini, gerek internet sitesi gerekse aynı isimli bir kitapla Dünya ile paylaşarak bence fevkalade bir şekilde taçlandırmış.

Bu sistemin, tıpkı zamana yayılmış diğer farklı yöntemler gibi amacı, kendimizle en başından tanışıp, bizi olduğumuz kişiden sorumlu, tatmin olmuş ve hoşnut kılmak olduğunu söyleyebiliriz. Bu amacı binlerce yıldır harika bir şekilde, nesilden nesile sürdürmüş olan astroloji sisteminin diğer üç başka bilgelik sistemi ile birleştirilerek, meslekten olmayanlar için bile anlaşılır kılıyor olması Human Design’ın bence başat özelliğidir.

Peki, Human Design –bundan sonra “Yaşam Tasarımı” şeklinde kullanacağız- nasıl işler?

Yaşam Tasarımı, dört eski bilgelik geleneğini alır ve aslında işlevsel olarak nasıl bir tasarımla bu dünyaya gelmiş olduğunuzu gayet sade bir dille ortaya koyar. İnternette de bulabileceğiniz bir yazılım, doğum bilgilerinizi girdiğinizde size bir Yaşam Tablosu sunar. Bu tabloda hem astrolojinin gereği doğum anınıza dair göstergeler hem de doğumdan üç ay öncesinin –beynin ön lobundaki neokorteksin açıldığı ve ruhun bedene girdiğinin söylendiği andır- bilgileri yer alır.

Doğuma ait astrolojik hesaplama yapıldıktan sonra çıkan veriler geliştirilir ve üç eski bilgelikle birleştirilir: Çakra sistemi, I Ching ve Kabala. Böylece tüm bu bilgiler ışığında kişinin Yaşam Tablosu’nu elde ederiz.

Hepimizin içinde üç parlak “değerli taş” vardır. Bunlar Yaşam Tablonuzdaki resimde, kare, üçgen ve pırlanta şekilleriyle temsil edilirler. Bu şekiller, tasarımımızın temelini oluşturan dokuz merkezdir ve Taç, Zihin, Boğaz, Benlik, Sakral, Duygular, Dalak ve Kök olarak bilinirler.
Bu parlak taşlar, otuz altı dar kanaldan oluşan karmaşık bir yapı içine oturtulmuştur. Bu kanalların iki ucunda, taşların kesim ve parlaklığını belirleyen altmış dört kapıyı ifade eden kanallar bulunmaktadır.

Öyleyse Yaşam Tasarımı, her biri gerçek doğamız ve yaşamdaki rolümüze dair bir şeyler söyleyen, dokuz merkez, otuz altı kanal ve altmış dört kapıdan oluşur. Dokuz merkez, açıp kapama vanaları gibi, benliğimiz içindeki enerji akışını düzenleyen çakralar, yaşam enerjisi merkezleridir.

Her kanalın iki ucunda, nötrinoların bıraktığı mührün, gerçek doğanızın DNA’sını temsil eden altmış dört kapıya ilişkin rakamları vardır. İnsanların hepsinde eşit olarak bulunan bu kapılardan, her bir insanda “aktif olan kapılar” değişiklik göstermektedir.

Yaşam Tasarımı, pratik anlamda, gündelik yaşamınıza neler katabilir?

  • Bu yaşamda sizi harekete geçiren içsel doğanızı, olabildiğince detaylı öğrenmenizi sağlar.
  • Uyum yakalayabileceğiniz, içinizdeki cevheri ortaya çıkarabildiğiniz, doğanızı tamamlayan insan ve oluşumları bulabilmenizde önemli ölçüde kolaylık sağlar.
  • Sevdiğiniz, sorumluluk hissettiğiniz insanların (aile üyeleri, amir ya da memurlarınız, dost ya da anlaşamadıklarınız) güçlü yanları, zaafları, becerileri ve dinamiklerini anlayarak onlarla tatmin edici ilişkiler kurmanıza, yaşamı keyifli bir dans halinde tadabilmenize aracılık eder.
  • Kucak açtığınız veya direndiğiniz ihtiyaç ve duygularınızı derinlemesine hatırlatarak, farkındalığınızı genişletir. Bu durum, ruhsal açığa çıkışınızla birlikte, gündelik yaşamınızı kolaylaştıran huzurlu anlara davetiye çıkarır.
  • Gerek kişisel, gerekse profesyonel iş yaşamınızda, sizi gerçekten tatmin ve hoşnut eden bir varoluş için, gerekli kararları almanıza yardımcı olur.

Yaşam Tasarımınıza ulaştığınız anda, hem bireysel(parçacık) hem de birleşik (dalga) yanınıza dair bir genişleme hissine sahip olabilirsiniz. Şüphesiz bu sistem hiçbir şekilde bir sihirli değnek değildir. Çünkü sihirli değnek sizsiniz! Bu sistem, uzun bin yıllar boyunca unutmuş olduğunuz bu gizemli parlaklığınızı size hatırlatmak için bir aracıdır yalnızca.
Kendinizle, eşinizle, arkadaşlarınızla, çocuklarınız ve ebeveyninizle, patronunuz ve iş arkadaşlarınızla olan ilişkileriniz, bu sistemin gücünden etkilenir. Yaşam Tasarımı sistemi ile her birini daha derin bir seviyede anlamayı öğrenir, hoşnutluğun alanını genişletebilirsiniz. Bu size, benliğe ve varoluşa dair gerçekten mantıklı, taze ve net bir anlayış sunar.

Ayrıca son onbiraydan beridir uygulamakta olduğum, Birleşik Alan Kullanımı (BAK) yönteminin esasını oluşturan prensipler de tam olarak, Yaşam Tasarımı sistemini onaylar niteliktedir. Belki de bu sebeple sistemle tanıştığım an onu içsel anlamda bildiğimi anladım.  Prensipte bu görüş, varlığımızın iki temel BEN salınımı yaptığı gözlemine dayanır, tıpkı herhangi bir elektron, proton ya da nötronun yapmakta olduğu gibi.
Bu salınımın ilki; Biricik (unique) olan ve dünyadaki insan sayısı kadar çeşitte olan benlerimiz, kendimizi olduğumuz yaşa kadar belirleyip özelleştirdiğimiz ve genetik mirasımızla birleşen ben’dir ve Yaşam Tasarımı sisteminin açıklamayı hedeflediği esas konudur. Bu yönüyle bireysel benliğimizdir ve kuantumsal açıdan ‘parçacık’ yanımızdır.
Diğeri ise, hepimizde bulunan tek BEN yönüyle, birleşik benliğimizdir ve kuantumsal açıdan ‘dalga’ varoluşumuzdur.

Bu gözlemlerimiz neticesinde Birleşik Benliğimizin bir ağ bağlantısı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Holografik yapımızın harikulade bir göstergesi olan Birleşik Alan Kullanımı (https://blog.sonsuz.us/?p=4102), her birimizin bu hayattaki rollerimizi hem bilmeye ama hem de istediğimizde bu rolden rahatça çıkıp yine istersek tehlikesizce geri dönebileceğimize bizleri ikna etti. Adeta ne rollere, ne de zaman ve mekâna mahkûm olmadığımızın bir kanıtıydı.

Yaşam Tasarımımızı anladığımızda, onun herkesin tasarımından ne eksik ne de fazla olmadığını, benzersiz ve kusursuz doğamız olduğunu anlarız. Böylece ne sahip olduklarımız için övünmek ne de olmadıklarımız için yerinmenin anlamsızlığını apaçık görürüz. Sahip olduklarımız zaten sahip olmadıklarımız sayesindedir. Bir elmayı tavşanla, bir köstebeği kayın ağacıyla, oğlumuzu komşunun oğlu ile kıyaslamayı bırakırız. Bu bırakışla birlikte zaten bizde var olan yaşam sevincimiz tekrar bize hâkim olur ve her şeyi bambaşka, daha parlak ve geniş bir perspektif ile değerlendirebiliriz.

Bir Yaşam Tasarımı Görüşmecisi olarak önerim, kişisel yaşam analizinizi, beklentiye girmeden, sindirerek okumanız, varsa yakınlarınıza ait olanlarla karşılaştırmanız ve sonra onu, sizi tekrar çağırıncaya kadar –ki size özel zaman aralıklarında bu olacaktır-  sakince önemli eşyalar çekmecenize koymanızdır. Onu her okuyuşunuzda, geçen haftanın, ayın ve yılın üzerinizdeki önlenemez değişim etkisini memnuniyetle fark edeceksiniz.

Sevgi ve selamlarımla,

Sibel Atasoy

Yazar, Görüşmeci

 

Birleşik Alan Kullanımı ya da BAK

BAK Hakkında:

Birleşik Alan Kullanımı(BAK) uygulaması, gerek kadim öğretiler gerekse kuantum fiziği ile kendi düşünsel ve pratik yolculuğumun verileri bir araya getirildiğinde sanki hep elimizin altında idi buna rağmen deneme aşamasında hepimizi şaşkına çevirdi.

Prensipte bu uygulamanın temeli, bir kişi olarak “BEN” öznesi ile her bir cümleye başladığımızda; iki ayrı ve temel ben’den bahsediyor oluşumuzla ilgilidir. Birincisi, her birimizin ben öznesinin TEK bir BEN oluşu, ikincisi ise her birimize has, eşi benzeri olmayan biricik ben oluşudur.

Biricik (unique) olan ve dünyadaki insan sayısı kadar çeşitte olan benlerimiz, kendimizi olduğumuz yaşa kadar belirleyip özelleştirdiğimiz benler’dir. Bu yönüyle bireysel benliğimizdir (parçacık). Diğeri ise hepimizde bulunan tek BEN yönüyle bileşik benliğimizdir (dalga).

Bu gözlemlerimiz neticesinde Bileşik benliğimizin bir ağ bağlantısı olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. İşte Birleşik Alan Kullanımı uygulamasında biz bu ağ bağlantısına sorular yöneltiyor ve her seferinde onun bizlere gösterdiği cevapları şaşkınlık ve hayranlıkla izliyoruz. Holografik yapımızın bir belirtisi sayılabilecek bu uygulamamız her seansta yeni bir yönüyle kendini ortaya seriyor ve bizi yeni denemeler yapmak için heveslendiriyor.
Bu uygulama ile her türlü soruya cevap bulabiliyoruz, yeter ki soruyu akıl edebilelim.

BAK uygulamaları ne tür sonuçlar veriyor?

BAK’ın  şimdiye kadar gözlemleyebildiğim bikaç işlevi var ve kimbilir bilemediğim daha neleri var 🙂
İşlevlerden birincisi, açık ve ortada olan, yani birleşik alanın zaman ve mekan kısıtı olmaması sebebiyle bilmediğimiz bir soruya bireysel tahminimizden daha olası ve yakın cevaplar verebilmesi.
İkincisi, oyunculara, her birini kendini bildiği (birleşim noktasının sabitlenmiş olduğu nokta) algı noktasından/rolünden 40 dakika için kısmen çıkarabilmesi! Bu büyük bir başarıdır ancak rüyalarda ya da dış madde alımıyla başarılabilen bir durumu kolayca yapabilmesi.
Üçüncüsü, oyuncuları kendi bildikleri algı noktasından çıkarmakla genel bir şifalanma için uygun hale getirmesi.
Dördüncüsü, oyuncuları bütün bu olayları bir yandan oynarken bir yandan seyirci olma (uyanık rüya gibi, lücid) konumunda tutması ve yerine döndüğünde bir çok şeyi hatırlayabilmesi.
Beşincisi, Hatırlayamadıkları için de gurup çalışması yapılıp birbirine (hapishaneden kaçmak için yardımlaşma) anımsatılabilmesi

Altıncısı, ilk işlevle ilgili olarak bir çeşit zamanda yolculuk yapılabilmesi. Bu yönüyle bir solucan deliği oluşmasına olanak veriyormuş gibi görünüyor.

Yedincisi, Egomuz itibariyle sık söyleyemediğimiz bir kelimeyi; “bilmiyorum” kelimesini tam bir kabul haline getirebildiğimiz ve ancak bu şekilde oynayabildiğimiz nadir bir olanak yaratmasıdır diyebilirim.

Tarihte buna benzer belki de daha kapsamlı ve bilinçli uygulamalar da yapılmıştır bunu bilemeyiz. Önemli olan şu an böyle bir uygulamayı akıl edebiliyor oluşumuz. Bu konuda özellikle ilk denemelerde bana güvenerek deneyimi gerçekleştirebilmemize olanak veren TUVA’daki arkadaşlarıma minnetarım.

Ben yalnızca BAK uygulamasının fikir babası ve onu denemeye cesaret ederek onu doğurmuş olan annesiyim. Uygulama ile ilgili hiç bir şahsi hak iddia etmediğimi ve dünyanın kullanımına açık olduğunu belirtmekten mutluyum. Zaten adı üstünde BİRLEŞİK ALAN KULLANIMI.

Şimdi aradan artık bir yılı aşkın süre geçti ve bazı yerlerde BAK uygulaması modere etmeye cesaret eden arkadaşlarımızın varlığını sevinçle öğreniyorum. (Zaten en çok on seneye kadar okullardaki eğitim sisteminde ve sokaklardaki çocuk oyunlarında da BAK esaslarını görmeye başlayacağımız kehanetinde bulunmuştum. Belki bu kadar bile sürmez, az ihtiyatlı davrandım)

Bu durumda BAK moderasyonu yapacak arkadaşlarımıza da bazı önerilerim olacak:

  1. BAK uygulamasının temeli “bilmiyorum” da yatar. Cevabını bildiğiniz bir soruyu alana yönlendirmeyin; çünkü bu kendi benzersiz benliğinizi geri çekemeyeceğiniz anlamına gelir. Bilmiyorum hissi, ortamda bir alçak basınç alanı oluşmasına sebep olur, böylece bu konudaki bilginin ister istemez alana doluşmasını sağlar.

  2. Oyuna, soruyu yönlendirmek, gelecek rolleri duyabilmek için “pür bilmiyorum” da kalabilmek ve oyun süresi boyunca “bilmiyorum” halini sürdürmek, sadece tanıklık etmek esastır.

  3. Birleşik alan, sorulan bir sorunun makul bir süre öncesinden hangi şartların nasıl oluştuğunu anlatarak başlar ve sonunda (30 ila 40 dk sonra) ŞU AN’daki son duruma ulaştırır. Hareketin sonlandığını, oyuncuların durağan bi hal aldığını gördüğünüzde, oyunu sonlandırmadan önce bir kez oyunculara “herkes yerinden memnun mu, böylece fotoğrafınızı çekeceğim” diye sorunuz. Onlar bulundukları konumu kesinleştirdiğinde bunu elinizdeki deftere not ediniz.

  4. Birleşik alan Kullanımı, bir fal bakma yöntemi değildir, çünkü yapısı itibariyle geleceği göstermez. Geleceğe dair her şey şu an alınan radikal bir kararla değişmektedir. Ve dünyadaki insanlar her an milyarlarca yeni karar alıyorlar.

  5. Her bir BAK seansında moderatör haricinde 7 ila 14 katılımcı olmasının  şu ana kadar en iyi sonuçları verdiği gözlenmiştir. Oyun esnasında Katılımcılar hangi rolleri oynadıklarını bilmezler. Bunun Oyun sonuna kadar böyle kalmasına özen gösteriniz. Oyun esnasında tanıklık ettiğiniz önemli olayları ve sözleri elinizdeki not defterine kaydediniz. Bunları oyun bitiminde katılımcılarla paylaşabilirsiniz.

  6. Oyunu sonlandırdıktan sonra katılımcılara ve Birleşik Alan’a teşekkür ediniz. Şimdi artık bilebilirsiniz! Kendi biricik görüşlerinizi düşünebilir ya da dile getirebilir, hatta Birleşik Alan’ın gösterdiği cevaba katılmadığınızı bile söyleyebilirsiniz. Şüphesiz ki her birimiz benzersiziz.

  7. Birleşik Alan, bir sorunun cevabı olarak dünya çapındaki tüm bilinçli varlıkların titreşimlerinin bir ortalamasını sunar bize. O bir son an ölçücüsüdür. Ve bunu modere etmek büyük bir onur/sorumluluktur.

sevgilerimle

Sibel Atasoy

Yazar, görüşmeci

not: Lütfen soru sormanın incelikleri konusundaki şu yazımıza da bi göz atıverin, tıklayınız.

Birlikte BAK oynadığımız arkadaşların Kuantum fiziği ile ilgili yayınlanan videoları kaçırmadan izlemelerini arzu ederim. Zaten BAK’ı deneme isteğim; kuantum fiziğine olan büyük ilgim ile sezgilerim ve oyuncu kişiliğiml birleşmesi ve artık bilginin bizatihi “uygulama” olduğu bu zamanın doğal itişi sonucudur muhtemelen.

Ayrıca, en az 8 katılımcı toplayabildiğiniz her yere gelip BAK oyunu modere etmeye hazırım. Bu şehirlerarası bile olabilir.

Not: BAK beş yaşına girdi yazımıza da göz atın lütfen: Tıklayınız

2011 Rüya Eğitimi

Umarım başlamak ve hayırlısıyla bitirmek nasip olur. Bu sene gurup açmayı hiç düşünmüyordum ama nasıl tavlandım bilmiyorum 🙂
Sık sık siteye ve mailime soranlar oluyordu bu sebeple söz verdiğim gibi duyuruyorum.

Zaman
19 Aralık Pazar · 14:30 – 17:30

Yer TuVa Sanat ve Kişisel Gelişim Merkezi

İstiklal Cad. Atıf Yılmaz Sk. No:16/3 Beyoğlu-İstanbul
Beyoglu Turkey

Oluşturan:

Daha Fazla Bilgi
RÜYALARIN SİHİRLİ DİLİ
Farkındalık, biz insanlara dışarıdan gelen bir etki değil, içteki tıkanık ve karartıların şifalandırılması neticesinde ulaşılan parlaklık seviyesidir.
Fizik bedende bir rahatsızlık olduğunda modern tıbbın öncelikle ne yaptığını hatırlayalım; Röntgen ya da daha gelişmiş yöntemlerle bedenin sorun/karartı bulunan bölgelerini belirlemeye çalışır. İşte rüyalar da psişenin (bir bütün olarak insanın) röntgen filmle…ridir.

Bu filmlerin (rüyaların) dilini çözmek için hiç şüphesiz bir uzmana ihtiyaç vardır. Aslında uzman, bu sembol lisanını bilen kişi değil, sembol lisanını ortaya çıkarabilecek olan “soru tekniğinin” uzmanıdır. Bir Gustav Jung izdeşi olan Gayle Delaney şöyle söylüyor:” Rüyalar, gerçekten düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyi bize anlatırlar, düşündüğümüzü ve hissettiğimizi ileri sürdüğümüz şeyi değil. Uyanıkken kendimizi körleştirebilir ve bir budala yapabiliriz; ama uyurken bunu asla yapamayız! Rüyalar tıpkı ruhumuzdan gelen bir mektup gibidir; güç, bilgi, yaratıcılık ve sağlık kaynağıdır. Eğer rüyalarımızı göz ardı edersek kendimizi “herkes için erişilir olan ama çoğu insanın farkında olamadığı” zekâdan yoksun bırakmış oluruz. “

Bu eğitim süresince bir yandan rüyalarınızın çözülmesi yoluyla şifalanacak diğer yandan soru sorma yöntemini öğrenerek, sevdiklerinize yararlı olabilecek büyük bir yetenek kazanacaksınız.

——————————
NOT: Eğitmenimizin 2011 yılı için açmakta olduğu tek guruptur.

ÇALIŞMA GÜNLERİ: iki haftada bir gün, Pazar 14.30 da. Toplam 13 kur.
YER……………..: Tuva Sanat /Taksim

EĞİTMEN………..: Sibel Atasoy

NOT: Bireysel seanslar için lütfen randevu alınız.
Berrin YILMAZ ; 0532 485 98 62

—————————–

Sibel Atasoy
İstanbul’da doğdu, ortaöğretim ve üniversite yıllarında Anadolu’nun pek çok yerinde bulundu. Uzun süre büyük şirketlerde üst yönetimde görev yaptı. Sonra aniden kariyerini bıraktı ve Fethiye’de bir adada yaşamaya gitti. Yedi yılın sonunda, ilk kitabı Sırıtkan Kırmızı Ay’ı orada yazdı. 2000 yılında İstanbul’a döndükten sonra eğitmenlik ve danışmanlık işlerinin yanısıra, bir film şirketinin genel koordinatörlüğünü yaptı. Neredeyse bir fenomene dönüşen “7 Numara” dizisi bu güzel takım çalışmasının bir ürünüydü. Bu arada fantastik ve gerilim dalında yeni yazarları desteklemek üzere kurulan Xasiork Ölümsüz Öyküler Kulübü’nün oluşumunda kurucu ortaklık yaptı. Gençlerin hayal dünyasını öğrenmemize vesile olacak pek çok toplantı, yarışmanın yanı sıra onların öykü ve romanlarını yayımlayan ilk girişimci oldu.

2002 yılında ikinci kitabı Venüs Bağlantısı yayımlandı.
Üçüncü kitabı “Bir Kadını Öldürmek” Altın Kitaplar Yayımevinden Haziran 2005 de çıkan yazarın, çok sayıda deneme yazısı, felsefi şiirler ve öyküleri var. Son kitabı Sır Mısır, 2008 Mart ayında yine Altın Kitaplar yayımevi tarafından okuyucuya sunulmuştur.

Rüya konusunda son on yıldır çalışmalar yapan Atasoy, pek çok kişinin rüya görüşmecisi olmasına katkıda bulundu.
Ayrıca, evrenin oluşumuna ilişkin bir kuram geliştirdi, OYUN kuramı olarak adlandırılan bu çalışmaya Bir kadını Öldürmek kitabı içinde geniş ölçüde yer verilmiştir.

Entegral life ve Holistik evrenle ilgisi ve çalışmaları devam ediyor. Halen İstanbul’da yaşıyor ve bir oğlu var.
Web sitesi: https://blog.sonsuz.us/

——————————————————

Lütfen randevu için arayınız.
——————————————————

İLETİŞİM;
Berrin YILMAZ ; 0532 485 98 62
Gül TAŞÇI …..; 0533 772 37 31
TuVa Sanat…;(0212) 293 44 34
[email protected]

——————————————–

İlk defa gelecek dostlarımız için
İstiklal Caddesi, Hüseyin Ağa Cami’nin sokağından girin.
Sokağın sonunda- sağ kolda- eski pembe binanın ( 16 numara) 3. katına asansörle çıkın….
Sakızagacı taksi duragının olduğu sokak….
Devamını Gör

Haydi GO Öğrenmeye…

Proje Kısa Adı ve no:
GO WORKSHOP

4000 Yıllık Bir Oyun İle Zeka Geliştirirken Eğlenmek!

Proje Açık Adı:
Bir Çocuğun Doğuştan Gelen Kabiliyetlerini Geliştirmek İçin En İyi Yol: Go Oynamak

Tanım ve Amaç:
GO oynamanın çocuğa vereceği en önemli becerilerden biri çocuğun yoğunlaşabilmesini sağlamaktır.

Oynamaktan zevk alacakları bu oyun ile, çocuklar akıllarındaki çeşitli olasılıkların tahtada nasıl gözükeceğini, bunları akılda tutarak doğuracağı sonuçları çözümlemeyi öğreniyor.

Go’nun en önemli özelliği oynanırken hem hisleri hem de analitik kabiliyetleri ortaya koyma gerekliliğidir.

Go oynamak beynin her iki yarısını da kullanmaya zorlayarak hem mantık hem de yaratıcı taraf geliştirilmiş olur.

Çalışmamızın amacı, çocukları Go ile tanıştırmak; Go’yu sevdirmek ilk amaçtır.  İlerleyen aşamalarda ise çocukların Go oynayarak zeka ve strateji yeteneklerinin geliştirilmesini sağlamak ve başarılı bireyler yetiştirmek hedeflenmektedir.

Hedef Kitle:
7-12 yaş grubu çocuklar (1.grup)

Beyninin her iki tarafını da geliştirmek isteyen herkes (2. grup)

Varsa Katılımcı Şartları:
Başvuru Tarihleri:
En geç 15 Şubat’a kadar katılım bildirilmelidir.

Uygulama adımları/zamanlama :
23 Nisan’da yapılacak turnuva ile ilk workshop’ı bitirmek amaçlanmaktadır.

 

Maliyet ve Ücretlendirme:

Oyun malzemesi maliyeti: ( Go seti yaklaşık 25 tl, ders eğitim dokümanları: 10 TL)

Kişi başı 1ders ücreti: 10 tl

Ders süresi 1 saatttir. Haftada 1 ders olacaktır. 8 haftalık bir eğitim düşünülmektedir.

Her grupta maksimum 8 kişi olacaktır.

Mekan açılımı: Ders yeri daha sonra bildirilecektir. Muhtemelen Gümüşsuyunda olacaktır.

Proje Annesi ve Destekçiler:
Deniz Sesli

İletişim:
0532 686 31 43

http://www.kirkyama.org/?p=442

İlham verici sorular :)

Geçen gün rüya gurubumdaki katılımcılardan çok değerli bir arkadaşım, beni üzerinde düşünmeye zorunlu bırakan bir soru ile karşıma çıktı.
Dedi ki: “Sibel sen neden bu eğitimleri, toplantıları ücretsiz yapıyorsun? Çok kıymetli şeyler paylaşıyorsun, bunu hissedebiliyoruz ve üstelik buna benzer çalışmalar yapan başka öğretmenleri de görüyoruz hatta o çalışmalara da katılıyoruz fakat onlar emekleri için gerçekten ciddi ücretler alıyorlar. Sen bu işten gerçekten iyi para kazanabilirsin ama neden yapmıyorsun merak ettim?”

İlk anda hemen savunmaya geçer gibi oldum ve paraya karşı olmadığımı öncelikle böyle bir sonuç çıkarılmamasını rica ettim. Sonra bir öğretmen olmadığımı ekledim. Buna itirazlar geldi tabi, eğer öğretmen değilsem neden bu işi yapıyordum ki, bu durumda kendimi bedel istemeyen, insanüstü bir konumda mı görüyordum, bu bir kendini beğenmişlik miydi?

Kendimi yokladım, böyle de görülebilirdi tabi, bir edimin bir ya da iki açıklaması yok ki, edimlerimiz farklı birçok motivasyonun bileşimidir ne de olsa. Sonra gece kafama takıldı ve yine düşündüm bu konuyu, insan yaptığı işi bir bedelle satmak ister, bu bir değiş tokuş işlemidir ve son derece tabidir. O halde ben yaptığım işi bir “iş” olarak mı görmüyorum, yani ortaya bir değer çıkarıyor olduğumu hissetmiyor muyum?

Bu soru aklımı başıma getirdi ve epeyce güldürdü. Ortaya çıkan sonuçlar o gece itibariyle şöyleydi (iki günde bazı şeyler değişmiş olabilir, çünkü çok akışkan bişey üzerindeyim):
1. Bir kere ben öğretmen değilim filozofum. Bu sebeple paylaştığım şeyleri kıymetli bulmakla birlikte hemen oracıkta o anda söylediklerimin tersini de ispat edebileceğim için, sunduğum “değeri” sıfırlayabileceğimi bilen (kanıtlayan) biriyim. Bu durumda nötr bişey için para istemeye cesaret edemiyorum.
2. Kendini insanüstü görme kibrine kaptırmamanın yolunu ise eski zaman şamanlarının yolunu benimseyerek sağlıyor olabileceğimi anladım; çünkü baktım ki çok rahat hediye kabul edebiliyorum. İçimden gelip de bi şeye ne zaman “a bu ne güzel, harika bişey” dediğimde hemen onu çıkarıp bana veriyorlar. Ve ben bunu şaşkınlık dolu bir minnetle kabul ediyorum. Bu bazen giyilmekten eskimiş bir mont, bazen yarısı kullanılmış bir bloknot oluyor, ya da böyle şeyler 🙂
3. İşin bir de görünmeyen boyutu var, görünmediği için onu yukarıdaki iki görünen maddeye bakarak çıkarsayabilirsiniz, çünkü görünenler bir sonuçtur. 🙂

Bütün bunları anlamamı sağlayan sevgili arkadaşlarıma minnettarım. (Ayrıca o bir demet kırmızı çiçek ne kadar anlamlı bir bedeldi bilsen)