Güce Tapınma-Bilgi

Diktatörlük ilginç bir olgu. Öyle bi karizması var ki, boynunu vuracak celladı mutluluktan uçarak seçersin, öyle seversin ki, baltanın keskin ucunu bile hissetmezsin!
Güce tapınma, insanlığın genlerinde var galiba.

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Kurban olma genlerimizde var bence… :))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü İnsanoğlu,paraya sahip olunca;olmayanlara binbir tuzak kurarak korkunun himayesi altına alıyor.Korkunun olduğu yerde de hemen teslimiyet başlıyor.Gücümüzü(erk) farkında olmadan teslim edip,güçlerine güç katıyoruz.Karanlık çağlar boşuna denmemiş.Çok şükür ki ‘it’s over!:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bence de korkunun mevsimi bitiyor. Geçenlerde bahsettiğim Tüfek,çelik Mikrop kitabında,168 İspanyolun koca İNKA imparatorluğunu nerdeyse bir günde yok ettiklerinin öyküsü vardı. Bu hayretlik olgunun ardında hep bilgi var. Bilginin tüm kullanıma açık hale gelmesi internet sayesinde oldu. Şimdi bana göre önümüzdeki merhale lisandır. Çünkü total bilgiye erişmenin şu an tek engeli lisan farkları. Ne olup ne bitecek meraktayım 🙂

“Bilgi eskiden sadece belirli elit, aristokrat ve yer altı örgütlerinin elindeydi, oysa şimdi birden bire tüm kullanıma açılıverdi. Bilginin her devirde toplam bi kütlesi olduğu söylenegelmiştir. Az sayıda insan elindeyken onların birim başına düşeni çoktu ama şimdi aynı miktar bilgi birdenbire yedi milyara bölünüverince, birim insana düşen bilgi miktarı az görünüyor! Yani zenginler parayı, bazı aristokratlar bilgiyi, siyasetçiler gücü paylaşmaktan hoşlanmazlar, bu bir matematik meselesi! Aslında BİLİNENLER, matematik ve fizikle açıklanabiliyor.
Herkesin kolayca paylaşabildiği yegane şey, öbür dünyadaki servettir. Bilinmeyeni paylaşmak hep kolay gelmiştir.”sa

Elvan E Bilgiye ulaşmak hiç bir dönem bu kadar kolay olmamıştı,bilgiyi özümsemek hiç bir dönem bu kadar zor olmamıştı…..
Sibel Atasoy Doğrudur. Sebeplerden biri muhtemelen eskiden bilginin özümsenmesi metodundan başkası bilinmiyordu ))))Şimdi sahtelik dünyayı çepeçevre sardı ve özümsenme denen işlem tüm bu sahteliğin ortasında gözlerden ırak minik bi adacık gibi kaldı!
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Şu anda dünyada olan güç savaşı muhtemelen bilinçsizce de olsa hangi lisanın galip geleceği üzerine yapılıyor. Görünen o ki bu savaşta finale kalan arapça ve ingilizce oldu. Türkçe zaten osmanlılar tarafından yarışmadan çekilmişti. Fakat buna mağlup denebilir mi? hiç sanmıyorum. Çünkü osmanlılar, arapça ve farsçayı üzerine fransız sosu dökerek bi anadolu lisanı haline getirdiler. Evet biz bilgiye erişme yarışmasında elendik amaöz itibariyle zenginleşmiş de olabiliriz. Tabi tamamen yanılıyor da olabilirim 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Tamamen katılıyorum bu fikre…Osmanlı Devleti sayesinde oluşan dil “imparatorluk” diliydi..Zenginlikti..Cumhuriyet Türkçesiyle daha da zenginleşti..Moğolca kelimelerle daha evrensel oldu.;-)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Moğolca kelimeler? Nedir onlar? Nasıl oldu bu ekleme?
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü imparatorluk dili de olsa sonuçta osmanlıca yarışa katılamadı, elendi. Artık kazananın ingilizce veya arapça olması bizim için hiç fark etmiyor bence )
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Moğolca kelimeler çok eski tarihlerden bu yana Türk dilinde kullanılmaktadır…Dil aile yakınlığı ve coğrafya birliği bu etkilenmeye neden sanki…Bal,Çağ,Ordu gibi sözcükler bunlara örnektir..Çoğaltılabilir..Cumhuriyet döneminde ise M.Kemal’in “Güneş-Dil” teorisi doğrultusunda Öz Türkçecilik ile birlikte Türkçe’de bulunmayan ekler de Moğol dilinden alındı..Bunlara örnek ise “tay” ekidir…Yargıtay,Danıştay,Sayıştay gibi..”Güneş-Dil” teoreminden daha sonra yine M.Kemal döneminde vazgeçildi hatırladığım kadarıyla..Ama “tay”lar kaldı..:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Moğolcadan geldiğini bilmiyordum. TC döneminde ingilizce sözcüklerde epeyce geldi sanırım, aslında bilim ve kapitalizmin dilinin ingilizce oluşu da bunu hızlandırmış olabilir.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Sonraki zamanlarda İngilizce Bilim ve Teknoloji dili ,İtalyanca ve Fransızca ise Hukuk dili olarak Türkçede yoğunluk kazandı elbette..İlerleyen zamanlarda ise Turizm sayesinde Rusçadan kelimeler ile zenginleşeceğiz…:)))))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü ‎:) Dikte etmesin de ne olursa amenna

Neyle Besleniyorsunuz?

Koku almayan,tatlardan ve ANı hissetmekten nasibini almamış,yaptığı işi sevmeyen, her bir işlemde yepyeni bişeyi ortaya çıkaracağının sevincine ulaşmamış erkek aşçıların hakimiyetine son verelim.
Malzemenin bu kadar bol bu kadar güzel olduğu (hala) bir ülkede bu kişilerin yaptığı yemekler bi hakaret gibi geliyor bana.
Şöyle bir önerim var:
Gerçek aşçılar (kadın-erkek fark etmez), gidin bi restorana, kafeye, her gün iki saatinizi o mekana hediye edeceğinizi ve günün sürrprizin pişireceğinizi söyleyin. Bakalım nelerle karşılaşacaksınız?

  • Narsis Age kişisel bakıyorum bu olaya ve yemek yapma sorumluluğundan kurtulmak için bu işi erkek aşçılara bırakıyorum.Ama buna rağmen uyulanabilir bir kampanya hoş olur.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü yemek pişirmeyi sorumluluk olarak görüyorsan haklısın, insan sorumlulukları ona buna atmak ister, ağırlık taşımak istemez, normaldir.

    Sibel Atasoy Yedik, doyduk işte deyip geçemeyen tüketicilere sesleniyorum. Neyle besleniyorsanız ona benzediğinizi de hatırlatıyorum. Tabi her şeyin belli bir bilinci taşıyan enerji olduğuna zihnen değil yaşayarak varmış olanlara ulaşacağımı da biliyorum 🙂 Yeterince frekansa ulaşabilirsek “Konuk Şef Uygulamasının-KOŞU-” ANayasasının taslağını da yazmaya talibim. 🙂

    Turan Erdal Bunu “Neyle besleniyorsanız ona benzediğinizi de hatırlatıyorum” biraz acarmisin?

    Sibel Atasoy bu sorunun cevabını bulmak için cümlenin ikinci bölümüne bakmak lazım:”Tabi her şeyin belli bir bilinci taşıyan enerji olduğuna”, sence bu nedir?
  • Erdal Yedigimiz seylerin bizi etkiledigini tahmin edebiliyorum ama yediklerime de o kadar dikkat etmiyorum. Vücudum istegi yönünde hareket ediyorum.

    Sibel Atasoy cevap bu mu? :))) Bu arada beslenme yemekten ibaret bi işlem de değil.

    Turan Erdal Ne demisler, saglikli vücutta saglikta kafa olurmus :-)))) Bir de zihnin iyi beslenmesi gerekiyor. Bu konuda elimden geldigi seyi yapiyorum…
  • Sibel A: İnsanlar diğer besinleri -hava dahil- almadan belirli süreler yaşayabildikleri halde izlenimsiz kaldıklarında anında ölüyorlarmış. Bu da bize izlenimlerin ve onların içeeriğinin beslenmemiz içinde paha biçilmez bir payı olduğunu düşündürüyor.

Yazı ve fayda

Yazılı eserlerden faide temin etmek, bir çuval keçiboynuzunu bi damla şeker için kemirmeye benzer. sa

Ben çok kemirdim de ordan biliyorum.

Öğrenme yöntemi tüm zamanlarda değişmedi bence; konunun uzmanını bulacaksın ve o bu işi nasıl yapıyor onu dikkatlice izleyeceksin, sonra denemeye cesaret edeceksin. Denerken kendi özgün yöntemlerini işe kattığını göreceksin.
Yazılı şeyler büyük oranda hatırlatmak içindir, bi şeyin özünü aktaramazlar. Tabi aynı zamanda eğlenmek içindir yazılı şeyler, hatırlarken zevk almak için. Onu da gücendirmeyelim bayram bayram.

Gerçek öğrenme yukarıda tarif etmeye çalıştığım YOL’un deneme safhasında, işe kendi özgünlüğünü katmakla gelişir fakat hele de başkasına öğretme aşamasına geçtiğinde yerleşir. Öğretme edimi öğrenmenin pişirilmesidir bence.

Murat Uhrayoğlu Evet bu doğru. Zaten bir şey denemeden tam öğrenme olmuyor genelde. Ama denemenin de iki boyutu olduğu gözden kaçmamalı: Birincisi: doğayı gözlemlemekle ipuçları elde etmek, yani deneysel pratik yapmak; İkincisi ise: bu gözlemlerden elde edilen çıkarımlarla (kendi özgün düşüncemizi de katarak) yeni sonuçlara ulaşmak ve bunları uygun formlarda kağıda dökerek özgün bir fikir ortaya çıkarmak ki, bu sürece de teorik kısım, yazınsal eylem kısmı denir..Sibel Atasoy Bravo çok güzel ifade ettiniz. Bir sonraki aşamayı da ihmal etmeyin ama; öğretme safhası çünkü pişme ancak öyle tamamlanır.

Murat Uhrayoğlu ‎:) tabi elde edilen bu deneyimleri yani teorik ve deneysel çıkarımları evrensel bir düzeyde bir sonraki kuşaklara bırakma eylemine ki- aslında her insanın günlük eylemlerinin uzun vadeli sonuçları bu istyence ulaşma arzusudur- bir sonraki aşamada bu teorik ve pratik birikiminm aktarılması işlemine geçilir ve böylece bilgi mirası insanlığın ortak paydasına sunulur, ki bu aslında öğrenme sürecinin en önemli ve etki bırakan sonucudur..
Sibel Atasoy Örneğin Sokrat, yurdundan kovulduğunda baldıran otunu içmek yerine YENİ şeyler öğrenmeye başlamalıydı belki 🙂 Onu yargılamak için söylemiyorum, çok severim, çok ağladım O ölümü beklerken odanın içinde gezinirken. En azından 2500 yıl sonra başka seçeneklerin varlığına aymış olmamız güzel.
Murat Uhrayoğlu Şu halde, her iki durumda da yani hem deneyim boyutunda ve hem de teorik boyutta veya 3. aşamada olsun en önemli kısmın yazınsal boyut olduğu sonucu çıkıyor ki, işte bu da bizi en öenmli eylemsel sonuca götürüyor: Yani her halükarda tüm sürecin en önemli sonucu şu: OKUMAK..
Sibel Atasoy yazı sadece hatırlatmak ve iyi vakit geçirtmeye yarar, tabii uygun biçimde kullanılırsa. Aksi takdirde, yazı, öğrenmenin en büyük engeli haline gelir ki bu konu anadolu aşıklarınca dile getirilmiştir. Tabi bu topraklar, yazının ilk bulunduğu yerler olduğundan olgunlaşma da dünyanın hemen her yerine oranla daha ileride olmuştur. Yani Yunus Emre, Nesimi gibi bi çok aşık, yazının özü aktaramadığını ve insanlara FAK olduğunu söylemişlerdir. https://blog.sonsuz.us/?p=3686
  • Murat Uhrayoğlu burada yunus moder kozmolijini bir ilkesini yani DUALİTEYİ 800 yıl önce dediğiniz yöntemle çözmüş ve bassitçe ifade etmiş olduğu görülüyor, ama ben bu kısa ifadelerin altında büyük bir okuma ve deneyim birikimi olduğunu düşünüyorum yine de..Tabi burada fakı’dan kasıt kendini bilgin ve softa zanneden ve ahlaktan yoksun hoca veya allame kesimini taşladığını düşünebiliriz yunus:’un ama arif entellektüel bir okuma eylemi bunun dışıda tabi..:)

    Sibel Atasoy galiba bu konuda farklı düşünüyoruz, olsun seçenekler artsın 🙂 Ben okumanın hatırlamaya yaradığını, bilmeyene bir çuval keçiboynuzu kemirtmekten başka bi işe yaramadığını savunuyorum. Tabi bu saptamam, öykü,roman, şiir gibi yazılı deneyim aktarımlarını kastetmiyor. Çünkü öykü masal,şarkı, şiir; ister sözlü isterse yazılı olsun sembol lisanı ile etki gücüne sahip en eski öğretme biçimleridir. Güçleri örtük lisandan gelir.
  • Murat Uhrayoğlu ‎:) sonuçta aynı eylem değil mi? ister öykü roman veya bir şiirde geniş manaları görebiliyorsunu. Örneğin ben küçük bir dizede anlatılan bir manayı bir kitap boyunca ele alırım bir başkası ise iki cümlede ifade eder. Fakat sonuç aynı, yani özü bulmak için deneyimlemek. Aslında dediğiniz gibi amaç ta yine o çuvalın içindeki birkaç damla özütü çıkarma ile sonlanır ama bunu elde etmek için örneğin bir sarraf gibi toprağı eleyip o altını içinden çıkarmaya benzer bir şekilde çaşlışmak gerekiyor, bunu okumadan nasıl yapabiliriz ki?..

    Sibel Atasoy tekrara girmek istemiyorum. 🙂 ne dediklerimiz yukarıda baştan aşağı okununca gayet açık

    Murat Uhrayoğlu Fakat şu da var okuyanın tabi konuya hakim veya ilgili olması lazım öğrenme eylemi için, yoksa yarım bir öğrenme olur ki, bu tehlikelidir, örneğin hiç fizikten anlamayan bir adama izafiyet teorisini öğretmek gibi bir şey olur. Konfüçyus’un bir sözü burada önem kazanır: “..Düşünmeden öğrenmek faydasız; Öğrenmeden düşünmek tehlikelidir..” (konfüçyus)

Neden 23 Nisan?

TBMM’nin açılışıyla ilgili coşku neden çocuklara ithaf edilmiş?
Her şey YENİ doğunca çocukluk dönemini geçirir diye mi?
Çocukluk özelliklerinin TBMM’ne sirayet etmesi için mi?
Demokratik bir yönetimin, çocuklara sirayet etmesi için mi?
veya başka hangi nedenlerle?

Ley Sabah Hepsi olası, bence de çocukları değerli olarak algılama algılatma fikri.

**

Günde farkında olmadığımız binlerce karar veriyoruz. Hatırladıklarımız ise bize bir şekilde duygu yaşatanlardır; kararımıza ya bir coşku ya bir çaresizlik vb. eşlik etmiştir.
Çocuktan beri ilgimi çeken bir söylemi vardır insanların: “Başka seçeneğim yoktu!” derler. Bu bazen pişmanlığı, bazen sorumluluktan kaçınmayı ve nadir olarak alçakgönüllülüğü gösterirdi.
“Ya o ya da bu”, hatta “sadece bu” deme alışkanlığından kurtulacağımız günlere kavuşmak dileği ile happy 23 Nisan.
Her zaman başka seçenekler vardır.

Kendimize yetiştiğimizde (yetişkin olduğumuzda), sanırım bize de bi bayram hediye edilecektir. Çünkü bu bayramı bize hediye edebilecek yönetimleri seçebilmiş olacağız. Şimdilik çocuk ve gençler olarak bayramlaşmaya devam 🙂

Diktatörlük

Diktatörlük cinslerinin denenmeyeni kaldı mı bilmiyorum, sermaye diktatörleri,işçi sınıfı diktatörleri, din adına diktatörler, askeri diktatörler, kendi adlarına diktatörler… Dikte eden olmanın neresi zevkli anlamış değilim.

Selim B: hak veriyorum,fakat bazen toplum bir yalana inandırılmıştır ve o yalanın;yalan olduğunu topluma göstermek için şuursuzca inanıp o yalana hizmet edenlerin cebren susturulması gereklidir.Bu yönden bazen dikdatörlük uygulanması zorunlu ıslah durumudur.
buna terör sorununu şahit gösterebiliriz,osmanlıda isyanlar halkın önünde bastırılırken hukuk devletlerinin en büyük sorunudur terör…
herkes gibi insan yerine koyulur ve nice insan onlar yüzünden zarar görür.
Bazen sert bir tavırda ya da daha sert yönetimlerde saadet olacağı kanısındayım.

Sibel Atasoy Hayatta KAZA faktörü vardır. Ancak kaza önceden belirlenemez, tanımlanamaz, haklı bulunamaz.. Hatta bununla da kalınmaz, hata beklenmeyen ve istenmeyen arizi bir durumdur. İnsanlar kazadan kaçınmak için tüm güçlerini ve yeteneklerini ortaya koyarlar. Tabi tüm bu çabalara rağmen evrimin işlemesini sağlayan kaza bilinmeyen bir şekilde ortaya çıkabilir. Bana göre diktatörlük ancak kaza ile ilişkilendirilebilir.

  • Aşkın V Diktatör, kazayı yaratma erkine sahip olmayı diler…:)

    Sibel Atasoy Ha evet bi de bu var tabi 🙂 Üstelik her zaman teammüden olması da gerekli değil, belki çoğu kez bilinçsizce yapar bunu

    Aşkın V Diktatör,İslam İnancına göre Allah olarak adlandırılanın,yoktur dediği Tanrı’nın, Put halinden İnsan bedenine dönüşmüş (tersi de geçerli) halidir…

    Sibel Atasoy Diktatörlük, insanlık ayıbıdır, yaşamın yani binbir çabayla inşa edilebilen sürdürebilir rüyanın çıbanıdır. Diktatörlükler, kraldan çok kralcılar tarafından ayakta tutulurlar; çünkü tek başına diktatörün asla böylesi bi erki yoktur. Onun diğerlerinden farkı, işler sarpa sardığında sorumluluğu tek başına üstlenmek konusundaki narsisistik özelliğidir.
  • Aşkın V Öyledir…:) Ben hep daha çok “firavun” hali diye bakıyorum..Sadece sıfat farklı..TANRI….Eski Yunan Mitlerinden bu yana böyle..Onlar belki tarih öncesi insan formunun farklılığı da olabilir..Bunu bilmiyorum.Bildiğim ateş olmayan yerden du…Devamını Gör

    Sibel Atasoy çok güzel açıkladın
  • Selim B:firavunlaşanlar konusunda haklısınız,her türlü gücü ölümlü bedenlerinden halka sanki kendisindeymiş gibi nara atar.

    Lakin Sultan Şahlar yani hem Allah Dostu hemde halkına hizmet etmek isteyen bir halde olamazlar mı?Aslında her yönetim dikdatör olarak adlandırılabilir Evet bizi temsil ediyorlar ama seçildikten sonra teslim alıyorlar yasama ile yön veriyorlar kaldı ki çoğunluk demokrasisi ise gümnümüz dünyasının en büyük yalanı olarak görüyorum. 11 kişilik bir köyde 7 tane temsilci seçilecekse bu adil değildir ve hepsi aynı görüşte olup 4 ünü kınayıp kendine doğru çekmeye kalkışacaksa bu da sistemsiz dikdatörlüktür…yani birinde canavarın ismi var herkes onu haksız bulurken diğerinde toplumsal bir fanatiklik var yani tüm toplumun suçu olur bu da herkes doğru diyorsa doğrudur yaklaşımı ile unutulur…bunu rahat haline getirir…

    baya konuştum affedin amma şahsi fikrim,Devleti Aliye padişahlar tarafından yönetilmiş ama raportörler ile halk sürekli anket gibi elde tutulmuş,yani yönetim halkına zulmetmeden yönetmiş diyebiliriz…
    bence parlementer sistemlerde dahil olmak üzere dikdatörlük dünyanın boyun eğdiği bir sistem.
    ola ki padişah iyilerden olsun yoksa adolfu kim sever ya da stalini..

    Aşkın V: Allah dostu kavramı çok geniş bir kavram..Burada konuyu çok farklılaştırır ve uzatır gibi..:)

    Sadece “sevmek” konusunda yazmak istedim…Bir insanı,bir ideolojiyi sevmek sadece konjoktür’dür…O zamanda yaşasaydık belki biz de sevebilirdik..Alman olsaydım,toprakları 1.dünya savaşında işgal edilmiş,sanayisine ve ordusuna el konulmuş bir ülke vatandaşı olarak Hitler’i onaylardım..
    Ama konu bu değil…Diktatör sevgi ve sevilme derdinde değildir..O zaten kendisini herşeyin olduğu gibi sevginin de merkezinde gören bir megalomandır…Sadece tebasının ona kayıtsız şartsız iman etmesini diler…Bu haliyle de sadece olmak istediği TANRI’dır…
    Selim B:  nefislerin putlaşmasından,putlaşan nefislere tabi olmaktan Alemlerin Rabbi Olan Allah’a sığınırız,şirk koşmayı ısrarla redetmesi bundan sebeb olabilir Kuranda çok teşekkürler…

    Sibel Atasoy Tarihe bakarak hangi diktatör daha zalimdi oyunu oynayabiliriz tabi. Ve bu durumda Selim bey’in görüşü doğrultusunda daha az zalim diktatörler için dua etmekten başka yapacak şey yok 🙂 Zamanı gelmeyen kişiye başka çareler ortaya çıkmıyor.
  • Selim B: evet duanın boşa gideni yoktur,sevgiyle 🙂
  • Sibel Atasoy Eylemleriniz ile keskinleştirmediğiniz duanın işe yaradığını görmedim ben. Dünyanın nerdeyse tamamına yakını tek tanrılı dinlere inanıyor ve dua ediyor zaten. Ve diktatörler hala var.
  • Aşkın V
    Hayır ve Şer Allah’tandır..Diktatör de,kötülüğü de var olacaktır…Dua eğer akıl ile birleşmiyorsa,yani insan akil olamıyorsa sonucun (duaya dair) gerçekleşmesi beklenemez.Mevlananın dediği gibi “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sadece biçimsel algılanmamalı..Bu inanç düzeyinde de böyledir..Dua bir inançtır ve daha da ileri gidersek yaşam biçimidir..Bir bütün içerisinden alınacak bir parça,bütünün özelliklerini kapsasa da (fizik boyutta) onun hayata geçirecekleri bakımından yeterli değildir.Diktatörler ona inananlar var oldukça,yeryüzünde hep var olacaklar..Sistem adları cumhuriyet de olsa,demokrasi de olsa…İnsanlar bir gün TANRI olmayı seçmekten vazgeçip,Kur’an-da bahsedilen ALLAH inancını içselleştirebilirse (genelde algılanan değil) bu mümkün olacaktır.;-)
  • Hülya E sohbetinize bu noktadan katılmak isterim diktatörler gökten zembille düşmüyorlar sanırım. onları ortaya çıkaran da biziz değil mi!sonrada duaya mı çıkıyoruz bizi kurtar Allahım diyerek…pek anlayamadım da

    Aşkın V Çok güzel bir yorum,teşekkür ediyorum…:-) Tapınacak Tanrı ararsanız,o size gelir..Gitmesi için dua’mızı değiştirmemiz gerekiyor…Bu diktatörün gitmesini istemeye dair bir dua olamaz…Dua negatif olamaz..Diktatör istememek,ona ihtiyaç hissetmemek ve kendimizin yeterli olduğuna inanmak olmalı duamız…Sevgiyle..

    Hülya şöyle mi anlamalıyım; önce tapınacak Tanrı arıyoruz(diktatör)çünkü böyle bir varlığa ihtiyacımız var ama sonradan hoşumuza gitmiyor bu durum , bu defa “artık sana ihtiyacım yok, kendim başarabilirim”mi diyeceğiz! O zaman merakımı mazur görün, neden en başında çağırıyoruz diktatörleri? geri göndermek, çağırmaktan daha zor aslında

    Aşkın V Çağırma nedenimiz var olana soruna olan yaklaşım tarzımız..Birey veya toplum olarak bilinçli biçimde var edilmiş sorunların üstesinden gelinemeyeceğine dair inanç..Bunu başaracak şüphesiz ki bizden üstün olmalı.Bir söz vardır bilirsiniz…”Şeyh uçmaz,mürit uçurur” derler…..:) Aynen öyledir…O herhangi biri olabilirdi.Ama toplum ona bu inancı verir..O ise bu enerji dalgasıyla başarır..Buraya kadar sorun yoktur…İş başarılmış ve herkes mutludur..Sorun diğer konularda da bu seçkin varlığa (!) iman etmesiyle başlar…Kurtarıcı kendinde “keramet” algılar ve toplumu,onun hilafına da olsa,kendi doğru bildiğine yönlendirmek ister.Çatışma burada başlar..Ve kurtulmak çağına erişilir..
  • Hülya E sanıyorum önce bir sorun gerekli diktatörü yaratmak için sonra ama bence içimizden herhangi birine “hadi gel seni başımıza geçirelim de bizi kurtar” demiyoruz, o noktada bizden farklı düşünen, bizim aşamadığımız soruna daha belki de cesur bakan birini fark ediyoruz,ona teslim oluyoruz-yani onun zaten kendi güçlü bir enerji dalgası olmalı-ki bizi kurtarsın, bir de bütün diktatörler başta egomuzu cilalar, bizim herşeyi başaracağımıza bizi inandırır, onun inancı bizi silkeler ve toparlatır,biz onu değil. bizde o inanç olsa zaten diktatör olmayacaktı ki…

    Aşkın V Aynı şeyi söylediğimizi düşünüyorum….”bizde o inanç olsa zaten diktatör olmayacaktı ki…” Öyledir…Ben de tam böyle yazmıştım…:)

    Sibel Atasoy peki bi soru da ben sorayım; madem bizde inanç yok o halde neden her lafımızın içine dahil oluyor? Eksikliğini anlayanlar anlasın diye mi? yoksa başka bi sebebi var mı?

    Hülya E teşekkür ederim..tatışmak güzeldi ve gerekliydi , çünkü bireyler ve toplum hala kendi diktatörlerini yaratmaya devam ediyor , formları değişse bile..