Kergek Buldi

“Lamalar yalnızca ölümle ilgili şeylerden söz ederken, şamanlar yaşamla ilgili şeylerden söz eder.” (adı bilinmeyen bi Moğol)

Altay kabilelerinde “öldü” anlamına şu deyim kullanılırdı: kergek buldi!
Yani “gerekenle buluştu”

“Ölmek eşittir uyumak” Tatar deyişi

Altay dillerinde KUT: Hayati güç, ruh.

Aynı zamanda kut; çadırın tepe açıklığından içeri düşen jelatinimsi bir madde!

Kut, bir insandan fiziken ölmeden önce de çıkıp gidebilirmiş. Zaten onun boşalttığı yere hastalık dolarmış.

Bundan sonra bi şeyleri kutlarken onun ruhlu olmasını dileyen atalarımızı hatırlayacağım galiba.

“Çarptığın kimseyi büyütmüyorsun… Birisine baskı yaptığın vakit, büyük tanrım, o büyüyemiyor.”  Kitab’ı Dede Korkut

İlginçtir Altay inanışlarında hastalığa ve ölüme yaklaşım çok farklı. Örneğiin birisi hastalandığında onun çadırının ya da evinin önüne bir işaret konuluyor ve ona bakacak bir kişi tayin ediliyor, bunun dışındaki herkesin hastayla ilişki kurması yasaklanmış. Aynı şekilde ölenin de hemen eşyaları evi yakılıyor ve onun isminin anılması yasaklanıyor.

Şimdi bunun o kültürde hastalıktan ve ölümden korkulduğu nefret edildiğine yormak isteyen sosyolog antropologlar var. Fakat tersine düşünenler de var. Ölünün ismi o hayat boyunca kirlenmiş diye düşünüyorlar, kir=bilgi ve bunun temizlenmeye ihtiyacı var. Ayrıca ölenin bünyesinden ayrılan ruh/kut, adı anıldıkça ve düşünüldükçe gideceği her nereyse oraya gidemiyor ve yaşayanların çevresinde mahkum kalıyormuş! Bu durum halen yaşayanların şimdi ve hayata bağlılıklarının bir kanıtı olarak da görülebilir.

Oysa tek tanrılı dinlerden itibaren bu durum tam tersine dönmüş görünüyor. İnsanlar adeta ölüme  sarılıyorlar.  Böylece ne ölülere ne de kendilerine rahat vermiyorlar. Eksiklik ve değer kaybı, sürekli af dileme, acizlik ve yetersizlik duygularıyla boğuşmaktan asevince ve eyleme yer kalmıyor. Çünkü enerjilerinin büyük bölümünü kendi arzularıyla ölülere tahsis etmişler.
Animistik dönemin bana göre nerdeyse en iyi özelliği, hayata ve şimdiye verdikleri değer. Bildikleri ve bilmedikleri arasına kesin bir çizgi koymaktalar. şu anda insanlığın yapmakta olduğu gibi bilinmeyeni bildiklerini var saymıyorlar.

**

Düzen ve temizlik uğruna insanlığın gösterdiği bu  sonsuz çaba göz yaşartıcı. sa

Amerikalılar aileye neden taktı?

Kan Bağı; aileden milliyete uzanan hazin bir öykü.

Amerika’da neler oluyor? Neden sözleşmiş gibi en dolgun içerikli film ve dizi filmlerde bile müthiş bir aile propagandası var.

Sadece herhangi bir örnek olarak geçen gün yayınlanan Demages’ın bir bölümünden bahsedeceğim.

Multi zengin bir ailenin babası bir şükran günü kutlamasının ardından tüm faaliyet ve kazancının hile ve kandırma olduğunu ve artık bunu sürdüremeyeceği bir noktaya geldiğini ailesine açıklar.

Yaptığı iş, hepimizin Saadet zinciri olarak bildiği piramit modelinin kusma noktasında açığa çıktığı sistemdir.

Kısaca ne olduğunu hatırlatayım:

Saadet zinciri, Doksanlı yıllarda ortaya çıkmış bir para kazanma sistemi olan piramit sistemin halk arasındaki ismidir. İngilizce ismi pyramid schemedir.

Klasik çok katlı pazarlama (multi level marketing) sisteminin devşirilmiş bir modeli olarak da adlandırılabilir. Ağ pazarlama veya MLM’nin aksine ortada bir ürün veya hizmet bulunmamaktır. Tamamen para ile para kazanma metodu üzerine kurulmuştur.

Herneyse, dizide nereden zengin olduklarını hiç bilmeyen tüm aile üyeleri, babanın bu açıklamasıyla şok olurlar. O güne kadar işlerle ilgisi olmayan evli, çoluk çocuklu ve çok dürüst olarak bilinnen OĞUL, bu itirafı duyar duymaz, şükran gününün ertesi sabah durumu savcılığa iletir. Böylece hile ortaya çıkar ve baba tutuklanır.

Babanın bir kenara para saklamış olduğu üzerine oturtulan senaryo gereği, avukatlar aldatılan ve batan sade vatandaş ve şirketler birbirine girer. Bu aşamada, babasını gözünü kırpmadan adalete teslim eden OĞUL, parayla ilgilenmediğini, kendinin suçsuz olduğunun toplum önünde ifade edilmesinden başka beklentisi olmadığını söylemektedir.

Ailenin tüm varlıklarına el konulur, öyle ki oturdukları evlerden bile atılırlar.

OĞUL’un karısı evden atılınca,  çocuğunu yanına alıp ailesine geri döneceğini ve artık karalanan bu isimle yaşamanın imkansız olduğunu kocasına birkaç damla gözyaşı refakatinde açıklar. Ve çekip gider!

İşte söylemek istediğim şeye tam da bu noktada geliyoruz.

O ana kadar namuslu vatandaş rolünü tam bir başarıyla oynamış olan OĞUL, terkedilişle birlikte şok yaşar ve aile avukatına çare sorar. Avukat ona tarihi bir soru yöneltir:

“Senin için önemli olan ne? Aile mi dürüstlüğün mü?”

OĞUL hiç düşünmeden aile der! Ve böylece babasının kendileri için saklamış olduğu paranın peşine düşer! Senaristler, ailenin her şeyden daha önemli olduğunu bir kez daha gözümüze sokmuş olurlar. Artık bundan sonra dizide gelişen her olayda OĞUL’u haklı bulacağımız, ona kızamayacağımız müthiş bi koz vermişlerdir bize.

Bu durum şu an Amerika yapımı her film ve dizide işlenmekte. Peki neden? Ne oldu da bunlar birdenbire aileye taktılar?

Aklıma ilk gelen şu: Aile kavramının tüm değerlerden üste oturtulması, toplumu, biz bilincinin ya hiç kurulmadığı ya da iflas ettiğinin göstergesidir. İnsanlar, Topluluk tarafından korunamayacağı, kaderine terk edildiği bilinciyle daha küçük destek birimlerine yönlendiriliyorlar! Tıpkı geri kalmış ülkelerde olduğu gibi.

Bence bu gidişat Amerikan rüyasının iflasının resmen tescili olabilir.

Burada ayrıca gördüğümüz bir husus da, OĞUL’un kendinden önceki jenerasyona aile olarak bakmadığı, onların sorumluluğunu almadığını bize gösteriyor. Babasını hiç düşünmeden adalete teslim etmişti ama kendi oğlu ve karısı söz konusu olduğunda birden hatırladı ki, kendi anlamsız varlığını geleceğe birileri taşımalı! Bu uğurda dürüstlüğün, sorumlu vatandaşlığın adı bile anılmaz.

Şahaneyiz

Taksim’in gürültülü coşkusunu unutmuştum bir süredir, hatırlamak iyi geldi ama daha iyisi arkadaşlarımızı görmek oldu. Ayrıca Ley Sabah frekansımızın Tuva’daki resim sergisine doyum olmadı.
Hava zaten bahar, üzerine dolunay, bende de hoş bi dalgınlık vardı, hala var. Sonsuza kadar idare edecekmiş gibi görünen bi dinginlik, rüya hali.

Böyle içimden dışımdan sessiz bir masal fışkırmakta, gerçekten muhteşem bi gece bu.

Emir demiri kesiyor mu?

Emir demiri kesiyor mu?
Örneğin babam, anneme fareden korkmayı yasaklamıştı! Çocuk halimde bunu anlayabilmem pek mümkün değildi ancak gerekçesini hatırlayabiliyorum: “çocuklarının fareden korkmasını engellemek istiyordu”
Ben bu etkilenme yaşını geçmiştim herhalde (+6) fakat kardeşlerime yararı dokunmuş olabilir.
Neden kuştan korkulmuyor da fareden korkuluyor?
Çünkü kuş evin içine yanlışlıkla girse bile çıkmak isteyen bir hayvan oysa fare evin içinde kalmak istiyor.
Bu meseleyi çözmek istiyorum.

Örneğin kobay olarak neden kuş değil fare kullanılıyor?

  • Bülent S belki de kuş un beynimizdeki kodu veya çağrışımı hoşumuza gidiyor,fare için de tam tersi…şimdi hedef ikisini aynı ölçüde birbirinden farksız görebilecek bir bilinç düzeyi mi?

    Sibel Atasoy ‎”kuş beyinli!” derler halk ağzında velakin biz yine de ona özeniriz sanırım kanatlarından dolayı.

    Rüya Güya Farenin genetik yapısının, insanınkine yakın olduğunu duymuştum.

    Hanife A biz, bizden önceki atalarımızın (soy ağacımızdaki ) genetik mirasının tümüne sahipsek, yani soy ağacının tamamıysak önermesinden yola çıkarsak şöyle diyebiliriz..fare kemirgen bi yaratık ve muhtemelen çok eski çağlarda barınma açısından çok korunaklı yaşayamayan insanlara bu anlamda bir rahatsızlık ve korku vermiş olabilir..bu da doğal olarak günümüz de bize benzer duygular yaşatıyor.( bu arada çözmen gereken meselenin fare mi yoksa emir demir mi olduğunu anlayamadığımdan fareden girdim ben olaya:)) genetik yapıları insanla ileri düzeyde benzermiş de ondan.wikipedi

    Sibel Atasoy Her ikisi de 🙂 Ancak fare&kuş konusuna öncelik verelim. Açıklaman gayet tatminkar fakat biz zırh gibi evler yapmışız bunlar hala içeri giriyor! Farelerin kişilik elde etmekle ilgili bir vizyon ya da beklentileri mi var acaba diye sallıyorum şu an
  • Hanife Altuntas insanlara bu kadar genetik yakınlıkları varsa, bi kişilik elde etme konusunda vizyona girmiş olmaları beni şaşırtmaz doğrusu.
  • Hanife Altuntas mick mouse çizgi filmi geldi aklıma..kız arkadaşı, evi vs vardır ya..hatta başka fareli çizgi filmler..farelerin kişilik kazanma yolundaki gayretlerine sanırım insanların da katkıları olmuş gibi:)
  • Sibel Atasoy Hanife ilginç bi yere geldik! Acaba insan, bir üst basamaktan el alırken kendi yerine geçecek olanı fare olarak mı belirledi!!?
  • Rüya Güya Biz, bizim evimiz diyoruz ama, aynı zamanda ev olarak bellemiş olan farelerin, hamam böceklerinin, karıncaların… da evi. Biz onları öldürerek soykırım yapıyoruz.:()

    Elvan E Farenin tükürük enzimlerindeki bir madde anestezik olduğu için uyurken insana zarar verebilir.Eski ahşap evlerde kedi beslenmesi fareler yüzündenmiş..:)) Şimdi kedilere vefasızlık ediyoruz…

    Hanife Altuntas ya aslında şu anki halimiz pek farelerden farklı değil..yani onlarda sürekli bi barınak derdinde..sürekli çiftleşme ve çoğalma istekleri var..geniş gruplar halinde yaşıyorlar ve karınlarını doyurabilecekleri verimlilikte bölgeler seçiyorlar..söylediğin olasılık için , yani insan basamağı boşaldığında orayı dolduracak tür açısından neredeyse eksiksiz bir seçenekler bence..

    Hanife Altuntas bu arada, “fareler ve insanlar ” kitabındaki insan fare dostluğunu unutmayalım..geleceğin inşasında önemli bir vizyon filizi de bence o kitap içeriği

    Sibel Atasoy ben o kitabı unuttum herhalde çocukken okumuştu
  • Sibel Atasoy zaten tam burada bi yol ayrımına gelmiştim: sadece korkudeğil iğrenme duygusu beslediklerimize bakalım. iğrendiklerimiz fare ve belki hamam böceği! diğerlerinde böyle bi iz yok. Buna ne diyeceksiniz? İnsan psikolojisi geride bırakmaya çalıştığından korkmaz iğrenir! Başka örneklerle beslenmesi gereken bi hipotez tabi bu
  • Hanife Altuntas korkmak bi şekilde aynı mecralarda olmayı gerektiriyor sanırım..iğrenmek ise, tümüyle bünyeden dışarı atmanın en ideal yolu.
  • Rüya Güya Bunlar öğrenilmiş korkular ya da tiksintiler. Yani ailelerin yetiştirirken aşıladığı hisler. Bizim hamam böceğine yaklaşımımız tiksinti ve korku ile olurken, uzak doğu da çerez gibi yiyorlar.

    Sibel Atasoy o halde uzakdoğu insanı ya da afrikalı ile beyazların bi farkı olmalı. Ttam burada bi de kan guruplarına bakarsak belki bilmeceye bi ipucu sunar
  • Hanife Altuntas beyazlar teknolojiyle çok daha erken tanıştılar ve kendilerini doğadan çok fazla soyutladılar bence..bi afrikalı yada uzakdoğulu için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.beyaz insan çok uzun nesillerdir bu halde ve çocuklarını da bu şekilde yetiştirdi.
  • Turan Erdal O insanlarin farki besin secmede olmali. Eger bir toplum neyin yararli neyin zararli oldugunu belirliyorsa zararli olani herhangi bir sekilde yasaklar. Buna günah da denebilir, ya da tiksinti veya korku ile de ondan uzak durmayi ögretilebilir.
  • Sibel Atasoy e eski ırk afrikalı deniyor. 0 gurubu kan

    Hanife Altuntas ural dağlarında çin hindistan moğolistana kadar olan bölgede de B grubu.

    Rüya Güya Son yapılan araştırmalar, bebeğin daha anne karnındayken, annenin tüm korku ve kaygılarını almaya başladığı söyleniyor. Yani, doğduğumuzda korku ve kaygı virüsü kapmış olarak doğuyoruz.

    Sibel Atasoy Bir kanın RH negatif olarak nitelendirilebilmesi için alt guruplarının olmaması gerekirmiş! Alt gurup antijenleri? Ne demekse
  • En basit anlatımı şurda : http://www.saglik.im/antijen-2/ ilginç olan kelimenin yapısı değil mi? antijen antigen! Yani gen’i nötürleyen yoksa o kan gurubuna negatif mi deniyor?
  • Tuhaf bi şey geldi benim aklıma. Negatif kan gurupları, savaşı içerde yapamıyor (çünkü antikor oluşturamıyor) böylece dışarda yapmak zorunda kalıyor olabilir mi? Şimdibunun fare ile ilgisi ne diyenler olabilir. Kişiliğimize girişinden iğrendiğimiz şeyler diyelim onlara bi an için!
  • Hanife Altuntas bu tam bir akıl oyunu oldu şimdi:) herkes gibi ben de bi dondum kaldım..bu nasıl bi mekanizmadır ki diyorum, hem halef olacaksın, hem de bünyeye almayacaksın..istemeden isteme gibi bişi sanırsam
  • Sibel Atasoy yanlış anlamış da olabilirim. Zaten neden bu akıl yürütmeleri milyonlarca insanın bulunduğu bir ortamda sesli düşünüyorum ki! Kendilerimden alternatif fikirler bekliyorum. Bir an için negatif kan gurubu olan yakınlarınızı düşünün ve onların genel tutumlarına göz atın, bakalım neler bulacaksınız
  • Hanife Altuntas kendi kendine saldıran kendini düşman gören bir sistemi düşün.tıp hala buna bi çözüm bulabilmiş değil..tek yapabildikleri, bağışıklık sistemini baskılamak ki bu da dışardan gelen antijenlere karşı bu defa da antikor üretememe dış etmenler nedeniyle de hastalık oluşmasına neden olma gibi bi durum yaratıyor. şöyel bi fark olabilir sibel..dışarda yaparsan düşmanın düşmanındır..ama içerde olunca “sen de mi brütüs” durumu oluşabiliyor:)
  • Hanife Altuntas bu arada negatif kan grubu genel toplamın sadece %15 imiş. bu da enteresan
  • Sibel Atasoy o halde dünyanın%85 inin değişik düzeylerde hasta olmasına şaşmamak lazım! Bunlar savaşı içerde yapıyolar 🙂
  • Hanife Altuntas burada sistem kendi organlarını, dokularını bi yabancı gibi algılayıp onlara saldırıyor ve ölümüne mücadele ediyor. süpersin sibel:) aynen öyle ..insan kendi kalesine suruna ölümüne topla tüfekle saldırırsa olacağı bu..ben de pozitifim mesela..dışarda savaşmayı beceremediğimden, içerde amansız bi mücadeleye davet çıkarmışım..bak nasılda aydınlattı beni bu tartışma..:)
  • Hanife Altuntas ama tabi bir araştırma iyi olurdu..negatif kan gruplarında bu tarz bağışıklık sistemi hastalıklarının görülüp görülmediğine dair.
  • Sibel Atasoy evet, doktorlar lütfedip bizler gibi sıradan ölümlülerin ne düşündüklerine arada bakarlarsa 🙂
  • Hanife Altuntas ‎:) bakmıyorlar sibelciğim inan bunu artık kesinlikle söyleyebilirim:)
  • Sibel Atasoy savaşın büyüğü içte yapılıyor ancak bunu içle alakalı çalışanlar görüyor belki de

    Hanife Altuntas ‎”genetik miras” nerede başlıyor, tüm bu fiziksel iç savaşlarda ne kadar etkisi var, bu da önemli bence..belki de atalarımızın çözemediği bir düğüm bünyelerimizde bize her daim kendini hatırlatıyor.

    Sibel Atasoy Tekrar fare konusuna dönecek olursak (işin ucunu bırakmaya niyetim yok!), kedinin doğal fare düşmanı olmasına da bir bakalım derim
  • Hanife Altuntas ahhh konu benim en sevdiğim mevzuya geldi nihayet, kedilerrr:)

    Sibel Atasoy evet uzmanı konuşsun biz dinleyelim, yani bi kedi alıyosun fare derdinden toptan kurtuluyorsun. Peki bunun bedeli nedir?

    Hanife Altuntas kediler sezgileri güçlü varlıklar…belki de yukarda bahsi geçen, insan türünün basamakta ki yerini farelere bırakması konusunda bi öngörüleri oluştu..ve bundan tür olarak pek hazzetmiyorlar..bu açık değil tabii.onlar da bizim gibi alışkanlıklarından vazgeçmek istemiyor olabilirler.

    Hanife Altuntas kediye köle olmak:)

    Sibel Atasoy öyle misiniz
  • Hanife Altuntas tüm kedi sahipleri öyledir.kedilerle eşit ilişki kurmak çok zor..aslında ben çoğu zaman bunu bizden kedilerin talep etmediğini bizim gönüllü olarak köle olduğumuzu düşünüyorum.

    Sibel Atasoy kedileri sizler kadar tanımam mümkün olmadı. Bildiğim kadarıyla kedi aynı zamanda kuşun ve balığın da doğal düşmanıdır fakat karada yaşayan tür olduğundan gücü fareye yetiyor. Doğru mudur?
  • Hanife Altuntas kesinlikle, evet kanatları ya da yüzgeçleri olsa neler yapabilecekleri malum

    Sibel Atasoy kim kimle mücadele ediyor ve özellikle onu yiyorsa orada bi aynılık yok mudur?
  • Hanife Altuntas aydımmm:))) kediler farelerin müstakbel basamağına talip diyorsun..
  • Sibel Atasoy tersi bence (çünkü fare kedi yemiyor), kediler köpeklerin basamağına talip olabilir, fareler kedilerin. Fakat o kısmı bi an için unutmak istiyorum. Fare kendi düşmanını bir diğer düşmanı olan insana sevdirmeyi başardığı için gerçekten de dikkatimizi hak ediyor galiba
  • Sibel Atasoy misafir misafiri sevmezmiş ev sahibi hiç birini :))))

    Hanife Altuntas erkeklerin köpeklere daha yakın, kadınların da kedilere daha yakın durduğunu hepimiz biliyoruz. burdan bişi çıkabili
  • Turan Erdal ‎”kim kimle mücadele ediyor ve özellikle onu yiyorsa orada bi aynılık yok mudur?” Aslinda buna aynilik denilmez, buna “zayif özelliklerin ustalasmasi” denir. Cünkü fare kediye yenmemek icin “kacma özelligini” daha da iyilestirmek isteyecektir ve kedi de fareyi yakalamak icin daha iyi avci olmaya calisacaktir. Birinin sarf ettigi effort digerinin eforunu da peskistiriyor. Biri gelistikce digeri de gelisiyor.
  • Sibel Atasoy Evet ve insan bariz biçimde avcılık yönünü seçmiş görünüyor!
  • Sibel Atasoy Bu arada daha çok yakın zamanlara kadar kediden fare kadar korkan çok kadın vardı

    Hanife Altuntas hala var sibel..adını bile duyduklarında bi tuhaf oluyorla

    Sibel Atasoy Ha bi de kölelik durumunu söylemişsin ki bu bence sahiplik ile ilgilidir. Bi şeye sahip olursan otomatikman onun kontrolüne girersin. Biraz üstünde düşünelim, ya da tam tersine düşünmeyi keserek ara verelim. Ben yürüyüşe çıkıyorum.

Kıyas değeri ve sis

Değeri başkalarıyla kıyaslanarak yüklenen insan yavruları yetişkin olamıyor. Şükür ki artık kadınların bir kısmı bunu biliyor.

**

Günaydın frekanslar, dünü oldukça yarararlı bi sisin içinde geçirdim. İlginç bir gündü. Bakalım bugün uyanacak mıyım? Bahardan mı desek, yıldızlardan mı, ya da polenlerden mi?

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü sis demişsiniz ya aklıma geldi..uzun yolda, birdenbire hiçbirşey görmediğiniz bir sis bulutunun içine girdiniz mi hiç? benim bikaç kez başıma geldi. insan, tam korku olmayan tuhaf yabansı bi duyguyla doluyor. sanırım gündelik algı dünyamıza ait herşeyle iletişimin kesilmesiyle alakalı bişey bu.

    Aşkın Vezir Günaydınlar…:))) Yıldızlardandır…Onlar mevsimleri,mevsimler çiçekleri,çiçekler polenleri…Ve onlar da bizleri…;-)

    Sibel Atasoy Evet hem trafikte hem de rüyalarda o sisi deneyimledim. Gerçekten burnunu ucunu görememek insanı bunaltıyor hele de

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Birkaç gez girdim öyle sise aynen…

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bu arada,sisin içinden gelenkapsamlı anlayışlar oldu fakat ancak bi kaç kelimeyle kaydettiklerim dışında şu anda o halden eser yok! Sadece olduğuna dair bir anı var! Yoksa sis dediğim şey gerçekten de dalgaya binmek miydi

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kesinlikle evet..dalgaya binmek..dalgaya gelmekle karıştırmayın lütfen:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü hemen bi sonrasını görememek insanda garip bi duyguyu tetikliyor. çocukluğumda arkadaşlarımla oynadığım bir oyun vardı. zifiri karanlık bi bodrum katı bulur, kim oraya girecek, daha uzun kalacak bahsine tutuşurduk. çok girmişliğim vardır oraya. ellerimi gayriihtiyarı hep öne uzatır karanlığı yoklardım..eşsiz bir deneyim gibi geliyor bana bu hala..

    Sibel Atasoy Karanlık… İnsan oyunlarının tümüne ilham vermiştir. Tabi yeraltı da öyle 🙂 Ben kararnlıkta yürümeyi öğrenemedim çocuklukta o sebeple söylediğin gibi yoklaya yoklaya yol alıyorum. Oysa oğlum öğrenmiş, bi gün şöyle demişti “hiç sorun değil, dedem karanlıkta yürümeyi öğretti bana!” çok şaşırmıştım.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü yaşadığımız illüzyonu düşününce, aslında o bodrum katının karanlığından çok farklı değil gibi..biz gördüğümüzü sanıyoruz aslında yapay bir aydınlanmanın ışığında sağa sola çarpmadan başka bir şey değil halimiz. karanlıklardan korkuyor oluşumuz çok manidar. yüzümüzü az biraz ve hatta bazen çokca oralara çevirmeliyiz. ne hazineler bulacağız kimbilir..deneyimi eşsiz kılan da bu bence.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Üç yaşımda annecik beni bir vampir filmine götürdükten karanlık odalara girmekten çekindiren bir korku başlamıştı:)) Sonra üstüne gide gide yendik. Çok komikti; karanlık odanın kapısından bakmak, içeri girip hemen çıkmak, biraz durmak sonra kaçmak derken “amaan öcü möcü yok, varsa da beni sever:))” Biraz büyüyünce de arkadaşımı alıp en yakın sinemada oynayama başlayan vampir filmine gitmiştim korku sinemasıyla barışmak için. İşe yarıyor üstüne gitmek.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü sanırım benim şansın şuydu: biraz yürümeye koşmaya başlayınca, sabahtan akşama sokakta arkadaşlarımla vakit geçirdim. gerçek doğamızı karşılıklı sayısız oyunlarla özgürce dışarıya çıkartan dönemlerdi onlar. evde el bebek gül bebek büyüseydim ve annem bana dünyayı öğretmek için didinip dursaydı her şey bambaşka olurdu.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü konular o kadar grift ki arkadaşlar, sis bana “gölge” yi çağırdı, gölge karanlığı, karanlıktan da 0-6 yaş dünyayının tanımlanması çıktı. ben gene siste kalayım. insanların neredeyse tümünün karanlıktan korkuyor oluşu çok anlamlı.baştaki sis olayı da bi nevi karanlık aslında, görememe hali..yazarken bile komik geldi ve şunu diyesim var..ama biz zaten göremiyoruz kiiii:)

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Bahçeli evlerde ve doğada büyümek çok harika gerçekten. Öyle büyümüş olmak ve yavruyu da öyle büyütebilmekten çok mutluyum; zaten ürün de parıldıyor:))

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Evet çocukluğumuz bahçede, köyde anadolunun binbir yerinde geçti, bunun bütünlüğüme katkısını her daim hissederim. Tuvaletin beşyüz metre ilerde olduğu, mutfağın bahçeden geçildiği, farelerin cirit attığı yerler 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Ben sisin karanlık olmadığını düşünüyorum. O karanlık ve aydınlığın birarada deneyimlendiği bi hat gibi sanki. Daha yüksek bir algılama, iki gözünden farklı gözlerinin algıladığı bir alan. Belki bunu ikinci dikkat tanımlamasına benzetebiliriz.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü çok doğru..olağan farkındalığımızın kesintiye uğradığı bi hal yaşatıyor çünkü..

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü sis ve karanlık benzetmesi, ışık bahsi olmadan, sadece nesneleri görememe açısından yapıldı. bildik nesne algısı olmayınca bu kişiyi sol yan farkındalığına taşıyabiliyor elbette..meditasyon vb yapanların gözlerini kapatmasının da böyle bi anlamı var sanıyorum.