Kadınlar neyin peşindeler?

Kadınlar neyin peşindeler? Gerçekten?
Eski biçilmiş roller hızla siliniyor, sanki bi merci tarafından yutuluyor veeeee bu boşluğa ne doluyor? Bi fikriniz var mı?
Sanırım artık insanları iki cinse bölmek de zorlaşıyor. Böylece toptan ve en sade şekliyle sadece insan diyebileceğiz herhalde.
“Sadece insan”ların eski tarz ilişkiler kurup sürdürmesi beklenemeyeceğine göre, her bişeyi yeniden inşa etmek gerekecek. Daha doğrusu o kendiliğinden inşa oluyor da bizler; özellikle gözlemci konumunda olan yazarlar, şairler, ressamlar, kurgucular yeni oluşumun ilk ipuçlarını bilerek ya da bilmeyerek ele geçirmeye başlayanlar, onları izlemek lazım.
“Nereye gidiyoruz zaman erirken dondurma tadında” demiştim, hakikaten de öyle bi andayız galiba.

Daha geçenlerde ilişkiler konusundabi dizi yazı yazdım, tabi bunun için araştırdım ve gözlemledim. Belki şimdi oturup üzerinde biraz düşünmeliyim.
Aman canım düşünme yaşa işte diyenler de vardır (içimden bi ses diyor örneğin) velakin bir yönüm de izlemeye ve tahmin yapmaya bayılıyor işte, ne yapabilirim ki! 🙂

Zeynep A: günaydın..cama gelen kumrum 3 gündür yavuklusunu getiriyordu bu gün yerleşemeye karar verdiler.. :))) bence göz-le mek tahminlerden çook daha zevkli ve öğretici..çünkü içinde g-öz-lemek var,yani öz var…

Sibel A: günaydın. İzlemek-gözlemek aynı niyetle kullanılıyor. Bi de çıkarsamak var. Peki kumrular ile gözlemlediğin şey neydi?

Zeynep A:onu görüşünce anlatırım..hayvanlar kadar olamıyormuyuz detirtecek kadar muhteşemdi.. izlemek daha önce bir iz varda izleniyor hissi veriyor..gözlemek tamamen tarafsızlık hissi veriyor bana..

Sibel Atasoy Kelimeler herkesin içine bi aracı tarafından yerleştirilir ve kelimenin içeriği aracıdan muaf olamaz. Bu sebeple herkes aynı kelimeden başka şey anlar. Normaldir. Ben de gözlemek kelimesini çok severim ve hemen tüm eski yazılarımda detaylı olarak yer almıştır. Velakin bu keliime tek duyu organını göz’ü esas alan batı tarzı bi algıyı çağrıştırmaktayken, izlemek, bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm duyu organlarımızla iz sürmeyi çağrıştırıyor artık bana 🙂  Sana “Hayvanlar kadar olamıyor muyuz” hissini veren bir işlem oldu içinde, o işleme ne ismi verirsin?

Zeynep A: enteresan..izlemek bana daha önce kurugusu olan bir şeyi izlemek gibi film tyatro tv vs gibi geliyor onlarıda izlemeyei sevmediğimi bilirsin..kuşlar içinde içimden tanımlama isteği gelmiyor..

Sibel Atasoy hayvanlar gibi olamıyoruz diyerek, insanları tanımladın ama?

Zeynep A: sanki isim onu tanımlıycak ve büyü kaçacak gibi his..kesinlikle isimlendirme isteğim yok. ordaki tanımlama değil doğayla uyumları açısından onlar gibi değiliz..bir gözlem..

Sibel Atasoy Hangi açıdan onlar gibi değiliz?

Zeynep A: doğayla uyumlarının doğal sonucu bir birleriyle uyumlarıda muhteşem.. beşeri ilişkilerde onlar kadar olamıyoruz..Olamıyorduk

Sibel Atasoy Güzel bi tamamlama oldu, geçmiş zaman. Bravo 🙂 Yani kuşlar (doğal olan)ile insan (beşer olan) arasında bir kıyaslama yaptığını söyleyebilir miyiz?

Zeynep A: doğaya uyum açısından evet..

Sibel Atasoy Teşekkürler. Bu işleme kıyas yoluyla çıkarsama yapmak deniyor.

Zeynep A: sonra bu çıkarsamaya bakarak yakında zeyno antalya dağlarından ceyn gibi bağıracak dersek buda tahmin mi oluyor.. :)))) tahminler bana sıcak gelmemesi şu yüzden; sanki geleceği belirliyoruz ve gelecek geldiğinde gazı kaçmış gazoz gibi zaten biliyordum modunda coşkusuz yaşanıyor…

Sibel Atasoy ‎:) Tahminler,desteksiz atışlara benzemez. Onu kurgucular bile çok nadir yapar, her şey bi çıkarsamadır.

Zeynep A: sibel sabah sabah en romantik konuyu bile matamatik mantık problemine dönüştürmeyi nasıl beceriyorsun..bu sabah sana bir tutam duygu atasım geldi..puffffffffff… :)))))

Sibel Atasoy Hissettim 🙂 Sence benim açtığım konu romantik miydi? Biçok insan öyle bulmuyor olabilir hani.

Zeynep A: ilişkiler değilmi konu bana örümcek ağını andırıyor evlerin en sağlamı örümceğin evidir.. :)) sence romantik değil mi? bence çook romantik.kast ettiğim kadın erkek değil anne çocuk dost komşu fark etmez..ilişkideysek romantizim başlamış demektir..bir öykü yazıyoruz demektir..bir ağ örüyoruz demektir.. :)) bu yeterince romantik değiil mi?

Sibel Atasoy sen nasıl anlıyorsan öyledir, zaten itiraz etmedim. Yalnızca bi şeyin tek anlamı olmadığına, her insanın aynı şeyin başka yönüne çekilebileceğini hatırlatmak istedim.

Zeynep A: haklısın..akord olmak için arasıra kahvaltıda gözlükleri değiştirmek hayatı renklendiriyor..seninle kahvaltı etmeyi seviyorum.. muck.. :))

Heqi Tong insanları iki cinsten fazlasına ayırıyorlar artık…androjen kavramı bunun bir arayışı mıdır sizce Sibel Hanım?
Sibel Atasoy Androjeni hangi anlamda kullanıyorsunuz? İngilizcede anlamına: Erkeklik karakteri sağlayan (madde), testislerden veya adrenal korteksten salgılanan hormonlar” demişler
Heqi Tong Bu maddenin erkekte az ve kadında çok bulunduğu durumlardaki insanlara verilen ad şu sıra…Tabii dikkati, kişilerin kendi fiziki kimliklerini artık kadın yada erkek olarak değil androjen olarak sunmasına çekmek istiyordum.
Sibel A: Anlıyorum. Bu durumda siz de ikiden fazla çeşide dönüşen insanı onaylıyorsunuz. Peki bu çeşitlerin hepsini teker teker bulup isim koyup özneleştirecek miyiz? Yoksa madem çoğaldı hepsine insan deyip geçelim mi diyeceğiz?
Heqi Tong Bana kalırsa, binde bir olsa,biner biner bir olsa insan yine sadece insan…Fakat tabi ki egonun kendi kimlik arayışı da doğal döngünün bir parçası…sanırım her parçasına bu “puzzle”n bir kod veriyoruz (özneleştiriyoruz) ki bütün resmi oluşturabilelim…
Sibel Atasoy Evet şimdiye kadar öyle yapmıştık. Bu aynen böyle devam edeceğiz anlamına mı geliyor? Her insana bir “isim” vermiyor muyuz zaten doğduğunda? Bu durumda insan ile kişinin ismi arasında sınırsız sayıda basamak ve seçenek bırakmış oluyoruz. Bi de bunu ara bölmelere ayırıp klase etmek gerekecek mi? Ve gerekecekse ne işe yarayacak?
Sibel B: sibelcim adaşım bu yazıyı ben de okuyabilir miyim? bugünlerde ben de ilişkiler üzerine master yapıyorum da
Sibel Atasoy Adaşım ben onu altı bölüm halinde yayımlamıştım sitemde, ancak bugün birleştirip, düşünüp kaşınıp tek bi yazı haline getirebilir miyim diye bakacaktım 🙂 Kolay gelsin bu arada. İlişkiler çok öneml, BEN’den BİZ’e geçmenin çağlar üstü bir sıçraması bence. Yani dalga yönümüze de parçacık yönümüz kadar değer vermeye başlıyoruz galiba
Heqi Tong Hayır , fakat daha fazla parçayı daha hızlı bir şekilde özneleştiriyoruz…Tek özneden ibaret olduğunu kavramaya doğru giderek hızlanan bir süreç…An meselesidir bahsettiğiniz gidişatın değişmesi fakat belki insan demeyi de bırakırız bir yerde…ne dersiniz, oraya doğru gidiyor olabilir miyiz?
Sibel Atasoy Sevgili Heqi, ilginç bi noktaya parmak basıyorsunuz, umarım orada bi süre kalabilirsiniz 🙂 İnsan demeyi bırakmak uzunca süredir duyduğum en ilginç öneri oldu. Biraz geliştirebilir misiniz?
-devam ediyor-

Her şey çift F arasında (ingilizcede); fact and fiction

Metaforlar bazen fırlar!

Face’de Nietzche’nin şöyle bi şey dediği iddia ediliyor:
İnsan da ağaca benzer, ne kadar yükseğe ve ışığa çıkmak isterse, o kadar yaman kök salar yere, aşağılara, karanlıklara, derinliğe, kötülüğe…

Hangi kötülük? Nietzche amcam nerede söylemiş bunu? Eğer gerçekten söylediyse bi metafor ancak bu kadar ters kullanılabilir. O ağaç olmasaydı iyilik ve kötülüğü algılayacak bi canlı (en azından carbon bazlı,oksijene muhtaç) olmazdı buralarda. Yükseldi de güneşin feci yakıcılığından korudu, gözümüz kör olacaktı yoksa, derinlere kök saldı da taşkınlardan, sel felaketlerinden korudu bizi. Fena mı oldu yani (fena kelimesi hiçlik anlamına geliyor bu arada) Üstelik bunları iyilik için de yapmadı o ağaç, varlığı kendiliğinden buna sebep oldu.

Bütün hayatını iyilik ve kötülüğün ötesine geçmek, insan olmaktan kaçıp üst insan olmak için çabalama olan bi filozof bunu söylediyse ben de biraz ağlayacağım

**

“Sana mutlu olman için birçok fırsat sundum. Neden onları yakalayamadın?”
“Benim için sen yakalarsın zannettim”
“Yok yaaa?!”
“hem sen ben fark eder mi? Etmez diyolar her bi yerde”
“Etmez de ne demeye bana yaptıracaksın kendi işini!”
“Ben maç seyredecektim…”
“E iyi ya demek ki mutlu omanın trilyonkeretrilyon çeşidinden birini seçmişsin zaten, ne demeye gelip burda adil olunmadığından filan dem vuruyorsun.”
“E herkes diyo! Bu dünyada adalet yok”
“hadi be laf ebesi, bak yine mutlu oldun :))))”

**

AN’da sakinlik

An’da bişeyler olurken biz zihnimizin takılmış olduğu (ciddi ya da önemsiz, farketmez) başka bi yerde oluyoruz. Dünya bize herşeyi tastamam söylüyor ama ona odaklanacak kendimiz ortada yok.
Bir mekANa bütünümüzü getirip götürebiliyor muyuz?
Bu önemli bi sorudur.
Kendimi o mekANa tam olarak veremeyeceğim bir durum ortaya çıktığında hemen durumu çevremdekilere bildirip özür dilerim. Beni talep eden şeye (zihnendir çoğu kez, bi uyaran ollmuştur) gider halleder dönerim ve döndüğümü -yine kendimi tam kullANıma sunduğumu- beyan ederim.

Bunu neden yaparım diye düşününce, öncelikle kendime, birlikte olduğum insanlara ve bizatihi AN’a saygımdan olduğunu anlıyorum. Böyle bir disiplini sürdürmenin yararlarını da gördüm seneler içinde, bütünlüğüm siistematik biçimde birarada kalmaya alıştı.

  • Elvan E:

    Bu kayıtlardır ki sahte bir zamanı varmış gibi hissettiren.Varlığımızı bu sanal hatıralarla kendine ispatlıyor zihin..Üstelik o kayıtlarla karar alıyor, seçim yapıyor.Onlar olmasa idi Alzheimer hastaları gibi hep anda , ama bütünlükten ve varlık algısından kopuk yaşardık sanırım.Hz Mevlana herşey anda yeniden kurulur der..Neyin nereden geldiğini bulmak karmaşık bir yün yumağını çözmek kadar zahmetli..Bu yüzden herşeyin anda yeniden kurulduğunu bilmek ve kuantum felsefesi hoşuma gidiyor..Az gayretle yeni bir program yüklenebilme şansı..

    Sibel A:

    çok doğru Elvan hnm. Velakin önceden yapılmış sözleşmeleriniz hala baki oluyor, evren, hücreleriniz her bi şey birey iradesine öyle büyük sevgi ve saygı duymakta ki sizin çoktan unuttuğunuz binlerce onbinlerce kararınız ve sözleşmeleriniz yürürlükte kalmaya devam ediyor. AN şu an her şey yeniden yaratılır doğru,onu yeniileyecek olan kim? kendimiz ve kendimiz öncekini bozmadan yeni sözleşmeler yapamıyoruz. bunu bizim yerine tanrının tinin arkadaşın yaşam koçunun yapmasını beklersek bunun çıkmaz sokak olduğunu hissediyorum.
  • Elvan E:

    İlahi sistem doğru okunmayı bildiğinde bütün bilgiyi kapsıyor. Doğaya bakın; vücut ona sunduğumuz her gıdanın vitaminini, işe yarar kısmını alıyor,posasını atıyor.Yaşanmışlıklarda kurban rolünü bırakıp işe yarayanı alıp yolumuza devam etsek ;duyguların ,sözleşmelerin,kararlarının yaka paça çekiştirip bizi engellemesinden kurtulabiliriz .Kader denen şeyin yaşanmışlklarda sele kapılmış gibi ilerlemek olduğunu sanmıyorum.Tam tersine iyisini alıp posasını atarak yük hafifletmek ,hazmettiklerinden faydalanmak.Bu enerjiyle yürümek k ” her biriml kendi yükünü taşımaya muktedirdir” diyor kutsal kitaplar.Bu yollarda bizim yerimize arkadaşın,koçun işlevi öncelikle kendi kör noktamızı görebileceğimiz birer dikiz aynası olmaları.Ve gerçekten yolu şaşırdığımızda onlar vasıtasıyla duymamız gereken mesajları almamızdır.

    Sibel A: ‎”Yaşanmışlıklarda kurban rolünü bırakıp işe yarayanı alıp yolumuza devam etsek” ben de işte tam bunu nasıl yapacağımızı ve bunu bizim yerimize kimsenin yapamayacağını söylüyorum. Dıştaki aynalar (eğer temizlerse) sizin kendinizi görmenize katkıda bulunurlar ancak sizin yerinize karar veremezler.

  • Elvan E: Evet çok haklısınız, Castenada bu yüzden “Savaşçı” demiyormu?? bu gerçek bir savaş..ama her türlü savaş ekipmanının doğuştan tam teşeküllü üzerimizde olduğu bir savaş..

Sürdürülebilir inovasyon

“Sürdürülebilir inovasyon”… Breh breh breh Yaw ne güzel özet geçiyolar, hayranım walla. Şu iki kelimenin içerdiği b-ilgi’yi iki a4 sayfasında ancak anlatabiliriz. Dünyada güzel şeyler de var, kısaltmaları seviyoruuuummmm (pek amerikanca ama olsun)

**

Günaydın frekanslaarrr… Karlara vuran parlak güneş ışığı altında güzel bir gün olsun. İnsan olmak zor zanaat, çocuğu olmak daha da zor. Bunun dışında her şey kolay gibi görünüyor bana 🙂

Farkındasınız ne kadar çelişkili bir cümle kurdum! İnsan olmak bu sebeple zor, ağzını açtığın her an saçmalıyorsun :)))

“Dil uzlaşılmış bir oyun kuralıdır, oyuna katılım arttıkça kurala uyulması zorlaşır, kural ethikten boşaldıkça hile kuralın boşluklarını doldurmaya başlar. İletişimin paradoksu da buradadır: birleşik kaplar, yani bağıntı imkânı iletişimi mümkün kılan şeydir, ama iletişimsizliğin kendisi de bu aynı imkândan pay alır. Sözcüğün en yalın anlamıyla iletişim, kişinin kendi mekanından öteki’nin mekanına geçme imkânıdır. Dolayısıyla “yolculuk”tur, “ulaşım”dır.” Diyor Ö.Uçkan (bakınız)

Çok doğru bir tespit ve Kant da insanın bu çelişkili haline bakarak onların hala akıllarını yitirmemiş olduklarına şaşırıyordu.

“Çocuk olmak- Çocuğu omak” arasında da sonsuz bir yolculuk var sanki! İngilizcede sık sık kullanılan adult yani yetişkin kelimesi sanırım insanın hiç ulaşamayacağı bir hedef, bir mükemmmellik abidesi gibi görünüyor uzaklardan. Ve biz yeniden yumurta-tavuk döngüsünün bizler için muamma biteviyeliğine dönmek zorunda kalıyoruz.
Zorunda mıyız gerçekten?

Çoğu kez tarihi yapanlar erkeklerdir, yazanlar da kadınlar. Siz tarihçilerin erkek isimlerine bakıp da yanılmayasınız. (şimdi nerden buraya atladık diyeceksiniz, deyin hiç alınmam. Dünyanın tüm çağlarında cevap verilemeyen bi soruya dalıp gideceğimi mi sandınız!) keh keüh keh… İnsan olmanın açıkgözlülüğü, oburluğu, her bi çeşit çeşnisi!

Bi şans daha

Yine kar yine fırtına bu hafta! Balkanlar ese ese bitiremedi bu sene. Moskovadayken sıcaklık aynı günde on derece oynuyor diye hayret ediyordum eh bizde de oldu artık! Dengeyi bozmak için çalkaladıkça çalkalıyo bi şey! Kendimi rodeo yarışlarında gibi hissediyorum. Günaydın frekanslar, hayat her şekilde güzel

**

Tootsie… Eski film hatırlarsınız, şimdi tekrar rastladım, kahkahalarla izliyorum… Ohh çok iyi geldi çünkü sabah ağlamıştım biraz (Nesimi üzerine). Neyse kalp ve yüz kaslarım epeyce çalıştı yani bugün. Bundan çok mutluyum ve bi bardak çay ve biraz avakado! (Bu da dün ve bugünün bi başka ilki-sevmediğimi düşünüyordum aslında- bi şans daha vermemek için bi neden yoktu)

**

Sonsuza dek yaşasam bile
Nehri hemen geçer
yarını yakalarım
(bilmediğim bi şarkıdan)

**

Biz filmi seyrederken zaten Minny bu ödülü doğrudan gönlümüzden koparıp aldı. Hatta öyle ki, onun söyledikleri günlerce haftalarca ara sıra aklımdan ağzımdan geldi geçti hatta pişirdiği soslu tavuğun KFC’nin esası olduğunu bile fısıldadı. Muhteşem bir performanstı. Ödülün doğru yere gitmesine sevindim. Bu film mutlaka izlenmeliler listesinde olmalı:)
2012 Oscar gecesinde En iyi yardımcı kadın oyuncu Ödülünü “The Help” adlı filmdeki performansıyla Octavio Spencer aldı. Filmde hizmetçi Minny Jackson karakterini oynayan Spencer, ödülün favori adayı olarak gösteriliyordu.

**

Bugün Martin Scorsese’in Hugo filmine gitmeyi düşünüyorum (geçen hafta sinemayı pas geçmiştim, şimdi Minny’in zaferi ile yeniden acıktım! )Hugo güya bi çocuk filmi fakat Scorsese’in elinde bambaşka bi şey olmuştur herhalde ve üstelik de 3D imiş, görmedim demek istemeyeceğim bi film sanki 🙂