Besin zincirinde insan

İlginç bi şey aklıma geldi; acaba biz hayvan yemeği bırakırsak, bizi yiyen merci de bizi bırakır mı?

  • Selamet Devam eder,bizi yemez ise o doymuyor biliyorsunuz!
  • Fer Yal Kesinlikle bırakacaktır. Kelebek etkisi:)
  • Gülşen G ikisi birbirinin cinsinden değil sanki?

    Hanife A ya o merci hem etobur hem de otobursa?:)
  • Elvan E Dönüşüm ne olacak peki?

  • Zeynep‎” bizi yiyen merci ” böyle bir şey mi var?kim o nerde..benim niye haberim yoook..???

  • Sibel Atasoy Harika aydınlatıcı cevaplar, hepinize teşekkür ediyorum. Sanırım ben de böyle bi doğru orantı kurulamayacağını hissediyorum fakat yine de (her şey eksik ama doğru olduğuna göre) bi algı boyutuyla doğruluk payı olmalı? Besin zincirinin dışında olduğumuza dair bir belirti, kanıt görmediğim için, doğal olarak insanın da, başka bi şeylerin besini olduğunu kabul ederim
  • Zeynep A o başka bir şey nasıl bir şey.. ???

  • Gülşen G savaşlar

  • Sibel Atasoy Hiçbi algı seviyesi kendini yiyeni göremez ve bunu da bilmez, sadece kendi yediklerini bilir 🙂 Bunu bilmek için algı seviyesinin (birleşim noktası) yükselmiş olması gerekir (mantıksal olarak)

  • Hanife A burada sadece fiziksel yem olmaktan mı bahsediyoruz?

  • Sibel Atasoy sadece fizikselliğimiz varsa evet! 🙂 değilse hepsini kastediyorum

  • Zeynep bu kadar yenme yenilmeye odaklanmak oyunun hazını azaltmaz mı?

  • Hanife A:o zaman iş gene döner dolaşır DJ ye gelir:) ‎”ölüm anında farkındalığın karanlık denizinin canlı yaratıkların farkındalığını birleşim noktasının içinden emdiğini gördüler. bir şey daha gördüler. farkındalığın karanlık denizi, yaşamlarının yeniden anımsanmasını tamamlamış büyücülerle karşılaştığında, bi an için duraklıyordu. farkındalığın karanlık denizi onların farkındalıklarını yaşam deneyimleri biçiminde alıyor, ama yaşam güçlerine – canlarına- dokunmuyordu. farkındalığın karanlık denizi – ya da kartal – yalnızca yaşam deneyimlerimizi istiyordu, yaşam gücümüzü değil.”
  • Sibel Atasoy Şimdi bi hayvanın bütünü tek bi canlı tarafından yenmez, değişik bölümleri değişik mercilerce tüketilir 🙂 CC, işin farkındalıkparıltısı kısmını tüketeni anlatır, Gurdjieff de kısmen bu bölümleri farklı terminoloji ile açıklamıştır. İş çok kapsamlıdır aslında 🙂
  • Zeynep A: maşallah güzel yemek yapar güzelde yerim..nasıl ben bunları fark etmedim ki diye düşündüm..yada bu kadar karmaşık olmamalı diye..babam derdiki iyilik yap denize at, halk bilmezse halık bilir.. :))ya hepimiz biriz sonuçta tüm katmalarla beraber..ne önemi var..besledik beslendik beslerkende beslenirken de gene kendimizi beslemiş olmuyormuyuz..miri malı yer değiştiriyor sadece.. :))
  • Sibel Atasoy Mesele bütünlüğümüzü şu an ve burada’ya toparlayabilmekte. Tüm çaba bunun için veriliyor. Çünkü görünen o ki, sürekli sağılan inekler giibiyiz. Ve fakat bununla kalsa iyiydi. Hayattayken edinmiş olduğumuz bilinç parçaları, o çeşit çeşit mercinin bünyesine girdiğinde -bin parçaya bölünmüş şekilde- ne kadar zaman oralarda varlığını sürdüreceği belli değil. Bu mercilerin her birinin hazım süreleri farklı! Yani ölmekle kurtulunmuyor demek istiyorum ve bu şaka değil.
  • Zeynep A ölmekle kurtulmak !! hiç aklıma gelmeyen bir şey ben hep yaşayarak kurtulunacağını düşünürüm.. :)) yani aslında kurtarılacak bir şey olmadığını.. :)))
  • Sibel Atasoy İşte bu sebeple biz de hazır yaşarken kurtulmaya çalışıyoruz.
  • Bülent S: Bizi yiyen mercinin yemeği olma niteliklerimizi değiştirirsek,tabi bu durumda şu an ne olduğumuzu bilmemiz,yiyen mercinin neyi hazmettiğini bilmemiz ve ne yönde değişmemiz gerektiğinin farkında olmamız gerek sanırım….Yenmek bizim algıladığımız bir yenmek mi yoksa yeni bir oluşuma katılmak mı onu da bilmiyorum..Ayrıca bu gün buna kafa yorarken bu soruyla neden karşılaştığımı da bilmiyorum…Galiba bişey bilmiyorum….:))
  • Sibel Atasoy ‎”bilmiyorum” harika bi başlangıç

Frekans Değişti mi?

Önceleri zorunlu olmadan bi AVM’ye ayak basamazdım, gittiysem de yorgunluk basardı aniden. Fakat şimdi hiç bi etkisi olmuyor üzerimde, hatta hoşuma bile gidiyor. Bunu kullandığımız ya da kendi frekansımızın değiştiğine apaçıkk bi kanıt olarak gösterebilirim, eminim. Aranızda böyle bi değişim yaşayan oldu mu?

**

Saatin hala 10.00 olduğuna inanamıyorum, ben nerdeyse bi gün geçirmiş gibiyim halihazırda! Son zamanlarda Elektronik şeyler yavaşladı! Ciddiyim 🙂 net, telefon, digitürk, saatler… Bi şeyler oluyo?

Zümrâl Zamandan özgürleşiyoruz:)

Sibel Atasoy Daha çok mu dalga yönümüzdeyiz acaba? Yoksa sadece erken kalkmanın gizemi mi?

Zümrâl L Dev dalga hem de :))

**

Duygulara birer nota atamak durumunda kalsak nasıl olurdu acaba? (Tıklayınız)

Fer Yal Kurgu, matematik ve müzik… Çok haklısın bence. Her şeyde var. Şimdilerde Grange’ın da ilginç bir kurgusu var.

Sibel Atasoy Grange, baştan beri başarılı bi yazar, onun tek eksiği doğasında gizem yok 🙂

Fer Yal Grange tam bir kurgucu. Bir bilmece kuruyor ve sonra onu çözüyor. Üstelik bilmece acaip siyasi:))

Sibel Atasoy Evet o gizemi kurguyla oluşturmaya çalışıyor ve başarılı yapıyor bunu. Örneğin Gaiman’ın ya da Fowles’in, kendi özlerinden saçılan gizemleri var, ele avuca gelmez onlar, taklit edemezsin, öyle aval aval bakınırsın :)))

Hanife A duygulara nota atasaydık sanıyorum ki bi çok insandan inişli çıkışlı ve birazda gürültücü ve karışık kocaman bir senfonik müzik çıkardı.bu sorunla şimdi bach, vivaldi gibi sanatçıların içsel dinginliklerini daha iyi anladım. ve elbette tersi olanları da..

Fer Yal Grange’daki Fransız snobluğu yok onlarda; birey psikolojisinin gizemi her dem taze malzeme. Gaiman da çağı iyi yakaladı fakat sanki gelip biraz Avrupa’da takılsa mı bilmiyorum:)) Ben Grange’daki siyasal ve toplumsal psikolojinin ürettiği gerçeklik yüzdesi tam olan gerçeküstüyü beğeniyorum.Hepsinin buluştukları nokta beyaz perde.

Sibel Atasoy Gaiman’ın şimdi Amerikada oturduğunu bakma, o bi İngiliz. Ayrıca bunlar evreler tabi, dönem dönem insanın beğenileri de şekil değiştiriyor. Hanifcim güzel bi sorgulama ve ayma yapmışsın.
Hanife merak ettim (sen benim kurgulara aşina olduğun için); örneğin “uykusuz” öyküsünün kurgusuna bir melodi duyuyor musun içinde? Örnek verilebilse neyi andırıyor?

Yeni Kelimeler Bulmalı mı?

Önceki Bölüm için Tıklayınız
“Eski biçilmiş roller hızla siliniyor, sanki bi merci tarafından yutuluyor veeeee bu boşluğa ne doluyor? Bi fikriniz var mı?
Sanırım artık insanları iki cinse bölmek de zorlaşıyor. Böylece toptan ve en sade şekliyle sadece insan diyebileceğiz herhalde.
“Sadece insan”ların eski tarz ilişkiler kurup sürdürmesi beklenemeyeceğine göre, her bişeyi yeniden inşa etmek gerekecek.”diye başladık konuşmaya ve nerelere geldik. İlginç ve belki tarihi bir an y-aşıyoruz gibi geliyor bana;
Heqi Tong Hayır , fakat daha fazla parçayı daha hızlı bir şekilde özneleştiriyoruz…Tek özneden ibaret olduğunu kavramaya doğru giderek hızlanan bir süreç…An meselesidir bahsettiğiniz gidişatın değişmesi fakat belki insan demeyi de bırakırız bir yerde…ne dersiniz, oraya doğru gidiyor olabilir miyiz?
Sibel Atasoy Sevgili Heqi, ilginç bi noktaya parmak basıyorsunuz, umarım orada bi süre kalabilirsiniz 🙂 İnsan demeyi bırakmak uzunca süredir duyduğum en ilginç öneri oldu. Biraz geliştirebilir misiniz?

Heqi Tong: İnsan da bizim oluşturduğumuz bir isim…Yani bizi, bizim dışımızdaki kalan her şeyden farklı kılan bir özne oluşturduk kendimize…Ve gerçekten özne bizmişiz gibi bir iluzyona kapıldık…Bu iluzyondan sıyrılıp aslında tek başına farklı ama yine de özde aynı olduğumuzu anımsamak gerekecek…Benim yeşil bir elmadan ya da sinekten daha değerli ya da değersiz miyim? İsim vermek bana, insana mahsus bir şey…İnsan demeseydim diğeri elma ve diğeri sinek olmayacaktı…

Sibel A: Gösterdiğiniz sebepleri çok makul buluyorum ancak şu an onunla ilgili değilim. Beni daha çok isimler ilgilendiriyor şu an. Daha önce oluşan kelimeleri tedavülden kaldırmak binlerce yıl alır. Acaba yeni kelimeler üzerinde mi çalışmalıyız? Örneğin şu an sadece sesli düşünüyorum ve İnsan kelimesinin ilk harfi olan İ’nin bir olduğunu, hatta ne olduğunu bilmeyen hiçlik olduğunu, Varlık kelimesinin birin ikiye açılımını aslında eko yoluyla BİR’i  bulmakta olduğunu, Yaratığın ise, artık üç ayağa basan (ben sen o) bi ARA geçiş olduğunu öylesine atıyorum şu an. Bi an için doğru y-ol-da olduğumu varsaysak, demek ki, dördüncü ve beşinci katmanlar için yeni kelimeler gerekecek örneğin H ile başlayan! Kimbilir

Heqi Tong:Konuyla ilgili sizinle bir trajı komik anektod paylaşayım..Dört yaşında ki aydın 🙂 yiğenim,bir gün aniden sinirlenip eline bir terlik alıp, Burada bir konuşan olursa şayet herkesi cezalandırırım dedi. Cezalandırmak mı dememle terliği kafama yemem bir oldu. Fakat ilginç olan bu dört yaşında ki çocuğun diğer çocukların da kafasına terliği patlaktıktan sonra odada bulunan dolaba duvara kanepeye vs. de vurması oldu. Allah allah hadi bizi anladım eşyalara neden vurdun diye sorduğum da ; Onlar da can…Ayrım olmasın demesiydi. Yani bu çocuk zaten hepsini bir görüyor 🙂 İsim verseniz neye yarayacak artık. İnsanın iletişimine müthiş bir etkisi var kelimelerin…Fakat Rusya da bazı kurumlar çocuklara holistik yetenklerini geliştirebilecek eğitimler veriyorlar ve bu çocuklar gözleri kapalı bir şekilde yerin 2 metre aldında ne olduğunu görebiliyorlar…Ya da amerikada bir kadın gözleri kör bir şekilde gazetelerin mürekkeple yazılmış kelimelerinin üzerinden sadece parmaklarını gezirerek okuyabiliyor. Demem o ki iletişimimize araç olan b kelimelere belki de pek ihtiyacımız olmayacak…Sadece kelimelerle düşünen bir varlık için yeni bir yöntem bulmak belki zor olacak…Ama zor yine zaman meselesi. Dünyanın bir ucuna ulaşmak imkansızdı bir dönem şu an maksimum 15 saatiniz alıyor..

Sibel Atasoy Mükemmel bir örnek verdiniz. Paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Holistik insan konusunu iki senedir gözlemliyorum ve yazıyorum. Şu an sizin de kullanmış olmanız bi tesadüf değil muhtemelen. Peki “İsimler” olmadığında kişilerin parçacık yönünü ayakta tutabileceğine dair bi fikriniz ya da öneriniz var mı?

Heqi Tong Parçacık yönünü biraz açarsanız sevinirim. Kelimelere sadece hatırlayabilmek ve planlamak için ihtiyacımız var…Geçmişi hatırlamak ve geleceği planlamak için…Fakat hatırlamaya planlamaya ihtiyacımız var mı ondan emin değilim…Yanlış anlamadıysam şayet zaten parçacık yönünün dağılmasına neden olan da bu değil mi? Neydim ne olacağım derken ne olduğumuzu unutmak…

Sibel A: Son yıllarda araştırmallar gösterdi ki (süreç devam ediyor tabi), biz insanlar da tıpkıatom altı yaratıkları gibi iki yönlüyüz; birincisi dalga yönümüz, ki buna ilişkiler- biz bilincidiyoruz. İkincisi ise parçacık yönümüz, ki buna benlik, birey olma bilincii diyoruz. Tarihte insanlar, çeşitli coğrafyalarda ve çeşitli öğretiler yoluyla bazen bir yönümüzü bazen diğer yönümü öne çıkarmaya diiğerini kötülemeye çalışmıştır, kibu hiç şüphem yok ki geçirmekte oldukları evrelerle ilgilidir. Sonzamanlarda insanlar ve coğrafyalar, her iki yönümüzü de tıpkı atomlarımız gibi birbirini incitmeden ve kendiliğinden geçişlerle yaşayabileceğimize dair görüşler belirmektedir. Yani bu konuda seçim yapmak gerekmeyebilecektir. Çünkü hem ilişkiler hem de ben bilinci birbirini rahatsız eden şeyler değil. Kısaca özetlemeye çalıştım

Heqi Tong afedersiniz ben hala bir ogrenciyim 🙂 ve yapamam gereken odevlerim vardi. Ayrim bu durumu zorlastiran tek sey. Otekilestirme durumu yani. Halbu ki baktigim herkes ve her sey benim icin bir ayna. Ben boyle baktigim icin cok karisik gozukmuyor ama takdir edersiniz ki insanlar aynalarada farkli isimler ve ozellikler verdiler. Ic bukey dis bukey. Dev aynasi vs…

Sibel Atasoy Ayna gerçekten de çok yerinde bir metafor ben de zamanında çok faydalandım. Bu arada Jung sizin ayna çeşitlendirmesine şöyle bir destek veriyordu; içe dönük insan, dışa dönük, narsist vs… 🙂 İsimler ve yeni kelimeler konusunda bakalım zaman ne gösterecek, teşekkürler

Bazı kavramlar

Zamanın (kendimin), -o tıpkı sihirli bir geyikmişcesine- peşinden koşuyorum.. Yakalamak ne mümkün; ama bazen yorulup bi ağacın altına çöktüğünde gelip yanına konuşuyor. Biliyo ki yorgunsun ve nasılsa onu yakalayamazsın. Rahat rahat yanaşıyor, en inanılmaz öykülerini fısıldıyor kıkırdayarak.

**

Rüyaya ilk kez simcity oynarken uyanmıştım. Galiba 90 yılıydı. Ondan sonrası lucid rüya ile bilinçsiz rüya arasında kaymalarla geçti. FRP ise yönttemleri keşfettirdi, isimleri koydu. OK, kendi sentezim oldu ve sonra CC tasdik etti. Tabi tüm bunların öncesi aralarda sayılmayacak denli aşamalar oldu, yalnız olmadığımı hissetiren öğretmenler, nadir de olsa bi kaç dost ve vizyonlar, şimşek çakmaları… Hayat ne güzel bi şeysin.

**

“Işık hızında olma” kavramını ben çoğu kez, eylemi yaptığımız anda tam bilinçli olmak, eylemin tüm bağlantılarını biliyor olmak diye tarif etmiştim.(bozon vs tam sipinli varlıkların alanı)
Farkındalığı ise, eylemi gerçekleştirdiğimiz an ile onun tüm vechelerini bildiğimiz an arasındaki zaman aralığı olarak tarif ediyorum. Bu aralık kısaldıkça farkındalık ışığı artmaktadır, çünkü ışık hızına yaklaşılmaktadır.
Salınımcıların (takyon evreni)dünyasında olmak sanırım sürprizlere pek yer bırakmıyor.

**

Sosyolojiden psikolojiye

Politika sevmiyorum, eskiden de sevmezdim. Sadece hayatı güzelleştirmenin mümkün olabileceğini umut ederdim, bunun yöntemlerini düşünür araştırırdım.

Bu kişisel bi tercihti, belki yapım uygun değildi. Biliyorsun taraftar olmaya yatkın biri değilim oysa politika nerdeyse tamamen taraftarlık üzerine inşa ediliyor. Evet, güzelleştirmeye kendimizden başlayalım toplum nasılsa buna uyacaktır diye düşündüm. O zamanlar daha toydum bi anlamda, örneğin evrelerden haberim yoktu henüz . Herşeyin birbirinin ilacı olduğunu ve bu denli müthiş bi bağ içinde olduğumuzun  bu kadar farkında değildim.

Şimdi biliyorum ki, her şey olabileceği şekilde oluyor; bu bir kadercilik anlamında değil, kişisel yetilerin maksimum kullanabilmesinden bahsediyorum. Eskiden bastırılmış bu denli duygu olduğundan hele de toplumsal olarak bunun daha da çarpıcı sonuçları olduğunu fark edememiştim. Çocukluktan beri sosyoloji, tarih, antropoloji severdim, fakat sanırım konuları incelerken bu işin insana ne kadar ve çaresizce bağlı olduğunu bilmiyordum. Ezcümle, evet sosyolojiden psikolojiye dönmüştüm hayatımın bi yerinde.

**

İki sene önce yazmışım bu notu, kalmış öyle kenarda 🙂
“Gerçek alem arayışı, her zaman oyun üste oyun diye tarif edebileceğim sonsuz döngüler arasına sıkışmaktan başka bişeye varmaz bence. (Toltec’lerin eski büyücülerinin düştüğü durum buna benzer) Sebebi de gayet basit; gerçek alemi algılayan bir BEN varsayımından hareket ediliyor! Bu, insanın kendine karşı bir oyun kazanması kadar imkansız bir durum (buradaki imkansızlık öylesine kesin ki benim açımdan DJ’nin “bilinemeyen” tanımındaki bilişe eş!
Çok eski bir düşünme pratiğimde şöyle demiş olduğumu hatırlıyorum: siz gidilecek gerçek alemi aramıyorsunuz, BENinizi götürecek yeni bi yer arıyorsunuz!”
Bu sadece oyun üstü oyun olacaktır, başka bi şehre ya da eve taşınmak gibi bişey.
Benim kendi savaşım, gerçek alemi aramanın çoktan dışına düştü! Yapabileceğimin, sadece bir savaşçı gibi yaşayıp gerisine kafa yormama olduğu sonucuna vardım. Bir sonraki adımı merak etmiyorum, bana ne?! Herşeyi ve hiçbişeyi beklerken zevkli uğraşlar edinme halindeyim.”

Son üç yıla baktığımda, gerçeği aramadığımı ancak eylemi keyifle kovaladığımı anlıyorum. Yani “fact” kısmında dolanmışım bi zamandır; fakat bu durum çıkarımlar yapmayı sonra onları bozmayı yeniden yapmayı -sırf oyun olsun diye- engellememiş bende. Yine de üç yıldır resmi kurgu da yapmadım (fiction).

Hatta geçen Ersinle kahvaltı yaparken artık kurgu yapmak istemediğimi, en azından şimdilik bu isteği duymadığımı söyledim. Bu da demektir ki farkında olmadan hala aynı niyeti sürdürmekteyim.
Henüz oyun çağındayım, büyüyecek miyim, hep böyle mi kalacağım bilemiyorum.