Sekse dair -3

Konu başı için tıklayınız

sa: Kimileri iki dakikada üç kap yemeği yer bitirir, kimi bi saatte bitiremez. Kimisi yemeğin ortasında doydum der, tabaklarda bi sürü yemek artar! Kimi son lokmayı bi türlü alamaz, doydum da doydum diye tutturur. Kimi önceden iki bardak su, bi bardak kola devirdiği için yemeğe yer kalmaz. Onlar tuvaletle yakın arkadaş olurlar. Kimi sofrayı toparlamaz, tüm bulaşıklığı ve üstüne üşüşen sinekleriyle o sofra saatlerce ortada kalır. Kimi daha çatalınızı kenara bırakamadan önünüzden tüm yemek kanıtlarını toplar. Kimi de durun yahu aceleniz ne bi keyif sigarası içelim der. Bütün bunlar seks için de geçerlidir.

Kimileri yaw elde ne var bi bakalım diye dolapları açar malzemelere bakar,ne istediğine dair bedenini yoklar ve mevcut malzemeden en sevdiği lezzette yemeği pişirmeyi becerir. Kimileri öyle olmaz abi der, yemek programlarının müdavimi olur, falanca şefin, filanca ustanın programlarını seyreder de seyreder (oturduğu yerde zevk almaya uğraşır<) bi türlü mutfağa giremez. Kimileri bu işler bildiğiniz gibi değil tantirirk tantirik takılın der, kimileri de bununla ilgili ekstra uzuvlar satmaya çalışır,insan yerine robotler koyacak kadar ileri gider, hattabu malzemelerin en tutucu olduğu sanılan ülkelerde en iyi ciroyu yaptığına dair söylentiler dolaşmaktadır.

Hayat o kadar basit ayrıntılarda gizli ki insan buna inanmak istemez çünkü işi karmaşıklaştırmak yoluyla kendini mühimsemeye uğraşır. Şu yemek-seks konusunu bitirebilirsek eğer (ki cılkı çıkmadan asla başka konuya geçmeyeceğim) yürüme konusunu ele alacağım aklınız şaşacak 🙂

Av: Aklıma “hatır için çiğ tavuk yemek” lafı geldi..:-)) Kimi ayak üzeri atıştırır,kimi çok özenli ve görkemli ritüel eşliğinde yatıştırır açlığını..Kiminin ki doyurmaktır karnını diğerinin ki gözlerini doyurmaktır..Kimi için hayat ve yaşamak, …yemek içindir,kimi için yemek, hayat ve yaşamak içindir..Kimi bir lokanta camından seyreder yutkunurken yemekleri,diğeri o lokanta masasında beğenmez tabağındakileri…Ve gözü hep köşebaşında ki lahmacuncudadır…;-) Dünya bir büyük restauranttır sonuçta..Herkese ve dilediğince “yemek” var..Yeter ki istemeyi,seçmeyi ve şükredip bedelini ödemeye hazır olalım…

sa: Harika bi özetleme olmuş teşekkürler. Şükretme işi de önemli bi konu. Örneğin bizler yedikten yani doyduktan sonra şükrederiz ama hristiyanlar açken ve peşinen… Neden acaba

sa:  Örneğin ben taşı bile yiyecek bi yol bulurum, yemek ayırt etmem velakin tek şartım, o yemeği yaptığı işe aşık birinin pişirmiş olmasıdır.

ha: hıristiyanlık tarihi yüzlerce yıl süren kıtlık ve açlık dönemleri yaşamış.belki de önlerinde yemek olması bile onlar için bir şükür vesilesi..müslüman toplumlar biraz daha “tok” ve garantici belki de.

sa: kesinlikle katılıyorum. Bizim yaşadığımız coğrrafyalar hep güzel iklimler olmuştur, üstelik göçebe olduğumuz için yiyeceklerimizi de kendimiz sayarız, dolaştırıp dururuz. Yani açlık çekmedik. Ve bu sebeple de gerçek bi devrim yapamıyoruz, belki de ihtiyacımız yok. Neyse konu kaymasın

Bu işe neden bu kadar taktım biliyo musunuz arkadaşlar? İşi yapmayı beceremeyenlerin açlıklarının, konuyla alakasız her fikirlerinin, laflarının içine (kendilerinden habersiz) sızan ve pek fena kokan seks enerjisinden bıktım usandım artık!

ha: fena halde bıktığın belli çünkü ben seni neredeyse ilk kez bu kadar bi konuda ısrarcı gördüm. hadi arkadaşlar, pamuk eller cebe o zaman:)

sa: Bi eve giriyosun her yer değişik değişik yemekler kokuyo, bi apartmana giriyosun her kapıdan bi yemek kokusu fışkırıyo. anladık cinsellik pek önemli. Ancak tüm hayatımızı işgal etmeli mi yani, başka koku alamayacak mıyız? Bi eve girince çiçek kokmayacak mı, bi apartmanın önünden geçerken sevincin kokusu alınamayacak mı? Eğer yeme alışkanlıklarıyla seksin birbirine hiç benzemediğini düşünüyosanız lürfen onu da söyleyin (sebepleriyle lütfen)

ha:bir de, her evin kendine özel bi yemek kokusu vardır ve farklı her hangi bir şey pişse de o baskın koku hep evin içindedir. seks konusunda yeni deneyimlere arada sırada göz kırpan ama bu konuda ki geleneksel ve kendine özgü tutumunu terketmekten kaçınan birinin kokusu olabilir mi bu?

sa: İlginç bi yaklaşım

ha: yemeğin sofraya kadar geliş macerasını da ben cinsellik anlamında manidar buluyorum.Malzemeleri özenle seçmek, mutfağa getirmek, yıkamak, ayıklamak, bu esnada bir kadeh şarap yudumlamak, her bir malzemeyle konuşarak, meşkederek pişirmenin h…er aşamasında aşk ve tat katmak bazılarımızın olmazsa olmaz yöntemiyken, bir kısmımızda neredeyse ayaküstü sayılabilecek tarzda iki dakikada malzemeleri üstüste atıp yemeklerini hazırlar ve hazırladıkları süreden daha az bir zamanda da yutuverirler..ben diyorum ki, bu bahsettiğim iki ayrı yöntem, ön sevişme konusundaki tutumlarımızla örtüşüyor mu acaba?

av: Yemek konusuyla benzeşmediğine dair görüşgelmedi şu ana kadar..Kimbilir belki yemek hazırlığındadır varsa öyle düşünenler..:-) Bence sadece yemek değil,insanın bir çok konudaki tavırları ele verebilr seks hakkındaki düşünce ve eylemlerini…..Biri bütündür hayat..Seks onun dışında değildir.Düşündüğümüz ve düşlediğimiz gibi de olmayabilir her birey için..Herşey de olduğu gibi öncelikleri farklıdır insanların.Çünkü algılarımız farklıdır.İş görme biçimi bile eleverir kişiiyi.Bu yemek hazırlama,seçme ve yeme biçimi olabileceği gibi diğer şeyler de olabilir..
Bence kritik olan seksin kişi hayatında ana yemek mi,ara sıcak mı yoksa yemeğe keyif veren sos mu ? Olduğuna dair alınacak cevaplardır..

sa:Madem azıtmamı bekliyosunuz bi ucundan başlayayım: Küçük bi kasabada güzeller güzeli bi kız varmış. Evi nerdeyse her gün bir taliplinin ziyaretine uğrarmış, zenginler nüfuzlular başta gelirmiş velakin kız bunların hiç biriyle değil gösterişsiz bi terziyle evlenivermiş. Herkes (tüm talipler) üzülmüş ama iş bitmiş artık. terziyle bizim kız sessiz sakin şahane bi hayat yaşamışlar derken terzi ölüvermiş. Velaki kadın hala güzel mi güzelmiş. Eski yeni bi sürü talipli yeniden ümitlenmiş, sokağı yol geçen hanına dönmüş. Kadının yaşlıca bi kapı komşusu varmış, bi gün bizimkini kenara çekmiş “kızım bunlar seni rahat bırakmaz, dile düşersin, gel şunlardan birini beğen de başın bağlansın” demiş. Kadıncağız da buna boyun eğmiş, bi tanesine evet demiş evlenmişler, gerdek gecesi, kadın güzelce hazırlanmış yatağa girmiş, kocasını beklemeye başlamış. Adam bi türlü hazırlıklarını bitiremiyor neyse bitirip yatağın önüne gelmiş, çıplak pazularını şişirip kadına göstererek “baaak, bunlar o terzide var mıydı?” kadın sessiz seyrediyor “baaak şu sırtımdaki kaslara bak bunlar o terzide var mıydı?” sessizlik. “baaak şu baldırlara, şu şunlara bunlaraaa bunlar var mıydı o deyyusta? Neyi üstündü onun” deyince, kadın gayet sakin cevap vermiş “o şimdiye kadar seni beni büker(!) üstüne de iki takım elbise dikerdi” demiş.

ha: )))))))) süper valla.anladım ben onu:P

av: Terziyi seçme nedeni ne ola ki…?

ha: çok iyi yemek(!) yaptığı için:)

sa: Zaten fıkra diyemeyeceğim buna, hayat dersinin sonunda kadın cevabı vermiş: “terzi -şu senin gösteriş ve kendini kıyaslama, hazımsızlıkla geçirdiğin zamanda-beni büker üstüne de iki takım elbise diker” diyor. Yani bu cümleyi iyi inceleyin derim çünkü kadının beğenisi tek bişey değilmiş.

ha: tam zamanında, yerinde, mış gibi yapmadan, kusursuz bir savaşçı gibi davranıyor terzi.

av: Yani terzinin “iş görme” biçimidir,tercih edilen…O terzi yemeği de güzel yapardı,mesleğini de..Veya güzel demesek bile,kadının tercih ettiği biçimde diyelim buna..

sa: Süpersiniz.

sa: Kusursuz bi savaşçı, tam gerekeni gerektiği anda yapan, ne güzel söylemişsin. Azıtmaya devam ederken bi dağ çığlıkçısı aradım velakin yoktu! piyasada aslanlar var: http://www.akilli.tv/video/196468/Aslanlarin-Sex-Hayati.aspx Çok tatlılar 🙂

sa: 1000 tane arkadaşım var burada(facebook) ve gördüğünüz gibi üç gündür davet üstüne davet yaptığım bu konuyu sadece dört kişi konuşabiliyoruz. Diğerleri aşk, mevlana,melekler, kelekler,sevgi-özellikle sevgi, cennetler ve her tarafında seks kokan şarkı videolarıyla devam ediyolar 🙂 Olsun ne yapalım gerçeğimiz budur ve ben tüm bu durumları anlayışla sevgiyle karşılamaya devam ediyorum. Velakin artık içinde yer almayacağım. LÖK diye söyleyeceğim her yayınladıkları şeyin içindeki kokuyu. Bu sebeple bundan çekinenler bir an önce beni arkadaşlıktan çıkarsınlar böylece ne yayınladıklarını görememiş ve söyleyememiş olurum.

Dörtmüş pardon. Eğer kişi sayısı gece onikiye kadar ona tamamlanırsa ültümatomumu(!)geri çekeceğim :)))

Ben o Ben-im

Her birimizin içinde bir büyücü-o ben-im var. Ancak o ne zaman dışarı çıkar biliyor musunuz? Tüm öğrenilmiş çareler tükenip, ölümden önceki tüm zaman bittiğinde, “buraya kadarmış”sözleri dudaklarınızdan döküldüğü an (üstelik artık ne üzüntü ne korku ne de umut yılanı yoktur bu sözlerin tınısında-belki çok hafiif bi hüzün), işte tam o AN, büyücü benliğiniz ortaya çıkar, gerekeni şimşek hızıyla yapar. Gözlerinizle takip etmeyi ummayın bile! Sadece o geri yerine (içinize) döndükten sonra değişen durumu görebilirsiniz. Hayretle ağzınız açık kalır. Orada bi şey olmuştur ama nasıl? :))))
(not. dikkat edin ağzınıza sinek kaçmasın)

FY: Çoğumuz defalarca deneyimlemiştir de süreklilik için gereken yolu tarif etmek gerek.

sa: e işte süreklilik için bi yol keşfedemedik çünkü yakıcı hırs ve arzulardan yoksunuz bazılarımız. Önümüze fırsatlar çıkıyor fakat büyücünün yolundan sa bilgeliği/özgürlüğü seçiveriyoruz 🙂 Üstelik Büyücülük zaten cepte, bi gerek bi tehlike anında gerekeni yapıyor o zaten:)

Ek: İçsel söyleşiyi durdur, yükünü hafiflet, kaybedecek şeyin kalmasın, zihinsel tanımlarını unut, inançlarını ve gereksiz bağlarını kopart. Boş bir deney tüpü gibi ol; malzeme hazır olduğunda hemen reaksiyona girebilecek gibi…

**

Bazıları savaşçı’yı insanlıktan çıkarıp tanrılaştırmak istiyor.

İnsanlar neden bi şeyleri tanrılaştırır biliyo musunuz? Erişebilmeleri mümkün olmaktan çıksın ve kendileri de yan gelip yatıp çocuk yapsınlar diye 🙂

**

Bir savaşçı kendi dünyasını bir av alanına çevirir. Bir avcı olarak, bir savaşçı kullanabilmek için yaratıldığını bilir. O nedenle her şeyini kullanır bu dünyanın. Bir savaşçı, istediği bir şeyi alıp kullanmaktan dolayı vicdan azabı çekmez hiç, ama şu var ki, bir savaşçının kendisi kullanıldığı ve kısıldığı takdirde aldırmaz buna ve onuru kırılmış gibi hissetmez.

**

Soran: Gerçek olanı görmek nedir?

Maharaj: Gerçeği görmek diye bişey yoktur. Kim neyi görecek? Siz ancak gerçek olabilirsiniz – ki zaten o’sunuz. Sorun sadece zihinseldir. Sahte düşünceleri terk edin, bu yeter. Doğru fikirlere ihtiyaç yok. Çünkü doğru fikir yoktur.

S: Öyleyse neden gerçeği aramaya teşvik ediliyoruz?

M: Zihnin amaca ihtiyacı vardır. Gerçek olmayandan kendini kurtarması için karşılığında ona bişey vaadedilir. Gerçekte bir amaca ihtiyaç yoktur. Sahte olandan kurtulmak başlı başına yeterince iyidir, bir ödül istemez. Bu tıpkı temiz olmak gibidir- kendi kendinin ödülüdür bu.

**

Savaşçının özgüveniyle, sokaktaki adamın özgüveni aynı şey değildir. Sokaktaki adam, seyircinin gözündeki kesinliği arar, buna da özgüven der. Savaşçı ise kendi gözlerinde kusursuzluğu arar, buna alçakgönüllülük der. Sokaktaki adam arkadaşlarına çengellenmiştir. Savaşçı ise yalnızca kendine bağlıdır.(CC)

**

Özgürleşmeniz için dikkatinizin “Ben-im”e, tanığa çevrilmesi gerek. Kuşkusuz ki bilen ile bilinen birdir, iki değil. Fakat bilinenin büyüsünü bozmak için bilenin öne çıkarılması zorunlu. Hiçbiri öncelikli değil; her ikisi de daima yeni, daima şimdi, aktarılamaz ve zihinden daha hızlı olan o tarifi olanaksız deneyimin bellekteki yansımalarıdır. (Maharaj)

Özgürlük demek, herşeyi gitmesine bırakmak, koyvermek, talep etmemek demektir. İnsanlar her şeyi elden bırakmaya pek razı değildir. Bilmezler ki sonlu olan sonsuz olanın bedelidir. Fakat gerçek vazgeçiş, terk edilecek bişeyin bulunmadığını; çünkü size ait hiçbir şeyin zaten bulunmadığını idrak ediştedir. Bu derin uyku gibidir; uykuya daldığınız zaman yatağınızdan vazgeçmezsiniz- sadece onu unutursunuz.

sekse dair-2

Konu başı için tıklayınız

sa: Daha fazla katılım bekliyorum (hep aklınızda hep dilinizde ama nedense kendini doğrudan ortaya koyma erki yok ortalarda) ve yemin ediyorum bu konuda herkişi konuşmadıkça bu konudan başka hiç bir konu açmayacağım sayfamda. İlle de odunumun parası diyorum! :))))

ŞÖ: seçimi beden yapıyor, zihin geri kalan ayak işlerini..

GG: Ama sonuçta ne bulursak yiyoruz yani seçim sadece akılda,yaşamda yok:))

sa: Niye ama, eğer uzun zaman aç kalınmışsan ne bulursan onu yiyebilirsin herhalde, ölüm riski yoksa yemeyebilirsin bile?

FA: ikiside doğanın insana bir oyunu..uygulama insana göre değişir kimi kebap sever kimi soğan ekmek.kimi 90-60-90 sever kimisi ise akıl sever.buradaki tanımlamada bence zevk duymanın esiri olan her ikisine de yenik düşer.ve sadece omurilik insanı olur. omurilik insanlarıda bence hedonisttir.:)hedonistler o zaman hıreıstiyanlıktaki 7 büyük günahı zevkle işliyor sonucu da doğuyor ama olsun:)

YÖ: seçebildiğinin en iyisini seç al. getir eve koy tezgaha. şöle uzaktan bir bak, nasıl pişirsem? acele etme, içsesini bekle. duydun mu, güzel. o an için en uygun şekil ve lezzete sokmak için tüm aşkını da kat içine. pişti mi? hemen yeme! az d…emlensin… tepside hemencecik tüketme. sofrayı kur bi güzel. otur başına, bi güzel kurul. önce seyret, kokla, kutlamasını yap bu şenliğin. hızlı yeme, tadını çıkar. çok da yeme, hazmı zorlar. doyunca da şükret. ama doydun diye özensizce de koyma kalanını dolaba. bir güzel sar sarmala, yarına sakla. yarn yine acıkacaksın nasıl olsa :))

sa: Harika bi özetleme olmuş kardeşim. Hazım ve boşaltma işlemleri nasıl peki? Hangi durum neye karşılık geliyor?

YÖ: iyi seçilmiş bir besinin ve uygun koşullarda pişirilmiş bir yemeğin hazmı hissedilmez bile. onu beden kolaylıkla kendi iç haznesinde, gözlerden, kulaklardan ve burunlardan uzak halleder. yeter ki gereken dinlenme süresini ona sağlayalım. boşaltmaya gelince… ne zaman ki boşaltma vakti geldi, hiç zaman kaybetmemek gerekir, buna karşı uyanık olunmalı. yine beden işaretini verecek nasıl olsa. yok aman biraz daha tutayım, sonra hallederim demeye gelmez, çıkmak gitmek istediğinde hemen en keyifli tarafından şartları sağlayıp, zorlamadan ve zorlatmadan özgürleştirmek lazım. iç dışa çıkmadan, yeteri boşluk sağlanmadan tekrar beslenme hırsı, kalıcı zararlara yol açabilir. ki buna beslenme bile denemez, olsa olsa dolu çöp kutusunun sınırlarını zorlamaktır bu:))

sa: Mükemmel 🙂

Şu ana kadar yemek yeme alışkanlığımızla seks arasındaki benzerlikleri dile getirdik. Ve gerçekten de müthiş paralellikler var değil mi? Şimdi yeni sorularımı sıralıyorum: 1)Buna katılmayan var mı? 2)İkisi arasında hiç benzemeyen hususlar var mı? 3)Doğu ülkelerinde (bizimki de dahil), yiyeceklerden yemekten bahsetmek ayıptır (başkalarının canı çekmesin, övünme gibi sayılmasın vs sebepleriyle) fakat cinsellik/seks ise açıkça konuşulması yasaklanmış velakin her alakasız konunun içine sızmış durumdadır. Oysa batıda da bunun tam tersidir uygulama. Sebepleri hakkında konuşalım mı?

FA: belki en çok yiyenler ve yapanlar,gizlilik adı arkasına saklanıyordur. hatta Muzaffer Sarısözen Türkü derleme çalışmaları esansında çoğıu türküyü o zamanın denetleme kurulundan geçmez diye sırf bu sebepten literatüre geçirememiş.çünkü türkülerin içersinde çok ciddi cinselliğe dayalı simgeler varmış.bu sebeple …de denetleme kuruluna dahi sunamamamış sunduklarının bir kısmınıda kendisi elemiş diye duymuştum bir vakitler.şu manda yuva yapmış söğüt dalına türküsü mantığı gibi.bu türküde de zamanın yöneticileri hiciv ediliyor ama korku kültürü yüzünden türkü sözlü karikatür gibi kurgulanıyor.

HA: konuşulmayan, saklanılmaya çalışılan her şey gibi, cinsellikle ilgili her mevzu da doğal olarak alakalı alakasız her yerden sızma eğiliminde oluyor.

sa: Her ikinize de katılıyorum. Bben hem avrupada bazı ülkelerde bulundum ama esas sadece ingilizlerle çalıştığım (beş yıl) bi otelim vardı, orda epeyce gözlemim olabildi. İngilizler, safi ne yediklerinden, hangi lokantaya gittiklerinden konuşarak saatler geçirirler. Cinsellik seks gibi konularda ise en ufak bi kıvırmaları yoktur, gerektiği yerde en açık biçimiyle söyler geçerler.

FA: belki doğuya korku kültürünün hakim olmasınında etkisi vardır.doğu kültürnde kimse kimseye doğrudan birşey söyleme cesaretinede çok sahip değil mesela.korktukları iin her ikisini açık açık söylemekten geçmişte korktukları için bu durumda bilinçaltlarına yerleşmş olabilir.
YE: Bir özden yemek yemek vardır,birde onun yansıması.
Birde özden seks yapmak vardır birde onun yansıması.
Eğer bir kişi önünde yediğini sandığı yemeği özden yemek istiyorsa ya kendi yemeğini yapmalı yada karşılığını ödediği bir… yemeği.
Bunu şöyle açıklayalım.
Bir kadını lokantaya davet ettim,önceden rezervasyon yapıp ısmarladığım iki kişilik yemeği yiyip lokantadan ayrıldık.
Bu dünyadaki halime yansıdı ve kadınla o akşam güzelce yiyip eğlenip ayrıldık.
Burada yediklerimizin karşılığı olduğu için karnımız gerçekten doydu ve ne karın ağrısı,nede mide rahatsızlığı hissettik.
Bu önceden karşılığı olan bir çizimin dünyadaki halime yansımasıydı.
Şunu da hemen hatırlatmakta yarar var,kimse ezbere ne lokantaya gidebilir,nede kasaptan et alabilir.
Her şey önceden hazırlanıp yaşam filmine sokulmuş olmalı.
Bir başka akşam bu kez kadın beni lokantaya davet etti fakat tek kişilik rezervasyon yaptırmış.
Lokantaya gittik tek kişilik yemek geldi fazlası yok zaten.
Burada kadın bana çalım atmış oluyor,madem tek kişilik rezervasyon yaptırdın beni neden davet ettin.
O akşam kadın yemek yedi ben syrettim fakat kadın bunun yansımasını ayarladı ve biz yine boğazda bir lokantada yemek yedik.
Yedik ama kadın benim mideye hava pompaladı.
Yani bana olmayan balıkları yedirdi.
Şöyle ki tabağa yansıyan balıklar aslında yoktu onlar orada sadece göze hitap eden birer resim gibiydi.
Kadın asıl balıkları yiyip halinden memnun olurken benim midede bir kazıntı başladı.
Ne balıklar zehirliydi nede bayat,ikimizde aynı yemeği yedik.
Kadın boğazda yemek yemenin mutluluğunu tadarken benim mide bulanmaya başladı.
Lokantacıyı suçladık ve bize bayat balık yedirdi diye kızdık.
Oysaki asıl planda tek kişilik yemek ısmarlanmıştı.
Lokantacıda keriz değilya oda zaman ötesinden birilerini kerizlemeye gelip mal kazanmaya çalışan bir üstadı oynuyor.
Lokantacı diyor ki,ödeseydin eğer çift porsiyon onu yerdiniz,siz beni kazıklamaya geldiniz buraya.
Bu bağlamda kadın tıka basa yedi bense hava pompalanmış bir mideyle ayrıldım lokantadan.
Yansıması ise göz boyadı.
Sonrasında kadınla lokantadan ayrıldık ve evine gittik.
Amacımız seks yapıp günü düzeltmekti.
Eve geldik kadın bana şarap ikram etti fakat onunda karşılığı yok oda hava pompalıyor.
Sonunda yatağa girdik fakat bedenimi hareket ettirecek bir güç gerekliki beden seks yapabilsin.
Asıl planda ben çekildim ve bu kadınla yatağa girmem dedim fakat bir kez eve geldik.
Hiç fark etmez kadını soktum bedenime kendim çekildim kenara.
Bedenlerimiz yinede seviştiler fakat öylesine bir sevişme oldu.
Sabaha kadın isyanları oynadı ve bir daha görüşmeyelim dedi,çünkü yapılan seksten memnun olmadı.
Olmaz tabi organlarımı benim kullandığım gibi kullanamadı.
Bir anlamda bana yemek yerine hava yedirmeye çakışan bu kadına kendi kendini yaptırmış oldum.
Peki ben neden böyle yaptım?
Eğer hava yiyip görevini yinede yaparsan bu kadında alışkanlık yaratıyor ve yakanı bir daha bırakmıyor.
Gelelim erkeğe.
Erkeklerin çoğu programlamadır gerçek alemde onlar seks falan yapmazlar mutlaka arkadan birileri kurup geçiyordur.
Yani öz güçlerin dışında kalanlar onların oyun halleridir.
Yaptıkları seks ise hayali balık yemeye benzer.
Tabakla balık sofrana kadar gelir ve sen balık yediğini sanırsın oysaki o bir görüntüydü.
Seksin bir başka biçimide şöyle yaşanır.
Kadın veya erkek ön planda bedenleri karşılıklı seviştirirlerken hemen yanı başında bir başkasıyla aşna fişne olurlar.
Buradan ötesini yazmakta fazla yarar görmüyorum çünkü asıl gerçekleri bilmek insanı bir boşluğa atıyor.
Yani gerçekle yüzleşmek öyle kolay bir şey değil onun için bırakalım yalanlar devam etsin bizde hayali balıkla karnımızı doyurup mideye hava pompalayalım.
Sonrada midemizi elimize alıp şu hasta hane senin,diğeri benim deyip kapı kapı doktor arayalım.

sa: Bence bırakmayalım kenara, neyse halimiz çıksın falimiz.

Entegral, Entegratif nedir?

Hayat, doğal hiyerarşilerin, sistemlerin ve formların bir kaleidoskopudur. Esnekliğin, kendiliğindenliğin ve işlevselliğin çok büyük önceliği vardır. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Bilgi ve uzmanlık gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde olmalıdır. Yürürlükte olan dünya düzeni realitenin (mimlerin) farklı düzeylerinin ve dinamik spiralde yukarı aşağı hareketin kaçınılmaz düzeneklerinin var olmasının sonucudur. İyi yönetim, giderek artan karmaşıklık düzeylerinde niteliklerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır (yuvalanmış hiyerarşi)

İkinci düşünme katında nüfusun yüzde ikisinden daha azıyla ikinci bilinç katı görece enderdir. Çünkü artık o, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır.

İkinci düşünme katı, birinci düşünme katının büyük direncine karşı ortaya çıkmalıdır. İlginç olan bu direnişin en büyük payının yeşilin çoğulcu göreliliğinden gelmesidir; çünkü yeşil mim; daha önce marjinal konuma getirilmiş insanları, fikirleri ve öyküleri dahil etmek için kültür araştırmaları yasasını soylu biçimde genişletirken, ikinci düşünce katını, alt mimlerin gereğini onaylar biçimde anlayış sunmasını baskıcı ve zorbalığa paye olarak görür. Böylece kendinden alt mimlere açtığı amansız savaşın aynısını ikinci düzey düşünce katına da yöneltir.

Burada Molla Nasreddin’in bindiği dalı kesme metaforunu tüm çıplaklığı ile görebiliriz; çünkü yeşil mim, bir sonra geçeceği entegratif ve holistik mimleri en acımasız şekilde yoketme, “kesme” gayretine girerek hem kendi doğal işlevini yapmakta ama diğer yandan kendi yolunu tıkamaktadır.

**

İşte bu sebeple Yaşam Tasarımı (human design)sistemi Entegratif varoluşu destekler; çünkü Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilebilir. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle tamamlanabilir. Spiralin her noktası ve her kıvrımını ,(bazılarını tam olarak göreceğimiiz için) hiissedebilir ve gönülden onay verebiliriz. Şüphesiz entegral algılama şu anda dünyanın çoğunluğunun ilgi alanına giremez çünkü elma bir anda olgunlaşmadı. Biz şu an (zaman artık öyle gerektirdiği için) olgunlaşmaya bi minicik adımı kalmış olanlara sesleniyoruz. Onları ikinci düşünce katına geçirebildiğimiz takdirde, spiralin tüm öğeleri daha uygar ve harika bir olgunlaşma sürecine sahip olabilecekler. <Bunu herşeyden daha iyi biliyorum, çok net görüyorum, lütfen bana güvenin dostlarım.sa

**

Sekse dair-1

Şuralarda (Facebook) iki yıldır geziniyorum da kimsenin hangi yemeği ne için yediği,ya da yemediğine dair hiç bi beyan ve anlaşmazlık görmedim. Öyleyse seks hakkında neden bu kadar gizli açık anlaşmazlık var anlamış değilim.Aslında sorun nedir gerçekten de merak ediyorum. Günaydıınnnn frekanslar, güneş tam gözümün içine girdi şu an 🙂

**

Yiyecek (seçiminden, hazırlanışından,tüketiminden, hazmından boşaltımına kadar tüm süreçleri) ile seks arasındaki benzerlikler ve farklılar nelerdir. Bence öncelikle benzerliklerden başlayalım. Herkes aklına geleni söylesin.

sa:Her ikisini de kadınlar seçip alılar ve eve getirirler, bazen de kocalarına sipariş ederler. (ben ucundan başlayayım dedim.)

gk: İkisi de iştahla ilgili.İkisi de bastırılınca hastalıklar ortaya çıkıyor.

sa: örneğin alış verişe açken gitmeyin diyor araştırmalar. Reklamlar da “açken sen sen değilsin” diyor. Astsolist tribi durumları da var. Peki yiyecekleri nerden nasıl alıyorsunuz, nasılseçiyosunuz, liste yapıyo musunuz önceden vs? bunlar çok önemli. Yemek pişirme aşamasına gelene kadar malzemelerin seçimi var, ben o kısmı daha çok önemsiyorum galiba.

gk: Koku beyin diyorum:)))Koku beyin olmasa yediklerimizden zevk almazdık,karşı tarafın feromonlarının da farkında olamazdık.Burun cinsel bir organ:))))

sa: Bu güzel bi nokta (hatta süper), yani yiyecek seçiminde dikkate aldığın tek unsur bu mu?

gk: Güzel kokması lazım.İştah koku ile ilişkili.Koku alamadığım durumlarda yemek yemeyi sevmiyorum.Saman gibi geliyor her şey:)))

sa: süper, velakin tüfek (parfüm-hay bat-may-ası fransızlar) icad oldu mertlik bozulmadı mı? bu durum nasıl aşılabiliyor? Ya da aşılabiliyor mu?

Ne işi var meranın burda demeyin şimdi, azıcık düşünürseniz bi ilgi bulabilirsiniz-ben buldum walla): Geçenlerde benim için müthiş aydınlatıcı olan Alıç Ağacıyla Sohbet kitabını gözden geçiriyordum ve gözüm meralarla ilgili bölüme takıldı. Yazar, meraların mümkünse bi kaç tane olması ve sırayla kullanılması gerektiğini söylüyor ve burada çok önemli ve hayati bi nokta olduğunu hatırlatıyor şöyle ki; meranın içindeki ot ailesi, belli bir orana ulaşılıncaya kadar yenirse ve sonra kendi haline bırakılırsa kendini kolayca yenileyebiliyormuş. Oysa belli bir oranın üstünde yenilirse artık bir daha bütünselliğini yeniden yapılaştıracak imkanı kayboluyor ve o mera zaman içinde ölüyormuş!

ha: seçimde benim için en önemli kriter- ve sanıyorum biçoklarımız için de- taze olması.bunu da renginden, görünüşünden anlarız, bi de elleriz mıncıklarız orasını burasını.yani, rengi tam da olması gerektiği gibi olacak, ne ham ne de çok beklemiş, bozulmaya yakın olacak. ben olgun seviyorum mesela:)

Sadece görünüşüne aldanıp eve getirdiğimiz sebzeler ve meyveler de var elbet. bir de bakıyorsunuz ki ne tadı var ne de tuzu.dünya kadar para verip aldığınıza mı yanarsınız, yemeğinizin berbat olduğuna mı?:)

sa: Doğru, zaten bi de çağdaş(!) dünyada yiyecekler hep ambalaj içine konuldu, kokusunu filan alamıyosun, mıncıklayamıyosun. Sadece reklamlerdaki kadınların erkeklerin ve çocukların ağızlarını şapırdatmalarını görebiliyosun. Bu durumu nasıl aşıyorsunuz?

ha: ben mümkün mertebe pazara gitmeye çalışıyorum.pazarcılarla kavga etme pahasına dokunarak koklayarak yapıyorum alışverişimi.alışveriş merkezinden almak zorunda kaldıysam da olası sonuçlarını hesaba katarak pişirme aşamasında yapacağım yemeğe daha fazla tat lezzet katmaya çalışıyorum.

sa: Peki internetten alışverişe ne diyorsunuz, örneğin ben bazen internet pazarlarından alışveriş yapıyorum. Senin deyişinle ne koklama ne mıncıklama ne de görme duyuları yok orda velakin ben yine de başka duyu organlarımın işin içine karıştığını ve beni pek yanıltmayan alışverişler yaptığımı biliyorum (deneyimlerden)

ha: internet alışverişi esnasında hep biraz endişeli oluyorum ben sanki.belki de duyu organlarımın önemli bir kısmı işe müdahil olamadığındandır bu.ama sonuçta bu alışveriş seçeneğinde canımı sıkan birşey yaşamadım hiç.geçenlerde ikinci el bir …kitap almıştım/k.onu elimde tutarken nedense hiç tanımadığım sahibinin onu ilk satın aldığı andan itibaren uzun bir yolculuğa çıkardı beni.tanımlamalar işin içine girmese dahi bir şekilde o kişiyle aramda enteresan bir bağ oluştuğunu hissettim nedense.
-gerektiği kadar devam edecek,siz de yiyecek seçme yöntemlerinizi bi zahmet edip yazıverin yorumlara lütfen-