Sekse Dair-5

Konu başı için tıklayınız

Birey bilinci gelişmiş, kendine yeterli (bunlardan çoğaldı fakat biraz ukalamsı oluyolar), evlilikmiş çocukmuş tasası duymayan (eh nispeten azlar ama ustaca gizlerler) ve sadece aşk için anlamlı ilişkiler kurmaya yanaşan (bu bölüm oldukça az) extra ve erkeklerdeki hekuras’ı bilen (hiç yok) bi kadınlar gurubu oluşmaya başladı dünyada ve tabi ülkemizde de. Ben şu an bu gurup kadınlara yaklaşamayan erkeklere sesleniyorum; bu davranışınızın altındaki sebepler nedir? İkinci sorum, bu durum lezbiyen nüfusunun artışına sebep oluyor mudur? Ve üçüncü sorum; hızla artan bu kadın gurubuna karşı gelecek için (en azından oğullarınız için) bi tehlike görüyor musunuz?

ha: enteresan bi devam olmuş:)

sa: Beklenmedik mi?

ha: cesurca diyelim.konuşulamayanları konuşmaya iten soruların yarattığı heyecan verici bir hal.soruların öncelikli muhattabı erkeklerin yanıtlarını pek merak ediyorum doğrusu.

hs: Bilgisayar müsaade etse; iki çift söz yazıcam da. Kısmet; artık başka bahara.

ha: yerim dar muhabbetine döndü bu iş:) belki de elektrikler kesilmiştir:)

sö: bu grup kadınlara erkeklerin neden yaklaşamadığını öğrendiğim an hayatımdaki bir gizem çözülmüş olacak. bu gerçekten son zamanlarda beni en çok zorlayan konu. mustaripim 🙂 eğer cevaplar gelirse beni haberdar edin lütfen olur mu?

sa: özel servis veremiyoruz sevgili sö.kardeş, lütfen bu başlığı takip et, abone filan ol. Hem gelen yorumlara göre senin de yeni soruların olabilir, ya da bu muzdariplik durumun değişebilir, kimbilebilir ki

hs: Tanımladığınız şekilde kadınlar var diyorsunuz; ve bu tanımlanan kadınlara erkekler yaklaşamıyorlar. Denklik problemi olabilir belki. Acaba “gerçekten” böyle kadınlar var mı? diye sorasım var:)) Ama siz var diyorsanız vardır. Eğer gerçekten var iseler; en genel anlamı ile kadınların içinden alt küme alt küme… daha dar anlamda bir grup oluşturduysanız; bunun karşısına da… en genel anlamı ile erkekler dememek gerekir bence. erkeklerin içinde de alt küme alt küme oluşturarak denk kümeler elde etmek gerekir. Sonra da aralarında eşleşme olur mu olmaz mı? sorusuna cevap aramak. bir kısım kadınları özel kümeye alıp erkekleri genel anlamda ele almak yanlış sonuca götürebilir…

as: hs arkadaş doğru diyor…

sa: bu durumda sizler için soruların anlamı kalmıyor çünkü davayı esastan bozuyorsunuz. Belki haklısınızdır. Ne de olsa bu benim hayatımı adadığım bi gözlemcikler sonucuydu.

Peki konuyu esastan reddetmeyen beyler var mı? Ve bu konuda konuşmak isteyen kadınlar cevap hakkı kullanmak istiyorlar mı?

as: oğullarım da bu tarz kadınları çekici bulduğu için bir problem görmüyorum 🙂

sa: Hs ve siz konuyu esastan reddettiğiniz için bu konuda sizlerle konuşacak pek bişey kalmadı kanaatindeyim. Yok fikrinizi değiştiriyorsanız lütfen belirtin. Bu arada oğlunuz adına çok sevindim ve ümitlendim.

as: Hayır, konuyu esastan reddetmedim, tam tersine bu kadınlar azınlıkta sözüne belki itirazım var. Ayrıca yetişkin 2 oğlum var 1 değil 🙂 Oğullarımı yetiştiren anneleri de aslında bahsettiğiniz türden bir kadın olduğu için belki de oğullarım şanslıydı

sa: soruyu tekrar dikkatle okumanızı rica edeceğim. Eşinizi de bu arada yürekten kutluyorum

as: “neden zavallı taklidi yapan, size pek ihtiyacı varmış gibi sızıldanıp duran kadınları arayıp durmaya teşnesiniz? Neden sanki onlar varsa kendinizi güçlü sanma yanılgısına düştünüz?” sözlerinizi de yeni okuyabildim ki bu da zaten esasta an…laştığımızı gösteriyor. Aslında hayatta (gerçek anlamda yaşayabilmek için) kalabilmek için bir kadına muhtaçtır çoğu erkek. Erkeklerin yalnız kalmaktan korkmaları aslında doğrudan “yemek yapan olmaz aç kalırım” düşüncesidir çoğu zaman, ama hiç bir kadın yaşayabilmek için (survive) bir erkeğe bu şekilde muhtaç değildir.

sö: ben bu grup kadınlardanım. dolayısıyla beylerin neden yaklaşamadığını henüz tam olarak çözemedim. bir çeşit tehdit hissettikleri gibi teoriler üretsem de, ki bir yerde bu doğru asıl ilgilendiğim soru yaklaşmasını istediğim beylerin yaklaşma…larını nasıl sağlayabilirim oldu? bunu da henüz çözemedim 🙂 lezbiyenlikte artış yapacağını düşünmüyorum. en azından kendimde öyle bir gidişat görmüyorum. bir de sanırım erkekler, kadınlar talepkar olduğunda veya zayıflık gösterdiğinde kendilerine ihtiyaç duyulduğunu hissediyorlar. dolayısıyla içsel gücünü bulmuş bir kadının yanında ne işe yarayacaklarını anlayamıyor olabilirler. bu arada tabii erkeğin de içsel gücünü bulmuş olması gibi bir ayrım gündeme gelmiş oluyor. bu başka bir konu. fakat bahsettiğimiz konuda kişisel olarak beni en çok üzen şey, görebildiğim bir insanın beni görememesidir. görmekten kastım içine bakmak kim olduğunu görmek.

sa: Çok derli toplu ifade etmişsiniz Sö Hnm. özellikle “içsel gücünü bulmuş bir kadının yanında ne işe yarayacaklarını anlayamıyor olabilirler” cümlesi dikkat çekici.

as: Sö Hanım, belki de erkek çocukların, dünyanın merkezi gibi yetiştirilmesinde biraz da bunun cavebı (göster çocuğum amcalarına….) Bu abartılmış egonun altının aslında tabii ki boş olması bir güvensizlik yaratıyor tabii..

sa: Şimdi siz burada söz konusu olan guruptan bir kadın bulmuşsunuz ve böylece çocukları da gelecek için garantiye almış bi mutlu azınlıksınız. Biz biraz da gerçekten sorunu yaşayanları dinleyelim istiyorum

hs:kadınları özelleştirip erkekleri genelleştirerek bu soruyu çözemezsiniz uykum kaçtı sayenizde:))

sa: O halde soruyu hemen düzeltelelim şöylece: Bu kendine yeterli, birey olmayı becermiş kadınlar gurubuna, birey olmayı başarmış kendine yeterli erkekler yaklaşabiliyor mu? Bu iki kesim buluşabiliyor mu? Çünkü ben bu bahsettiği kadınlardan çok ama çok sayıdagörüyorum (yalnız ve ilişkisiz yaşayan), bi tane bile böyle erkek göremiyorum. Bu erkekler nerde öyleyse, uykunu kaçırmasın, söyle nereye saklanmışlar?

et: Kadınlar (Yani yetişkin dişiler), her şeyden önce küçük kız çocuklarını gözlemlesinler ve onlardaki o doğal, önyargısız, beklentisiz, sevecen ve işveli halin farkına varsınlar. Onlar gibi olmaya çalışsınlar diyemiyorum; çünkü bu, “mış gibi …yapmak” olurdu ancak. Kendileri gibi olsunlar yeter bence… Elalem ne der diye düşünmeden. Kanımca o zaman, ne eşcinselliğin artması ve ne de çocuklarımızın geleceği hakkında sorular sormamıza gerek kalmacaktı… :))

sa:  Güç için (başkalarını yönetmek, para ve mevki sahibi olmak böylece kadınların gözünü boyamak için) ormanları yakarak, keserek yok eden erkeklerin göğsündeki hekuras organı giderek küçülüyor, öyle zayıflamış ve ufalmış ki onu görebilmek için uzay teleskobu kullanmak gerekiyor. Bu konuda kadınları suçlamamak lazım.  Bu durumda uzayteleskobu olmayan kadınlar başka özelliklerine bakarak ilişki kurabilecekleri erkekleri bulmyaya çalışıyor ve hatta buna artık ilişki bile denebilir mi bilemiyorum, iş sadece lokantaya gidip ne bulduysan yeyip çıkmak ve bi daha orayı hatırlamamaya dönüşebiliyor.

hs::))iki tarafta adı üstünde kendi kendine yeterli oldukları için kendi kendilerine yetinip gidiyorlardır. Belki de bu kendi kendine yeterli tanımı tanımlamasında da yanlışlık var. Kendi kendine yeterlilik iyi bir şey değildir belki de. Kend…i kendime yeterliyim demekten vazgeçseler belki ortak bir noktada buluşabilirler. Bir fıkra var onu anlatmayayım; onun yerine müsaadenizle bir şarkı önerebilirim meseleyi özetleyen…

‎sa: “kendine yeterli” birey bilinci içinmutlaka gerekli bir durum Halim, bunun anlamını sanırım sendenbaşka herkes anlıyordur ya da açıklayayım; yalnız kaldığında kendine bakabilen, fiziki,duygusal,ekonomil ve mental yeterliliği olan, kendi eril ve dişil yönlerinin farkına varmış kişi. kişi böyle olduysa cinselliğe, aşka ya da başka türlü tanımlayacağı bi ilişkiye ihtiyacı yok anlamına mı gelir?

et: E işte ben de onu anlataya çalışıyorum zaten Sibelcim. Doğallıktan her sapış, yeni sapkınlıkların da önünü açıyor gibi geliyor bana. Ama şu da bir gerçek ki geri dönüş çok zor maalesef. İşin doğalının ne olduğunun farkına varsak bile..

hs:  :)) Anlayışım biraz kıt olabilir evet..

sa: Eh işte böyle oluyo örneğini verdiğin gibi, hemen bi alınganlık, kendini geri çekerken alay ve incitme denemesi 🙂

hs: Yok yahuuu. Öyle bir durum. En son Orman ruhu yorumunuzu geç farkettim. Güzel tanımlamışsınız ve bence daha bir açıklayıcı olmuş. Bir de; “konsept gereği” anlayışı kıt birisi olmamın bir mahzuru ve sakıncası yok, bilakis konuyu daha anlaşılır bir hale getirebiliriz bu sayede.

sa: Benim hislerim hep kuvvetli olmuştur Hs, hangi sorunun ne niyetle sorulduğunu hemen anlarım. Sen anlamadığın için değil başka niyetlerle yapıyosun ve bunlar da hep aynı niyet değil farklılar ve bu detaylara girmek istemiyorum. İkimiz de ne dediğimizi anlıyoruz şu an 🙂 Biz konuya odaklanalım

‎et: “Yalnız kaldığında kendine bakabilen” !!! çok iddialı bir ifade bence Sibel. Biz hepimiz, kadın erkek birbirimize muhtaç kırılgan varlıklarız. Yerine göre burnumuzu sürtmeyi, incinmeyi de göze alabilmeliyiz gibi geliyor bana. Hatta şu da var ki, karşımızdaki insanı mutlu edebildiğimizi görmek, tarif edilemez bir haz gibi geliyor bana. Ayn Rand ne düşünüyordu bu konuda acaba?!!!.. :))

sa: Hiç iddialı değil çünkkü hem ülkemizde hem de dünyada böyle kadınlar çok. Evet erkekler çok az çünkü anneleri tarafından muhtaçlık durumuyla yetiştirilmişler, muhtemelen ve kendilerine bakamıyorlar! Mutlaka bi kadın olmalı onlara. Bu lafım öylece ortaya savrulmuş bişey değil, kaç tane yalnız yaşayan kadın var kaç tane yalnız yaşayan erkek var bakın çevrenize, istatistik raporlarına ulaşın. Yalnız kalan erkek senesine ölüyor, ya da acilen başgöz ediliyor.

hs: Eskiler söylerdi… ölen karısı iyiyse erkek, elbet bütün kadınlar iyidir der tekrar evlenirmiş, ölen karısı kötü ise yenisi ondan da kötü olacak değil ya der tekrar evlenirmiş. kadınlar cenahında ise; ölen koca iyiyse, ondan iyisi gelmez gelmemiştir dünyaya dermiş kadın ölen koca kötüyse, erkek dediğin hepsi aynı bela aman benden uzak olsunlar dermiş.

sa: Bu arada hep ben cevap yetiştirmeyeceğim sizlere, buralarda soruda tanımladığım guruba giren bi tek Sırma hnm yoktur herhalde, onlar da fikirlerini beyan etsinler, ne yapıyorlar ve ne ile karşılaşıyorlar?

şb: Bence her iki taraf için de, ilişkiler de yansıtmalar söz konusu. Bunun en bariz olanı da “iyi ebeveyn”, “kötü ebeveyn” yansıtması. Şiddetleri ne olursa olsun terk edilme, mahrumiyet ve boşluk ile yüzleşmek kolay değil. Bahsettiğiniz, birey olmuş, bağımsız kadın tiplemesi belki de erkeklerin “terk edilme” korkusunu fena halde tetikliyor olabilir.

sa: Gayet dikkat çekici bi saptama Şb hnm. Bu arada dünya çapında yapılmış bazı bilimsel araştırmalar da var, örneğin erkek nüfusu düşüyor. Erkeklerin canlı sperm sayısı %30 a düşmüş (hormonlu yiyecek ya da endişe vs sebepleri bilemeyeceğim ve bu araştırma en az beş yıl önceye ait), erkekler erken ölüyor. İşte bu sebeple önceki başlıkta bu oyuna nasıl getirildiklerini sordum onlara, kimseden cevap çıkmadı. Keşke şuralarda bi kişi zahmet edip bu konuda yazdığım kitabı okumuş olsaydı!

Şu çalışmaya da (BAK) göz atmak isteyebilirsiniz: http://tuvasanat.com/index.php/haberler/yeni-enerji-ve-yeni-bilincte-ask-ve-cinselik-nasil-bicimleniyor-10-12-birlesik-alan-kullanimi-surec-notlari/ Anlaşılmayan hususlar olursa yardımcı olmaya çalışır arkadaşlarımız

Hekuras Nedir?

Erkeklere aradıkları gücün göğüs cenahlarında olduğunu söylerken öylece uydurmamıştım (hani bazıları beyinlerinde, bazıları ceplerinde ya da oturdukları koltuklarda, bazıları da bacakarasında sanıyo ya), Doğduğumdan beri bunu bilirdim ama geçen yıl Shabono’yu okuduğumda şaşırıp kaldım:
Haftalarca sık vahşi bi ormanda geçen yürüyüşle anca bi rehber ve tin yardımıyla sağ varılabilen bi yerli köyüne gitmişti Florinda Donner (Bir antropologdur). Orada epeyce yaşadı gözlem yaptı. Bi gün oradaki erkek kadın ve çocukların ellerine birer dal kırıp verdi ve toprağın üzerine bi insan resmi çizmelerini istedi (onların sevgisini kazanmıştı o ana kadar) çizilen bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tasvir etmişlerdi (kadın beden çizimlerinde olmayan bi organ).
“Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o; fakat ancak (1)gerçek bir savaşçı onu kullanabilir.. (2)Sadece büyük savaşçı, hastalıkları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir dediler Florinda’ya. O figür/organın ismine Hekuras ismi vermişlerdi, yani ormanın ruhu.

Güç için (başkalarını yönetmek, para ve mevki sahibi olmak böylece kadınların gözünü boyamak için) ormanları yakarak, keserek yok eden erkeklerin göğsündeki hekuras organı (Ormanın ruhu) giderek küçülüyor, öyle zayıflamış ve ufalmış ki onu görebilmek için uzay teleskobu kullanmak gerekiyor.

**

Bu konu üzerine gönderilen bi video:

Teşekkür ederim, gerçekten ilginç bi video. Tamamen yerlinin doğa ile birlikte olma ritüelini temsil etmek üzere hazırlanmış sanki. Onun kuşla, ormanla, seslerle zamanı hızlandırması, yavaşlatması, onunla uçması, saklanmsı ve açığa çıkması, çok hoştu 🙂 Güzel bir hdiye oldu bana.

AŞK’a BAKtık

BEN AŞK’IM… Uyanık… Farkında… İyi hisseden… Hafif ve ucucuyum… Sonra, herkesi gören ve görülen… Bir göz’üm… Herkesin farkında ve herkesin farkında olduğu, Farkında olduklarının farkında olmasalar da bildiği… Herkesi seven ve olduğu gibi kabul eden… Şefkatli, Sevgide ve uyumda… Kendine döndüren ve oradan da tüm Evren’e; Böylece değiştiren ve değişen, Aşk’ım ben… İyi hisseden, Çabuk da yorulan… Ama sonsuza kavuşturan, Aşk’ım ben…

başka hiç bi şekilde ve hiç bi zamanda bu kadar kesin biçimde tarif edilememişti aşk. Ancak o olunca anlaşılıyor AŞK! ve unuttuğun bi şey de var sanırım, yeni duyu organlarımızın açılmasına sebep oluyorsun. Bu ise bizleri dönüştüren yeni bilince uyumlayan hayati bi işlev. Ben izleyendim ve sen herkesin farkındaydın ama kimse senin farkında değildi, kimse senin yanına gelmedi, kimse seni yakalamak istemedi.

Herkesin dilinde ve sözde aradığı AŞK iken, biz gördük ki kimse aşk istemiyor, onun farkında bile değil. Ve ben daha önce bir kez daha aşk’ı izlemiştim (Bodrum’daki BAK’da), aşk istenmediği yerde bi saniye durmuyor. hiç bi şeye müdanası yok 🙂 O çok naif ve kaçıcı 🙂 Ahhh siz kadınlar, ya aşkı görün ya da onu dilinize pelsenk etmeyi bırakın! En azından samimi olursunuz.

ÜA: asıl istenen nedir-nelerdir peki?

sa: aile, evlilik ve cinsellik, güvence, toplum tarafından onanmak

ÜA: Aşk’sız da olabilecek şeyler….

FI: aşksız hiç bir anlamı olmayan şeyler

FA: sanırım insanların aşk tanımlamasında da sorun var.insanlar aşkı;sadece cinsellik üzerine kurgulamış görünüyor.Oysaki AŞK;daha bütünsel ve daha büyük alanı kucaklayacak kadar büyük bir olgu.kendi düşünsel dünyamız gibi aşkıda beynimide minimalist bir hale soktuk.kurguladık kalıplara soktk.aşkın özgürlük alanını o kadar daralttık ki aşk nefes alamaz hale gedil.ve gerçek aşk kaçtı bizden.aşk diye algıladığımı şey ise o bambaşka bir oyun.sadece varolmayan birşeyi var gibi oyunu o kadar.

Sekse dair -4

Konu başı için tıklayınız

sa: 1000 tane arkadaşım var burada(facebook) ve gördüğünüz gibi üç gündür davet üstüne davet yaptığım bu konuyu sadece dört kişi konuşabiliyoruz. Diğerleri aşk, mevlana,melekler, kelekler,sevgi-özellikle sevgi, cennetler ve her tarafında seks kokan şarkı videolarıyla devam ediyolar 🙂 Olsun ne yapalım gerçeğimiz budur ve ben tüm bu durumları anlayışla sevgiyle karşılamaya devam ediyorum. Velakin artık içinde yer almayacağım. LÖK diye söyleyeceğim her yayınladıkları şeyin içindeki kokuyu. Bu sebeple bundan çekinenler bir an önce beni arkadaşlıktan çıkarsınlar böylece ne yayınladıklarını görememiş ve söyleyememiş olurum.

Dörtmüş pardon. Eğer kişi sayısı gece onikiye kadar ona tamamlanırsa ültümatomumu(!)geri çekeceğim :)))

av: Bizler doğumların,düğünlerin ve cenazelerin değerli olduğu bir toplumun elemanlarıyız..Deniz bu..Balığı rencide etmeyelim bence..Bu 3 ritüel dışında ve arasında kalanlar “giz”dir.Giz olduğundan seslendirilmez açık açık.Ve bu nedenle iyileşm…ez hasta..Şok tedavi ihtiyacı kaçınılmazdır gibi gelmekte bana ve yaşamakta olduklarımız bu sürecin içerisinde olduğumuz işaret ve mutluluğunu yaşatmakta bana..4/1000 bile olsa…:-) “Nerde aş durma yanaş” Atasözümüz doğrultusunda,biliyorum ki bu tencere burada kaynadık sıra yanaşanları da olacaktır..Bu bizim atalarımızın sözü….:-))) Kızmak yok değil mi…?

sa: Kızmış gibi mi göründüm ordan :)))) O halde ne diye “Şok tedavi ihtiyacı kaçınılmazdır gibi gelmekte bana ” diyosun? Benim tedavi sistemlerimi bilenler bilir

av:”Kızmak” sadece bir eski konuya (atasözleri) gönderme yapmakla sınırlıydı..Değilse tedavi yöntemine itirazım yok..Ama “aş” kaynamaya devam etmeli,ta ki kokusu sarmalı her yanı..Bir gün “AŞ” pişip de “AŞK” olana kadar..

sa: namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmazmış.

av: İşimiz o ezanı duyulacak hale getirmek olacak bu durumda..Namazda göz oldurmak daha zor ve uzun süreli bir seçim.

sa: Ezan ha bire hoperlör sesi açılmakla duyurulmaz, bi bunu anladıklarında, çorap söküğü gibi gelecek arkası. Kurumsallaşmış dinler güç öğesi üzerine oturmuştur, güç ise cinsellik üzerine bi oturdu kalkamadı!

HS: Şunu söyleyebilirim sadece. Açık büfe yemekhane… ondan şundan bundan doluyor tabaklar, sonra onu beğenmedim bunu beğenmedim, şu iğrenç olmuş bu bilmem ne olmuş… Söylenip duruluyor sürekli. Yaklaşık 2 yıldır ben de standart olarak; …”yapmayın arkadaşlar… yemekhane aynı yemekler aynı arada garsonlar değişiyor sadece…” madem ki şikayet ediyosunuz almayın, ya da kararınca alın, deyip duruyorum. Çorbanın yarısı salatanın şu kadarı direkt çöpe… Açık büfe anlayışına karşıyım. yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim:)

BY: yemek pişirme konusunu hiç düşünmemekle beraber, yemek yeme biçimleri üstüne zamanında ben de düşünmüştüm. Fastfood kavramının tüm dünyaya sistemli olarak yayılması ne enteresan değil mi? ve bir de sokak satıcıları var elbet. her kültürde, …o kültüre has, restaurant ve evde değil de, özellikle sokakta tüketilen yemekler… bizdeki simit kavramı mesela… pastane simidi değil özellikle sokak simidi 🙂 bir de tersi durum da vardır hani… adına ev yemeği denir… ev yemeğinin lezzetini veren başka bir özen / düzen’dir. herkes illaki sever ve ister bu ev yemeğini… ev yemeği karnıbahar da olsa pirzola da olsa çok doyurucudur sanki..

sa: güzelll, açıldınız walla (zorbalık işe yarıyomuş). Ay ben o sokak simidini çok severim, ne olacak şimdi?

by: valla sanırım herkes sokak simidini sever… kimi benim gibi o simitlerin çıktığı fırına kadar bile gidip alır, en tazesini, en sıcağını ve en gevreğini yemek için… kendi doğamıza kabul sunmak lazım gelir bu noktada :))

hs: Sibel hanım; şu durumda Freud Libido kavramını icat etmese… mideden girseydi mevzuya… demek ki değişen pek bir şey olmayacaktı insan hayatında bunu diyebilir miyiz?

sa: Walla ben işleri karmaşıklaştırmaya gerek yok, bizler gayet basitçe avlanabilecek bi hayvan türüyüz derim. Bunu kabul etmekle başlarsak (ki Jung, Gurdjieff ve DJ böyle başlıyorlar), kendimize daha açık net samimi bi (yine hayali ama olsun daha güzel bi hayal) tasarımlayabiliriz.

by: belki de hepimiz dünyanın en asil ve aynı zamanda en karanlık varlıklarıyızdır. hiçbir kadın yoktur ki, kendini tanrıça gibi hissetmeyen ve o tanrıça kadınlar, söyler ya da söylemez, kendisi illa bilir içindeki en yüce fahişeyi…

sa Kahire sokaklarında gezerken arkamdan “goddess” diye bağırırlardı, genç yaşlı hiç fark etmezdi.Ve insana öyle bakarlardı ki bunu gerçekten hissetiklerini anlardın 🙂 En asil ve en karanlık varlıklarıyız evet bu sebeple muhteşemiz.

gt: Arkadaşlar, benim manava gidip de kiloyla bişey almışlığım pek yoktur. Ne kadar lazımsa o kadar alırım. 3 domates, 5 biber, 2 salatalık mesela.:)) Hatta fazladan aldığımda manav laf atar; abla hayırdır misafirin mi var diye.:)) Yiyeceğim ka…dar alır ve yiyeceğim kadar pişiririm. Bir kerelik yani. üç günlük yemek yapıp buzdolabında depolamak saçma gelir. Her defasında yeniden pişiririm hiç üşenmem ve yarını düşünmem … Ee şimdi ben israftan mı kaçıyorum yoksa başka bişey mi var… Bana gerçeği söyleyin, bunu kaldırabilirim!.:)))

sa: sen süpersin, israftan kaçıyosun ki, bu bir savaşçı için olmazsa olmaz bi gerektir, erk biriktiriyosun yakında görücü filan olursan şaşırmam, ikincisi taze şeyleri seviyorsun, üçüncüsü her pişirime yeni ve kendine özgü olabilme şansı tanıyosun ki bu nerdeyse ikinci düşünce katına tırmanmış birine yakışır. Özetle bana çok hoş geldi.

sa: Siz erkeklere iki çift lafım var (muhtemelen bi sonraki kitabımın ismi olacak bu nadide başlangıç!): Siz bu oyuna nasıl getirildiniz be hey avanaklar! Sizin gücünüzü,şununuzu bununuzu isbata ihtiyacınız yok ki, o pek önemsediğiniz şeyi evren sizin tam kalp cenahına yerleştirdi. Gücün ta kendisisiniz siz. Öyleyse neden zavallı taklidi yapan, size pek ihtiyacı varmış gibi sızıldanıp duran kadınları arayıp durmaya teşnesiniz? Neden sanki onlar varsa kendinizi güçlü sanma yanılgısına düştünüz? Siz bunlara cevap vere durun ben size bi hikaye daha anlatacağım.

Bi kadını öldürmekle başlamıştım ve işimi yarım bırakmayıp bi erkeği de öldüreceğim, şu an buna karar verdim sayenizde.

sa: Erkeklerden tıs yok (kabul etmediyseniz tespitlerimi, söyleyin! siz de bana avanağın önde gidenisin deyin) Neyse hikaye şu: Aslan ile boğa bir gün ormanda buluşmuşlar ve geç saatlere kadar geyik muhabbeti yapmışlar.
Gecenin 12 sine doğru aslan saate bakmaya başlayınca, boğa sormuş:
-“Hayrola aslan kardeş, sen ki koskoca ormanlar kralısın, sana yakışıyor mu bu telaş. Yengeden mi korkuyorsun yoksa?” Deyince aslan:
-“Seninki gibi evde bizi bir ‘inek’ bekliyor olsa hiç problem yok, ama evde bizi bekleyen bir inek değil, bir dişi aslan var dişi aslan”

nn: harikasın sevgili sibel 🙂 konu çok güzel, iç açıcı. içimi açtığımda şu çıkıyor, yemek yemek benim için büyük bir haz. lakin süslenmiş sofralar, süslü yemek tabakları iştahımı kapatır. toprak tencerelerde odun ateşinde pişip bakır kaplarda …yenen yemekler müthiş haz verir. tencerede pişip kapağıda olabilir 🙂 bu konuda ilkelliği seviyorum. yemek sonrası sofra keyfi yapmak, yağlı ellerle bir sigara içmekte benim için ayrı bir zevk.. tabi bu yemek zevkimi her zaman yaşıyamıyorum. ama olanaklar el verdikce yaratmaya çalışıyorum. ilginçtir diğer yandan bir kadeh şarap içmek istiyorsam bunu ilkel bir sofradan ziyade çok süslü olmayan fakat yinede bir beyaz masa örtüsü serilmiş, porselen tabaklı, üzerinde sade çiçekler olan vazolu bir sofrayı tercih ediyorum.. bu tezatlığı henüz çözmüş değilim, hele seksle bağlantısını hiç bilmiyorum..

sa: Ne kadar sade ve alçakgönüllü anlatmışsın Neva, ben çok sevdim. Seksle bağlantısında bi tezatlık var mı emin değilim. Terziyi seçen güzel kadını hatırlattı bana

sa: Erkekler kibarlık edip sen hangi hakla bizi genelliyosun öküz demediler henüz (bunu da kitapta belirteceğim çünkü onları çok seviyorum, güzel olan hiç bişeylerini atlamam), neyse… Aradıkları gücün göğüslerinde olduğunu öylece uydurmamıştım (hani bazıları beyinlerinde bazıları ceplerinde bazıları da bacakarasında sanıyo ya), Doğduğumdan beri bunu bilirdim ama kanıtı da var: Haftalarca sık bi ormanda anca bi rehber ve tin yardımıyla sağ varılabilen bi yerli köyüne gitmişti Florinda Donner. Orada epeyce yaşadı gözlem yaptı. Bi gün oradaki erkek kadın ve çocukların ellerine birer dal kırıp verdi ve toprağın üzerine bi insan resmi çizmelerini istedi (onların sevgisini kazanmıştı o ana kadar) çizilen bütün erkek bedenlerinin göğsünün içine küçük bir figür tasvir etmişlerdi (kadın bedenlerinde olmayan bi organ). “Bunlar ne ola ki?” diye sordum. “Erkeklerin göğsünde yaşayan ormanın ruhudur o; fakat ancak gerçek bir şaman/savaşçı onu kullanabilir.. Sadece büyük savaşçı, hastalıları iyi etmek için ona kumanda edebilir ve düşman büyülerini bertaraf edebilir dediler Florinda’ya. O figür/organın ismine Hekuras ismi vermişlerdi, yani ormanın ruhu.

Sonuç olarak  yaklaşık 980 kişiyi şerrimden koruduğunuz için teşekkür ederim. Belki bu bi blöftü belki değildi, bunu bilemeyeceğiz. Şunu belirteyim ki poker oyununu tam altı yaşındayken oynamaya başlamıştım! 🙂 Şimdi henüz bu konuyu bence bitiremedik (yürüme konusuna geçemiyorum) çünkü benim aklımda hala ciddi sorular var. Dolayısı ile yardımlarınızı, katkınızı beklediğim konu devamını yeni başlıktan sunuyorum. Şimdiden kolay gelsin hepimize

Özgürleşmek nedir

Özgürlük demek, herşeyi gitmesine bırakmak, koyvermek, talep etmemek demektir. İnsanlar her şeyi elden bırakmaya pek razı değildir. Bilmezler ki sonlu olan sonsuz olanın bedelidir. Fakat gerçek vazgeçiş, terk edilecek bişeyin bulunmadığını; çünkü size ait hiçbir şeyin zaten bulunmadığını idrak ediştedir. Bu derin uyku gibidir; uykuya daldığınız zaman yatağınızdan vazgeçmezsiniz- sadece onu unutursunuz. (Maharaj)

FA: söz güzel.ama buradan yola çıkarak tartışmayı biraz daha açalım istermisiniz.birde özgürlük konusunda bir düşünce daha var.etik kurallarından tamamen kurtulursanız özgürleşirsiniz diyorlar.insanın özgürleşmesinin önünde etik kuralları birincil dereceden etkili midir?

sa: Etik kurallar da evrimleşen yaşayan bi varlıktır, diğer canlılar, dünya ve yıldızlar gibi.Güncellenmiş etik kuralların  çoğu güncellenmiş insana normal gelirler bence, bunları kural olduğu  için değil öyle hissettiğii için yaparlar çoğu kez (tabi istisnalar mevcuttur).  Fakat sizin söylediğiniz anlamda “ben etik bütün kurallları reddediyorum”la başlayan bişey, “hepsine uymak zorundayım”ın bütünleyicisi (yani aynısı ) olduğundan asla bi özgürleşme getirmeyecektir:)

TE: Insan “bana ne” diyebilmeli…..

sa: Bi görücü herşeyin sebebini ve bağlantılarını görür ve gerekli görürse müdahil olabilir, yani hep” bana ne” durumunda kalmak mecburiyeti yoktur onun 🙂

TE:Görücü birşeyin nedenini görür ve gerektiği zaman da değiştirmede aktif rol oynar, diyorsun. Yine senin başka bir konuda söylediğin bir söze göre insanları değiştirmenin o kadar da mümkün olmadigi idi. Yani değişim isteği hissedilmedikce değişimin gerçekleşmesi imkansızdır, denmişti. Ben de katitiliyorum o sözlere. Görücü seyirci tutumunu değiştirdiği zaman hata mi işliyor?

sa: İnsan nasıl da kendine göre anlıyo değil mi 🙂 Ben müdahil olur dedim, yani oyunun içine dahil olur, ancak bi görücü aynı zamanda bi iz sürücüdür yani denetimli delililik sanatını bilir. Oyuna girmeyi gerekli görmüştür, gerekli gördüğünde de çıkar. Kimseyi değiştirmek niyetiyle yapmaz. Sadece bi oyuncu gerekmiştir orda onu görmüştür bunu yapar. Onun vasıtasıyla oyundaki kişilerin şekli şemali çoğu kez değişir çünkü bi görücünün azımsanmayacak bir erki vardır. O kişiler çoğu kez tepetaklak olurlar fakat sebebin görücüden olduğunu filan anlamazlar 🙂 Böyle dışardan bakınca komedik bi şeydir hayat 🙂

**

Savaşçı, özgürlüğü arayan insandır. Hüzün özgürlük değildir. Bundan kurtulmak gerekir.

Savaşçıları zihinlerinde yalnızca bir tek şey vardır – özgürlükleri. Ölmek ve Kartal’a yem olmak bir mücadele değildir. Oysa sessizce Kartal’ın çevresinde dolaşarak özgürlüğe kavuşmak, en büyük cesarettir. (CC)

**

“Neden tüm Dünya’yı omuzlarımda taşımayı, insanlığın yüklerini ve enerjisini taşımayı sürdüreyim?” Sürdürmeyin. İndiriverin onları aşağıya. Farketmez. Onlar başlarının çaresine bakacaktır.(Tobias)

Esas sen başının çaresine bakabilecek durumda mısın bana ondan haber ver? Cesur ol! Eğer istersen ve bi illüzyonun arkasına saklanmaktan vaz geçeceksen bunu başaracağından eminim.  Ve emin ol bunu sana yağ çekmek için filan söylemiyorum 🙂

**

Günaydınnn frekanslar,bu hissetme olayı (duygu değil, dokunma değil görme değil,duyma değil yalnız başına), ne olduğunu, işe hangi organların karıştığına dair bi türlü net fikir sahibi olamasam da her geçen gün hayatımın daha da merkezine oturuyor. Ne yapacağız bilemiyorum. Hissetme arttıkça benim( kendi bilgi ve düşünce kapasitem) fonksiyonum küçülüyor.

**

“Görmek bilmenin garip bir hissidir.” C.C.