Bulamadığınız tüm Kitaplar

Kitaplarımın ne kitapçılarda ne yayınevinde kalmadığına dair şikayetlerin bana sadece özel mesajlar ve mail yoluyla bildirilmesi, edinme yolu sorulması o kadar çoğaldı ki son zamanlarda, ben de içimden dedim ki yahu bu gizli özel bi şey mi, neden açıkça sorulmuyor neden açıkça fizik ve net alemine beyan edilmiyor? Sonuçta ben kitaplarımdan utanıyor değilim, açık açık yazılmasından ancak memnuniyet duyarım. Velakin onların artık hiç biyerde bulunamaması da hiç derdim değil. Bana ne, ben pehlivanları sahaya davet ettim, “saldım çayıra mevlam kayıra” diye duasını ettim. Artık güneş batana kadar yenişsinler, elimden başka bişey gelmez 🙂

as: Demek ki Türkiye’de internetten elektronik kitap satışında bir açık var 🙂 Peki niye yeniden basım olmuyor? Korsanlar da mı basmıyor? 🙂

sa: yaw ben kamuoyu genelinin talep ettiği bi sansasyona karıştım mı?

as: şart midur? 🙂

sa: evet şarttır. Serbest piyasa koşulları 🙂

(aslında ben bi çok sansasyona karıştım ama hiç biri kamuoyunun (genelin) talep ettikleri değildi)

db: Nasibi olan bulur 🙂

sa: En az anlaşılan (yine de tükenmesi tuhaf) kitabım Bir Kadını Öldürmek (kısaca BKÖ) sekiz sene sonra okuyucusuyla gerçekten buluşmaya başladı sanırım. Geçen hafta Ankaradan gelen bi okurum, kitabı ikinci kez okuduğunu her bi yerinin defalarca çizdiğini söylemişti, gözlerinde hayranlık ve sevgi vardı (üzerime alınmadım, çünkü o güzel gülüşlü hanım aslında varoluşu seviyordu, kendini seviyordu bunu anladım ve bu harika). Dün de bana şu maili göndermiş: “nasıl pırr pprr okuyorum yazılarını …anlatamam çok lezzetli olmuş yine.(Sitedeki yazılarımı kastediyor bu kez) sanki yazmayı becerebilsem aynı şeylere dokunur yazardım gibi geliyo nedense aşk gibi yazıyosun AŞKKKK :)) teşekkürler ellerine sağlık ,iyi hafta sonları”

ha: ben de senin kitaplarını almak istediğimde sıkıntı yaşamış ama ısrarla talebimi iletmiş ve takibini de yapmıştım.kitapevleri bu talepleri not alıyor ve istekleri kısa sürede temin ediyorlar.kitaplarını bulamayan arkadaşlara bu konuda ısrarcı olmalarını öneriyorum:)

sa: o durum sanırım dört sene öncesi için geçerliydi.

as: Elektronik formatta vardır ama sizde?

sa: En azından Venüs Bağlantısı internete bağışladığım için bulunabilir. Diğerleri bilgisayarımda mevcut evet 🙂

bt: yayınevini gözden geçirsen iyi olur diye düşünüyorum.

sa: kimin ihtiyacı varsa o düşünsün

as: ihtiyacı olan çaba göstersin diyorsunuz 🙂

sa: bak ne demişim yazımın sonuna: “Bana ne! ben pehlivanları sahaya davet ettim, “saldım çayıra mevlam kayıra” diye duasını ettim. Artık güneş batana kadar yenişsinler, elimden başka bişey gelmez” . Aslında elimden başka bişey gelmezi de şöyle tercüme edeyim:” daha fazla bişey yapasım yok” 🙂 Neden? Dünya bi mucize, sonsuzca bi mucize, burada olduğum sürece o kadar çok zevkli uğraş var ki, ihtiyacım olmayan bişeye vakit ayıramam; çünkü vakit ben–im. 🙂

as: yoksa yazar kaprisi mi? “bana ne, ben yazdım koydum, siz kovalayın” mı? 🙂 “biraz da siz çaba harcayın” mı? 🙂

sa: Ordan nasıl duyuluyo sesim ben bilmem 🙂 Bu işin sadece iki ucu yok, yani yazar ve okuyucu şeklinde konuyu aristo mantığı gibi ya o ya da şu durumuna indirgeyemeyiz. Arada bi çok başka unsur var, yayımevleri, dağıtıcılar, medya, eleştirmenler, para, genel hipnoza uygunluk, kamuoyu, vs vs.  Zaten konu bi tek benim kitaplarım olsaydı tamamen önemsiz olurdu. Bu bulamadığınız tüm kitaplarla ilgili bir konu 🙂

as: hep böyle genelleştirme eğiliminde misinizdir? 🙂

sa: Genelleştirmenin tam bir öküzlük olduğunu bilmeme karşın, bu işlemi yapmaksızın bilim yapmanın henüz yolu bulunamadı. Fakat en azından ben genelleştirmenin eksikliğini sık sık dile getiririm. Siz yeni katıldınız aileye belki görmediniz.

as: estağfurullah 🙂

sa: Zaten öküzlüğün sorumluluğunu tek başına üzerime alacağımı sanmamıştınız herhalde! Dünya hala öküzün iki boynuzu arasında duruyor. Ben de bizatihi buna dikkat çekmeye çalışanlardan biriyim.

as: genelleştirme, kavramsallaştırma için ilk adım tabii ki, ama her zaman problemlidir tabii, Aristo’dan ve hatta Plato’dan beri, masa ne zaman masa olmaktan çıkar? ne zaman masa olur? kaç ayaklı olunca masadır? ayaksız da olur mu?

sa: Doğrudur.

Puma avcısı

Temel bir gün Trabzon da is ve isçi bulma kurumuna gider.
Memur : Daha önce ne tip islerle ugrastiniz?
Temel : Puma avcisiyim…
Memur : Trabzon da puma ne gezer be adam?
Temel: Ula bende onun için issizum ya…

**

Ormanların “vahşi kedisi” pumaya bir bakalım. Pumanın benekli görünümü ve bedenin tüm eklem ve kaslarının ahenkli hareketiyle avının peşinden yaptığı hızlı ve kıvrak koşusunun görüntüsü birçok belgeselin vazgeçilmez karesi­ni oluşturur. Ne var ki, puma ile peşinden koştuğu avının “ölüm-kalım” koşusunda bizim bazen anlam veremediği­miz bir kırılma yaşanır. Avını tam yakaladı-yakalayacak dediğimiz bir anda, puma koşmaktan vazgeçer, avının kaçmasına izin verir. Bu hareketin nedenini kavramakta gecikince, çoğu insan kolaycılığa kaçıp “aptal puma” sıfatını benimse­di. Ancak çok geçmeden aptal sıfatının puma ya değil, “aptal puma” sıfatını pumaya yakıştıranlara yakıştığı anlaşılacaktı. Ormanların bu vahşi kedisinin kendince bir hesabı vardı! Puma, avının peşinden sürdürdüğü ölüm-kalım koşusunun süresini, avının büyüklüğüne göre ayarlıyordu. Puma için önemli olan, bir avın peşinden koşarak harcadığı enerji dü­zeyinin, onu yakaladıktan sonra kazanacağı enerji düzeyini aşıp aşmadığı idi. Avının peşinde harcadığı enerjinin avın­dan alacağı enerjiye değmediğini görür görmez koşusunu yarıda kesip avının kaçmasına izin veriyordu. Örneğin, pu­manın bir ceylanı yakalamak için koştuğu süre ile bir tavşa­nı yakalamak için koştuğu süre hiçbir zaman eşit olmuyor­du. Ceylanın peşinden daha uzun süre koşuyor, tavşanın pe­şinden daha kısa süre koşuyordu.

**

Bi pumaya  “ya ne düşünüyosun böyle çekilmişin bi kenara?” diye sormuşlar.
“Seyrediyorum” diyerek kısa kesmiş.

**

Bi boğayla bi dağÇığlıkçısı (puma) yolda karşılaşmışlar. Boğa sormuş “Ben nerdeyse vardım, senin yolun daha ne kadar?” demiş
Puma bi çığlık atmış velakin Boğa şunu duymuş “öküzlüğün alemi yok!”

**

Bi dağın dumanlı tepelerinde zarif daireler çizmekte olan Kartal bi çalının ardındaki pumaya seslenmiş “heyy sen! Yaygara etmeyi kes, avlarımı ürkütüyosun” diye bağırmış. Puma da dumanlı gökyüzüne doğru sessizce bi bakış atmış, velakin kartal şunu duymuş: “az aşağı in!”

**

Kendine Yeterli nedir?

‎”kendine yeterli”, birey bilinci için mutlaka gerekli bir durum; yalnız kaldığında kendine bakabilen, fiziki,duygusal,ekonomil ve mental yeterliliği olan, kendi eril ve dişil yönlerinin farkına varmış kişi. Kişi böyle olduysa cinselliğe, aşka ya da başka türlü tanımlayacağı bi ilişkiye ihtiyacı yok anlamına mı gelir?

**

Taraf ve taraftarlık kavramlarının hayati farkına dikkat çekerim. Taraftar olmamayı dilerseniz hem gözlemci hem yaşayan olursunuz, evriminizi sürdürebilirsiniz. Taraf olmamayı dilerseniiz derhal bu hayattan düşersiniz! nereye keybolup emileceğinizi de kimse bilemez Konu gerçekten hayatidir. Aman ne dilediğimize dikkat edelim 🙂 (tıklayınız)

Tabi Denetimli delilik yapılabilir ama dikkat etmek lazım, bu çok incelikli bi sanattır, en benim diyeni bile yutar. Bunlardan biri beni 3 yıl yuttu! O sebeple AN’da taraf olmak en güvenilir en hayırlı ve tam bir savaşçı tutumudur. Ben haddim olmayarak bunu öneririm.

O halde neden şöyle genelleştirmiyoruz, bi şey başımıza gelmeden önce o konuda ne yapacağımıza, ne karar alacağımıza ne taraf olacağımıza hazırlık yapmayıp, o şeyin olduğu AN’da kendimize o an uygun gelen seçimi yapabilir, biran için taraf oluruz; ancak bu sonraki an’ı yine bağlamaz. Böyle yaşayabilmek muazzam erk ister

**

Çok sayıda insan yutarak ilerlemiş bir bilgiyi yutan insan ZORu başarmış olur.

Yani OYUN içinde çok sayıda  oyuncunun yutulduğu (en çok inanılan) BİLGİ yi yutabilmek büyük merhaledir. Bu sebeple, en prim yapan yutma işlemi, en göz önünde ve en basit olandır; çünkü onlar milyarlarca kişi ve zaman süresince insanları yutarak şu ana gelmişlerdir. (Oyun Kuramı-sa)

**

Çocuklar gerçekten ilginçler, hem meraklılar, hem ciddiye alırlar fakat ciddiye almıyorlarmış sanki “akılları beş karış yukardaymış” gibi görünürler, oyun olsun da bitmesin tükenmesin oyunlar gibidir. Ergenliğe girene kadar böyledirler. Belki de gerçekten beş karış yukardalardır da biz yetişkinler, paçalarından çeke çeke kendi seviyemize indirmeyi başarırız onları 🙂 Kimbilir

Sekse dair -6

Konu başı için Tıklayınız

Şu çalışmaya da (BAK) göz atmak isteyebilirsiniz: http://tuvasanat.com/index.php/haberler/yeni-enerji-ve-yeni-bilincte-ask-ve-cinselik-nasil-bicimleniyor-10-12-birlesik-alan-kullanimi-surec-notlari/ Anlaşılmayan hususlar olursa yardımcı olmaya çalışır arkadaşlarımız

ha: sorulan sorulardan ben anima ve animus kokusu alıyorum.

sa: Olabilir soru bana ait değildi, oynayan arkadaşlarımızdan birinindi, bizlere de güzel geldi, hepimizin merakına mucip oldu. Biliyosun ben sadece modere ediyorum, başka bi işlevim yok.

sa: Ben de tanımladığım  bu guruba dahil kadınlardan biriyim ve dün gece biraz kafam dolu yattım, yani standart bi gevşemiş hal olmaksızın ve gece şu rüyayı gördüm(hatırladığım bi iki sahne sadece): Rüyada bi sevgilim varmış (allah hayırlara çıkarsın), tanımadığım temiz yüzlü,  sevecen bi tip. Beni oturduğum koltuktan kucaklayarak kaldırmak (gelinlere yapar gibi) ve beni bi yere götürmek istiyor. Ben de şakayla aman ben ağırım bi yerine bişey olmasın moduyla hemen yanında birlikte bi eve gidiyoruz. Zemin kat bi boş daire. Orada bi gece oluyor sanırım ve duvarlarda acaip tuhaf delice büyümüş kurtcuğa benzeyen daha önce görmediğim iki yaratık var ve bu arada evin duvarlarına su basıyor, her dakka duvarlar biraz daha bozuluyor. Duvardaki bu yaratıklardan bi korkumuz yok nedense. Sonra birden ben şunu söylemeyi akıl ediyorum: yahu ben zaten bu apartmanın tepesinde oturuyorum, ne diye bu her an zarar gören zemin daireye taşınıyoruz ki? Bence bu  evi satın almayalım diyorum. Sanırım yanımdaki kişi de buna hak veriyor, daieden çıkıyoruz. 🙂

ha: Hayrolsun 🙂 Bu bahsedilen kadın grubu için, psişelerindeki animusun animaya baskın geldiğini ya da en azından eşit oranlarda olduğunu söyleyebilir miyiz? animası güçlü kadınlar,( kadınların önemli bir kısmı için bunu söyleyebiliriz sanıyorum ), erkeği “oyunda tutmak için, ona sayısız sorumluluk yüklüyor- en başta çocuk sahibi olmak,bunu da ağamsın paşamsın diye yapıyor..kusura bakılmasın ama bu perspektiften erkeklerin oyunun devamı açısından bir damızlık olarak kullanıldığını düşünüyorum ben.

sa: Bu gurubun çoğunluk olan kısmı için animusun biraz baskınca olduğunu söyleyebilirim sanırım; ama içindeki daha küçük kümeler için dengenin sağlandığını da gözlemledim. Animası güçlü ve animusundan habersiz (burada söz konusu guruba dahil olmayan)kadınlar için gözlemine de katılıyorum.

ha: soru bu noktada daha da önem kazanıyor bence..kendilerine damızlık olarak bakmayan kadınlara karşı erkeklerin bu korkusu neden?

sa: Korkuyorlar mı sence? Burada konuşan bi iki erkek oldu onlar da böyle bişeyden bahsetmediler

ha: https://blog.sonsuz.us/?p=527 bu link tartışmaya katılmak isteyenlere fikir verebilir. Çünkü farkında değiller.zaten oyunun kurgusunu bu kadar mükemmel kılan da bu..mekanizma erkeklere sezdirmeden ve hatta onları pohpohlayarak çalışıyor.çok akıllıca.diğer türlü devamlılığını nasıl sağlayacaktı.

sa: Kim yapıyo erkeklere bu menhus işleri?

ha: yin…aslında yapan yapılan yanlış kavramlar.kaza eseri başlayan oyunun sürmekte olan süreçleri demek daha doğru.

sa: Peki bu kazaen oluşmuş süreçlerde, oyun, yöylediğin uğursuz işleri yaptırmak için kimleri kullanıyor diyeyim o halde

fa: galiba kadınların bu yeni rol değişikliğine erkekler fazla hazırlıksız yakalandığı için gelişime ayak uyduramadılar.onlar karşısındaki kadınların hızla değişitiğine ve geliştiğini görmediler yada göremediler.hala şiddete uğrayan kadın gidip hukuki yollara başvurduğunda adam önce şok olup şaırıyorsa;hala kadın gelişiminin mağara döneminde olduğuna inanıyor demektir.ondan sonra da kadına yönelik genel suçlamalr zinciri başlar.kadının kendi kimliğini bulmaya başlaması ve birey olma kararı az gelişmiş toplumlarda galiba eletroşok etkisi yaratıyor.Erkek hala boşa dırdır yapan kadın bekliyor karşısında akıllı cümleler kadından geldiğinde çok ciddi abondone olma durumu yaşıyor.kadınların mutfakta yemek bahçede çamaşır asan figürünüü beyinlerinden silip atmak çok zor olacak.ama karşısında akıllı cümleler kuran kadına tahammül eden erkekğin gelişmişlik düzeyine de şapka çıkarmak ve tebrik etmek gerekiyor bence.çünkü bu tip bir erkek kadının gelişmesine çok hızılı ayak uyduran erkek demektir.ama iki ayrı cinsin bu kadar güzel ve uyumlu gelişimi dünyaya çok şey kazandırır. Ha. Hanımın olgu tespitine katılıyorum.toplumsal ve çevresel koşullar erkeklerin kendine yeten birey olan kadına bakış açısını bence de derinden etkiliyor.erkekler toplum baskısı denilen şey ile çok ciddi pohpohlanıp şişiriliyor..ama böyle düşünülünce de başka bir durum sözkonusu…o zaman erkeklerin gelişime değilde toplumsal olgulara yani statüden yana oldukları sonucu ortaya çıkıyor…

sa: Birey bilinci gelişmiş kadın ve erkekler arasında kurula-maya-n ilişkilerdi konumuz, eğer böyle irdelemeye devam edersek daha denk bir karşılaştırma yapabileceğiz sanırım. Eğer gerçekten bu guruptaki kişiler birbirleriyle anlamlı bir ilişki yürütemiyor hatta belki karşılaşamıyorlarsa, cinsel ihtiyaçlarını nasıl gideriyorlar?

fa: cevap basit bence yalan söylüyorlar…:)daha doğrusu sert bir cümle kurdum bunu farketttim bunu toparlayayım önce..sadece söyledikleriyle yaptıkları eylemler arasında çok ciddi bir fark var…aslında düz mantıkla baktığımız da yalan olduğu belli ama bu kavramı daha yumuşatarak söyleyeyim..sadece olması gerektiği gibi davranıp olanın peşine takılıyorlar o kadar.. belki birgün olan ile olması gereken arasındaki çizgiyi kalınlaştırabilirsek sorunu çözmek daha kolay olur..bunun için ayırdedebilem yeteneğimizin gelişmesi gerekiyor galiba.

bt: Spesıfık olarak, sadece ıcınde bulundugum bu gruptakı kadınlara bakarsak, ulkemız bır gecıs surecınde. Modern genclık, konzervatıf aıle yapısı. Bılıncımızle kabullendıgımız seylerı bıle, 0-6 yas arasında buyuk oranda sekıllenen bılınc altımız, gızlıden gızlıye reddedıyor. “benım kadınım kendı ayakları uzerınde durabılmelı” dıyen adam, hayatının ılk 6 senesınde bu mesajı almadıysa, yaptıkları ıle agzından cıkanlar celısıyor. Bızım grubumuzdakı kadınlarla olmak ıstedıgını ıddıa eden erkek sayısı ıle, gercekten ısteyen erkek sayısının tutmamasının sebebı budur.. Kendı kısısel gelısımını tamamlamıs, modern bır aılede yetısmıs bır adam, bızım grubumuzdakı kadınların bırlıkte uyumlu ılıskı yasayabılecegı adamdır. Boylelerı az bulunur, gelecek nesıller ıcınse umudum yuksek.

sa: Bt hanım görüşlerinize tamamen katılıyorum ancak erkek nüfusunun azalmasıyla ilgili gidişattan ötürü az bi soru işaretim var, evrenin bu konuda alacağı önlemi ilgi ve merakla bekliyorum. Fa hanım sizin bu son tespitlerinizi anlayamadım, herhalde yazma hızınız düşünce hızınıza yetişemedi 🙂

bt: bızım yetıstırecegımız cocukların bılıncaltları ıle bılınclerı daha az celısecek, buna ınanıyorum ben. Kadınların hıcbır hakkının olmadıgı zamanlar cok da eskı degıl, zamanla ıyılesecektır kalan sorunlar da…Ülkemız kadınları evrım gecırıyor, ama ulkemız erkeklerı ıcın evrım tersıne ıslıyor. Kadınlar 25ınde bu bahsettıgımız “kendı kendıne yetebılme”yı gerceklestırebılıyorken, erkekler ıcın haya…ta atılma, kendı kendıne yetme ve sorumluluk alma yası gıt gıde dusuyor. O zaman kadınla erkegın reel yasları bırbırınden uzaklasıyor. Olması gereken yas farkı acılıyor. Bır erkek bızım 25ımızde geldıgımız bılınc duzeyıne ancak 35ınde gelıyor. Burda bahsettıgım konu “para kazanma” konusu degıl, bu da yanlıs anlasılsın ıstemem. Bu bır durus meselesı…

sa: çözüm önerisi en azından şu an bizim kuşak için somut bişey söylemeseniz de hoş beklentiler içinde olmanız da büyük katkı 🙂

bt: Somut bır tavsıye mı? Etrafınıza bakın, bırlıkte olmanız gereken adam profılıne uyanlar hep dostlarınızdır. Bır dahakı sefere, aynı dılı konustuklarınızı “potansıyel partner” olarak gorebılırsınız.

sa: potansiyel partner nedir?

bt: “potansıyel partner” “partner olma ıhtımalı olan ınsan”dır.

sa: Partner, ortak anlamına gelir, sizce bu guruptaki kadınlar ortak mı arıyorlar dedim. İlginç bi nokta aslında. Bu aradaa 25&35 karşılaştırması yaptığınız yorumu  görmemişim bu konuya kendi açımdan katılmıyorum. Herhalde aynı gurup kadınlardan bahsetmiyoruz. Neden derseniz zaten 29 yaşını geçtiği halde “canlı” kalmış erkek sayısı o kadar azdır ki, mumla aramak lazım. Hangi bu canlılık derseniz, ki sanırım diyeceksiniz, bu işte tam da daha önceki bu konuya ait sohbetlerimizde bahsettiğimiz hekurasla yani ormanın ruhu ile ilgilidir. Tüm sistem erkeklerdeki bu organı köreltmek için kurulmuş bi düzen. Yani bu konuda erkekleri filan suçladığımız yok, hatta ben bu üzüntümü dile getirmek için 7 sene önce koca bi kitap yazdımdı 🙁

bt: cınsel anlamda erkeklerın aclıgı 30’dan once doymuyor, bu yuzden cınsel anlamda bır ılıskı ıcın 30 yas altı tercıh edılebılır, ama yanımızda olacak, bızı tasıyabılecek bır erkek arayısındaysak, o zaman olgun erkek gerekıyor maalesef. Her aradıgınızı aynı kısıde bulmanız maalesef cok zor.

sa: benim “canlılık” dediğim şeyi siz “cinsel açlık” olarak gördünüz. Yaş tesadüfen uygun düştü diyeceğim sadece 🙂

‎bt: 29 yasında bıten “canlılık” nedır pekı erkeklerde?

sa: bu görebildiğim bişeydir ve onu size tarif edebilmem mümkün değil. Sadece bi yerli kültüründe görebildiğim şeye yakın düşen bi duruma rastlamıştım geçen yıl Shabanoyu okurken. Bunu da konu içinde tam dört kez anlattım artık üşeniyorum. Ayrıca bu tespitim (görmem) yine de genellikle ihtiyatlı yaklaşımını içerir çünkü bazen 45 yaşında 75 yaşında canlı erkek gördüğüm de oldu. Çok nadirler. Aslında burada erkekler için kullandığım “canlılık” tabirinden farklı manada da insanların yolda sokakta ölü olanlarını ayırdedebiliyorum. Nasıl yapabildiğimi bilmiyorum. Sanırım kısa süre içinde yeni çağ bilimi bu konuya ışık tutabilecektir.

Bu arada ben arada tekrar tekrar hatırlatmak durumunda kalıyorum, ana konuda belirttiğim gurupları karşılaştırıyoruz, bunu tüm kadın ve erkekler olayı haline getirmeyelim şu an. Üstelik “birey bilinci gelişmiş” kişinin yaşı olmaz, bazısı öyle doğar, bazısı olamadan ölür.

bt: Yok ben “bırey bılıncı gelısmıs” bır kısı olmanın, egıtım ve yetıstırılme tarzı ıle, ıcınde yasanılan cevre ıle “edınılen” bırsey oldugu kanısındayım. Tabı en cok da kısının kendını yetıstırmesı ıle ılgılı…

sa: Öyle doğmayanların (öyle doğmak zaten sadece bi exeption) kendilerini geliştirme ihtimalleri tabi var fakat zorlu süreçlerdir ve dünyanın çoğu bu ayrıcalığı (birey olma) edinebilme ihtimalini çocuklarına devrederek göçüp giderler.

bt: dogustan olabılecegını pek dusunmemıstım, ama mumkun olabılır aslında… Insanlarla ılgılı bılımlerın en zor yanı, kosulları farklılastırarak deney yapılamamasıdır. Bırey olmayı basarmıs bırının bunu dogustan mı basardıgı, yoksa oyle mı yetıstırıldıgı ccok da bılınemez.

sa: Üç gün boyunca devam eden bu sohbetlerden bi kaç fikir edindim, umarım katılan ve izleyenler de faydalanmıştır, bunu umursuyorum çünkü epey zamanımı aldı ve zaman ben-im. Teşekkürler

as: Sibel Hanım, ben de teşekkür ederim bu tarz tartışmalar başlattığınız için, bu konuların tekrar tekrara gündemde tutulup üzerinde düşünülmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Zihin aracımız olmalı, patronumuz değil

Zihnin amaca ihtiyacı vardır. Gerçek olmayandan kendini kurtarması için karşılığında ona bişey vaadedilir. Gerçekte bir amaca ihtiyaç yoktur. Sahte olandan kurtulmak başlı başına yeterince iyidir, bir ödül istemez. Bu tıpkı temiz olmak gibidir- kendi kendinin ödülüdür bu.(Maharaj)
İşte aşağılarda biyerde Einstein’ın Tanrının zaratmayacağı konumunda takılmasınasebep olan durum tam da Maharajın bu tespitiyle açığa kavuşuyor. Amacı zihin istiyor.:)

**

Günaydınnn frekanslar,bu hissetme olayı (duygu değil, dokunma değil görme değil,duyma değil yalnız başına), ne olduğunu, işe hangi organların karıştığına dair bi türlü net fikir sahibi olamasam da her geçen gün hayatımın daha da merkezine oturuyor. Ne yapacağız bilemiyorum. Hissetme arttıkça benim( kendi bilgi ve düşünce kapasitem) fonksiyonum küçülüyor.

Zm: büyüteç sembol dilinde benim için ayrıntıya girmek..ayrıntıda özü görmek demek..ki öz o duyguda saklı bence..çok mahrem olduğundan gizleniyor.. büyüteç(ayrıntı) hassasiyetin simgesi..ancak hassaslaştığım şeylerde detayları görebilirim ve de…tayları görebildiğim yerde hassaslaşabilirim..bence çook önemli..duygu anahtarı büyüteç demiş olsam yanılmız olmam, biliyorum çünkü kalbim ve duygularım tanımlı..bütünden parçaya gitmek çabuk kavratır lakin parçadan bütüne gitmek hissederek kavratır..ben hissederek kavrayanlardanım..herkesede tavsiye ediyorum..çünkü hücrelerime siniyor ve bana mal oluyor…şeksiz şüphesiz hale geliyor..bilgi erk kazanmış oluyor,ondan sonra ben fark etmesemde hücremdeki o bilgi çoktan yayına geçmiş oluyor..

sa: Pek katılmıyorum bu tanımına (senin kendini anlatışın tastammam doğru, gözlemlerime uyuyor) ancak hissetmenin bu olduğuna dair ikna olmadım 🙂 Bakalım zamanla anlarız herhalde 🙂

ha: herkesin kendine özgü hissediş biçimleri olması elbette mümkün ve şaşırtıcı da değil:) ben bu anları zihnim boşken daha sık yaşıyor gibiyim sanki, yani çabasız ve peşinde koşturmadan geliyor bu şirin hal..aşk gibi bişi:)

zm: bilen(hissetme) yanımız farkındalık dışından geliyor ve hissediyor..buna tamamen katılıyorum.ancak hassasiyet yani o bilen tarafa geçiş kodlamaları bence büyüteçle simgelediğim şekilde gerçekleşiyor..bize mal olduğu an bizim bilinmezimize geçip yayına başlıyor..onuda hissederek kulanıyoruz..

sa: az önce yukarda kendini anlatırken “duygu anahtarı büyüteç demiş olsam yanılmış olmam” demiştin oysa benim gözlem ve deneyimlerim duygunun çok hantal bişey olduğunu gösterdi. Bu sebeple onu hissetmeye bağlamaya çalışman aklıma yatmadı zeynocum. Ancak büyütecin daha küçük alanlara örneğin atomaltı parçacıkların ve belki giderek takyonların dünyasına uzanan bi yolculuğa delalet etme imkanından bahsedebiliriz. Ki bunlar için mevcut duyu organlarımız gerçekten de çok kaba kalır. Yani mazotla uzay aracı çalıştırmaya benzetilebilir 🙂

ha: duygu zihnin bir ürünü değil mi arkadaşlar? yani zihin yaşanmışları temcit pilavı gibi karşımıza getiriyor ve sayısız kere yaşanmış duygu hallerini yeniden yaşatıyor bize..repertuarında bikaç hit film var ve zihin projeksiyonu bize 24 saat durmamacasına izletiyor bunları..biz de hep aynı sahnelerde ağlıyor, kızıyor ya da seviniyoruz..

**

Dün ve yarın, hayal meyal bir rüya kadar belirsizdi tıpkı güneş ışığı yapraklar arasından üzerine vurduğunda görünür olan kırılgan bir örümcek ağı gibi.(FD)