Zaman olgusu ve Haiku Denemeleri

Zaman illüzyondur çıkarımı üzerine…
Zaman olgusunun açılması bence insan nesline zihin ilavesiyle olmuştur, yani bu bir sihir değil bence. Fakat zihin hangi yolla insana eklendi o konu biraz karışık; bunu kimileri dünya dışı varlıkların yaptığını söylüyor, ya da dünyanın doğal evrimi yapmış da olabilir. Dünya gezegeninde bizim bildiğimiz tarihin çok çok öncelerinde yaşamış olan yüksek medeniyetlerin olduğu artık pek de reddedilemeyen bir sav oldu. Her geçen gün yeni bir delil bulunuyor. Belki onlar bu işlemi yaptılar kim bilir! Peki onlar kimdiler?
Elon Musk’ı tanıyorsunuzdur, şimdi onun insanın yapay zeka ile birleşip sayborga dönüşmesi projesine baktığımızda, zamanın kendi üzerine kapanan yapısını görür gibi oluyorum!

*

Dün birkaç tane haiku alıştırmam oldu. Biraz uzunlar normal haiku şiiriyle kıyaslayınca ama olsun ben de acemiyim zaten 🙂

Sığırcıklar enerjik ahenkli
İnsanlar, yorgun telaşlı
gece sessiz
rüya eşsiz

*

Gece ortasından kaldı
kalkıp yazamadım

*

Devamını oku “Zaman olgusu ve Haiku Denemeleri” →

Uzun bir aradan sonra….

İnsanın ne zaman ne fark edeceği belli olmuyor. Az önce eski bir ses kaydıma rastladım, katmanlar ve miktar arasındaki ilişkiye dairdi. O günü hatırladım. Karamürsel’de bir kafedeydim, Yiyecek sipariş etmiş önümde uzanan körfezi seyrediyordum. Yemek geldi fakat miktar olarak gözüme az geldi, sanki doymayacakmışım gibi bir his duydum. İşte o an “katmanlar” ile ilgili bir ayma yaşadım. Doyma duygum miktarla ilişkili değildi, o şeyin katmanlarına ne denli nüfuz edebileceğimle ilgiliydi! Her şey böyle işliyordu:)
Lineer mi çok boyutlu mu meselesine kadar gider bu katmanlar konusu 
Günaydınnn dostlar

*

Az sonra size anlatacaklarımı ister masal ister kehanet ister bir kişinin yüksek benliği ile teması isterseniz de yalan dolan olarak değerlendirin benim açımdan fark etmiyor ben kafamdaki sorunun cevabını merak ediyorum:
Kryon bir anlatısında, dünyadaki ilk canlılardan pleadesliler tarafından genetikleriyle bilimsel olarak uzun süren bir çalışma sonucunda insan ırkının ortaya çıkarıldığını öne sürmekteydi. İkinci aşama ise o güne kadar bu gezegene çeşitli hayvan ağaç vs bedenlere girmek suretiyle gelen ve mutlu mucuk yaşayan Siriusları bu yeni yapıtları olan insan bedenine davet etmek olmuştu. Fakat Siriuslular bu daveti çok uzun süre geri çevirdiler hattta sonunda Gönülsüzce kabul ettiklerinde dahi kendilerini ikiye bölerek yarılarını bir hayvan bedenine yarılarını bir insan bedenine adapte ettiler.
Şimdi gelelim benim 65000 pesoluk soruma 😀 Siriuslular neden bu geçiş için bunca gönülsüzdü?
(Gerçek bir sorudur hatta mümkün olsa bu soruyla bir BAK yapmak isterim)

*

İnsan bilinci karmaşıktır. Biliminizin İnsan bilincini fiziğin bir dalı olarak düşünebileceği bir gün gelecek. Bunun nedeni İnsan bilincinin bilinen lineer fiziğin kalıplarını veya hatta kuantum fiziğinin kalıplarını izlememesidir. Bilinç, yapısı olan senkronize bir enerjidir. (Sonunda keşfedeceğiniz gibi) Kuantum modellemeye sahiptir, ama mantık kuralları setine sahip değildir. Bunun yerine, bireysel İnsan Varlığının Akash’ından etkilenir. O karmaşıktır ve kendi gündemine, kendi kişiliğine ve iletişim kurma yeteneğine sahip olduğu bilinen tek senkronize ve eşevreli enerjidir. Demiş bir zamanlar Kryon
Ruh için de bir nevi enerji diye konuşulur. Yani normalde ruh deyince ben şöyle anlardım; bi sürü teknolojik aletin var o halde onu kullandığın sürece prize takmalısın! Eğer enerji kesilirse madde işlevsiz kalır. İnsanın bilincinin 3 bölümünden biri aumakuamız (yüksek benlik der batılılar) bizimle ruh arasında ilişki kurar. Yani anladığım kadarıyla ruh bizatihi içimizde değil. Ona bağlanacak bir enstrümana sahibiz. Ruh ise açık biçimde yaratıcı kaynak ile bağlıdır.
İçimize girdiği söylenen şeyin daha süptil bedenlerimiz(daha önce üretebilmişsek) olduğu söylenebilir belki! Duygu/rüya bedeni, Mental beden, ışık bedeni gibi. Bunlar fizik bedeni ölüp dünyanın toprağını oluşturmak üzere dönüşüme girdiğinde çıkıp kendi titreşim bölgelerine giderler.
Bu gün ne kadar gevezeyim, şaştım kaldım. Üstelik söylediklerimin hiçbiri hakkında emin değilim, kanıtım da yok.

Neden bilmek istiyorsun?

Bilincin iştahı bazen beni korkutuyor.
Neden bilmek istiyorsun?
Otur taze toplanmış çileğini ye!
Yansımalarını görmek bazen çok sıkıcı olabiliyor, hatta usandırıcı
Evrensel aldanış: maya
Karanlıkta yılan sandığın, aydınlıkta bir ip. Korkun da, kaygın da bir vehim: Maya.
Bildiğin illüzyon. Gerçeği örten bir nevi tül. Gerçeği anlama vehmi, bu vehmi sağlayan da tanrı kavramı.
Maya öyle güzel bir şeydir ki, öyle de kandırıkçıdır ki

Dört yıl önce şöyle demişim (muhtemeldir ki cik cik sevinçle öttüğüm bir gündü):

Bu konuda (kişiliği oluşturan ve 0-7 yaş arasında atılan temel varsayımlar ve inançların tespit edilmesi), rüyaların analiz edilmesi (rüya görüşmeciliği) gerçek anlamda yapılabilirse insana büyük ivme kazandırır ancak bundan sonradır ki insan günlük olağan hayatının da bir rüya (mutabakat rüyası) olduğunu kavrar ve onu da aynen rüyaları çözme tekniği ile inceler. Tabi bu konuda kişinin güvendiği ve yöntem bilen birinden destek almak şarttır. Sebebi ise insanın kendini görmeye/duymaya sınırladığı bir şeyi kendine hatırlatmasının pratikte mümkün olmamasıdır.
İşte bu sebeple Gurdjieff usta hapishaneden kaçmanın kurallarını yazmıştır. İşte bu sebeple insanlar kendi hayat deneyimlerini anlatırlar, yazarlar. İşte bu sebeple her zaman gizem okulları, farkındalık konusunu işleyen inanç toplulukları olmuştur. İşte bu sebeple mürid mürşid ilişkisinden vazgeçilemez. İşte bu sebeple ben, boşluğa basamak dizenlere saygı ve sevgimi dile getirmekten bıkmam.

*

Alakasız belki ama eskilerden bir söylenti:

Anlaşılmaz dedim…
Anneannem anlatmış:
eski zamanda bir gün, gelin kaynana oturup koca bir tencere yaprak sarmışlar. Gelin şunun bir tadına bakayım deyip bi tane yemiş, sonra gidip gidip bir tane daha atmış ağzına. Derken akşam olmuş erkekler eve gelmiş sofra kurulmuş, kaynana tencerenin kapağını açınca bir de ne görsün yemeğin yarısı yok!
“amaaannn ne oldu bu yemeğe” diye feryat etmiş
Gelin de utana sıkıla “tek tek yedim, anlaşılmaz dedim” demiş
*
not: gerçi birbiriyle tamamen alakasız bir şey bulmak mümkün değil :)))
Bir arkadaşım, Tanrı neden bizim planlarımıza güler DİYE SORMUŞTU?
Uzun anlatmak istemedim, biz batı kültürü alanların hepsi Aristo mantığının üzerine yapılanmış, temel aynı kaldıkça üzerinde ne yapsan pek plana uymuyor, imar affına mı başvursak dedim, güldük.
Bu şeyler parmağına dola dola gül!
Ana beni niye verdin çocuğa Oynar oynar taş doldurur kucağa

Senaryoyu Değiştirmek

Bugün politikada ve dış ilişkilerde gördüğümüz sefil senaryonun sadece bir detayını kendi içimizde, günlük yaşamımızdaki yansımasını bulup bunu değiştirmeye kesin karar verip uygulasak, dünya o anda makul bir miktar değişir.

Burada iki sorun var gibi görünüyor; Birincisi o senaryonun farkına varmak, ikincisi değiştirmeyi istemek. Fakat üçüncü ve ilk ikisini içeren sorun, farkına varıp, değiştirmek isteyip bunu dışarıdaki kişileri değiştirmek,yani senaryonun oyuncularını değiştirmek olduğunu sanmamız. Yani CASTı değiştirirsen olay bitecekmiş, önceki oyuncular hatalı ve kötüymüş zannı dünyayı bitiriyor. biz değişmesi gerekenleri neye değişsin cevabını bularak bunu hayatımızda uygulamaya başlayıp, gerisini evrenin kuantum çalışmasına bırakmalıyız. cevaplar ardı ardına hızla önümüze akar.

Çok klasik ama şöyle örnekleyeyim, Adolf Hitler kötüydü, kötü işlere imza attı,onu değiştirelim, bu rolü başkasına verelim. Bu kez Hiter monty’yi bulduk, onu aldık işe, aynı senaryoyu oynamak üzere, perde açıldı, aynı senaryo oynandı, belki biraz performans farkı olur! Demem o ki senaryoyu değiştirmek oyuncularla ilgili değil bu senaryoyu beğenmeyen BEN ile ilgili, oturup senaryoyu değiştirip kendi hayatımda oynamam gerekiyor.

Ben şöyle bir şey öneriyorum: Dünya ve ülke bazında oynanan senaryolardan en rahatsız olduğunuz 3 husus seçin, öncelik sırasına koyun ve düşünmeye başlayın, bunlar benim minicik küçük hayatımın, kişiliğimin hangi alanında yer alıyor diye. Onu bulduktan sonra, konu açıklık kazanacaktır çünkü değiştirmek kolay değil, belki hayatımız boyunca değiştiremiyeceğiz onları ama bazı adımlar atacağız, çocuklarımız bunu görecek, kendi KU’muz (Bilmeyenler için BEDEN HAFIZASI anlamındadır Huna bilgiisinde) bunu fark edecek. En azından dışarıda olup bitene, şahıslara lanet etmeyi keseceğiz, kendimize de zaten fazla kıyamayız 

Bilincimizin KU bölümü (beden hafızası) özne ve zaman bilmez. Bunu unutmadan yaşamak lazım.

Atasözlerini seviyorum

Pirincin içindeki siyah taşlardan korkma beyaz olanlardan kork
Japon atasözü

Komşun kötü olursa, bütün yasaları bilirsin.
Fin Atasözü

Tek bir elle boğa yılanı sarılmaz.
Afrika atasözü

Boş bir sepet yüksek sesle sallandı.

Kore Atasözü

İki Yahudi bir araya gelse şirket, iki Türk bir araya gelse Devlet kurar.
Çin Atasözü

Aç gözleri iyilikle doyurmak olmuyorsa geriye kum dökmek kalıyor.
Fin Atasözü

Fidan ekmek için en iyi zaman, yirmi yıl önceydi. Sonraki en iyi zaman ise şimdi.
Çin Atasözü

Aslanlar kendi hikayelerini yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız.
Afrika atasözü

Bir dostunuz, yemiş bahçesini geziyorsa, dalgın görünmeniz en büyük nezakettir.

Japon Atasözü

Devamını oku “Atasözlerini seviyorum” →