Sağlam Kazık ve Fırtına

İnsanlar, her şeyin bilinebileceğini, planlanabileceğini, şunu bunu yaparsalar her şeyin yolunda -beklentileri doğrultusunda- ve garantide olacağını varsaymasınlar; çünkü her zaman dağılım perileri de işin içindedir. Velakin insan önce eşeğini sağlam kazığa bağlayacak (bakış açılarını genişletecek yöntemleri bıkıp usanmadan uygulayacak) sonra gerisi allaha kalmış. Sağlam kazık, bi fırtınanın önünde nedir ki
Siz esas, bi fırtına olmasaydı ne yapardık onu düşünün 🙂

Bu arada;

Çoğu kez kestirmeden gidiyorum kendimi ifade ederken, üşeniyorum incik cıncık anlatmaya, okurlar aklımın içinde geziniyolar zaten sanıyorum, bunun için hepinizden özür dilerim. Ben kendi hızıma zaten yetişemiyorum, açıklamayı derinleştirdikçe “dalgadan zaten kopmuş parçacık varlığım” kayaya dönüşmeye başlıyor ve ben bundan çekiniyorum:( Neden mi? kayayı parçalamak daha zor oluyo sonra.

Örneğin bikaç sene önce şöyle yazmışım:

“Uyduruyorsam(ve bu sebeple gerçek oluşuyorsa) veya olacağı seziyorsam(gerçek dışımda oluşuyor ancak ben onu bi şekilde seziyorsam), ne fark eder?
Sonuca bakın frekans kardeşlerim, bu iki şeyden birinin doğru olup olmadığını anlamak için ZİHİNin size hazırladığı tuzağa düşmeyin. O gerçekten çocukça bir tuzak! Sonuca bakın:)
Sonuç şudur; ben gerçeğin ta kendisiyim..”

Şimdi buradaki ifademde aslında şu hissimi söylemek istemişim: Hayatım boyunca içimden geçen ya da ağzımdan çıkanların dış dünya diyeceğim bölgede gerçek olduğunu görmüşümdür ve bu beni biraz endişelendirmiştir, kendinden korkmak, anlayamamak filan gibi hisler.

Gözlerim aslında içimden geçeni dışarıya projekte eden bir araçtı adeta, sonra kuantum fiziği çalıştım ve bunun normal olduğunu anladım ancak hala kendimden çekincem geçmedi. Böylece biraz büyüdüğümde kendime sezgilerim iyi olduğu için bunları önceden hissedebiliyorum dedim. Kendimi buna ikna ettim, bu daha rahatlatıcı daha az sorumluluk yüklenici bi kabuldü. Uzun süre böyle gitti ve sonunda bi noktaya geldim ki öyle ya da böyle ne fark edecek yani! Hahahahahaha Kendimi önemsemekten korkuyormuşum ve aslında bu sistem herkes için böyle çalıştığına göre kendimi özelleştirecek – önemseyecek bi durum zaten yokmuş! Aman ne rahatlık! İşte böyle bişeydi yukarıdaki yazının içeriği 🙂

22-Kayra-Kuzey

Bizi saran gerçek güzellik  ve kayra asla planlanamaz. Bu içimizden gelen bir aydınlıktır, geçici ve eskimezdir, dengeli bir yaşamdan yükselen doğal bir parlaklıktır.
Güzellik ve bizim güzelliği algılayışımız sayısız yolla ortaya çıkar. Yaratıcılığımızın ifadeleri aslında Tao’ya saygıdır. Güzelliğin farkındalığı şüphesiz bir biçimde devamsızlık duygusuna bağlıdır. Doğada her yerde güzellik doğar, solar ve devamlı yaratıcı bir belirme ile yeniden bir güzelliği vücuda getirmek için tekrar tekrar geri döner.

Güzelliğin ve lütfun gizemini çözmeyi, aslında geçici olduğu halde kalıcı yapmayı isteyerek kendimize sorunlar yaratıyoruz. Bu yakalama ve sahip olma isteğinden kendimizi çekmeyi başarabilirsek, kayra deneyimi, estetik zevklerimizi ve yaşamdaki neşemizi derinleştirecektir.

Güzelliği düşünün ve yaşamınıza işlemenize izin verin, böylece onun tarafından güzelleştirileceksiniz.
Zerafeti ve cömertliği sınır tanımayan, güzelleştirme potansiyeli mükemmele yakın olan Tabiat Ana size örnek olsun.

amin.

*

Kayra: Güney ve Kuzey doğunun birleşimi

Güney                                                                      Kuzeydoğu

Yapışkan, yaz, Ateş, Sarı ve YİN                 Dağ dinginlik, ilkbahar, tohum,YANG

Ego-Gölge Oyunu: Mentalist

Mentalist eski ve devam eden bir dizi, eğer takip eden varsa fark ediyordur mutlaka; Ego ve gölge durumu bu kadar iyi anlatılamazdı 🙂 Patrick, kendinde bulunan durugörü kabiliyetini şarlatanlık ve insanları kandırma diyerek reddettiği ve kendini -egosunu- hassas, iyi, hayattan beklentisi olmayan kişi pozisyonuna ittiği oranda, gölgesi olan Red John büyüyüp vahşileşiyor, kabiliyetleri ve bunu kötüye kullanma oranı artıyor. Bence bu dizi psikoloji bölümlerinde ders olarak okutulabilir, hem de zevkli bi öğret-öğrenme olur 🙂
Kendimi benden (ego) daha iyi kim bilebilir? GÖLGEm şüphesiz.

mentalist

Keşif Dizisinden

Bakın, birisinin bu kadar yakınlığına izin vermek, herhangi birisini – sevdikleriniz dâhil, çocuklarınız dâhil, herhangi birini bu kadar yakınınıza almak cesur ve gözü pek bir insan olmayı gerektirir. Çünkü tüm çevrede katman katman, koruyucu, savunucu, maddi ve fiziki enerji vardır. Ama birisinin size bu kadar yakın olmasına izin verdiğinizde, onlar doğrudan sizin içinizde olurlar ve sizi içten kucaklarlar. Güvenmek, izin vermek yoluyla, bir bilinç düzeyi elde etmişsinizdir. Bu size iyi hizmet edecektir. (Adamus)

…

Lafta kalmasın hemen deneyin, içinize almak istediginiz biri varsa, şasmaz bi isabet ve güzellik. En son dün Sri Nithyananda Swami ile kucaklaştım ve müthiş bir deneyim oldu. Gerçi Adamus gayet ayrintili anlatmis, buna ilave edebilecegim sadece kendinizi rahat hissedeceginiz bir yerde olun, ben cogu kez uzanir durumdayken yaparim,. Öncesinde en az bi on dakika nefes egzersizi yaparim ve tabi beklentisiz kalmak önemli. Heyecan yapmayın, olursa olur, degilse ne olacak degil mi:) Şoyle devam etmis zaten adamus : Hemen doğrudan deneyimlemeyeceğiniz bazı deneyimler. Evet, deneyimleyeceksiniz ama hemen farkına varamayacaksınız. Bazen bunun gerçekten ne olduğunu idrak edebilmeniz, saatler, aylar, haftalar alacak. Deneyimlerde, hiçbir şey yapmaya çabalamayacağız. Efor sarf etmeyeceğiz. İzin vereceğiz ve sonra ortaya çıkması için bırakacağız. Zihinsel stres yok. Çaba yok. Sadece izin verme.

KAYIP Dizisi Hakkında Çıkarsamalar

Kanal D’de başlayan ve dün gece itibariyle üçüncü bölümünü izlediğimiz Kayıp dizisi benim Sır Mısır kitabı ile Danimarka Dizisi Forbidelsen’in bir karışımı olmuş.

Aslında son 25 yıldır izlediğim üçüncü Türk dizisi oluyor; ilki yapımcılığını üstlendiğim 7 Numara dizisiydi. İkincisi yoğun bakımda televizyona bakmak durumunda olduğum esnada karşılaştığım Kavak Yelleri oldu (ki bu dizi çekildiğinden beş yıl sonra izlemiş oldum) ve üçüncüsü de Kayıp.

Zengin ailenin çocuğunu kaçırma, kesik parmak, derin dondurucu numarası! Hepsi Sır mısırdan! Gönülsüz dedektif zaten esas eleman. Başka ne tesadüfler çıkacak meraktayım.

Üç adım geri bir adım ileri randımanı ile çekilen standart türk dizilerine oranla biraz hızlı, umarım bu rehavete alışmış izleyici kitlesine ağır gelmez. İlaveten, izleyiciyi kahramanının önüne geçiriyor bazı yerlerde, bu tehlikeli ve az kullanılan bir yöntemdir yazarlar için. Çünkü kahramanın da biliyo sanıp hata yapabilirsin dikkat etmezsen, ki bugünkü bölümde böyle durumlar var.

Yine de sanıyorum ki kayıp dizisi bugüne kadar ülkemizdeki en iyi polisiye dizisi. Castın çoğu başarılı seçilmiş (eldeki imkanlarla) Avukat-dedektif imiz; şaşkın ama zeki, iddiasız ama tecrübeli bir imaj çiziyor, çipil çipil bakışları pek hoş. Kaçırılan çocuğun babası ve annesi da rolünü Forbidelsen dizisinden çalışmış. En başarısız rol yazımı; polis amiri! Eğer böyle seviyesiz, kaba ve acemi polis amirleri varsa bile önümüze ilk gelen örnek böyle olmamalıydı. Kendi hafiyeni zeki göstermek için polisi aptallaştırmana gerek yok, bu başka yöntemlerle daha adil ve şık biçimde yapılabilir. Ayrıca yazarlarımızın düşleyebildiği sanatçı-ressam kimliğini de zayıf buldum, madem motosiklet kullanıyor deyip kurye-teslimatçı profili çizmek gerekmezdi.

Diziler, toplumlar için en büyük eğitim öğretim aracıdır. Evet bu kadar iddialıyım. Diğer her şey dizilerden sonra bir sıralamaya tutulabilir. Bu önermeden yola çıkarak dizi filmlerin kurgu kalitesinin bir toplum için hayati olduğunu ve bu konuda birebir seyredilme oranları ile ilişkilendirilebilen  seçme-başarı derecelendirilmesinin hata olabileceğini rahatça söyleyebilirim.

Eğer başarıyı yalnızca seyredilme oranına bağlı olarak alırsanız,talebe göre arz yapıyorsunuz demektir ve eğitimden söz edilemez. Ve bundan da öte her neviden gelişme düzeyindeki elmaları aynı çuvala koyuyorsunuz anlamına da gelir. Bu toplumdaki farklı algı düzeylerini ve zevkleri de şüphesiz yok saymak anlamına gelir. Uygun adım yürüyen ve değişmeyen bir yapı arzu ediyorsanız bu yöntemin bi sakıncası yok tabi. Ben şahsen çeşitlenmekten hoşlananlardanım.

Bir program Türkiye’de az seyrediliyorsa hemen önce gece yarısına sonra sabaha karşı bir saate alınıp ilk sezonu bitiremeden yayından kalkıyor. Yani ben az seyredenlerden biri olma şansını bile yakalayamıyorum. Üstelik yayından kalkan bu dizilerin içeriklerine bakılmaksızın üzerlerine yapışan etiket ise “başarısız”.  Şimdi sen bu tür diizilerin yazarı yapımcısı olsan bi daha aynı tarz bi şey çalışır mısın? Boşa kürek çeker misin? Öyle yetenekli insanlar tanıyorum ki bu sektörde resmen hasta oldular.

Ezcümle yine geliyoruz ülkede demokrasinin tam işler hale gelmeyişine; çünkü azınlık haklarına riayet edilmiyor.

Yapımcılık öyle bir hal aldı ki on yıldır ne ben söyleyeyim ne sen sor. Kaynağının nereden geldiği belli olmayan devasa paralar, hayatında tek kitap okumamış insanların kontrolünde bu piyasaya arz ediliyor. Ve Türkiyenin en yetenekli sanatçıları, yazarından, oyuncusuna, tekniğine kadar hepsi bu muazzam parayı elinde tutanların emrinde, onların boyunduruğunda inim inim inliyor. Üstelik iş bununla da kalmıyor bu seçkin yetenekli insanlarımız gün be gün kendi seviyelerinden (kullanılıp parlatılmadığı için) aşağı düşürülüyor. Biraz ağır konuştuğum için özür dilerim, bilerek söyledim çünkü bu sahadaki tüm bu seçkin insanlar için üzülüyorum. Tüm bu yeteneklerden mahrum bırakıldığım için kendime de üzülüyorum.

Gelelim neden alternatif bir medya oluşamadığına 🙂

Cehaletin hüküm sürdüğü yerde öne çıkmak için muazzam bir insan sevgisi ya da muazzam bi hırs lazım. Bu da çok az sayıda kişide var. Eğer fransız devrimi kendi başını bile kesebildiyse varın düşünün artık Robespierre’i unutmadık.  http://tr.wikipedia.org/wiki/Maximilien_Robespierre

Kapitalizm iki yanı keskin kılıç.

Bir seviyeye kadar İki yönden de gelişim sağlanabilir görünüyor; Biri tek vücutluk, diğeri çeşitlilik. Demokrasiler çeşitliliği desteklemek üzere icad edilmişler. Tekvücutluk bir seviyeden sonra iş görmüyor çünkü o kadar büyüyor ki, bu devasa yapısı yüzünden kaosun bir numaralı hedefi haline gelip Babil kulasi misali devrilip un ufak oluyor. (Konuyu biraz dağıtmış olabilirim)

Başarılar Kayıp dizisi.