Resmin üzerine tiklayin ve üzerindeki yazi uyarinca akliniza gelenleri yorum birakin lütfen

Kategori: Esinti
Gelişim ve Yükselme -Körebe
Dün gece yatmadan önce söylediğim ve yazdığım her şeyin aslında umarım ölmeden önce hepsini nötürlerim arkada iz kalmaz diye bir hisle, ne işe yaradı bunca yazdığım diye TAO’ya sordum ve bana “gelişim” için dedi. Peki artık bu sahadan yavaş yavaş geri çekiliyorum resim oynuyorum bu nedir dedim, “Yükselme” dedi. Ağzım açık kaldı :))))
*
“Körebe” oyununu hepimiz küçükken oynamışızdır. Sadece bu oyunun detaylarına ilgimi yöneltebilecek bilgeliğim olsaymış bile Birleşik Alan Kullanımı-BAK oyununu ve dahi psikolojideki tüm ayna metaforlarını keşfedebilirmişim. Fakat her şeyin bir çağı var.:)
Sadece basit bir çocuk oyunun içinde binlerce yıldan bize gönderilen bilgeliği düşününce insan bu gizemli yolculuğun her karışına yeniden hayran oluyor.
*
Karşılaştığımız her insanın bize aynalık yaptığını söylerken her zamanki gibi hem doğru hem de eksik söylemiş oluyoruz.
Doğru çünkü bütünlüğümüz dahil olmayan hiç bir şey yok 🙂
Eksik çünkü, her an itibariyle algımız duygu ve his yelpazemiz değişiktir ve o an itibariyle bizi yansıtacak ayna özeldir! Nasıl? Bakınız çok sade bi alıştırma yapalım:
Dalgasız çarşaf gibi bir denize bakın, kendinizi göreceksiniz ve dahi çevrede varlık namına ne varsa avuç içi kadar sakin suya hepsinin sığdığını görüp şaşırabilirsiniz. Oysa dalgalı bir denize baktığınızda sadece onun rengini ve köpürdüğünü görürsünüz hatta fırtınalı bi denize bakıyorsanız, kaçıp canınızı kurtarın derim :))) (anlayan anlasın)
Demek ki siz aynalık edecek kişi çalkantıda olmayan sakinleşmiş biridir ancak ve orada kendinizi görmekle kalmaz her ne ihtiyacınız varsa ŞİFAnızı da onda bulursunuz. Şifa denilen şey sessizlik ve sakinlikte görülür ve bulunur.
Şifa amacıyla gittiğiniz her yerde ve kişide öncelikle bu hayati özelliği arayın (gündelik hayatın içinde onu gözlemleyin, mahir bi dedektif olun), bulduysanız ne mutlu, buna paha biçilmez (ne istiyorsa ödeyin).
*
Kendini ifadenin her şekline sanat diyebiliriz ancak spesifik olarak belli bir aktivitenin kişiye özel yetisi oluyor, defalarca gözlemledim, öyle bir kabiliyet ki seyrederken küçük dilinizi yutacak gibi oluyorsunuz, nefes almayı unutuyorsunuz, anlatılması zor. Bendeniz bi yetenek avcısı olarak (sırf şahit olmanın zevki için) çok riskler göze almışımdır. Yani bende olması şart değildir şehadet etmek müthiş bi his. Belki çift venüslüğümün gereğidir bu, kabiliyet fizanda olsa gider bulurum. Ve ihtiyaç varsa elimden geleni yapmaktan geri duramam belki o sebeple yaşam tasarımımda “sanat hamisi” olaarak geçiyorum :))
Burçlar, Neyi Nasıl Kamufle Eder?
Bunca uzun hayatımda 12 burç hakkında titizlenerek yaptığım tüm gözlemlerimi birkaç cümleyle yaz diye bi hayat memat meselesi olsaydı neredeyse aynı cümleleri yazardım . Niye hayat memat olmadan yazmadım çünkü mesleğim değil hariçten gazel okumayayım demişimdir :))))
Fakat juno (JUNO ”Kendi Halinde Bir Yıldız Gözlemcisi”)yazınca büyük bir keyifle paylaşıyorum, bi iki örnek verdim buradan ama kaynağa gidip tamamını okumanızı gülmenizi ve düşünmenizi yeğlerim.
Hiç kimse göründüğü gibi değildir! Her insan demo resminin altında başkalarının fark etmesine izin vermediği bir çok özellik saklar 😉 Burcuna göre kim neyi nasıl kamufle eder derseniz;
KOÇ: Lider kişilik, sert çocuk, yenilmez çızık film kahramanı filan hikaye… Saftriğin tekidir 🙂 Sorsan herşeyi en bi o bilir. Ama aslında kendini bir kaptırdı mı düşünmeyi bırakır. Direksiyonu elinde tutar ama rölantiye geçip akışa bırakmaya bayılır… Uygun sözlerle dolduruşa getirilince nereye çekerseniz oraya gider! Zaten ”Ne var lan ne bakıyorsunuz!” diye habire dayılanmasının sebebi ”Acaba yine topkek durumuna mı düştüm!” diye korkmasındandır. Ay kıyamam yaaa :))))
BOĞA: Sakin makin göründüğüne bakmayın… Onun kalbinde bir kabadayı yatar! Yeterince sinirlendirdiğiniz zaman ”kodu mu oturtma” neymiş görürsünüz… Bakın gülmüyorum çünki gülemiyorum… Ya ciddiyim kendilerini tutar tutar, sonra da suyu fazla gelmiş düdüklü tencere gibi patlar bunlar. Siz siz olun, Boğanın sabrını fazla zorlamayın. Kafasını yana eğip tek kaşının altından sabit bir şekilde size doğru bakmaya başladıysa da, kapsama alanı içinde durmayın :)))
İKİZLER: Yok ayran gönüllü, yok değişiklik meraklısı… Duyanda İkizleri bir yediğini bir daha yemez, bir dediğini bir daha demez sanır! Gerçi gözü nereye takılırsa gönlü oraya gittiği için o da kendini öyle sanır :)))) Gel gör ki İkizler dediğiniz, bir şeyleri alıştığı gibi bulamadığında feci huzursuzlanan, tozu dumana kattığı oyun bahçesi de hep birkaç dönüm arazi, nazını çeken üç beş insanla sınırlı olan bir huysuz velettir. Döner dolanır yine bildiği yere gelir. İkizlercim nooldu… püfff diye söndü mü havanız :))))
YENGEÇ: Hassastır, içlidir, narindir, yazıktır, yetimdir filan diye anlatıyorlar ya bu Yengeçleri… Nasıl gülüyorum :))) Bi kerem hiç de saf maf değildirler. Akılları cin gibi her bi şeye erer. Üstelik uysal ve yufka yürekli de değildirler! Bitmez tükenmez istekleri ve hepsini haklı göstermeye yetecek kadar detaylı bahaneleri vardır :))) Yengeç dediğimiz burç, masum ve mazlum bir görüntü altında, hınzır, kafasına koyduğunu eninde sonunda yapan ve kimseyi işine karıştırmayan kişilikler üretir. Ayrıca bugüne dek bana gelen tehdit mektuplarının hepsinin altından illaki bir Yengeç kıskacı çıkmıştır :)))
ASLAN: Ya ne Aslanı yaa… Anasının kuzusudur onlar kuzusuuuu :)))) Ver önüne bir bardak kakaolu sütünü, bir kaç dilim de kekini, koy televizyona sevdiği bir film… Uslu uslu oturur :))) Bakılsın, okşansın, sıcak tutulsun, sırtı mırtı kaşınsın… Burnunu uzatıp dünyada ne oluyor diyesi gelmez. Bir Aslan kükreyince boşuna korkmayın! Çünkü sesi çıkıyorsa, bilin ki sevilmediğini, ihmal edildiğini zannettiği için korkmuş olan odur. Ama hiç sesi sedası çıkmıyorsa, başka oyuncak bulmuş olabilir :))))
BAŞAK: Sınırlı sorumlu kamu bankası memuru gibi durduklarına bakmayın… O mazbut görünüşlerinin altında güce tapan bir diktatör yaşar! Millet birbirini yerken, bu Başaklar ortamı sessiz sedasız ele geçirir, herkesi de kendilerine bağımlı hale getirirler. Asıl dertleri hem recisör olup hem başrol oynamaktır. Kameranın önünü de arkasını da boşaltır, oyunu ”tek kişilik dev kadro” formunda sahneye koyar, sonra da doktora gidip ”herkes beni kullanıyor” diye vır vır şikayet ederler :)))
TERAZİ: 1950’li yıllardan kalma ”her derde deva kuvvet şurupları” gibidirler. Reklamları sempatik ve ikna edici, içerikleri ise fena halde sakıncalıdır! Terazi dıştan bakınca neşeli, ferah, konuşulabilecek kadar derin ama yormayacak serin ve kesinlikle zararsız durur. Ama özünde tedirgin, kontrolcü, sorgulayıcı, özenle gizlediği takıntıları olan biridir. Size uyar gibi görünse de, kuralları daima o koyar! Onlarla dansa kalkarken dikkatli olun… Kendinizi koşullarını tam anlamadığınız bir kontrata imza atarken de, pistin kenarından kalbi kırık bakarken de bulabilirsiniz :)))
AKREP: Pek cool dururlar :))) Hani böyle feleğin çemberinden üç beş kere geçmiş de, artık sıkıldıkları için hayatı uzaktan seyrediyormuş gibi bir halleri vardır! Halbuki Akrep yalnızlığı hiiiiç sevmez… Hiç belli etmeseler de kendi zaaflarını çok iyi bilir ve eksiklerini tamamlayacak insanı çok iyi seçerler. En büyük numaraları da size, ihtiyaç duyduğunuz biri gibi görünmektir! Peri padişahına gelin gidiyorum sanırken, boğaz tokluğuna gündelikçi kadrosundan işe alınırsınız :))) Akrepin işi feleğin çemberini tutmaktır… O tutar, siz içinden geçersiniz!
YAY: Özgür ve cesur Yay karizmasının ardında bir ”Acıların Çocuğu” olduğunu söylesem inanır mısınız? Kaybetme korkusunu çok derinden deneyimlemiş insanlardır… O yüzden de görünürde ”Hiç Birşeye Bağlanmayanın Korkacak Birşeyi Olmaz” felsefesini savunurlar ama sürekli olarak da birileri ya da birşeyler için VAZGEÇİLMEZ olmaya çalışırlar! Bir şeyi elde edince hemen yeni bir hedefe kaymalarının, ama ellerinden gidebilecek her şeyin üstüne düşmelerinin nedeni ise BIKMALARI değil, 2’inci Dünya Savaşı görmüş nineler gibi İSTİFÇİ olma ihtiyaçlarıdır.
OĞLAK: Pekiiii, dünyanın sorumluluk sahibi ve sıkıcı insanları olduğunu zannettiğiniz Oğlak’ın içinde İDEALİST BİR HAYALCİ olduğunu söylesem ne dersiniz :)))) İç dünyaları dış dünyalarından daha büyüktür… Bir şeye karar verdikleri zaman vazgeçmek ve yorulmak nedir bilmeden uğraşmalarının nedeni de bu hedefin çok mantıklı olması değil, onların bunun yapılabileceğine çok inanmış olmalarıdır! Yaw zaten hangi mantıklı insan o kadar inatçı ve sabırlı olur :)))) Yani kül yutmaz, ayar tutmaz göründüklerine bakmayın… Sıkıntınız Oğlak’ı kendinize inandırana kadardır!
KOVA: ”Çerçevenin Dışından Bakma”nın suyunu çıkartan Kova kişisinin özünde ”kontrolcü ve obsesif” biri olduğunu biliyormuydunuzzz 🙂 Kova’nın en büyük korkusu fark edemediği bir riske maruz kalmaktır. Bu nedenle sürekli her konuda en olmayacak şeyi düşünüp, her şeyi en yapılmayacak yoldan yaparak, aslında sistemi kandırmaya çalışır… Ve en sevdiği şey de iktidar değil muhalefettir. Zira ”AL YAP!” denilince takıntıları yüzünden olayı derleyip toparlayamaz. Katılır kalır! Ama biri yaparken müdahale etmek konusunda daima çok başarılıdır :))))
BALIK: Astrolojiden en anlamayanların bile ”Alık Balık” diye bahsetmekten çekinmedikleri Balıkların, aslında çok zeki olduklarını ve sessiz, teslimiyetçi, kaygısız görüntülerinin, fark edilmeden her şeyi fark eden biri olmalarını sağladığını söylesem ne dersiniz :)))) Oyunu onlar kadar iyi okuyan bir insan daha olamaz… Hamle yapmamaların nedeni – içgüdüsel olarak – arada yapılacakların sonucu değiştirmeyeceğini hissetmeleri dahi olabilir 🙂 Ama Balıklar bir taşı yerinden oynattıklarında dikkat edin! Nasıl olduğunu anlamazsınız ama oyunun bütün seyri değişir…
Kaynak için tıklayınız
Ebeveyn Baskısı
Gerçekte kusur ya da ideal tanımlaması sadece insanlar tanımladığı için var ancak insanın hem kendi doğasından gelen özellikleri var hem de evreleri. Bu evreler belli bir spiral dairesinde ( hem tek tek insanlar hem ülkeler için)tekrar edip durur, insanın bunların farkında olması anlamında büyük ve dayanışmalı bir çaba gerekiyor.
Toplum ya yerleşik kural ve ananelere ya uyarsın ya da seni deli ilan ederim diyor ya, biz de tolteklerden denetimli delilik kavramını öğrendik. Ve bu özetle; bi rolü sanki gerçekmiş gibi ama aslında numaradan oynamaktır. Çok başarılı bi aktör ya da aktris olmak gibi Bu da muazzam bi denetim ve kararlılık gerektiriyor ve öyle zıppadanak bi kararla olamıyor, belki bazıları doğuştan böyle yetenekler getirdikleri için daha kolay adapte olabilirler:)
Matrak bi örnek vermem gerekirse, hani bi gün Adamus konuşmasında “hadi aydınlanmış biri gibi yürüyün, bi deneyin demişti de ben de çarşıda aklıma gelip bi deneyeyim demiştim! Çok ama çok komikti. Bu tür ciddiyetinize yaraşmayan uygulamaları sıklaştırmak lazım belki.
Toplum baskısı önce ailede başlayıp sonra tüm kurumlarca devam ettiriliyor. Şimdi eskiye oranla çok şey değişti gibi görünse de televizyonun hayata girmesiyle anne babaların çoğu kötekten vaz geçti fakat yöntem değiştirip aynı niyeti devam ettiriyorlar. Zaten Türkiyenin şu anda nasıl idare edildiğini, her an özgürlükten ve demokrasiden bahsedilerek aynı niyetin nasıl geri plandan uygulandığına bakarsanız ailelerin içinde bulunduğu durumu anlarsınız. Kendinizde gerçekten bi değişim olup olmadığını merak ediyorsanız Türkiye ailesine ve onun ebeveynlerine bakın ki her gün sizin için özel olarak videoya alınıyor,onlarca tv kanalında size siz gösteriliyor, anında görüntü 🙂
-
Turan Erdal Dogan Cüceloglu Türkiyede korku kültürünün hakim oldugunu söylüyor, sen ne diyorsun Sibel?
-
Sibel Atasoy Bence tüm dünyada, özellikle gelişmiş ve yarı gelişmiş bölgelerde aynı kültür var (amerikaya da öğretildi!) ve bunun neden olduğunu da daha önceleri konuşmuştuk, çünkü farkındalık için korku hızlandırıcı bir yöntem ve fakat gel gör ki bi yandan zaman yok, izafidir denilebilen bir devirde korkuyu hızlanmak için devam ettirdiğinizi söylemek aymazlık olur :)))) Demek ki bu yönten ardındaki niyet başka bi şeye dönüşmüştür, herkes düşünsün bulsun. Ve bu, burada her birimizin içinde var.İnsanlar zarar görmesin, zarla zorla bi rüya içinde devamlılık sağlanabilmiş ve gerçek(!) bi alan açılmışken insanlar bundan faydalanabilsin diye ortaya çıkan korku-tulma (aman çocuğum ateşten yanarsın koşma, ama çukura düşersin gezme, aman zehirlenirsin deneme, diyen annelerimiz sayesinde) artık amacını aşıp eril bir yöntem halini aldı:) İşte bu denetimli deliliğin en büyük zafiyetidir, kendi niyetini unutuverirsin ve kazdığın çukura düşersin! 🙂İşte tam da bu sebeple dayanışmaya ihtiyaç var. Denetimli delilik uygularken bir küçük gurup oluşturmak ve niyetini unutup çukura düşen olursa ona el vermek gerekir. Gurdjieff’in dediği gibi zindandan öyle elini kolunu sallayarak tek başına kaçılamaz, bunun yöntemi var, isteyen olursa söyleriz (önceden çok yazdım da usandım)
Kıpır Zıpır
Hatırlıyorum eskiden kitap okumamak beraberinde bi özür hissiyle açıklanır, ya da söylenirdi. Şimdilerde bu bi çeşit övünç gibi açıklanıyor, “kimsenin bilgisine deneyimine ve hayal dünyasına ihtiyacım yok, ben yeterim, havadan sudan her şeye hakimim, her şeyi biliyorum” vs buna yakın ifadeler kuruluyor. Belki de doğrudur, bunun böyle olup olmadığını görecek kadar yaşayabilecek miyiz bilmiyorum (sosyolojik değişimlerin en en kısacığı 30 yıl gerektirir) ancak doğrusu merak ederim bu toplu eğilimin sonucunu.
Derinleşme yerine yüzeyden paylaşım zamanı galiba.
Zaten derindeyken paylaşım da pek mümkün değil, önce alıp onları yüzeye çıkarmak gerekiyor, demek ki zaman önce derinlerden avlananların yüzeye çıktığı ve sadeleştiği bir zaman,. Böylece yüzeyden paylaşabilmek kolaylaştı, avcılık balıkçılık için süper zamanlama 🙂
En dingin, en sessiz sakin yerde/zamanda dahi her şey kıpır kıpır! Gözlerim bu kıpırtı aralığını algılayamıyor olabilir fakat bunu hissetmek yine de mümkün. Her an milyonlarca hücre ölüyor yenileri doğuyor, yaşlanıyor veya büyüyorlar, kımıl kımıl vıcır vıcır. Bi yanıyla korku filmi gibi diğer yanıyla dahiyane.