Albümdeki Fotoğraflar

Albümde bir çok fotoğraf var.

O fotoğraflar, insan hayatının uzunluğu ile karşılaştırıldığında hikayemizin tümünü göstermek açısından şüphesiz fakir kalacaktır; ama yine de var olan o fotoğraflar var olmayanların kanıtı olarak dururlar.

Sıçrama taşları, göz görgüsü!

Sonsuza kadar durmadan akacak olan o nehri geçmek için sıçrama taşlarına ihtiyacımız var. O taşlar ki, iridirler ve suyun akışına heybetle direnirler. Onlar öylesine güçlü olmasaydı güvenle basamazdık üzerlerine.

Taşlara basa basa, taşlara bağımlılığı atlarız aslında.

Ey insan! Sen olarak kalmaya devam ettiğin sürece her ihtiyaç duyduğunda ayağının önünde bir taş bulacaksın. Kendi gelendir onlar.

Akan su kendi engelini sürükleyerek kendi getirir.

Akan suya dikersen gözünü; çeker seni, akıp gitmek yokluğa karışmak istersin.

Taşa dikersen gözünü; durup soluklanmak, hesap çıkarmak istersin. Bir kurtarıcı gibi heybetle dikilir ayağının dibinde. Ne kadar şanslı olduğuna inanmak istemezsin, sevinçle alkışlarsın kendini.

Bu taşlar bazen de acı verir, kabus olur; eğer kıyıda değilsen ve hızla akan nehrin içinde kontrolsüzce sürükleniyorsan. Bir sırtına çarpar, bir böğrüne! Ne zaman nerede rastlayacağını bilemediğin için sakınamazsın da onlardan. Birinin ağrısı geçmeden diğeri gelir.

Taşların hikmeti kıyıya çıkıldığında anlaşılır.

Nehri enine katetmeden boyuna ahkam kesilmez.

Önce, bir kıyıya tırmanırsın güç bela. Oynaşırsın bir süre. Pek büyük şey başarmış olmanın keyfini çıkarırsın. O kıyının girdisini çıktısını öğrenirsin.

Sonra sıkılınca döner nehre bakarsın.

Evvelce kaburgalarını deşmiş olan taşlar bir başka görünür şimdi gözüne.

Birinden diğerine sıçrayarak alt etmek istersin nehri. Onu yenmek karşı kıyıya geçmek gibi görünür sana.

Bazı taşlar çok uzun süre kalmıştır yerinde, yosun tutmuştur ve kaygandır.

Çok kereler yuvarlanırsın çıktığın o nehre.

Yürümeyi öğrenen bir bebek gibi yılmadan, usanmadan çıkar çıkar, tekrar yuvarlanırsın.

Derken ayağını usturuplu basmayı öğrenirsin. Sana bir anda oldu gibi gelir. Sihirli bir deynek dokunmuş gibi olur omuz başına.

Oysa sihirli deyneğin hikmeti; taşların kayganlığında ve senin kıyıya çıkma azmindedir.

Geçtin mi bir kere karşı kıyıya, bayram edersin.

Fakat her şeyden bıkılır, gözümün bebeği, gönlümün çiçeği…  Ah her şeyden bıkılır!

Bu kez dönüp yeniden kıyıda durursun. Karşı kıyı bildik, bu kıyı bildik, taşlar çok bildik, nehrin suyu bildik!

Bilmedik bi şey ister gönlün.

Bir Kadını Öldürmek – Bölüm DO

BKÖ-2.basım

Bitkinin yeteneği insanda yok mu yani?

Bir bitki dahi insanın aklından geçen şeyi hem de yalan veya samimi olduğunu ayırt ede ede biliyorsa, insan bunu yapamaz mı da, insanlar kafalarını devekuşu misali kuma gömmüşler?! Ya da önce insanları bu yeteneklerini kullanamayacak hale getirmişler, bunu yapanların bi art niyeti olmalı, öyle ya da böyle bi gizli niyetleri olmalı değil mi, yoksa neden böylesine bir yeteneğin çalışması engellenir?
Don Juan bunu yapanlara “uçucular” diyordu, bazı yerlerde de “yabancı zihin” diye geçer. Fakat DJ demiş dememiş fark etmez ki bi şey, zaten her şey ortada deil mi? Kendimiz bunu görebiliyoruz. Mesele şu bu konuda ne düşünüyoruz, ne gibi önlemler alıyoruz? Böyle gelmiş böyle gitsin mi? Neye hizmet ediyoruz? Belki de yabancı donanım kendimizi kandırdıımız kendi icadımızdır ve kendi gizli niyetimize hizmet ediyordur! Oyun içinde oyun var burada

İyi ve kötünün olmadığı bi senaryo yazamıyoruz, gerekçe şu; o zaman zevki olmaz, yavan olur, izlenmez. Sanki içinde iyi ve kötünün olmadığı bir senaryoyu daha önce gördük mü, yaşadık mı da zevksizliğine karar verdik! Burada da bi azmettirme var sanki!
Aba altından gösterdiğin sopa, gerçeğe dönüşmüş de haberimiz yok. Oysa bence herşey denetimli divanelik olarak başlamıştı ama işin ucu kaçıverdi, gerçek(!) oldu!

  • Ibrahim LifeisLife LifeisLife azmettirmek zihinde ellerinin temiz kalacağını düşünmeni sağlayan ( aslında ben yapmadım )
    Padişahların bir müslümanın kanını dökemeyeceği gibi etrafındakilerin boğdurulması da aynı tarz bir düşünce köküdür. azmetmek can almak eğer bir kötülük ise azmettirmek kötülüğün yalanımıdır acaba.
  • Sibel Atasoy Harika bi açıklama İbrahim bey, evet neden olmasın. Ben kendimle ilgili bu söylediiniz yöntemi kullandığımı ilk fark ettiimde utancımdan intihar edecek oldumdu! Fakat sonraalıştım

     

    Ibrahim LifeisLife LifeisLife insan doğası gereği gelişimini tamamlayabilmek için eksik kalan noktalarını kapatabilmek adına kendisini çevreleyen bütün etkileri alt etmek veya onlardan faydalanbilmek için kendi zıtlığını üretme gayretini gösterir. Sonunda da azmedersin yalanınla onları.

     

    Sibel Atasoy Aynen katılıyorum, birçok yerde de yazdım fakat kendi kandırıımıza tam olarak inanmış olmamız yani denetimli deliliin şartını yerine getirememiz sebebiyle şimdi bu çukurun içinde debeleniyoruz. Geçenlerde bi röportaj sırasında bana “deli” tanımlaması yapmamı isteyen kapalı bir soru yöneltildi.Deli ve akıllı konusu gerçekten karmaşık bir durum

     

    Ibrahim LifeisLife LifeisLife Kesinlikle aklı olan insanın içinden gelenleri özgür ve iradesiz bir biçimde dışa vurmasını, aklı ile yönlendirip yönettiği bir aralıkta anlamsız kalan bir değeri ancak dengesizliğinin kontrolü mümkün olmayan bir insana verilebilecek değeri aklı olana yüklememek gerekir.

     

    Sibel Atasoy biraz ağdalı bir cümle olmuş ancak anladığım kadarıyla kontrolü mümkün olmayanın -dengesizlik- akılla anlam verilemeyen bi aralık için gereğinden söz ediyorsunuz?
  • Ibrahim LifeisLife LifeisLife akıl ile yönetilebilen sınırsız özgür bir yaşamda delilik yerine sınırsız çılgınlığa terk etmiştir. Kontrol edilemez olduğu an ise dengesizlik değilmidir.

ERK için ulaşılabilir olmak

Rüzgar aslında rüzgar değil, tatarcık böceği böcek değil, peyote töreninde oynaştığı köpek aslında köpek değil!

DJ, erk anlarında; sıradan işler dünyasının var olmadığını, hiç bi şeye kesin gözle bakılamayacağını, tüm o bilindiği Sanılan şeylerin içinde -içerilen- erk ya da kutsal varlığın, yaşama geçtiğini söyler.

Erk anları, peyote vs bi takım maddelerle geçilebilen yerler olmakla birlikte esasen dış yardım CC gibi aşırı gerçekçiler icin baş vurulacak bi çare gibi görünmekte, değilse iç sessizliğin sağlanması ERK anlarına geçişi kolayca sağlayabiliyor.

**

“Büyücülüğün en büyük projelerinden birine başlamanın zamanıdır” dedi
“Ne projesinden bahsediyorsun Don Juan?” diye sordum
“Ona özetleme denir” dedi. (Sonsuzluğun Etkin Yanı-Müjdeci bölümünde geniş olarak yer almaktadır)

*

Sonsuzluk bizi hep o korkunç (!) seçim yapma konumuna sokar. Sonsuzluğu isteriz ama aynı  zamanda ondan kaçmak da isteriz.CC
Sadece birini istiyor olma halini hiç düşündünüz mü? Çok komik bi his 🙂

*

Sanki sessizliğin doğasında var olan her şeyin ortak lisanı var, özetleme yapıldığında evvelce vakit olmadığından ya da senin lisanın elvermediğinden veya çok baskın olduğundan evrensel lisana tercüme edemediğin olayı, yeniden ele almış oluyorsun. Aynı olayı her özetleme girişiminde o lisana biraz daha yaklaştırıyorsun veeee sonunda yaşadığın o şyi evrensl lisana itiveriyorsun! Bitti gitti oluyor. Artık karanlığın denizi senin peşine düşmek için  bulamıyor çünkü yaşadığını onun lisanına tam olarak tercüme ettin, o da seni tercüman olarak alakoymak zorunda değil artık. Bence bu açıklama tarzım, ünlü özetleme kavramı için oldukça neşeli bir versiyon oldu, hatta tiz bi senaryoda kullanıla 🙂

 

 

Güvercin yumurtaları ve BKÖ

Gecen hafta ben KRMSL’DE kuslu kadın resmini yaparken benim güvercinler buradaki evin balkonunun coktan göz koydukları kösesine yuva yapmışlar. Bu ciftin-ki çok uzun süredir tanışıyoruz, daha ufakca ve siyah ağırlıklı olanina KARA diye hitap ederdim, meger yumurtalarin sahibi de oymuş? Simdi gece günduz o gizli köşesinde yumurtalari ısitmakla meşgul. Artik gürültu konuşma, moklama filan yok balkonda! Sanırim bu yumurta işi çok saygı görüyor kuşlar diyarinda. Acaba kac gün sürecek yavrulari görmemiz?

Bu yumurtalardaki bebisler sabahin korunden geceye kadar dünyanin müzigine yolculuk ediyorler benimle cunku aramizda yalnizca bir metre mesafe var. Ayrıca yine ayni mesafeden uyuyup rüya gormekteyiz, anneleri KARA, yavrular ve ben, ruyalarda tanıs çıkabiliriz 🙂

X

Kim bir kadını öldürmek istememiştir ki?!“Bir Kadını Öldürmek” kitabında birçok açıdan yenilikler var. Yazar hem içerik hem de aktarım şekli açısından farklı yöntemler deniyor. Kitabı okuyup bitirdiğinizde belki bunun farkına varmayabilirsiniz, ancak bana öyle geldi ki Sibel Atasoy gözlerinizden beninize ulaşarak onların odak noktasıyla oynuyor.Aslında bu işlemi yaparken bir art niyeti de yok, çünkü ne yaptığını net biçimde size söylüyor;“Gözlerinizi odaklamayı öğrendiğinizde her şey apaçık hale geliyor…” Kitapta rekor sayıda tekrarlanan kelimeler var, fakat okuyucunun keyfini bozmamak için kopya vermemeyi tercih ediyorum.“Bir Kadını Öldürmek” kitabı, bir erkeğin, bir kadını öldürme niyetini açık eden oldukça sarsıcı cümlelerle başlıyor. Kahraman, bu kadının nesi olduğunu söylemekte gönülsüz olmakla birlikte onun neden öldürülmesi gerektiğini ve öldüreceği kadının açık tarifini net olarak yapıyor.  Sonra sahneye öldürülmesi gereken kadın dahil oluyor. Müstakbel katil ile kurbanının ilişkilerine kısaca göz atma fırsatı buluyoruz. Fakat yazarın bu konumda rahat etmemizi planlamadığı bir gerçek. Çünkü bizi güncel ortamdan alıp erkeğin aşık olduğu kadınlara sürüklüyor. Bu, adeta kahramanımızın bir günah çıkarma seansı gibi. Onun kadınlarında nasıl var olduğunu, ama daha önce nasıl her birinde ölmüş olduğunu seyretmeye başlıyoruz.Rakam bölümlerinin sonuna yaklaştıkça, girişte karşılaştığımız ve öldürüleceğinden emin olduğumuz kadını gözden yitirmeye başlıyoruz. Neredeyse bu cürmün işleneceğine dair ön bilgimiz aklımızdan uçup gidiyor.Bu noktada yazar hafızamızı tazelemeye karar veriyor ve bizi aniden “Bölüm Kırmızı” ile yüzleştiriyor ki burada gerçekten ölü bir kadın var! Bu kadının kim olduğuna dair en ufak bir fikriniz olmadığına şaşırıyorsunuz. En azından ben şaşırdım.

Radikal kitap eki söyleşiden

Bir Kadını Öldürmek kitapçılarda, tükenmeden bi tane edinin diye hatırlatıyorum.

X

ANLAM icindeki cok/hiç boyutlulugu gormeden önce zaman ve mekan enstrümani olmadan bi seyi anla-t-mak mümkün olmuyordu. Boşaltmadığın bardağı örnek vermek elzem oluyordu 🙂 Doğru mu doğru, estetik, etkin bi ornek, bi o kadar da uzuuuun bi yol! Yapacak bisey yok, asamasız bi algı genişlemesi ancak bi kazayla ve de cok düşük hayatta kalma oranıyla mümkünmuş gibi.

Öncelik sırası, bu cok-hic boyutlulugu anlamak icin daha kolay bir kavram, tıpkı bir sihirbazin sapkasinda belirivermek gibi, abra kadabra!

Günaydın ve bayramınız kutlu olsun frekanslarrr…

 

Sonsuzluk, ulaşılmaz olmak ve Rüzgar

Sonsuzluğa göre bir savaşçı için tek zahmete değer girişim özgürlüktür. Başka her türlü girişim aldatıcıdır. Her şeyi bir saat içinde feshedebilir misin?

*

Büyücüler insanlara boşlukta hayranlık duymazlar. Onlarla konuşur, onları tanırlar. Başvuru noktaları saptarlar. Kıyaslama yaparlar. Senin yaptığın biraz çocukça. Uzaktan hayranlık besliyorsun (Castanedanın bilişsellik profösörü Lorca’ya duyduğu hayranlığı kast ediyor). Kadınlardan korkan adamın başına gelenlere çok benziyor bu. En sonunda er bezleri korkusuna üstün gelir ve kendine ilk merhaba diyen kadına tapınmaya başlar.

*

Büyücülerin öncülü, bi şeyi içeri almak için, onu koyacak bi alan bulunması gerektiğidir. Günlük yaşamın ayrıntıları ile tepeden tırnağa doluysan, yeni hiçbi şey için yer yoktur. O yer oluşturulmalı.  Ne demek istediğimi anlıyor musun? Eski çağların büyücüler, yaşamını “özetlemenin” o alanı oluşturduğuna inanırlardı. ÖZETLEME bunu gerçekten yapıyor ve çok daha fazlasını da elbette.

*

“Dünyasını sıkıp onun biçimini değiştirmediği için ulaşılmaz olur kişi. Hafifçe dokunuverir ona, gereksindiği sürede kalır orada, sonrabir iz filan bırakmadan tez ayrılır oradan.” CC

*

“Dünya giz dolu bir yerdir, özellikle alacakaranlıkta.” Çenesinin hareketiyle rüzgarı imledi Don Juan “Bizim peşimizden gelebilir bu. Bizi bitkin düşürebilir, hatta öldürebilir de .Günün bu saatineo yalnızca bi rüzgar olmaz, bu saatte yalnız erk olur. Oun rüzgarın içinde saklanan, fırıldak gibi dönen bir sarmal, bi bulut bi duman ya da bi yüze benzediğini  söyler DJ, belirli bir doğrultuda ilerler, ya yuvarlanıyormuşçasına ya da döne döne ilerler. Bi avcının doğru biçimde hareket edebilmesi için bütün bunları bilmesi gerek.”

Sekiz dal parçası koparıp yere o dalların altına kendini saklar ve sessizcce durabilirsen, rüzgar en çok yirmi dakika içinde kesilir. İnanmıyorsanız deneyin 🙂