Önem sırası önemliiiiiii

Don Juan değişim konusunda bir çelişki varmış gibi göründüğünü söyledi. Bir yandan büyücülük dünyası devasa dönüşümleri gerektiriyordu, diğer yandan büyücülerin açıklaması, “tonal” adasının tam olduğunu ve ufak bir nesnenin bile oradan çıkarılamayacağını ileri sürüyordu. O halde, değişim, bir şeylerin yok edilmesi değil, bu nesnelere atanan kullanımın değiştirilmesi anlamına gelmekteydi.
Kendine acıma örneğin. Bundan ilelebet kurtulmanın yolu yok. Adanda belli bir yere ve yapıya sahiptir o, tanınabilir belli bir görünümü vardır. Böylece kendine acıma her fırsatta etkinleşebiliyor. Bir tarihi var onun. Kendine acımanın görünümü değiştirirsen onun önemlilik sırasını kaydırmış olursun. (CC)
Yani ilave/çıkarma yalan, ÖNEM SIRASIna dikkat elAN 🙂

*

Don Juan, doğru yürüme biçiminin bir bahane olduğunu söyler, savaşçı öncelikle parmaklarını kıvırarak dikkati kollarına çekermiş, ardından gözü odaklamadan, doğrudan önünde, ayağının ucuyla, ufuk arasında oluşan yaydaki her hangi bir noktaya bakarak, tonalini gerçekten malumatla doldurup taşırırmış. Tonal, betimlemesinin öğeleriyle bire bir ilişkiyi kesmek zorunda kalınca, kendisiyle konuşamaz, böylece kişi de sessiz kalırmış. Don Juan parmaklarının konumunun önem taşımadığını, yapılacak tek şeyin parmakları alışılmadık  biçimlerde kıvırarak dikkati kolların üzerine çekmek olduğunu ve gözleri odaklamaksızın, sayısız dünya nesnesini onlara anlam yüklemeksizin saptamanın önemini açıkladı. Bu konumdaki gözlerle, olağan görüntüden kaçan ayrıntıların da yakalandığını ekledi.

Ben buna dalgın bakış diyorum, çok öncelerden beri fark etmiştim ve çok sık uyguladım, sadece yürürken değil bişey yapmadan oturmam gereken yerlerde de hemen dalgın bakışa geçmek mümkün.

İçsel Sessizlik Eşiği

“İçsel sessizlik, büyücülükteki her şeyin doğduğu yerdir. Başka bir deeyişle, yaptıklarımızın hepsi buraya götürür bizi ve bu da devasa bi şey bizi SARSMADIKÇA göstermez kendini. Eski zaman Meksika şamanları bunun için sayısız tuhaf yöntemler icat etmişlerdi; çağlayanlara atlamak, bir ağacın en ü dalında baş aşağı asılı vaziyette geceler geçirmek -American Gods kitabında kahramanı bu yöntemle sessizleştirmişlerdi!- gibi, içsel sessizliği yakalamaka hepten ilgisiz görünen hareketlerdi bunlar.”

DJ’nin açıklamasına göre içsel sessizlik çoğalıp biriken bi şeydi! Eski şamanlar, her bireyin zaman açısından farklı bir içsel sessizlik eşiği olduğunu keşfetmişlerdi; bu da içsel sessizliğin işlevsel  olabilmesi için her birimizin kendi özel eşiğimize ulaşabileceğimiz uzunlukta bir süre boyunca onu sürdürmemiz gerektiği anlamına geliyordu. Bazıları amaçlarına bir dakikalık sessizlik bazıları bir saatlik sessizlikle ulaşabiliyorlardı. Arzulanan sonuç, eski büyücülerin dünyayı durdurmak diye adlandırdıkları bi şeydir; çevremizde ne varsa tümünün daima oldukları şey olmaktan çıktığı andır bu. Büyücülerin insanın gerçek doğasına döndükleri an işte budur, eski büyücüler buna mutlak özgürlük adını verdiler. Bu, köle insanoğlunun, sınırlı imgelememize meydan okuyan algılama hünerleri göstermeye yetenekli, özgür varlığa dönüştüğü andır.

Don Juan içsel sessizliği, yargıda gerçek bir duraklamaya götüren yol olduğuna beni temin etti; evrenden denetimsiz olarak yayılan duyusal verilerin duyular (duyular mı duygular mı emin değilim çeviriden) tarafından yorumlanmasının (!) sona erdiği andı bu; bilişselliğin kullanımve yinelenme yoluyla dünyanın doğasına karar veren güç (!) olmaktan çıktığı andı.

“Büyücüler, içsel sessizliğin işlevlerinin başlaması için bi kırılma noktasına gereksinim duyarlar. Kırılma Noktası, duvarcının tuğlalar arasına yerleştirdiği harç gibidir. Başlangıçta birbirine bağlı olmayan tuğlalar ancak harç katılaştığında bir yapı oluşturur.

Kuşlu Kadın ve Yeni gün

İlk yağlı boya deneyişim: Kuşlu kadın… Belki daha bitmemiştir, atraksiyonları öğrendikçe tamamlarım artık

kuşlu kadın

*

YENİ GÜNe

Gündüz köpekler uyurken muhabbette kuşlar

Çeşit çeşit dillerde pek bi konuşkanlar

Horozlar köpeklerin gündüz temsilcisi

Bir sağ komşudan bir sol çaprazdan

Bazıları yetişkin, iyi hatip bunların

Bir kısmı ergenlik yaşında daha

Bazıları da akortsuz erişkinler olmuşlar.

Gecelerin hilafsız hakimleri köpekler

Başlayınca hav havlara, yıldızlı gökyüzünden

Atılır şöyle geniş bir ağ aşağılara

Kimisi ağaçlara takılır kimisi bacalara

Belli belirsiz bir ışıma, alaca karanlıktan daha bi kara

Gecenin seslerini örter hafif titrek, biraz kederli

Toprak da boş durmaz o da hareketlenir,

Buğulu bir kabarma ile kokusunu salar

Yukarı yukarı uzanır, sanırsın parmaklarının ucunda

Yaşlanmış bir balerin, formu yerindedir hala

Aşağı ve yukarı böylece aşkla buluşup öpüşürler

Yıldızların gölgesinde, köpekler şahittir

Bir de sarhoşlar belki

Gün doğmadan kuşlar da uyanır

Dahil olur koroya, çiçekler fışkırtarak kendilerini

Ve böcekler de temizliğin son aşamasında

Heyecanla hevesle koştururlar, ağaçlar hep sakin ve olgun

Katışırlar birbirlerine, yeni güne yeni güne hadi yeni güne

Kokuludur rüzgarın fısıltısı, duyulmayan davullar eşliğinde

Hep bir ağızdan bağrışırlar, Heeeeyyyy… Yeni güneee.

sa- Fethiye 03.04.09

Filmlerden Dizilerden

Dun gocebe filmini izledim nerdeyse salonda tek kisi olacaktim ama son anda herhalde ameliyat saatini bekleyen bi doktor geldi, bi ara tlfla konustu oradan anladim, uydurmuyorum bu kez hahahahahaha… Neyse filmin bi kitaptan adapte edildigini soyluyorlar belki yazildigi zamana gore iyiymistir ama su an icin yari bunaltici bi psikoloji seansina benzettim, zaten filmin yarisindan cogu da yeraltinda gectiginden karanlikti. Yani demem oki bu konu artik pek bilimkurguluk degil gercekten de psikoloji bilminin alanina giriyor, ote yandan Castanedadan alintiladigim bi onceki konudaki iki zihinden “yabanci Donanim” icin de bi ornek sayilabilir.

Ozetle film bende ne zihinsel ne duygusal bi titreme yaratmadi.

http://m.sinemalar.com/mobileweb/movieInfo/56777

*

 

www.dizi-mag.com

 

*

“Yaşadım ve değiştim. “ diyor A. Huxley :”Genç bir idealistken dünyayı değiştirmek isterdim, artık anladım ki evrende kesin olarak değiştirebileceğiniz tek şey bizzat kendinizsinizdir.”

Cunku aslinda verdigin tum tavsiyeler, yaptigin ahkam kesmeler, kahramanca ortaya atilmalar kendinden kendine duyurmaya calistigin cigliklardir, unutmak istemedigin icin bu kadar tekrar edersin onlari. Aslinda degisen de yalnizca algi, Don Juan bunu hep hatirlatir bize.

Ve ben de bunu kısa bir cümleyle ifade etmiştim: Çürütemediğin doğrular seni çürütür.

*

*

Günaydınnn frekanslaarrr, dün sevgili reyhan arkadaşımın yardımı ile yağlıboya resim malzemeleri satın almıştım. Salonda baş köşeye yerleştiler tabi henüz başlamadım,öyle biraz korku biraz coşku biraz merak ve şüpheyle başımı her çevirişimde bakışıyoruz. Bütün gece rüyama hakim oldular bu arada, bu kadar özel konulu resimler yapılabileceğini bilmezdim, öyle çok örnek gösterdi ki bilinçaltım şaştım kaldım ben bu bileşim zenginliğine, ifade edişin ne katmanlı ve zengin yoluymuş meğer resim. Tabi ben iki senedir resimle haşır neşirim ancak sadece oyun babında bi ilişki, gayet çocuksu bi temas bizimki. İşlerin bu derece derin olduğunu rüyamda görsem inanmammm değilllll inandımmmm:)

Bir Danışmandır Ölüm- Üçüncü ders

Don Juan, Castaneda’ya çömez olmadan önce, engellenme, gerginlik, düş kırıklığı anlarında gösterdiği en doğal tepkisini sorar. Kendi tepkisinin gazap olduğunu belirtir. Castaneda’da kendine acıma der. Don Juan kendine acıma her şeyine tanıklık etmiş,  sana danışmanlık edebilmek için her an hazır ve nazırmış. Oysa aynı biçimde, yanıbaşında duran kaçınılmaz sonunu hissetmeyi ve kendi ölümün düşüncesini her an hazır ve nazır kılabilirsin. Bir danışman olarak, kendine acıma ölüm ile karşılaştırıldığında bir hiçtir.

“Burada ikimizden birinin değişmesi gerek, hem de çabuk. İkimizden birinin, ölümün bir avcı olduğunu, onun hep solumuzda bir yerde durduğunu öğrenmesi gerek, ölümüne danışması, yaşamlarını ölüm onları hiçbir zaman tıpışlamayacakmışcasına sürdüren insanların o acınası kepazeliğini bırakması gerek.”

“Ölüm bizim en bilge danışmanımızdır. Her ne zaman işlerinin yolunda gitmediğini duyumsadığında, hemen ölümüne dön ve ona danış. Ölümün sana yanıldığını söyleyecektir  ; onun sana dokunuşu dışındahiçbir şeyin önemi olmadığını söyleyecektir sana. Ölümün sana diyecektir ki: Ben daha sana dokunmadım ki!”

Not: A Thousand Words filmi, içsel sessizlik ve ölümün danışmanlığı konsepti üzerine bi komedi. Bence hedefine ulaşmıştır
http://www.imdb.com/title/tt0763831/