YENİ, Doğum, Sentez

Doğuma, sentez olgusuna, ayrılardan oluşan ama öncekini kapsayan YENİ’ye bi kere ulaştın mı, sürdürülebilir rüyada (hayat dediğimiz)birçok mekanizma çözülüveriyor frekanslar.Sizin bu konuda gözlem ve deneyimleriniz var mı?

  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü aslında sorunuza tam yanıt olmayabilir ama ben bir süredir kendimi tanıyamıyorum neredeyse..sanki o bildiğim eski ben gitti, yerine başka biri geldi..yeni gelen daha rahat, daha eğlenceli, kaygısız, bir çocuk kadar meraklı, kendi eğilimlerinin peşinden gitmek isteyen, önyargısız ve fazlasıyla dingin biri..yani aslında daha uzun yazasım var ama bu durumu, dediğim gibi, sorunuz daha spesifik bir yanıt için miydi onu bilemediğimden meşgul etmeyeyim burayı dedim:)
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü geçmişin niteliği değişiyor.Yalnızca silik bir anı..Ama yaşanmamış ,başından geçmemiş gibi. İçinde damıtık bir damla bilgi var o kadar gibi..Zihin açık ve boş oluyor.Baktığını görüyor.Anlıyor. Baktığında kimin ne diyeceğini- diyeceğinin altındakini- doğal olarak anlıyorsun.Bana ya bu nasıl anlamak diyorlar. Dur bi dakika daha nedenleri açıklayacaktık ama sen sonunu biliyorsun diyorlar. Bakıştan okuma oluyor.Kimse sana kızamıyor..Yayılımından ötürü .herkes saygılı ve seni aldatmıyor-aldatamıyor.yanında herşey açığa çıkıyor..Bir tatlı sakin sessiz ama içinde dingin güçlü bir varlık şeklinde oluyorsun. Bir sürü şey kendiliğinden halloluyor.Kimseden bir şey istemesen de hiç sorun çıkmıyor.Kimse de garip bir biçimde senden bir şey istemiyor.Hayır demene bile gerek kalmıyor.Kendiliğinden bir konu -varsa-halloluyor.Çevrende ki inanlar sana senin onlara davrandığın gibi davranıyorlar.Özgür-baskısız-saygılı-sevgili. Yani çevrende ki insanlarda sorun yok şeklinde oluyor :))) Rüyalar neredeyse birbir haber veriyor. şimdilik bunlar aklıma geldi bir çırpıda:))
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bu arada şunu eklemem gerek bu çevremdeki insanların birbirleri ile sorunları olabiliyor ama benle olmuyor:)))
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü kendini önemsemenin ve kendine acımanın ne olduğunu gerçekten anladığımda ve bunu kendimde gördüğüm durumlara azami dikkat edip, tedirecen azaltmaya başladığımda, eskinin acı ve sıkıntıları giderek hafifledi..ya da ben hafifledim:)
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Anlattığınız haller sorunun sahibi olan bende de aynen mevcut ve beklemeden bekleyiş, öylesine akış benim hoşuma gidiyor 🙂
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü beklemeden bekleyiş güzel ifade olmuş:)
    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bana ait olmayanlara sıkı sıkı sarılmayı bırakmaya başladım..ait olduğunu hissettiğim ama kapalı kapılar ardına gizlediğim şeylerin de, kapılarını aralıyorum birer birer..sonuç: o anlamsız baskı ve sıkışıklık hissi, yapaylık geride kalıyor..

Yeterince ve İfrat, Üstelik aşk

Aslında insanın bünyesi hatta bütünlüğü kendin için yeterinceyi fevkalade biliyor ve bu aşılacak olursa hemen uyarı sinyali gönderiyor. Örneğin ben günde 12 saat bilfiil çalışan biriyim, sürekli okuyor ve yazıyorum. Zevkle yaptığım için bi bıkkınlık yorgunluk fark edemiyorum ancak bünyem kapasitenin aşıldığı durumlarda hemen sinyal ediyor, eğer onu duymazdan gelirsem bu kez ağrıyla sancıyla uğraşmak durumunda kalıyorum. Oysa sinyalin geldiği ilk an mola versem her şey tıkırında olacak 🙂
Sevdiğimiz şeyleri yaparken ifrata kaçma tehlikesiyle karşı karşıyayız, bütün konular için geçerli 🙂

**

Aşk taş gibi durduğu yerde beklemez,tıpkı ekmek gibi yapılmalıdır; hep yeniden yapılmalı, taze tutulmalıdır. u.k.l.Guin

Kadınlar aşık oldukları adamlarla evlenmez genelde, çünkü anneleri aşkın karın doyurmayacağını öğretmiştir. Bu durumda bi tek aşkını eyleme dönüştürebilen erkekler kalıyor fakat onların büyük çoğunluğu da aşık olduklarıyla evlenmeyi kendine yasak etmiş kadınlarca avlanıyor. Böylece durum sevinçten ve yaratımdan uzaklaşıyor, kurum kurum kurumsallaşıyor!

Ersin Koç Kendi kazdıkları çukura mı düşüyorlar böylece?

Sibel Atasoy Kimse bile isteye sonuçları önceden kabullenip bi kuyu kazmıyor (eski türk filmlerindeki ahlaksız cadı kılıklı kadınlar varsa bile herhalde öyle az ki ben pek görmedim). Kadınlar sorgulama hassalarını kaybetmişler, herhalde son iki bin yıldır olan bi şey bu. Fakat öncesinde devasa bi bütünlüklü kadınlar dönemi var ve bunların genleri içimizde yaşıyor hala. Ve günümüzde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladılar.
Bu arada, aşksız kurum kurum kurumlaşan birliktelikler çok doğaldır ki, pörsük, güçsüz coşkusuz çocuklar yetiştirdiler. Hatırlarsın DJ, bir aşk çocuğunun enerjisinin tükenmez olduğundan bahseder. Oysa iki-üç bin yıldır aşk çocukları ya düşürülür, ya kuma gömülür az sayıda hayatta kalanları evlatlık verilir. Sonra bu evlatlıklar başkan, lider filan olunca ya bu çobandı filan diye hayret edilir :)))

E Y Sibel son iki yorum harika , hatta 1. daha da iyi .. nefis nefis tespitler..
Sibel Atasoy Üzülüyorum ya, sinirlendim durduk yerde! Şimdi de gülüyorum o başka :))) Sonra aşk ille kadın erkek arasındaymış gibi davranılması da tuhaf. İki herhangi şey arasında aşk olabilir, bunlardan biri soyut bile olur, hatta iki soyut şey arasında bile aşk olabilir. Aşkı 1 km öteden tanırım, maşallah bu konuda gözlerim şahin gibidir 🙂
**

Bazen arkadaşlarımın bu konuda (anneleri) ümitsiz olduklarına şahit oluyorum ve fakat ben ümitli olmaya mecburum, anneler ve annelik rolü tıpkı evlilik kurumu gibi revize olmadan huzurlu bir dünyaya erişmek sürdürülebilir rüyada mümkün görünmüyor. Ve değişiyorlar da…
Siz sayıya bakmayın, bir kişiye ulaşmak dünyaya ulaşmaktır.
Ne yaptığını bilen kadınlara selam olsun.

İnsan doğulmaz olunur galiba

Günaydın frekanslarrr, sesiniz sedanız çıkmıyor. Ben de Jung dedenin vizyonlarına gömüldüm, insan olmak pek zor bi zanaat gerçekten, hala bu fikrim sürüyor.
İnsan olmamak mümkün müydü diye soran biri olur muydu buralarda bilmiyorum, neyse içimdeki bi ses sordu ve ben mümkündür dedim ama fiziken insan doğan bi varlık ara dünyalarda bi yerde binlerce farklı isim alabilecek çeşitlilikte varlıklar olabilir geliyor bana.

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü söylediklerinize tümüyle katılıyor ve izninizle bir ilave de yapmak istiyorum. acaba dünyada yaşayan bunca milyar insan henüz “insan” evrimini tamamladı mı? yoksa denizden karaya çıkan canlıların milyonlarca yıl süren evrimleşme sürecinde olduğu gibi henüz arada bir yerde miyiz? “insan olma” derken salt bilinen ahlaki anlamda söylemiyorum bu sözü..sevgiler.

YENİ’den DOĞAnlar Kulubü

Haklısın frekansım, olabilir tabi. Hepimiz boşlukta dizili binlerce farklı basamaktayız. Hata yapacağımızı baştan kabul ederek bi genelleme yapacak olursak, bi çok insan varlığını sorgulamaksızın yaşar, işte onlar kendilerine insan demekteler, böyle öğrendiler ve kriteri de onlar belirliyor. Bazıları benim gibi hayat boyu bu belirlenen kriterde insan olmak için çaba gösteriyor çünkü doğuştan nasılsa böyle bi bilgi yok. Belki bu sebeple bi çok düşün pratiğimde kendimin robot olmasından şüphelendiğimi yazmışım. Bazıları da ki bunlar da ilk gurup kadar çoklar, insan olmanın nasıl olduğunu herkesten iyi bildiklerini düşünüp bunu öğretmeye çabalıyorlar. Tabi gözden kaçırdığım daha bi çok husus olabilir.
  • YENİ’den DOĞAnlar Kulubü Belki konuyla ilgisi yok ama bugün aymamı paylaşayım . Büyücü görünür dünya/ bilinç /izsüren , Şaman ise altdünya/bilinçaltı/izsürücüsü.. Bir büyücü ile şaman arasında pek az fark var . Eğer hepimiz bu kadar kırılmaz kuvvetli dikkat erkine sahip olsaydık kıran kırana bir dünya olurdu . Sıradan ve dikkatsiz olmak bazen daha iyi mi ne ? 🙂

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü olmayabilirdi..bi büyücü ve şaman, eylemlerinde benlik ve ego düzeyinde davranmazlardı bence..onlar bütünün hayrını gören ve ona göre davranabilen düzeydeler çünkü

    Turan Erdal Insan olmak ahlaklı olmakla sinirlanamaz. Ahlak sosyalleşme kuralıdır. Şahıs olabilmek için ahlak kuralları üzerinde bi deneyime gereksinim vardır. Ahlak hayvansı duyguları kontrol etmek içindir. Ahlakin üzerindeki kurallar ahlaki pek bağlamaz. Komşu dedikodularına pek kulak asmaz. Kendi olabilmek için ışte bu kuralların üstü bir kural örtüsü üretmek gerekiyor.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bence tam da tersi, üretilen, tüketilen, örtülen ne varsa atmak gerekiyor..toplumsal zorunluluklar yüzünden asgari uyuyor gibi görünmenin dışına çıkmamalı insan..kurallarla kural olmamalı.

    Turan Erdal Örtüleri de atmanın bi kuralı olduğunu zannediyorum. Örtüler ahlak ile ilgilidir. Ahlakın ötesinde ahlak örtüsü yoktur ama başka örtüler vardır, eğer zihnin de evrimsel olduğuna inanıyorsak.

    YENİ’den DOĞAnlar Kulubü bahsettiğiniz kozmosun kurallarıysa zaten bize söyleyecek tek bişey kalıyor, eyvallah:) ama insan yapımı kurallardan bahsediyorsak, yukarda söylediklerimi yineler dururum ben:)

    Sibel Atasoy Atasözleri gerçekten hal yolunu gösteriyor çoğu kez, diyor ki: Gittiğin yer körse gözünü kırp da bak! Bana göre bu tam olarak denetimli deliliktir. Ve çeşitliliğe gönül vermiş insanların denetimli deliliği öğrenmesi şarttır. Zormuş şuymuş buymuş, zaman yok nasılsa, sonunda illa bu öğrenilecek.

Tin’in Gösterisi

Cevapların çok zor ve karmaşık olduğuna dair bir ön yargımız var, yeterince yakından ve sade bakamadığımız için kandırılmaya ihtiyacımız oluyor. İlaveten, duygular; intikam, hırs, şehvet gözümüzü körleştiriveriyor!
Böylece TİN işi devralıyor.
Tin’in gösterisini defalarca seyrettim, doyumsuzdu. Önceleri bunun ne olduğunu bilmezdim hatta çok şaşırdığım ve utandığım durumlar da olmuştu. Sonraları bunun adını ve amacını öğrendim, rahatladım. Şimdi tıpkı rüyaların dili gibi tinin gösterisini de büyük bir hayranlık ve şaşkınlıkla izliyorum.

Büyücüler, soyutla, hakkında düşünmeden, görmeden, dokunmadan ya da varlığını hissetmeden tanışırlar.

İşte Büyücülük öykülerinin ilki; tinin belirmesi, niyetin inşa edip büyücünün önüne yerleştirdiği ve onu içine çağırdığı görkemli yapıdır.

İkincisi yani Tinin çarpması ise: içeri çağrılan-dahası zorla içeri alınan- yeni büyücünün gördüğü, aynı görkemli yapıdır!

Bu ikinci soyut öz, kendi içinde bi öyküdür. Öykü, tinin adama belirip, hiç bi yanıt alamamasından sonra, ona bi tuzak kurmasını anlatır. Bu son hiledir, ama adam özel bi adam olduğu için değil, tinin algılanamıyan olaylar zinciri tin kapıyı çaldığı an karşısına bu adamı çıkardığı için. (Tıklayınız)

  • Turan Erdal tinden biraz bahseder misin?
  • Sibel Atasoy

    Tinden bahsedebiliriz ama tanımlamak zor, bu kelimenin aslı örneğin CC literatüründe nasıl geçiyordu şu an hatırlayamıyorum. Clarissa Estes detinden bahseder, bence güney amerika ve yoğunluklu olarak kızılderililere has bi sözcüktür. Ona hemen ruh demek isteriz ancak bu söylenmek istenene tamkarşılık düşer mi şüpheliyim; çünkü ruhta ölüm sonrası ve dinsellik kokusu vardır oysa tin her an yerde bulunabilen bi şeydir. Tinde hem doğal hem de insansı olan bişeyler vardır. Ra bilgilerinden aşina olduğumuz beden&akıl&ruh birlikteliğine karşılık düşer mi diye soruyorum kendime ve içimde tam bi onay alamıyorum. Tin daha yabansı bi şey geliyor bana. Böylece tine dair bi açıklama getiremediğim halde onun gösterisini izleyebildiğim anlaşıldı :))))
    Turan Erdal Belki Almanca Geist kelimesini bilirsin, onunla eşdeğer galiba…

    Sibel Atasoy Geist, şu anla ilişkili bir kelimeydi sanırım, bu özelliği ile tin onu kapsar bi şey olabilir. Peki Tin nasıl gösteri yapar, buna kendisi mi karar verir? Kızılderililerin ulu ruh dedikleri şey midir? Tinin kendi tasarımı var mıdır? Tini kişisel olarak davet edebilenler var mıdır? Görüldüğü gibi oldukça bereketli bir konudurr 🙂

    Sibel Atasoy

    Don Juan “tinin belirişinden” şöyle bahsetmişti: Anlattığına göre; sıradan bir adam varmış, tin ona kendini belirtmek için adamın içinden konuşuyormuş fakat adam bu sesi duyacak halde değilmiş. Tin bağlantılarını hissettirmek için boşu boşuna didinip durmuş, fakat adam açıklananları anlama yetisinden yoksunmuş, iç sesini duyduğunda bunun kendi duygu ve düşünceleri olduğunu sanmış. Tin daldığı uykudan adamı uyandırmak için onu sarsıp, üç işaret vermiş; ard arda üç belirme! Adamın yoluna çıkıp duruyor, kendini ayan beyan ortaya koyuyormuş ama adamın taktığı yokmuş.
    Adamın anlamamaktaki inadı yüzünden, tin hile yapmak zorunda kalmış ve hile, bu sayede büyücülerin yönteminin özünü oluşturmuş.
    Turan Erdal Bu açıklama bana sanki Tanrıya yeni bir isim koymak gibi geldi. Tin neden bize bişeyler öğretmek istesin ki? Bu bende Tin’in de belli bir erki olduğu kanısı uyandırdı.

    Sibel Atasoy Bende de öyle bi his uyandırıyor. Tanrıya benzer belki ama Allah değil o kesin 🙂

    Turan Erdal O ne ise o olsun, ben yine de kendi iç sesimize kulak aşılması gerektiği düşüncesini sevdim.

    Sibel Atasoy Evet ve onu duyduğun ya da gösterisini izleyebildiğin takdirde, benzersiz bir oyunculuğu, zekası, acımasızlığı (her şeyin bir olduğu ve sonsuzluk bilgiisinden kaynaklanan), ve coşkusu olduğunu anlarsın. Onun bende ilk uyandırdığı kelime; cerbezedir.

    Turan Erdal BBoyle bir duyguya sahip olanın elinden herşey gelir mi diyorsun?

    Sibel Atasoy

    Hayır 🙂 Tin kontrol edilemez. Yani onu istediğin doğrultuda işletemezsin; ancak eğer yeterliliğin varsa (örneğin bi nagual gibi) tini davet edebilirsin. Yine de ancak onun gelebileceğini umarsın. Gelirse kendi gösterisini yapaar o, seni filan takmaz :))) Fakat izlemek zevkli olabilir hatta kendi adına bi şeyler öğrenebilirsin bile ancak yine deonu tıpkı Higgs Bosonu gibi alıp teknolojik bi şeye koşamazsın. Ya bu beni çok güldürüyor :))))))
    Turan Erdal Kontrol etmek değil de ben öğretici olabileceğini söylemek istemistim. Onu dinleyebilen ile dinleyemeyen arasında fark olmalıdır.

    Sibel Atasoy Evet bu olabilir 🙂 Aslında buralarda CC izdeşi çok yetkin arkadaşlarımız var, onlar bu konuyu daha iyi açıklayabilirlerdi belki ama herhalde rastlamadı.

Yeni Dünya’nın doğuşu

Çok müthiş bir zamanda yaşıyoruz.Gerçekten de insanı kendine özel hissettiren bir dönem.
Animistik Dönem, en büyük düşmanları -ki kendini tarihin ya da bilinçaltının kuyusuna gömmüşlerdi- tek tanrılı dinler ve bilim’in yeni ve güncel yorumları eliyle yeniden ve bu kez göz kamaştırıcı bir ihtişamla geri dönüyor.
Bu görkemli YENİ’den doğum herhalde bir çağın kesinkes kapanmasına sebep olacak.

İşte İnsan bilinci spirali böyle bi şey 🙂

Defalarca paylaştım, belki sıkıldınız ama durun pes etmeyin, yavaş yavaş aslına varıyoruz bu çalışmanın. Yeri geldi bi daha göz atalım: İnsan Bilinci Projesi-Tıklayınız

**

“Haklı çıkma” gayretini, ”kendine önem verme” olgusuyla eşleştirmek çok kolay ve fakat fazla kestirmeden gidiş gibi geliyor bana; çünkü zaten insanın yaptığı hemen her edim “kendine önem verme” sebebiyledir ve bu da “birey olma” çabasının yan etkisidir doğal olarak. Basit bir örnek vermek gerekirse… Tıklayınız