Eğitimde Şiddet

Çalıştığım kurumda bize gelen öğrencilerden az da olsa öğretmenleri tarafından şiddete maruz kaldıklarına dair anlattıklarını dinledim. Her ne kadar yapılan anketlerde öğrenci sorunları arasında “öğretmen şiddetinden” şikayetleri %1 lik pay almasa bile yine de bu konunun önemli olduğunu düşünüyorum. Ülkemizin genel psikolojik yapısı şiddete eğilimli insanların oluşturduğu hepimiz tarafından bilinen bir gerçek. Aile içi sözlü ve fiziki şiddet çok yaygın bir durumda. Böyle olunca okul içi şiddet de kaçınılmaz oluyor.

Bu yazılarımı okuyup da ilköğretim ve lisede öğretmenlerinden şiddet görmemiş insan yoktur diyebiliriz. Belki eğitim – öğretim sisteminin ve toplumsal yapının bozukluğu yüzünden okul içi şiddetin de kaçınılmaz olduğunu düşünenler olabilir. Şiddet gören kişi şiddet gösterecektir. Nesiller boyu devam eden sözlü ve fiziki şiddetin bitmesi, tükenmesi için neler yapılabilir?

Bilim Felsefesi

Bilim felsefesi, bilim kavramının veya bilim dallarının içeriklerini, temellerini, sonuçlarını, uygulamalarını ve bunlarla ilgili yaklaşımları ve yöntemleri felsefî anlamda irdeleyen felsefe dalına verilen isimdir.

Bilimin Özellikleri

  • Bilim olgusaldır. Bilim, olgulara yönlenerek doğrulanabilir olan ifadeleri inceler.
  • Bilim mantıksaldır. Bilimsel ifadeler, mantıksal açıdan doğru çıkarımlar ile ulaşılmış, çelişkisiz ifadeler olmalıdır.
  • Bilim objektiftir. Bilim, öznel ifadeler ile değil nesnel ifadeler ile ilgilenir.
  • Bilim eleştireldir. Bilimdeki mevcut her kuram yeni olgular ışığından çürütülebilir veya değiştirilebilir; her kuramın yerini başka bir kurama bırakabilir.
  • Bilim genelleyicidir. Bilim, tek tek bütün olgular ile ilgili gözlem yapmaz; bunlar ile ilgili genel kurallar ve bağıntılar bulmaya çalışır.
  • Bilim seçicidir. Bilim, her türlü olguyla değil yalnızca ilgi alanına giren ve önemli olgular ile ilgilenir.


Bu özelliklerin dışında bilimin bir takım inançlara dayandığı ifade edilir:

  • Bilim realisttir. Buna göre dış dünya özneden bağımsız ve gerçektir.
  • Bilim rasyonalisttir. Buna göre dünya anlaşılabilir ve akla uygun bir dünyadır. Bu nedenle olguları akıl yolu ile kavramaya elverişli bir düzeni vardır.
  • Bilim nedenselcidir. Buna göre doğadaki her şeyin bir nedeni vardır, doğadaki bütün olgular arasında neden-sonuç ilişkisi bulunur.
  • Bilim nicelcidir. Buna göre var olan her şey ölçülebilirdir.

Bilimsel yöntem ise sistemli gözlem, ölçüm, ve deney, ve formülasyon, test etme, ve hipotezlerin değiştirilmesini içeren yargılama metodudur.

İnsanların bilim ile bilgiyi karıştırdığını düşündüğüm için böyle bir başlık açmaya ve bilimin ne olduğunu tartışmaya yatırıyorum.

Döngü durumu. Fikriniz?

Şöyle hikaye tarzı anlatmaya, açıklamaya çalışayım.

Yaşadığınızı varsaydığınız hayatın içinde, gündelik ve özellikle etkisinde kaldığınız duygusal, fiziksel, saykolojik haller oluyor. Bu durumlar akabinde, hayatınıza kişiler giriyor çıkıyor, sizlerde olumlu olumsuz renkler, kokular bırakıyor. Bu durumlara isimler veriyorsunuz, çözmek değil önemsiz diyerek zorlanma halinden çıkış bulma niyeti ile.

Bu yaşanılan olaylar, durumların içinde kendinizde rahatsız eden bir durum gördüğünüzde bunu değiştirmek için, isterseniz psikolojik, isterseniz eylemsel şeyler almaya, yeni şeyler katmaya başlıyorsunuz bu durum halinede travmatik durum sonrasında yeniden toparlanma veya başka bir kesim ise çözülme olarak nitelendiriyor.

Daha sonra o durumlar o haller üzerinden aylar, yıllar geçiyor hatta anılarınızda olaylar canlanmıyor, temizlenmiş gibi isimler takıyorsunuz. Zorladığınızda anıların çok az kısmının aslında kendi şu an ki bilinçlilik haliniz ile yeniden yorumluyorsunuz, fakat yorumladığınızı farkettiğiniz an aslında akvaryumdaki bir balık gibi aynı cam fanusun içinde dönüp dolaştığınızı ve isimlerin, kişilerin değiştiğine tanık olup, akabinde aslında tekrardan aynı şeyi yaşadığınızı farkediyorsunuz. Bu yazıda anlattığım durum bir insanın yani karşı cinsin yarattığı bir durum değil tabii ki. Mümkün olduğunca kelimelere dökmeye çalışıp düzgün aktarmaya çalışma kaygısı ile yazılmakta…

Bu durumu farkettiğiniz zaman bir kısır döngü içinde devindiğinizi ve aslında birşey yapamıyacağınızı ama bir yandan da yapabileceğinizi biliyorsunuz fakat zaten bu “Sorgulama” hali daha öncesinde yaşanan durum içinde de olmuştu diyorsunuz. Çıkmazda hissediyor fakat bu çıkmazda olma hissiyatı ile güç kaznaıyorsunuz iyide bu o dönemde de olmuştu. ve bu ilk değil belki 3 belki 4. kez karşınıza çıkan bir durum.

Bilmiyorum diğer insanların da bu gibi cevaplamaya veya isim vermeden karara ulaştırmaya çalıştığı eylemleri bulunmaktamıdır. fakat düşüncelerimi doğru aktarabildiysem aşağı yukarı sizin düşünce ve fikirlerinizi merak etmekteyim.

Burda birşeyleri refaha kavuşturmak gibi bir beklenti elbette ki oluşmasının mümkünatı yok.

Fikirlerinizi arzuluyorum! 🙂

Kapitalizm ve Mülkiyetçilik

Doğada insan dahil bir çok canlı mülkiyetçidir. Mülkiyetçilik ise kaçınılmaz bir şekilde kapitalizmi doğurmaktadır. Sorunun temeline inmeyi kimse istemez. Kapitalizmi sorun olarak gören çoğu kişi kendi mülkiyetçiliğini sorun olarak görmez. Sorun olarak görmemesi bir yana, kendini bu konuda haklı bile görür.

Temelinde, doğal olan mülkiyetçilik varken kapitalizmin uzaydan veya dış dünyalardan geldiğini iddia edemeyiz. Doğanın ve insanın içinde olan bir şeye düşman olmak, kendi doğamıza düşman olmak gibidir.

Yapılması gereken; ya düşmanlığımızı bitirmek veya doğamızı köklü bir şekilde değiştirmektedir.

Laiklik

Türkiye’de gerçekten laiklik olduğuna inanıyor musunuz? Sizce devlet her dine eşit mesafede mi? Hristiyanlara karşı işlenen misyoner cinayetleri için ne diyeceksiniz? Peki ya eğitimde bazı hristiyanları (süryanileri) hedef gösterecek konuların olması?

Sayılabilecek daha çok şey var. Bütün bunların ışığında Türkiye’de gerçekten laiklik olduğuna inanıyor musunuz, yoksa devlet dini tekelinde tutmaya çalışan sadece bir dini görüşü dayatan bir kurum haline mi gelmiş durumda?