Ockham’ın Usturası

Ockham’ın Usturası teorisi temel olarak “her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır” felsefesi üzerinde şekillenir.

  1. yüzyıl filozofu Ockham’lı William tarafından ortaya atılmıştır. Latince “Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem” olarak ifade edilen ilkeye göre zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir. Bilimsel düşünüşte önemli bir yeri bulunmaktadır.

Başka bir deyişle şöyle özetlenebilir: Bir olayı, fenomeni açıklamak için kullanılacak olan iki açıklamadan daha basit olanı yani daha az varsayımda bulunanı tercih edilmelidir. Söz gelimi dünyanın uzaydaki hareketini açıklamak için daha önce geliştirilmiş olan genel cisim hareket yasalarını kullanmak bu duruma özgü yepyeni varsayımlar geliştirmeye kıyasla daha makbuldür.

Bilim ile sahte bilimi ayıran en önemli unsurlardan biridir. Sahte bilim olayları açıklamak için daha karmaşık olgular üretirken bilim daha sade açıklamalar üretir. Sitemize sıkça uğrayan “sözde bilimsel” yazılar makaleler ekleyen bir çok kişinin açıklamalarına bakarsanız, problemin kendisinden daha karmaşık olduğunu görürsünüz.

BAŞARIYA GÖTÜREN YEDİ BASAMAKLI YOL

BAŞARIYA GÖTÜREN YEDİ BASAMAKLI YOL

İnsan potansiyeli alanında sayısız kitabı olan Deepak Chopra, ”Başarının Kanunu” adlı kitabında, başarıya götüren 7 anahtar veriyor.

Başarı, hedeflere adım adım ulaşmak olarak tanımlanabilir. Başarı denince akla ilk olarak maddi başarı gelse de, bu başarının bir tek yönüdür. Başarı aynı zamanda, kendini ve yaşamı da başarmaktır: İyi ilişkiler, özgüven, özgürlük, duygusal ve psikolojik denge, mutluluk duygusu, iç huzur…

Başarılı olmayı hemen herkes ister ama gene aynı çoğunluk başarının, çok çalışma ve gerektiğinde birilerine zarar verme pahasına elde edilebileceği düşünülür. Bedeli yüksektir kısacası.

Dr. Deepak Chopra’nın, ”Başarının Kanunu” adlı kitabı tam da bu noktada karşımıza çıkıyor: Chopra, doğayla uyum içinde yaşadığımızda, ne o kadar çabaya, ne de bu bedellere gerek kalmayacağını söylüyor. İşte Chopra’nın anlattığı, mutluluğa götüren yedi anahtar…

1- Salt mümkünlük kuralı
Deepak Chopra kitabına, ilk tinsel kural olarak salt mümkünlük kuralı ile başlamış. Bu kurala göre, gerçek doğanızı, özünüzü ne kadar çok anlarsanız, salt mümkünlük alanına o kadar çok yaklaşırsınız.

Salt mümkünlük kuralını nasıl uygulayabilirim?

  • Chopra’nın özellikle altını çizdiği noktalardan birisi yargılamamak ve yargıda bulunmaktan kaçınma çalışması. Diyor ki, ”Bugün olup biten hiçbir şeyi yargılamayacağım diyerek güne başlayın ve gün boyunca yargıda bulunmaktan kaçının.”
  • Her gün, en azından bir çiçeği koklayarak, mümkünse denizin ya da bir akarsuyun sesini dinleyerek, günbatımını izleyerek doğayı, her canlıda bulunan zekâyı gözlemlemek için zaman ayırın.
  • Her gün sessiz kalmak ve yalnızca var olmak için zaman ayırın.

2- Verme kuralı

Chopra bu kuralı, ”Evrenin işleyişi, dinamik alışverişle olur: Vermek ve almak evrendeki enerji akışının farklı yönleridir” diye açıklamış ve devam etmiş: ”Ne kadar çok verirseniz, o kadar çok alırsınız çünkü evrendeki bolluğun yaşamınızdaki dolaşımını korumuş olursunuz. Aslında, yaşamda değerli olan her şey vermekle çoğalır. Vermekle çoğalmayan şey ise ne vermeye, ne de almaya değerdir. Vermenin ve almanın ardındaki en önemli şey niyettir. Niyet, daima veren ve alan için mutluluk yaratmak olmalıdır.”

Verme kuralının uygulanması:

  • Nereye gitsem ve kiminle karşılaşsam, ona bir armağan götüreceğim: Bu armağan bir iltifat, bir çiçek ya da bir dua olabilir.
  • Bugün yaşamın bana sunduğu bütün armağanları minnet duygusuyla alacağım.
  • Birileriyle her karşılaştığımda, sessizce onlara mutluluk, sevinç ve kahkahalarla dolu bir hayat dileyeceğim.

3- Karma ya da neden sonuç kuralı

Her eylem bize aynı türde geri dönen bir enerji üretir: Ne ekersek onu biçeriz. Düşüncelerimiz, sözcüklerimiz ve yaptıklarımız etrafımıza ördüğümüz ağın iplikleridir. Başkalarına mutluluk getiren eylemleri seçtiğimizde, neden sonuç kuralının meyvesi mutluluk ve başarı olur.

Neden-sonuç kuralı nasıl uygulanır?
* Bugün, her an yaptığım seçimleri gözleyeceğim. Bu seçimleri yalnızca gözlemekle, onları bilinçli algılama alanıma getireceğim.
* Ne zaman bir seçim yapsam, kendime iki soru soracağım: ”Yapmakta olduğum bu seçimin sonuçları ne olabilir?” ve ”Bu seçim bana ve bu seçimden etkilenenlere başarı ve mutluluk getirecek mi?”
* Bana rehberlik etmesi için yüreğime danışacağım ve onun rahatlık ya da rahatsızlık mesajlarına göre yönümü tayin edeceğim. Eğer seçimim rahatsızlık duygusu veriyorsa duracak ve yüreğimin gözüyle eylemlerimin sonuçlarını izleyeceğim.

4- Asgari çaba kuralı

Chopra, asgari çaba kuralını, ”Doğa zekâsının, çaba gerektirmeyen bir kolaylıkla ve sınırsız bir kaygısızlıkla işlediği gerçeği üzerine kurulmuştur: Kuşlar uçmaya çalışmaz, uçar; çiçekler açma çabası göstermez, sadece açarlar. Bu asgari çabanın, direnç göstermemenin ilkesidir. İşte bu nedenle de, uyum ve sevgi ilkesidir” şeklinde anlatıyor.

Asgari çaba kuralı nasıl uygulanır?

  • Bugün kişileri, olayları, durumları oldukları gibi kabul edeceğim.
  • Her şeyi olduğu gibi kabullenerek, içinde bulunduğum durumun ve sorun olarak gördüğüm bütün olayların sorumluluğunu üstleneceğim. Sorumluluğun, içinde bulunduğum durum için hiç kimseyi (kendim dahil) suçlamamak olduğunu biliyorum.

5- Niyet ve arzu kuralı

Her niyet ve arzunun yapısında gerçekleşmesini sağlayan mekaniği mevcuttur. Bir niyeti salt mümkünlüğün bereketli zeminine attığımız zaman bu sonsuz düzenleme gücünün lehimize çalışmasını sağlarız.

Niyet ve arzu kuralı nasıl uygulanır?

  • Bütün arzularımın bir listesini yapacağım. Nereye gitsem bu listeyi de yanımda götüreceğim. Gece yatmadan önce, sabah uyandığımda bu listeye bakacağım.
  • Arzularımın bu listesini salıverip yaradılışa teslim edeceğim. Bunu yaparken işler istediğim gibi gitmediğinde bunun bir nedeni olduğuna ve evrensel planın benim için kendi tasarladıklarımdan çok daha büyük projeleri olduğuna inanacağım.

6- Bağlanmama kuralı

Deepak Chopra diyor ki, ”Hiçir şeye bağlanmamak belirsizliğin bilgeliğini barındırır. Belirsizliğin bilgeliğindeyse geçmişteki şartlanmaların hapishanesi olan bilinenden bağımsız olma vardır. Her şeyin mümkün olduğu bu alana, yani bilinmeyene geçmeyi istediğimiz zaman, kendimizi tüm evrenin dansını düzenleyen yaratıcı zekâya teslim etmiş oluruz.”

Nasıl uygulayabilirim?

  • Bugün kendime ve çevremdekilere oldukları gibi olma özgürlüğünü tanıyacağım. Sorunlara zorla çözüm bulmaya çalışarak, yeni sorunlar yaratmayacağım.
  • Bugün belirsizliği yaşantımın temel bir öğesi olarak kabul edeceğim. Belirsizliği gönülden kabul etmemle birlikte tüm karmaşanın içinde çözümler belirmeye başlayacaktır.
  • Tüm imkânlar alanına adım atacağım ve kendimi sonsuz seçeneklere açık tuttuğum zaman ortaya çıkacak mükemmel heyecanı bekleyeceğim.

    7- Dharma kuralı ya da yaşamın amacı

Dharma, ”yaşamın amacı” anlamına gelen Sanskritçe bir sözcük. Dharma kuralı, bir amaca ulaşmak için maddi şekle büründüğümüzü söylüyor, ”Herkesin yaşamda bir amacı vardır” diyor Chopra: ”Başkalarına vereceği benzersiz bir armağan ya da özel bir yetenek. Biz bu benzersiz yeteneği başkalarına hizmetle birleştirdiğimiz zaman, bütün amaçların nihai amacı olan kendi ruhumuzun coşkusunu ve mutluluğunu yaşarız. ”

Dharma kuralının uygulanması:

  • ”Nasıl hizmet edebilirim?” ve ”Nasıl yardımcı olabilirim?” sorularını kendime her gün soracağım.
  • Benzersiz yeteneklerimin ve onları ortaya koyarken yapmayı sevdiğim şeylerin tümünün bir listesini yapacağım. Benzersiz yeteneklerimi dışa vurup bunları insanlığın hizmetinde kullandığımda, zamanı unutur ve başkalarının yaşamına olduğu kadar kendi yaşamıma da zenginlik yaratırım.

Atatürk’ten Suud Kralına Mektup

HZ. Muhammedin Mezarını yıkıp yerini degiştirmek isteyen Zamanın SUUD Kralına ATATÜRK’ÜN Kendi el yazısı ve imzasıyla çektigi Telgraf.. Dikkatli okuyun Yazıya başlarken Krala sayın kelimesini kullanmıyor.. “” SUUD Kralı Dikkatine !! Tarafımıza ulaşan haberlere göre ALLAHIN Sevgili ve Özel Kulu, Elçisi Peygamber efendimiz HZ.MUHAMMED MUSTAFA’NIN (S.A.V)Kabrini yıkıp yerini degiştirecekmişsin O Mezarın Tek Taşına dokunursan KURTULUŞ Savaşını bırakır ordularımla aşağı inerim.

Yıl 1919 Haziran 26. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


Son zamanlarda facebookta bu paylaşımı o kadar çok kişide gördüm ki anlatamam. Tam bir şehir efsanesi, sahte hikaye nasıl oluşturulur ve böyle bir sürü inanan çıkar şaşırtıcı.

Birincisi ortada böyle bir telgraf yok. İkincisi Atatürk böyle bir telgraf çekecek adam değil. Üçüncüsü telgrafın çekildiği tarihte henüz Kurtuluş Savaşı diye bir şey olmadığı gibi Atatürk’ün ordusu dahi yok.

Yani neresinden tutsanız elinizde kalacak bir sahte hikaye.

Yeniden Yaratım

Nedir bu olan biten? Niye varolduk, niye yaşıyoruz? Birşeylere tutunup devam

ediyoruz? Nasıl bir döngünün içindeyiz? ve başka bir sürü soru.

Tanrıya inanmıyorum. Tanrının olmadığı bir evrende anlam bireyseldir. Bireyin

kendini yönelik çabasıdır anlamı. Bu anlam ise kişinin kendi tarihinde gizlidir.

Doğum ile başlayan bu süreçte şu an içinde olduğumuz durumu, kendimiz

dediğimiz şeyi anlayabilmek için geçmişimize doğru gitmeliyiz. Bebeklikten

itibaren kurduğumuz yapıların ‘nasıllarına ve niyelerine’ bakabilmeliyiz.

Dünyaya atılmışız ve bizi izleyen, cezanladıran ya da ödüllendiren ve bu haliyle

yaşamımıza anlam olanağı sağlayan bir varlık olmadığına göre çok boktan bir

dünyada yaşadığımızı kabul etmekle işe başlasak iyi olur. Dünyaya geliş

sebebimiz iki insanın anlam sorunun birleşmesinin bir ürünüdür. Kendi hayatında

bu anlamı yaratamayış taptaze bir yaşam ile bunu yeniden yaratma olanağıymış

gibi durur bu iki insanın karşısında. Tabi bunun farkında değilledir. Daha bilinçsiz

bir dışavurumdur bu. Bu haliyle bir çocuğa ihtiyaç duymak tamamen psikolojik

bir durumdur. Ne neslin devamı ile ilgilidir ne de kadının annelik güdüsü ile ilgilidir.

Haliyle çocuk yapmak yanlıştır. Ama bu yanlışın farkına varabilecek ve bunu

kabullenebilecek insan azdır.

Dünyaya geliş böyle bir nokta ile başladığından yenik başlarız. Yenik başladığının

farkına varmak bir çok kavramı alt üst eder. Aile, ilişkiler, sorumluluklar yani

düzenin toptan kendisi. Tüm bunlar çeşitli kurgular üzerinden anlamlandırılmıştır

ve bir çoğu yanlış içeriklerle doludur. İşte bu yüzden birey kendi yaşamından

kalkarak tüm içi doldurulmuş kavramları sorgulayıp birşeylere ulaşabilir. Diğer

türlüsü ezbere yaşamaktır. İnsanın kendini bu anlamda yeniden yaratımı kendi

anlamına denk düşer. Bu zorlu ve çok gerçekçi bir süreçtir. Asıl ve güzel olan;

İnsanın belki yıllarca farkına varamadığı sebepler zincirini görebilmeye başlaması

ve bunu bir ucundan yakaladıktan sonra dahası için çabalayışıdır.

Değer Katılığı

Değer tuzakları içinde en yaygın ve en belalısı değer katılığıdır. Bu, daha önceki değerlerle ilgili kesin yargılar nedeniyle, kişinin gördüğü şeyi yeniden değerlendirme yeteneğinin olmamasıdır.

Nitelik, değer, dünyanın nesne ve öznelerini yaratır. Olgular, değer onları yaratıncaya dek yokturlar. Eğer değerleriniz katı ve değişmezse yeni olgular öğrenemezsiniz.

Bu durum genellikle olgunlaşmamış tanıda görülür; sorunun nerede olduğuna eminsinizdir ve eğer düşündüğünüz gibi değilse takılır kalırsınız. Bu durumda yeni ipuçları bulmanız gerekir, ama onları bulmadan önce kafanızı eski düşüncelerden arındırmalısınız. Değer katılığı belasından kurtulamamışsanız gerçek yanıt doğrudan yüzünüze bakıyor olsa bile göremezsiniz, çünkü yeni yanıtın önemini anlayamazsınız.

Değer katılığı ile ilgili en güzel örnek Hindistana özgü eski maymun yakalama tekniğidir. Bir yere sabitlenmiş hindistan cevizinin içi boşaltılır ve bir delik açılır. İçine pirinç konur. Delik maymunun elinin girebileceği kadar geniş ama pirinci kavramış olarak çıkaramayacağı kadar dardır. Maymun elini hindistan cevizinin içine sokar ve tuzağa düşer. Yalnızca kendi değer katılığı yüzünden. Avcılar gelir, yaklaşır, yaklaşır. O anda maymunun, pirincin özgürlükten daha üstün gören değer katılığını yenmesi gerekir ama bunu başaramaz. Avucunu açıp özgürlüğü seçmek yerine avucunda prinçle yakalanacaktır.