Ölümden Sonrası

Öleceğinize gerçekten inanıyor musunuz?
Cidden ve sahiden ama?
Gerçekten bir gün yaşamınızın sona ereceğini düşünüyor musunuz?

Zamanınız var. Yanıt vermek için acele etmeyin. Ama geçen her saniye ömrünüzden yediğinizi de unutmayın tabii.

Belki ölüm gerçeğini genel olarak kısmen kavrayabiliyoruz ama özel olarak kendi ölümümüzü kavrayabiliyor muyuz? Kendi ölümümüz karşısındaki durumumuz Ermeni asıllı Amerikalı yazar William Saroyan’ın geride bıraktıklarına yazdığı bir mektubunda belirttiği gibidir: “Herkes ölecek ama ben hep benim için bir istisna yapılabileceğine inanmıştım.”

Diğer yandan, ölümü tümden aklımızdan çıkarıp atamıyoruz. Ölümlü olduğumuzla ilgili düşünceleri ne kadar bastırmaya çalışırsak çalışalım yine de onlar oradan buradan pırtlayıveriyorlar. Önüne geçilemez “pırtlamalar” bunlar, çünkü ölüm insan yaşamının değiştirilemez bir parçası.

Hem öleceğini bilen hem de sonsuza dek yaşamayı hayal edebilen tek yaratık biziz. İşte bizi çıldırtan da bu zaten. Ölümden ödümüz kopuyor. Ve yaşam, sonunda uçurumun boşluğunda kaybolmak dışında hiçbir hedefi olmayan bu yaşam ne kadar da anlamsız. İşte tam da bu yüzden insanın ölümlülüğü felsefenin temel sorularıyla iç içe geçiyor.

Temel sorular: Yaşamın, özellikle de bir gün sona erecek yaşamın anlamı nedir? Öleceğimizi bilmek yaşamlarımızı nasıl etkiliyor? Sonsuza dek yaşasaydık yaşamın bugün olduğundan tamamen farklı bir almamı mı olurdu? Bin ya da iki bin yıl yaşadıktan sonra varoluşsal can sıkıntısından bunalıp her şeyin bitmesini mi özlerdik?

Ruhlarımız var mı? Varsa bedenlerimiz öldükten sonra yaşamaya devam ediyorlar mı? Neden yapılmış peki bu ruhlar? Sizinki benimkinden daha mı iyi?

Yaşam-ölüm döngüsünü kesen bir başka zamansal boyut var mı? Daima şimdi ki anda yaşayarak “sonsuza dek yaşamak” mümkün mü?

Cennet uzay-zamanda bir yer mi? Değilse, nerede ve hangi zamanda? Oraya gitme şansımız ne?

Ve sizin ölüm, ölümden sonrası hakkındaki sorularınız, düşünceleriniz nelerdir?

Sahiden öleceğinize inanıyor musunuz?

Az Önce

Hepimizin hayatında az önce olup biten ve bir an önce yayınlayarak bildirmek istedikleri olabilir.

Az önce:

Benceleyin bir balkon konuşması yorumu…

…sizlerin de, sizlere ait olan ve de az önce olan bitenleri buradan yayınlayabilirsiniz.

Az önce işte.

🙂

DİN YORUMCULARI

Gerçekler nerede olsa kendini gösterir.Gerçekler yorumu gerektirmez.Ama hayaller üstüne istenildiği kadar çok şeyler anlatılır.

Kur’an yorumcuları, Kuran’ın bir kelimesini örnek olarak gösterdikten sonra; Bu kelime ile ilgisi olmayan başka bir anlamı çıkarıp fetva veriyorlar.Sonrada Kuran’ın bölümlerini kendi kafa yapılarına göre yorum yapıyorlar. Sonra da iğne batırılmış gibi Kuran değiştirilmez,İslamda değişiklik yapılmaz gibilerden çığlık koparıyorlar. Oysa Kuran’ı kafa yapılarına göre yorum yapanlar.Nasıl ? Hemde kendi yorumlarıyla! Sonrada Kuran’da buda var gibilerinden insanlara fetva veriyorlar.

Bilim ve tekniğin yardımlarıyla bir buluş oldumu Kuran’da buda var diyorlar.Öte yandan gerçekler bilinmesin istiyorlar,gerçekler yok olsun istiyorlar.Bilim onların karşısında hayallerle değil,sağlam kanıtlarla çıkıyor. Bu sağlam kanıtlar dan en çok yararlananlar da din sözcülerinin yandaşları oluyor.

07.05. 2009 ALMANYA
SELAMİ SAĞIR

Uzay Nedir ?

İnsanlar tarih boyunca başlarının üzerinde yükselen bu büyük boşluk üzerinde düşünmüşlerdir. Bu boşluğa pek çok isim vermişlerdir. Mesela bunlardan birisi GÖK !!
Yıldızlar ve diğer gök cisimlerinin bulunduğu bu alana bugün Uzay boşluğu adı verilmektedir. Kavram olarak Uzay; madde ve enerjiye ev sahipliği yapan bir mekandır. 3 boyutlu olarak gözlemlenmiştir, Zamanla birlikte 4 boyutlu bir sistem olarak kabul edilir. Dar anlamıyla Uzay gök cisimlerinin bulunduğuu bir mekan ve alan olmakla birlikte bugün aslında daha temel manada atom içi alanıda kapsayan bir özelliğe sahiptir. Dolayısı ile maddenin iç yapısında da büyük miktarda mekan yani Uzay vardır.

Buraya kadar anlattıklarım uzay hakkında bilinen ve kabul edilenlerdir.
Ancak benim amacım kendi düşüncelerimi buradan paylaşarak sonraki zamanlara ve insanlara bir hareket noktası bırakmaktır.
Benim düşünceme göre Uzay bir mekan olmasının ötesinde, bir varlıktır. Adına madde diyemeyeceğim, ama maddenin sahip olduğu özelliklerden belki bazılarına sahip olan bir varlık..

Bu düşünceye nereden vardım. ?

Fizik biliminin bulduğu yasalarda kullanılagelen bazı Evrensel sabitler vardır. Bunlar bulunan yasalarla gözlemlenen olguları birbirine uydurmaya yarayan sabitlerdir. İnsanlar bir olguyu gözlemler onu modeller ve ölçerler. Ölçtükleri değer ile oluşturdukları model ne kadar iyi uyarsa o kadar doğruya yaklaştıklarını düşünürler. Eğer çok büyük uyuşmazlık varsa modeli yeniden oluştururlar.
Ama uyuşmazlık belli koşullar altında sabit kalıyorsa o zaman bir genel sabit bulurlar, bu sabit; O model ile Evren arasındaki bağlantıdır.
Bu yanlış değildir ama eksik kalan bir şeylerin olduğunu söyler.
İşte bu sabitlerden bazıları,

G : Evrensel Çekim sabiti 
C: Işık hızı
e : Boşluğun birim elektrik sabiti; 
m : Boşluğun birim manyetik sabiti ; 
h  : Planck Sabiti; 
   ve diğerleri için; 
  http://en.wikipedia.org/wiki/Physical_constant    

işte bu sabitlerin kaynağı, düşünceme göre onun madde özellikleri gösteren niteliklerinden kaynaklanmaktadır. Uzay soyutlanmış anlamda içinde madde ve enerjinin olmadığı yerdir. Bir anlamda boştur. Bir şey yoktur yani.. Bu duruma rağmen uzaya, bir takım sabitler verebiliyoruz ve bunu normal karşılayabiliyoruz.

Onu bükerek olmayan bir varlığın kütleçkimini oluşturmasını sağlamasını açıklayabiliyoruz. Bigbang teorisi ile onu sonsuz küçük bir tekillikten patlayarak genişleyebilen bir varlık olarak düşünebiliyoruz.

İşte bu boş olarak nitelediğimiz varlığın bu nitelikleri analojik olarak, bir sıvıyı andırmaktadır. sıvı içerisindeki sıvıyı oluşturan parçacıkların, hem kendilerine hemde sıvı içerisindeki diğer parçacıklara uyguladıkları etki bakımından , ayrıca sıvı içerisindeki dalgalar şeklideki enerji aktarımınında Uzay boşluğu ile sıvı arasındaki benzerlik çok yüksektir.

Ancak benim iddiam; Uzay boşluğunun bir sıvıdan çok, bir katı şeklinde olduğu yönündedir. Küresel olarak kabul ettiğim boyutsuz noktasal parçlardan oluşmuştur. Bu noktaların aralarında Planck sabitinin yarısı kadar bir mesafe vardır. Ve iki parçacık arasındaki çekim Casssimir Effect adı verilen etki ile birbirini çekmektedir . Bunun değeri hesaplanabilir .
Ancak bu çekim; noktaların birbirlerine göre maksimum Planck Uzunluğu kadar hareket etmesine izin verir.
8 noktadan oluşan bir birim küpe Marshall Kutusu adını verdim. Marshall Kutusu iki noktası arasında bir fotonun zamanız olarak hareket edebildiği bir kutudur. Teoriktir. İlginç olan Marshall Kutuları, birbirleri ile birleştiğindede iletimin teorik olarak zamansız olacağıdır. Ancak pratikte foton milyonlarca Marshall Kutusun hareketi sonucu olduğundan ikincil bir hareketin iletilmesi C yani ışık hızı ile olmaktadır.
Yani bir zaman içerisinde gerçekleşmektedir.
Marshall kutusunun iki noktası arasındaki çekimin büyüklüğü, Uzay’ın bir sıvı değil tam aksine bir katı olmasını gerektirir. Adeta bir çelik blok gibi….
Bu yapı üzerinde madde ve enerji; sanki bir sıvının üzerinde hareket eden dalga gibi herhangi bir engelle karşılaşmadan rahatça ve serbestçe hareket edebilir.
Ancak nasıl ki bir sıvının molekülleri arasındaki ekileşimin sonucu olarak sıvı yoğunluğu ve vizkosite gibi değerleri varsa Uzay’ın nitelikleri arasında da Evrensel çekim sabiti elektrik ve manyetik sabitler Planck Sabiti ve diğer sabitler olur.
Işık hızının sabitliği; Marshall kutusunun Uzay’a kazandırdığı bir niteliktir.

HAYAT BU. ADAPTE OLACAKSIN !!!

Samsung Galaxy S, İpod Touch 4, LG 47LH50, Playstation 4, Nokia 5800, Philips LCD Ambilight Spectra … Daha ince, daha hızlı, daha ekonomik, daha pratik, daha renkli, daha parlak, daha seksi, daha karizmatik, daha fonksiyonlu, daha, daha, daha.
E dahası? Dahası da var. 3 boyutlu gözlük. E daha? Gözlüksüz 3 boyutlu. Yok artık, e daha? Biraz zor ama uzay zamanı da birleştirirsek 4 boyutlu geliyor. Çüşşşş.

Ama lütfen dahası olmasın. Daha kolaylaşmasın, daha ışıldamasın telefonum. Daha incelmesin televizyonum. Lütfen yeter artık sayın teknomanyak.

“Rekabet iyiyi doğurur”. “İmkansız hiçbirşeydir”. “Sizin için varız”. Olmayın arkadaş benim için, neyseniz o olun. Ben nerdeyim peki? Televizyonun karşısında, Telefonun yanında, Facebook’un içinde. Ben heryerdeyim. Bu çılgınlığın içinde istesem her şeyi yaparım. Bunu bana siz öğrettiniz. Kişisel gelişim kitapları, evrensel enerjiler, teknolojinin sınırsız hikmeti, yatırım fırsatları. Her şeyi yaparım ben. Bu fırsat kaçmaz

Daha fazla ye, daha fazla iç, daha fazla sıç. Hep daha fazlasını isterim ben. Hayatta ortalama 60 küsür yıl yaşıcaksam, olunca en iyisi olsun dimi? Tabi para gerek bunun için. Adres, milli piyango kuyrukları, popstar elemeleri, az biraz yemek yapmayı biliyorsam MasterChef seçmeleri. Kurukta kalbi bırakma, beş kuruşluk adamlardan zılgıt yeme pahasına girerim ben kumara, bana verilen mesaj hep para olunca. Hayvanlığın lüzümu yok tabi arada bir insalığımı da anarım. En ince ekranlı televizyonumu izlerken domuz eti yememeye dikkat ederim. Liberalim ben ama insanım da. Oğlum Playstation’da dandik kadroyla Barcelonaya 4 çeker, beni benden alır. Diğer oğlan daha akıllı. Daha şimdiden borsanın kurdu olmuş. Kız desen facebook’ta 700 arkadaşı var. Daha ne? Hayat bu, adapte olacaksın.

Ülkem için canımı veririm akabinde. Türküm ben Türk. 1453’ün yıldönümünü gururla kutlar ama Hiroşima’ya atılan bombanın hesabını sorarım. Bu arada 4. oğlan geliyo adını Fatih koyacam, kahpelerin topraklarını fetheden padişahımız gibi olsun huyu. Gelenekler, görenekler adetler çok önemlidir benim için. İnsanlara yardım Hak’tan gelir. Ha bu arada noldu bizim Gümüşhanedeki Hidroelektrik Santral? Bi haber var mı?

Var senin santralden haber. Yaklaşık 1000 kişi vatan haini ilan edildi. Güzel bi haber daha veriyim:11 boyutlu ekran çıkıyor. Sicim teorisyenleri üzerinde çalışıyomuş. Evrensel enerji donuma kadar sokan “Secret” kitabı yazarlarının son kitabı “İnsan istese uçar” da çıkıyomuş.
Son haberlere göre Marx’ın mezarını çalmışlar, Nietzsche’nin ölüsüne tecavüz ediyorlarmış, Dali’nin resimleri saçma olduğu için yakılmış Birtek bebekler Mozart dinlediği için klasik müzik raflardan kaldırılmış. Serdar Ortaç’a devlet sanatçısı ünvanı verilmiş. Bir gün içinde çocuğunu bale, piyano, tenis, güzel konuşma ve matematik kursuna göndermeyi başaran ilk bir milyon veliye de gümüş plaket verilmiş.