MUHKEM ve MÜTEŞABİH Ayetler

Bütün dini kitaplar best seller olmuş kitaplardır. ve bu eserlerin tek sahibi Allahtır. biz müslümanlarda Kuranı Kerimin Allahın eseri olduğunu bilir ve iman ederiz. İncil ve Tevratında Allahtan geldiğini fakat tahrif olduğuna inanırız Hiç bir insan eserine benzemeyen kitabımız Kuran ne roman tarzı nede hikaye kitaplarına benzer. İlk defa okuyanlar yada inancı az olup fitne için arayanlar Kuranın içinde eskilerin hikayesi diyecekleri o kadar şeyi bulup çıkarırlar ki aslında o ayetler farklı yorumu olan ayetlerdir.

Bazı kesimler diyeceklerdirdki: nerden çıktı bu farklı anlamı olmak hususu. Şimdi, eserin sahibi olan Allah Ali imran suresinde öyle noktaya temas etmişki. Kuranın okunması için gereken klavuz bu olmalı cinsindendir. Ali İmran suresi 7. ayetinde Allahın bildirdiği üzere Kuran muhkem ve müteşabih ayetler olarak farklı iki kategoride incelenmelidir. Elmalılı Hamdi Yazır Ali İmran suresi ayet 7-Sana bu muazzam kitabı indiren O’dur. O’nun bir kısmı anlamları kesin olup kitabın temelini oluşturan ayetlerdir. Diğer bir takımları da anlamları benzeşik olanlardır. Ama kalplerinde bir yamukluk bulunanlar fitne aramak ve keyiflerince yorumlamak için sadece anlamı benzeşiklerin ardına düşerler. Halbuki, onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir.

İlimde derinleşmiş olanlar da: “İnandık, hepsi Rabbimizdendir. ” derler. Bunları özü temiz olanlardan başkası düşünemez. özellikle müteşabih ayetler, farklı anlamlar içerdiği için Kuranın özünü anlamayanlar tarafından farklı anlaşılır ve bu günlere kadar gelen yanlışlıklar bu müteşabih ayetlerin ayrımının yapılmaması ve halka ve Kuranı okumayan insanlara anlatılmadığındandır. ve kalbinde iğrilik bulunanlarda Ali İmran suresi 7 de anlatıldığı gibi bu ayetlerinn peşine düşerler. Biz Kuran dostları olarak İyi yaklaşımlarda bulunduğumuz için anlamak anlamak yüce yaratıcının ne demeye çalıştığını anlamak için çalışmalıyız. Şimdi eserin sahibi bize Kuranı böyle okuyun dediği halde bu gün 80 milyon nüfusu olan Türkiyeyi örnek alalım. kaç kişi bunu biliyor yada kaç müfessir Kuranı iki kategoriye ayırmıştır ? Kuranın hangi ayetleri müteşabih hangileri muhkem diye ayırıma gitmişlerdir ? Arap ülkelerinde durum nasıldır bilgim olmadığı için bu konuya geçiyorum.

Müteşabihin anlamı; yoruma açık ayetlerdir. farklı anlam içerebilen ayetlerdir. üzerinde düşünülmesi gereken ayetlerdir. Muhkem ( yani kitabın anası ) olan ayetlere benzemez. bence yapılabilecek en önemli iş Müfessirlerin, din adamlarının ve ilahiyatçıların ortak çalışması olan bir Kuran meali olması ve müteşabih ve muhkem ayetlerinin belirtilmesi ve insanlara anlatılmasıdır. Yukarıda ali imran suresi mealini sadece bir örnek olarak vermiştim. daha iyi karşılaştırma olsun diye diğer müfessirlerdende örnekler veriyorum: Ali Bulaç 7- Sana Kitabı indiren Odur. Ondan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allahtan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. Diyanet Vakfı 7. Sana Kitabı indiren Odur. Onun (Kuranın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab`ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. Edip Yüksel 3: 7 O ki sana bu kitabı indirdi. Onun bazı ayetleri kesin anlamlıdır (muhkem), ki bunlar kitabın özüdür. Diğerleri de benzer anlamlıdır (müteşabih).

Kalplerinde hastalık bulunanlar, insanları şaşırtmak ve farklı anlam vermek için benzer anlamlı olanlarının ardına düşerler. Onların gerçek anlamını ise kimse bilmez, ancak istisnadır ALLAH ve derin bilgiye sahip olanlar “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır, ” derler. Akıl ve anlayış sahiplerinden başkası öğüt almaz. 2 Elmalılı Hamdi Yazır 7-Sana bu muazzam kitabı indiren Odur. Onun bir kısmı anlamları kesin olup kitabın temelini oluşturan ayetlerdir. Diğer bir takımları da anlamları benzeşik olanlardır. Ama kalplerinde bir yamukluk bulunanlar fitne aramak ve keyiflerince yorumlamak için sadece anlamı benzeşiklerin ardına düşerler.

Halbuki, onun gerçek yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar da: “İnandık, hepsi Rabbimizdendir. ” derler. Bunları özü temiz olanlardan başkası düşünemez. Süleyman Ateş 7. Kitabı sana O indirdi. Onun bazı ayetleri muhkemdir (ki) onlar Kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabih(birbirine benzeyen, sonucu tam bilinmeyen)dir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğra(yıp belalarını bul)mak için onunmüteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun tevili(uyardığı sonucun ne zaman gerçekleşeceği)ni Allahtan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Sağduyu sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz. Yaşar Nuri Öztürk 7 Kitapı sana indiren Odur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitapın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşâbihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun teviline öncelik tanımak için Kitapın sadece müteşâbih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır. ” derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez.

Dilsiz, sağır, kör biri kendini nasıl ifade eder. Yaşayan böyle biri varmı bildiğiniz?

Arkadaşlar çok merak ediyorum, makineye bağlı yaşayanların dışında insana bağlı yaşayan veya yaşatılan, aynı anda hem kör, hem sağır, hem dilsiz bir insan varmı bildiğiniz? sadece dokunma duyusu olan yani. Bu insan sadece dokunma duyusu ile hayata bağlanıp yaşarmı, inançlar geliştirirmi, hayat onun için nasıl bir yerdir. paylaşabilirmisiniz bildiklerinizi yada düşüncelerinizi

Cariyelik Nedir?

Cariyelik nedir?

Cariye edinmek ne demektir, kimler nasıl cariye edinebilir?

Evin hanımıyla cariyenin farkı nedir?

İslamiyetin cariyeliğe bakışı nasıldır, zavallı cariyeler için neler yapmıştır?

Yorumlarınızla yol gösterin lütfen, şimdiden teşekkür ederim.

Rulet ve Sermaye

Rulet oyununu bilirsiniz. 37 numaradan 18 i siyah, 18 i kırmızıdır. Ve ister paranızı bir renge (siyah veya kırmızı) isterseniz de bir rakama koyabilirsiniz. Eğer renge koyarsanız kazanırsanız iki katını alırsınız. Kazanma olasılığınız da yaklaşık yüzde ellidir (18/37 veya daha anlaşılır hali %47.5 falan). Eğer sayıya oynarsanız kazandığınızda yatırdığınız paranın 36 katını alırsınız.

Şimdilik o kadar şanslı olmadığımızı düşünelim ve sadece renk üzerine oynamakla ilgilenelim. Çünkü anlatacağım ve devamlı kazandıran sistem bununla ilgili.

Yeterince büyük bir sermayemiz varsa, (örneğin 1 milyon dolar) rulette kaybetmemiz çok düşük bir olasılıktır. Nasıl mı?

Kırmızı renge 1 dolar oynamakla başlayalım. Kaybedersek, bu sefer 2 dolar koyalım, yine kaybedersek 4 dolar koyalım. Bu sefer kazandığımızı varsayalım. Toplam harcadığımız para 7 dolar, kazandığımız para 8 dolar. 1 dolar kardayız. Bunu koyduk bir kenara ve tekrar 1 dolar koyarak başladık aynı sisteme.

1 dolar oynadık, kaybettik. 2 dolar koyduk, kazandık. Harcanan 3 dolar, kazanılan 4 dolar. 1 dolar karımızı yine kenara koyarak devam edelim 1 dolar ekleyerek.

Ve bu şekilde kaybettiğimiz sürece 2 nin katları şeklinde arttıralım bahsi, kazandığımızda toplam harcadığımız paradan 1 dolar fazla kazanmış olacağımız için bunu bir kenara koyarak tekrar baştan başlayalım.

Gördüğünüz gibi…

1, 2, 4, 8, 16, 32, 64, 128, 256, 512, 1024, 2048, 4096, 8192, 16384, 32768, 65536, 131072, 262144, 524288 doları (toplamda 1 milyonu geçtik) kaybetmek için tam 19 defa peşpeşe siyah gelmesi lazım. Bunun olasılığı ise, %0,000002 yani milyonda 2.

insan ve varlık çözümlemeleri-2-

Evren içinde insanın kökeni,karekteri,neliği ve niteliğine dair ;düşünce ve inançların herbirinin kendine göre bir tarifi ve algılaması vardır,hayat sürecinin gelişim ve açılımı dogrultusunda her tarihi dönem ;hayat algılaması bünyesinde tarihsel dönem kesitlikler ve somut gerçekliği içinde insani vaziyete yön vermişlerdir…

tarihsel dönem ve oluşumların ana karakterinden hareketle ayrışmalar dahilinde, insan özüne dair sonuçlar çıkartarak,insanbilim anlayışı ve buna baglı bir insan felsefesi inşa edilebilir…

Hangi bünyedir ki insan uygarlıga biçim ve rengini vermiştir..Temel dogası kurduğu uygarlıklarda açıga çıkmıştır….bu kurumsallaşma insanbilim dogrultusunda nasıl değerlendirilebilir….

Bu bağlamda felsefi ve dini ekoller bazında evren -süreç-tanrı-insan-bilim-siyaset gibi konulara ve kurumsallaşmalara insanın etkisi ve o yapıların insanı belirlemesinin algılaması üzerinde duracagız..

Batı tarihsel sürecinin evrim ve gelişim argumanları dahilindeki oluşumları inceleyerek,varlık içinde insan karakterinin sirkülasyon ve kökenin kafasında nasıl canlandığını ana hatlarıyla somut gerçeklikleri üzerinde irdeleme yapmak;açılıma yön veren karakterin pozisyonunu tanımada bize yardımcı olacaktır…

Bedevi dönemin dinleri olan animizm de;ruhperestlik hakimdir…ruhlar insan gibi şahsiyet sahibidir,ölümsüz olan ruhlara şahsiyet verilir ,ruhlar ölümünden sonra tabiat olaylarından veya varlıklardan birine dönüşerek ebediyen yaşarlar,ruh insan ve hayvanlarda ortak bir kuvvet sahibidir…tenasüh inancı vardır…böylece ilkel insan;tabiat ile insan arasında ortak bir dokuya inanmaktadır….

Tarihsel dönem içinde insanın karakterinin açılımını,somut gerçekligi bu şekilde olmuştur….insan tabiatın kucagınde eşya ve tabiatı kutsallaştırmaktadır… bünyesel doku gelişmemiştir…. Yine ilkel insan;totemlere tapmaktadır…totem daha çok hayvandır ve kabilenin ortak ceddi ,herhengi bir hayvana tekabül ederek sembolleştirilir….böylece bir gurup ruhu oluşturulur,toteme yaratıcılık verilir…totemizm bir toplumu diğerlerinden ayırır..kabilevi yapı insan üzerinde egemendir…bünye kabile istemleriyle vücut bulur…

Buradada gelişmemişlik sözkonusudur…. Evren-toplum-insan ve tanrı anlayışı ;totem içinde eritilir…. Somut gerçekliği içinde insanbilim;tabiat ve ruhların insanı etkilemesi etrafında şekillenir…

Çin dinlerinden taoizmde;evren ve insanda tezat yasaları hakimdir…ancak buna ragmen evrende bir düzen vardır, bu düzeni tao ayakta tutar…vahdeti vücut hakimdir….dünyanın birlik ve bereberliği tao nezdinde;çatışmalar ise;yang ve ying esasına göre şekillenir….medeniyetin lükslerinden kaçınılıp taoya tabi olunmalıdır…

Konfüçyüs;taoyu toplumsal namus üzerine dönüştürerek toplum anlayışı haline getirir…. Hint panteizminde;dünyanın varlığı tanrının bir südurudur….tanrı aşk ve istekle dünyayı vücuda getirir….tenasüh inancı vardır…insan kendi kaderini kendi belirler…Buda ya göre;mutlulugun yolu arzuları yoketmektir….. Zerdüştlükte;ahuramazda enbüyük kuvvettir…hayır ve şer çatışmalı ve ebedidir ,sonunda hayır galip gelecektir…. Bu dinlerde;daha ileri bir evren-tanrı -insan algılaması vardır,insandaki kuvveler gelişme istidatındadır….

İnsanbilime ait argumanlar;dinin belirleyiciliğinin sembol ve gizinin anlanabilmesiyle teşkil edilebilir…. Dinlerden yunan felsefi kanaatlerine geçersek;çıplak insaın burada degerlendirildiği ve bugünkü insanbilimin köklerinin bulundugu görülür….

Presokratik düşünürlerin arke -tabiatı yapan unsur aramasına karşılık,sofistler relativist insanı esas alarak,insan bilime ait ana kıstasları batı süreci içinde ortaya koyarlar….Protogoras ve Gorgias gibi düşünürler insanı her şeyin ölçüsü yapar,hiçbir şeyin kesin olarak bilinemeyecegini iddia ederek septizme kapı aralarlar….

Ancak Sokrat;insanın bilinebilecegini,diyalektik sorgulamalar,ve özü dogurtma yöntemi ile ortaya koyar…..

Yine platon idealardan;Aristo ise madde-suret ilişkisinden hareketle insanın niteliği ve neliginin bilinebilecegini iddia ederler….

Bugünkü batı düşüncesinin akli-seküler argumanlarının temelleri yunan düşüncesi köklerinde aranmalıdır…. Hıristiyanlık etkisiyle batı;özü tevhid gelenegi olan bir dini tahrif ederek;ilkel insandan ve yunan döneminden farklı bir sürece girer….Detaylı bir dini gelenek ve bilimsel süreç vardır….insan açılımı hızlanmıştır…Augustinus;vahyedilmiş dogrular inanılarak kabul edilecektir…Thomasa göre ise akılda temel bir bilgi kaynagıdır….

Tüm bu örneklerden sonuçlar çıkartmamız gerekmektedir…Hayat bütünlüğü ve açılımı dogrultusunda ,tarihsel dönemin argumanlarının belirlemesiyle,insan ve unsurların etkileşimi olmuştur…Saf insan gerçekliğini bilebilmek,ortak karakter ve bünyeyle ilgili temel sonuçlar çıkarmak gerekmektedir…. Toplumsal dönemin argumanlarından çıkarılacak sonuçlarla;hayat-evren-tanrı-kurumsallaşmaların neliği;aşamalı bir seyir içinde tanınarak;insan özüne ait ana dokular blirlenebilir…

Şumullu eser tanınarak ;yazar ve yapının tüm özellikleri ortaya konabilir…. Öncelikle metot olarak batılı beynin ve sürecin argümanlarını,kendi bütünlüğü içinde,somut nesnel süreç ve tarihsel dönem ve konumları itibariyle ele aldığımızı;hayat bütünlüğü anlayışımızdan hareketle,hayatiyetin nerelerde ve hangi konumda kesitleşerek kendi içine döndüğünü;tüm hayat süreci unsurları içinde nesnel süreçten,öze giderek,insanın ,neliği-niteliği ve doğası hakkında kanaatlere varmak olduğunu bir kez daha yineleyelim…

Yeniçağ döneminin ,ortaçağ yapısından köklü olarak ayrılığını haber veren Bacon(Öl.1294)Scotus(öl.1308) ve Williamdır(Öl.1347)….Bu düşünürler ancak maddi olayların gerçek olduğunu,tümel kavramların reddini ve matematik yöntemlerini takip ederek kiliseden ayrılırlar… insan algılamasındaki bütünlük,dinin saptamalarından sıyrılarak dindışı hümanist temellere yaslanmaya başlar…Artık insan tanrının bir kulu degil,kendi kaderini seküler üretimden alan laik bir yapıya bürünmüştür….Yeniçagın başlangıcındaki bilimsel atılımlarla dünya görüşü degişik bir çehreye kavuşmaya devam etti…Alman Cusanus(öl.1464) Kopernikten(Öl.1543) evvel helyo-centrique güneş sistemini savundu….italyan Bruno(öl.1600)panteist bir şekilde bilim argumanlarından hareketle evren-tanrı birligini savundu….

Dogaya bilimsel bakış,doga üzerinde insanın hakimiyeti fikrini getirdi..ingiliz Bacon(öl.1626)kilisenin insan üzerindeki baskısını kaldıran,insanın doga üzerindeki baskısına yön veren en önemli şahsiyettir…. bu dönemde Moore(öl.1538)ve Campennalla(1639)ütopik fikirler ortaya koydular…. Yeniçağın en belirgin metodisti Descartestir…varlık nedir?sualinden,varlıga yönelen ben kimim?sualine yönelmiştir…

şüphe duymak,matematik-mantık-deneyim dini bilgi ve oluşumun yerini aldı…Yüce degerler spekülatif olarak görülmeye başlandı…

Descartin görüşlerinden kartezyenizme yaslanan Spinoza(öl.1677) gibi düşünürler oldugu gibi Hobbes(öl.1679)ve Gassendi(öl.1655)gibi materyalist filozoflarda Descartese karşı çıkmışlardır…çünkü Descartes;aynı zamanda tanrıya inanan bir filozoftur…. Ancak buradaki tanrıya inanç ileride Voltairde ortaya çıkan dogal din algısı ve deist bir tanrı inancıdır… insanın dogasına dair düşüncelerde ;yeniçagda ,ilkçag yunan anlayışı agırlık kazanmaktadır…. Aydınlanma döneminde hayat içinde herbir unsur başta ingiliz deneyciliği olmak üzere farklı yorumlanır…Locke(ÖL.1704)deneyle karşılaşmadan önce ruhu boş bir levha,Berkeley(öl.1753)varoluşu algılanmak olmakla,Hume (öl.1776)tüm düşüncelerin kaynagını izlenime dayandırdılar… Bu dönemde fransız Lamettrie(öl.1705) ve Holbach(öl.1789)materyalist temellerle hareket ettiler…. Voltaire(öl.1788)deist inançları sistemleştirdi….

Rousseau(öl.1778)-Vico(1774)-Herder(öl.1803) matematik harici ve usdışı yorumlarla varlık-insan ve tarihi ele alarak aydınlanma düşüncesine eleştiriler getirdiler,en büyük eleştiri ise Kant(öl.1804) tan geldi…Kanta göre;görüsüz-duyumsuz kavramlar boş,kavramsız görüler kördür…. 19.yyda evrimci düşüncenin,idealizmin ve usdışılıgın hakim oldugu söylenebilir.. Darwin(öl.1882)-Schopenaur(öl.1860)Nietzche(öl.1900)Dilthey(öl.1912),Feurebach(öl.1872) ve Marks(öl.1883) evrimci-idealist ve usdışı yöntemlere örnek düşünürlerdir.. 19 ve20.yyda Kanttan hareket etmekle birlikte;Kanttan ayrılan yöntemler oldu…Metafizige eleştiriler getirildi… Descartesten ,Kanta kadar olan iki cevher anlayışına karşın,Hegel(öl.1831) idealist,bütüncül diyalektigi ile karşı koydu…Aristodan -Kanta kadar insan tanrıca bir akılken;Hegel varlıgı ve süreci bizzat tanrının açılımı olarak gördü….

Yine 20.yyda;analitik-fenomenolojik ve eleştirel anlayışla;nesnel dünyanın varoluşuna yönelindi…. Sonuç şuradadır;hayat süreci içinde ,toplumsal dönem ve durumun gelişimine göre,unsurlar ve insan dogası ,kurumsallaşmalar ve anlayışlar içine dağılmışlardır…

insanbilimin temel argümanları kurulurken yöntem,hayatın neligi içinde seçilmiş -öznel insanı yakalayabilmektir…

insan ne tanrıdır,ne dogadır;ama hem tanrısal ,hemde dogal özelliklerin bireşimidir… insan;tanrısal özellikler ile doga durumu arasında dolanmaktadır… Sartrenin deyimiyle;tanrılık istencindedir,ancak olamayacaktır… Ali Şeriatinin deyimiyle;insan bir tanrımsıdır…..

Tüm batılı tarifler;nihayetinde ,bu ikili durumun içe dönmüş halidir….başkalaştırılmıştır…. İnsan;tanrısallık ve hayvanlık arasında gider-gelir…

Ancak gerçeklik;insanlık tarihi ve birikiminden hareket ederek saptanmalı,hissedilmelidir….