İnsan Davranışları

İnsan tam anlamıyla fedakar olabilir mi? Tam anlamıyla diyorum çünkü ne yaparsak yapalım kendi menfaatimizle ister bir mikron

ister 987 ışık yılı uzaklık olsun aralarında, aralarında bir bağlantı olduğunu düşünüyorum ben.

Veya kendi menfaatimize hizmet etmediği, huzurumuzu sağlamadığı halde sırf “iylik olsun” diye bir davranışta bulunmak mümkün

müdür?

Felsefe Olimpiyatı

  1. Türkiye Felsefe Olimpiyatından bir söz üzerine, liseli öğrencilerimizin yazdığı, yarışmaya katıldığı yazılar.

Soru:
“Eğer Yasalara saygı zorba olmayan bir yönetimin özü, yasalara saygısızlık ise zorbalığın özü ise, terör totaliter baskının özüdür.”
Hannah ARENDT, Ideology and Terror,

Cevaplar yorum olarak.

Seven Bir Fahişeyim Ben

“Herodot kitabında, Babil’de her kadı­nın evlenmeden önce mabette bir erkekle yatmasının zorunlu ol­duğunu, bu yüzden evlenmek isteyen kadınların mabedin etrafın­da oturarak erkek beklediklerini, güzel kadınların hemen bulduğu­nu, çirkin kadınların ise uzun süre bulamadıklarını yazıyor.?

“Sumer kanununa göre evlenen kadın bakire değilse, kocasından boşanırken, bakire olarak evlenen ka­dının alacağı tazminatın yarısını alabiliyor.?

“Antropologlara göre en eski toplumlarda uygarlık kadınlar eliyle başlamış. İlk ipi yapmayı akıl eden, yiyecekleri koymak için tartan ve kilde kap kacağı yapan, yenecek ve ilaç olarak kullanılacak bitkileri, ateşi bulan, hayvanları evcilleştiren kadınlarmış. Kadınların en önemli niteliği de çocuk doğurmalarıydı. Bu olay onların yaratıcı olarak tanımlanmalarına neden oluyordu. Böylece ilk ana tanrıça ortaya çıkmış. Kadınlar da yeryüzünde ana tanrıçanın bir temsilcisi. M.Ö. 10.000 yıllarında ilk tarım topluluğunun başlaması sonucu insanlar arasında bir ‘din’ düşüncesi gelişmiş. Ana tanrıça için küçük tapınaklar yapmışlar. Buralarda düzenlenecek törenler için rahibeler sınıfı oluşmuş. Kuşkusuz tanrıçanın gücüne ulaşmak için seks ayinleri yapılıyormuş. Daha sonra avcılığın başlaması ile erkekler güçlenmiş, bunun sonucu erkek tanrılar ortaya çıkmış, onlara hizmet için de rahipler. Bunlar kadınlar üzerinde baskı yapmaya başlamışlar. İşte o devirde fahişelik vücut bulmuş, diyor Nickie Robert.1

EVRENİN İNSANLAŞMASI

EVRENİN İNSANLAŞMASI
“Bir zamanlar evren denge üstüne kurulmuştur” yargısına varmıştım. Bu tespitim bir hayli hoşuma gitmiş bunun etrafında teoriler kurmaya başlamıştım.

Oysa “göz önündekini, beyin ise onun ardındakini görürmüş”…

Bu sabah evrenin aynı zamanda dengesizlik üzerinde kurulmakta olduğunu düşündüm. Sonra da her iki düşünceyi kardığımda, kurulmak ve kurulmakta olmak gibi bir sorunu da yoktur evrenin yargısına ulaştım. Denge dediğimiz, söz gelimi güneş sistemimizdeki yıldızların ve gezegenlerin, belirli yörüngelere sahip olması ve bu denge durumunun dünya üzerindeki her türlü yaşam ünitelerine ve insan hücrelerine değin girdiğini, hücrenin, atomun bu dengeye göre oluştuğunu düşünmüştüm. Şimdi ise bunların “birkaç milyar yıllık geçici süreçler” olduğunu biliyoruz…

insanbilim soruşturması

Hakikatte ise, insana anlam veren, dış durumlar ve çevresel etkenlerdir: Köylü insan, çiftçi insan, işçi insan, feodal insan, burjuva insan, resmî insan, memur insan, teknokrat insan, aydın insan, sanatçı insan gibi… Fakat insanın, Heidegger’ in deyimiyle, bir de “zâtî ve hakikî vücûdu/varlığı”1 vardır. Bu ise insanın sosyal vaziyetinden, dış ilişkilerinden kaynaklanan ârızî renk, boya ve durumlann altında gizli bulunan varlıksal bir cevherden ibarettir. Maddî nedensellik zincirinden, sosyal determinizimden de çevresel ârızî sıfatlardan bağımsız bir asâlet ve sebep anlamında insan olmak, ondan kaynaklanıyor. İnsanın özelliği olan gerçek ben’in evi ondadır; yani zâtî ve hakikî varlığındadır. İnsan, her gün yaşadığı ve sadece çevresindeki olaylar karşısında tepki gösteridiği iklimsel, bölgesel, geleneksel, sosyal, sınıfsal ve meslekî gereklere binaen meydana gelen normal hallarde, yüce insânî özü/zâtı olan bu ben’den gafildir. Aşk, ölüm ve yenilgi, onu boğucu sudan kurtaran ve kendisine getiren üç güçlü darbedir. Bu darbeler altında insan, her zaman kendi kendi benliğinin dışına yönelttiği bakışlarını artık kendisine çeviri; kendini seyretmeye ve kendisini düşünmeye başlar. Bu değişimle, huzûrî (hakka yakınlaşma) ilmidir. Bu ilimde, ilim (bilgi), âlim (bilen) ve ma’lum (bilinen) birdir. Bu birlik tecrübesinin “bilinç/kendini bilme” , “öz/ftrî değişim” ve varlıksal devrimde esaslı bir rolü vardır. Yine bu yolla insan, içerisinde doğup yetiştiği her sosyal kalıp, sınıfsal çerçeve ve hatta geleneksel-kalıtsal özellikle kendisini kurtaracak, bambaşka yapacaktır. Böylece de başka bir sınıfsal yazgıyı ve ideolojik hareketingidişâtını seçecek derecede olağanüstü bir güce sahip olacaktır. İster burjuvaziye bağlı aydın ve isterse aristokrat bir asilzade olsun, her durumda varlıksal bir ihlas ve devrimci bir fedâkârlıkla kendisinin sınıfsal düşmanı olan işçi, köylü veya çiftçinin yanında yer alır. İsterse aristokrasi kültürü, üstün ,rk bilinci veya tekelci sınıf öğretimi ile yetişmiş bir İnsan olsun, fark etmez. Kısaca hangi çevreden olursa olsun, İnsan böyle bir yolla kitlesel bir görüş sahibi olabilir; gerçekten mahkûm soyun ve mahrum sınıfın özel eğilimlerini, dertlerini, yaralarını, duyarlılıklarını kendi rûhunda hissedebilir, onlarla varlıksal bir yakınlık, samimiyet ve zâtî bir birlik kurabilir. Bu aşama, sosyal sorumluluktan, yapay bir aydın tavrından veya solculuk sorumluluğu esasına dayanan bağ ve ilişkiden daha üstündür. Bu aşamada insan, halkın kendisi olur; halka karşı kendisini, kalemini ve işini bütün sorumluluğuyla ortaya koyar. Halkını düşünür ve aleyhinde olmaz. İşte İbâdet, ârızî renkleri ve boyaları temizlemek, dar sosyal kalıplan kırmak, gerçek varlığı bileyerek/parlatarak ortaya çıkarmak, varlıksal durumlarını harekete geçirerek gizli bilinç hazinelerini çıkarmak, büyük ruhların kültürümüzde eriştikleri “bilgi ve bilincin kalbi” noktasından daha üstün bir duruma gelmek ve bugün Batılı aydınların bu kelimeden anladıklarından daha derin, daha samimi, daha ileri ve daha doğru bir sorumluluğu, yani varlıksal sorumluluğu; Ali’nin dilindeki Kur’ânî deyimle, “Fıtrat Mîsâk” nı keşfetme yolunda çaba göstermektir.(Ali ŞERİATİ)
yukarıdaki sözler etüd edilerek insanbilime giriş yapılabilirmi?