Biliyorum, ölümüne en çok kadınlar üzüldü. Odetta da üzülmüştür biliyorum. Ama ben onu, Odetta’dan daha önce sevmeye başlamıştım. Sahnedeyken sesi, nefis alçalış ve yükseliş sergileyen adamın, sık sık sesi kısılırdı dışarıda. Bir kere beni sevdiğini söylerken kısılmıştı. Ses kısıklığını, bana karşı sahiciliğinin bir göstergesi olduğuna inanmıştım gururlanarak. Pek safmışım! Benden ekmeği uzatmamı istediğinde sesi kısılınca anlamıştım. Bir kere de ışığı söndürmemi istediğinde kısılmıştı. Ona içten içe kırılmıştım. Hatta kızının “Babama nasıl kıydın!?” demesine belki bu cevabı vermeliydim. Çünkü ekmeği uzatmamı isterken sesi kısılmıştı. O bilmez babasını, Odetta da bilmezdi. Ben bilirdim. O acımasız bir adamdı. O alçak bir adamdı.
Sahnede tiratlar atarken, şiirler okurken o korkunç adamı Don Juan sanan o aptal kadınlar da bilmezdi. Kulisin kapısı hep kadın hayranlarıyla dolu olurdu. Kimi getirir gül verir, kimi bir kart yazıp telefonunu bırakır, kimi bir mektup. Kimi de direkt evine çağırırdı. Ama o, sahnesi biter bitmez bana koşardı. Hazırladığım yemeğe bile dokunmadan, hatta ben kapıyı açar açmaz üzerime atlardı. Hemen her gün sevişirdik. Aslında bunları, tüm bunları anlatmalıydım hakime ama, ama yapamadım. Herkes, herkes benden nefret ediyordu. Onlara onu sevdiğimi söylemedim, söyleyemedim. İnanırdım o da beni severdi.