scheiss drauf ya da nerede durmamız gerek?

aslında psikoloji başlığında açmam gerekirdi ama nedense gündem başlığı daha sıcak geldi, sonuçta sonsuz us’un da kendi iç sürecinden kaynaklanan bir gündemi var…

şimdi, bilimsel gelişim tarihini, bilimsel yöntemleri- anlayabildiğimiz kadarını- ölçüt olarak alırsak, alabilirsek ve bunu bir bilimci yaklaşımıyla yansıtabilirsek, nerede tartışma sürecine “scheiss drauf” dememiz gerekiyor?

cahille girdiğim bütün tartışmaları kaybettim diyen adını unuttuğum bilginin yolundan gidip ölçüte göre saçmalayanlara scheiss drauf ile veda mı etmeli yoksa bu saçmalıklar en akıllı adamı bile saçmalatabilir diyerek sonuna dek bütün enerjiyi saçmalıkları çürütmeye mi harcamalı?

scheiss drauf: ko gitsin, gibi bir şey…

tardigrade- uzay boşluğunda da yaşar

Uzay koşullarına dayanabilecek canlıları bulmak için yapılan araştırmada ilk kullanılan denek olan su ayısı, diğer bir adıyla tardigrade, yapılan testleri geçti ve uzayda canlı kalabileceğini kanıtladı. Bu test için sıcağa, soğuğa ve radyasyona dayanıklılığıyla bilinen bu tür seçilmişti.

Omurgasız bir canlı türü olan su ayıları, ıslak liken ve yosunların üzerinde bulunabiliyor. Bu canlılar, kurudukları zaman bile yıllar sonra tekrar hayata dönebiliyor.

Kuru su ayıları, Eylül 2007 yılında uzaya gönderilen Avrupa Uzay Ajansı’nın FOTON-M3 isimli uzay aracına yerleştirildi ve uzayın sert koşullarına maruz bırakıldı. Aracın dönüşünün ardından incelenen örneklerin çoğunun aşırı sıcaklık ve oksijensiz ortamdan zarar görmedikleri, bazı bireylerin ise ölümcül düzeydeki mor ötesi ışınlardan etkilenmediği ve üremeye devam ettikleri gözlendi.

Kahin Neyi Görür?

Geleceği görmek, yaşanacakları hissetmek gibi sezgisel olaylar, sıra dışı kabul edilip ciddiye alınmasa bile cazip bulunur. Bu konuya en ilgisiz insanlar bile geleceğe dair ipuçları duyduğunda heyecanlanıp, ilgi gösterirler. Geleceği görmenin ve hissetmenin türlü ifade şekilleri vardır. Çeşitli fal bakma yöntemleri ile basit gelecek tahminleri yapılır. Gündelik eğlence dozunda gerçekleşen kehanetler dışında, uzun vadeli ve tüm dünyayı ilgilendiren kehanetler yapan ünlü medyumlar ile kâhinler mevcuttur dünyada.

Kehanetlerinde gerçekleşme oranı yüksek olan bazı kişiler, çok ilgi çeker ve ünlü olurlar birdenbire. Dünya tarihinin tüm dönemlerinde gelecek tahminleri mutlaka yapılmış ve kadim uygarlıklarda ülke yöneticileri tarafından bu iş için ücret ödenen kâhinler kullanılmıştır.

Son yüzyılda, modern materyalist bilimin kehaneti reddetmesiyle, eski ilgiyi kaybeden kehanet olgusu, son elli yılın fizik ve astronomi bilimi gelişmeleriyle; farklı bir yerlere doğru ilerlemeye başlamıştır. Özellikle atom altı çalışmaları ve zaman üzerinde öne sürülen teoriler ile geleceğin görülebilmesi daha kabul edilebilir olmuştur şimdilerde. Bu konuda; özellikle elektronun gözlemlenmesi ve paralel evrenler teorileri, kehaneti bazı ölçüler içinde destekler durumdadır ilginç bir şekilde… Yine de kehanetle bilimin buluşması için daha çok fazla yolumuz olduğu kesin.

Tesadüf

Yaşadığımız toplumda, “Tesadüf” kelimesi hiç hoş karşılanmaz. Hatta çoğu kişinin “Hiç bir şey tesadüf değildir” şeklinde tuhaf bir inancı vardır. Öncelikle bir şeylerin tesadüfen mi yoksa sebep-sonuç şeklinde işleyen “nedensellik” gereği mi olduğunu inceleyelim.

Bu konuya ilginç bir örnekle başlamak istiyorum. Elimizde bir zar olsun ve bu zarı atalım. Diyelim ki 6 gelsin. Bütün girdileri (zarın atış hızı, hava şartları, zemin, çarpma hızı, vs vs) bilinmediğine (hesaplanamadığına) göre bu şimdilik rastgele gelmiş bir sonuç olsun. Bu zarı bir kez daha atalım. Yine 6 gelsin. Üçüncü kez atalım. Ve bakıyoruz yine 6 geldi.

Şimdi zarın hileli olmadığını bildiğimizi varsayarak bu zarın kaç kez daha 6 gelmesi lazım ki, bir sonraki atışımızında 6 geleceğine emin olalım. Yani soruyu şu şekilde sorayım eğer karışık geldiyse. Çok büyük bir kumar oynayacaksınız, elinizde ki tüm varlığı ya bir zar ya da diğer 5 zar sonucuna yatıracaksınız. Bu her attığınızda 6 gelen zarın (şu ana kadar her attığınızda) kaçıncı atışından sonra bütün mal varlığınızı 6 ya oynamaya (veya diğer beşine birden oynamaya) karar verirsiniz.

Hawking: Tanrı’ya gerek yok!

Evrenin yaratılmasının kıvılcımı için Tanrı’ya ihtiyaç olmadığını, Büyük Patlama’nın (Big Bang) fizik kanunlarının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söyleyen İngiltere’nin en tanınmış bilim insanı Hawking, “Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır” dedi

Yaşayan en önemli fizikçilerden Stephen Hawking, evrenin neden varolduğunu açıklamak için hiçbir ilahi açıklamaya ihtiyaç duyulmadığını belirtti. The Times’ın Eureka dergisinde son kitabı Büyük Tasarım’dan (The Grand Design) alıntılanan kısmında Hawking; “Kütle çekim diye bir kanun olduğu için, evren kendini hiçbir şeyden yaratabilir ve yaratmıştır da. Hiçbir şeyin olmamasındansa bir şeylerin olmasının, evrenin ve bizim varolmamızın nedeni bu kendiliğinden oluştur” diyor ve ekliyor “Kıvılcımın çakılması ve evrenin işlemeye hazır olması için Tanrı’ya başvurmaya gerek yok.”