Dinin baş doğması

Dinin baş doğması, yani Tanrının varlığı ve bunun kanıtları..

Ben kısaca, tanrının varlığının kanıtları olarak pek çok filozof ve düşünür tarafından öne sürülmüş bir takım ispat girişimlerinden bahsedeceğim.

Bu kanıtların başlıca üç tanesi şu şekildedir;

1) Kosmolojik Kanıt:

Kosmolojik kanıtlara zemin oluşturacak ifadeler ilk olarak Platon ve Aristotales’te geçer. Bunlar daha sonra Leibniz ve Wolf tarafından daha detaylı ve kapsamlı bir şekilde ele alınmışlardır. Kosmolojik bakış açısı, bütün nesne ve fenomenlerin ilk sebebi olarak Tanrı’yı öne sürer. Bu öne sürüş dünyanın zaman bakımından sonlu olduğundan yola çıkarak yapılır ve ilk sebebin (dünyanın ve yerin ilk sebebinin) sonsuz ve gayri maddi olması gerektiği ile tamamlanır, ve bu da tanrının varlığının bir kanıtı olarak kabul edilir.

Vatanseverlik Nedir?

Bir kişinin doğduğu topraklara, çocukluğunun anıları ve umutlarının, hayallerinin ve özlemlerinin bir arada toplandığı yere duyduğu sevgi midir?
Çocuksu bir naiflikle, bulutların akışını seyrettiğimiz ve kendimizin de neden öylesine yumuşakça uçamadığımızı merak ettiğimiz yer midir?
Milyarlarca parlayan yıldızı sayıp, ruhlarımızın derinliklerine işleyen “gözümüzün nuru mu”?
Kuşların müziğini dinleyip, onlar gibi uzak diyarlara uçmak için kanatlarımız olmasını dilediğimiz yer mi?
Ya da annemizin dizlerinde oturup, büyük zaferlerin ve efsanelerin hikâyeleriyle kendimizden geçtiğimiz yer midir?
Kısacası, her santimetre karesinin güzelliği ve eşsiz mutluluk, zevk ve oyun dolu çocukluğumuzu temsil ettiği yere duyulan aşk mıdır?

Eğer vatanseverlik bu ise, bugün pek azımız vatanseverdir.çünkü, oyun mekânları artık fabrikalar, değirmenler ve madenlere dönüşmüştür. Kuşların müziğinin yerini ise, sağır edici makine sesleri almıştır. Artık büyük zaferler ya da efsanelerle ilgili hikâyeler de dinleyemeyiz çünkü annelerimizin öyküleri acı, göz yaşı ve kederi anlatmaktadır.
O halde, nedir vatanseverlik? “Vatansever, efendim, adi ve alçakların son sığınağıdır,” demişti Dr. Johnson.
Zamanımızın en büyük milliyetçilik karşıtı Leo Tolstoy, vatanseverliği bütün katillerin eğitimini tatmin edecek bir prensip olarak tanımlar.
Diğer yandan vatanseverlik, yapay bir şekilde yaratılmış ve yalanlar ile yanlış söylentilerin iletişim ağından kaynağını alan bir boş inandır; insanı özgüven ve değerlerinden kopartırken, ona kibir ve anlamsız bir gurur katan boş bir inan.
Gerçekten de kibir, anlamsız gurur ve egotizm vatanseverliğin ayrılmaz bileşenleridir.
Emma Goldman

Martılar neyi sembolize eder?

Kısa bir zaman önce işyerime bir martının girmesiyle başlayan martılı günlerime temmuz ayındaki üreme dönemleri yüzünden çıkarttıkları ürkütücü ve rahatsız edici gürültü de eşlik etmeye başlayınca martının neyi sembolize ettiğini merak edip googlea sordum. Pek kesin bir kaynak bulamamakla birlikte muhtemelen özgürlüğü temsil ettiği bilgisine ulaştım. Gee uyutmamalrı bir yana, güvercin yediklerini öğrenince biraz kıl oldum bu sevimli görünen varlıklara. Bu konuda bilgisi olan ve paylaşmak isteyen olabilir diye başlık açtım.

Araştırırken ilginç bir paylaşıma rastladım.

“terasta tanık olduğum şu olayı anlatmadan geçemiyeceğim:
aniden iki martı gürültüyle terasa düştüler. arkadaki martı öndekini kuyruğundan gagasıyla yakalamış kanatlarını çırparak çekiştiriyor, öndeki de bas bas bağırıyor ve çırpınarak kurtulmaya çalışıyordu. bir on onbeş saniye bu şekilde boğuştuktan sonra öndeki öğürmeye başladı ve hemen hemen bütün bir balık kustu ve uçarak kaçtı. arkdaki hemen kusulmuş balığı yutup havalandı. ve o ana kadar havada uçup bağrışmakta olduklarını farketmemiş olduğum on onbeş kadar martı balığı yutmuş olanı kovalamaya başladılar.
yani kıssadan hisse, eğer martı iseniz yemeği yemek yetmiyor, ancak sindirdikten sonra başınız rahata erebiliyor.”

Tanımlar ve Kavramlar

Sitemizde tanım ve kavramları ortaklaştırırsak daha iyi ve verimli tartışmalar yapabileceğimize inancımdan dolayı böyle bir başlık açma ihtiyacı hissettim. Bazı kavramları ve tanımları netleştirirsek neye karşı çıktığımızı veya neye katıldığımızı daha iyi yazabiliriz.

Tartışmaları kısır döngüye sokan bu kavram karmaşasına son verelim el birliği ile. Herkes kendisine sorulan tanımları ve kavramları netleştirirse çok sevinirim “anlamak” adına. Yoksa kendimce “anlamlandırmaya” devam edeceğim bu da beni yanılgıya sokacaktır.

Gnostik Teurji -1-

Hakikat nedir? Bildiğimiz hayatın ana sorusudur bu ve hiçbir şekilde cevaplanması kolay bir soru değildir. İki bin yıl önce Romalı Vali Plate İsa’ya aynı soruyu sormuştu, aradan geçen zamanda medeniyet birçok başka alanda epey ilerleme kat etmiş olsa da, öyle görünüyor ki cevaba çok yaklaşamadık. Bu makalelerde size Gnostik Teurjiyi anlatacağız. Bu disiplinin insanın hakikat kavramının en önemli değerlendirmelerini içerdiğini düşünüyoruz. Hakikat hiç kimsenin tekelinde olmasa da, teurji yoluyla modern insanın uyguladığı birçok ruhani sistemin ardındaki temel Gnosis’i size anlatabileceğimizi düşünüyoruz. Görünüşler dünyasının ardında neler olup bittiğini kavramamıza yetecek kadar kavrayış parçalarını bir araya getirdiğimizi düşünüyoruz.

HAKİKAT NEDİR?
Hakikati anlamanın en iyi yolu Antik Yunan’a geri dönmek ve Platon tarafından kullanılan mağara meselini tekrar incelemek. Diğer mesellere kıyasla bu mesel hakikatin ne olduğuna dair bize kesin bir içgörü sunuyor. Platon insanlığın tümünü birer mahkum olarak görür. Hepimiz bir yer altı mağarasında zincirlenmiş ve karanlık bir duvara bakacak şekilde doğarız. Mağaraya ağzındaki küçük açılıktan çok az bir ışık girmektedir. Zincirlerimizden dolayı ışığın geldiği tersi yöne bakarız ve bu yüzden sadece önümüzdeki duvarda geçen gölgeleri görebiliriz. Bu gölgeler mağaranın ağzının ötesinde yaşayan insanlar ve olaylardan gelmektedir. Bizim algılarımız, demek ki, sadece gölgeler ve yansımaların algısıdır. Platon’un esas sorusu içimizden birinin mağaranın dışına kaçmayı başarması durumunda ne olacağıdır?